Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1757 E. 2026/1612 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1757
- Karar No
- 2026/1612
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/1757 KARAR NO : 2026/1612
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/06/2024 NUMARASI : 2020/542 Esas 2024/530 Karar DAVA : TAZMİNAT BAM KARAR TARİHİ : 30/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/07/2026
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 12/02/2019 tarihinde davalılardan ...'in sevk ve idaresindeki ... ticari hat minibüsüne davacının yolcu olarak bindiğini, davacının binişinden sonra davacının oturmasını beklemeden aniden kalkış yapması ve sonrasında fren yapması sebebiyle müvekkili ile kızının araç içinde düştüğünü, müvekkilinin yaralandığını, yaralanmaya bağlı olarak geçici iş gücü kaybı, kalıcı iş gücü kaybı, ilaç, tedavi, bakıcı ve yol giderleri ve manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı .... A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının 2918 sayılı yasanın 97. maddesine göre, müvekkili sigorta şirketine usulüne uygun başvurusunun bulunmadığını, kaza yapan aracın müvekkili sigorta şirketine ZMMS ile sigortalı olduğunu, davacı ve sigortalı araç sürücünün kusurunun tespit edilmesi gerektiğini, aktüer hesabının ZMMS kapsamında tespit edilmesi gerektiğini, talep sonucunun açıklanması gerektiğini, geçici iş göremezlik, geçici bakıcı gideri, tedavi giderinin dosya kapsamında bulunmadığını, davacının almış olduğu malüliyet raporunu kabul etmediklerini, tazminat hesabında TRH 2010 tablosunun esas alınması gerektiğini, ceza yargılamasındaki vazgeçmenin araştırılarak incelenmesi gerektiğini, kaza tarihinden itibaren faiz istenemeyeceğini, müterafik kusur araştırması yapılması gerektiğini, ulaşım giderinin talep edilemeyeceğini, yargılama giderleri ve vekalet ücreti taleplerinin reddinin gerektiğini belirterek davanın usulden reddine, dolaylı zararlar sebebiyle reddine ve diğer hususlarda belirtilen şekilde yargılama yapılmasına karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Davalılar .... vekilleri cevap dilekçesinde özetle; Usule ilişkin olarak davanın zaman aşımına uğradığını, fazlaya ilişkin hakların saklı tutularak davanın açılamayacağını, zarar kalemlerinin netleştirilmesi gerektiğini, sigorta şirketine usulüne uygun başvuru yapılmadığını, manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığını, davacının kusurlu olduğunu, kusur tespiti için İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden rapor alınması gerektiğini, ilaç, tedavi, bakıcı, taksi giderlerinden müvekkilinin sorumlu olmadığını, davacının aktif çalışma yaşını tamamladığını belirterek, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince " ....Toplanan deliller, bütün dosya kapsamı, alınan bilirkişi raporları ve ıslah dilekçesine göre; 12/02/2019 tarihinde davalılardan ...'in sevk ve idaresindeki ... ticari hat minibüsüne davacının yolcu olarak bindiğini, davacının binişinden sonra davacının oturmasını beklemeden aniden kalkış yapması ve sonrasında fren yapması sebebiyle müvekkili ile kızının araç içinde düştüğünü, müvekkilinin yaralandığını, yaralanmaya bağlı olarak geçici iş gücü kaybı, kalıcı iş gücü kaybı, ilaç, tedavi, bakıcı ve yol giderleri ve manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesinin talep edildiği, yargılama aşamasında davacı ...'ün vefat ettiği, veraset ilamına göre mirasçısı ...'ün davacı olarak davaya devam ettiği, Adli Tıp Sağlık Raporuna göre ....'ün yaralanması sebebiyle %54 oranında maluliyetinin bulunduğu, iyileşme süresinin 3 ay bakıcı süresinin 1 ay bildirilmiş olduğu, Trafik bilirkişi raporu ve mahkeme hakiminin takdirine göre meydana gelen kazada davacının %50 davalı araç sürücü ....'in %25 oranında, kazaya etkisi olan ve tespit edilemeyen 3. Kişinin %25 oranında kusurlu olduğu, ....'ün yaralanması sebebiyle kusur ve maluliyet ve geçici iş göremezlik süresine göre 1.371,77 TL geçici iş göremezlik zararı, 17.643,31 TL sürekli iş göremezlik zararı, 639,60 TL bakıcı gideri, 1.331,76 TL tedavi gideri zararının oluştuğu, zararın sigorta poliçesi teminatı kapsamında bulunduğu görülmüştür. Yargılama aşamasında davacı vekili 07/10/2021 tarihli dilekçesi ile davalı sigorta şirketi ile davalı .... arasında sulh anlaşması yapıldığını, sulh anlaşmasının dosyaya ibraz ettiğini, ibraz edilen ibranamede 25.500 TL maddi tazminat, 8.500 TL manevi tazminat ödemesi yapılması ile sigorta şirketi ve .... 'dan alacaklarını almış olduklarını, sigorta şirketi yönünden davadan feragat edeceklerini, sulh beyanını sunacaklarını bildirmiş oldukları, 5 nolu celsede de sigorta şirketi ile sulh anlaşması yaptıklarını, sigorta şirketinin toplam 30.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminat ödemesinde bulunduğunu, ödemenin içinde vekalet ücretinin de bulunduğunu belirterek beyanı imzalamıştır. Davacı vekili bilirkişi raporları ile belirlenen maddi zarardan sorumlu olan ve ayrıca İMMS kapsamında manevi zarardan sorumlu olan sigorta şirketinin ve şirketle birlikte sigortalısı hakkında açılan davada sulh olduklarını beyan etmiş olduğu, zararın tamamından sorumlu olanlar hakkında sulh oldukları dava konusu borcu sona erdirdikleri 6098 sayılı BK'nun madde 166/3 maddesine göre diğer müşterek malik ....ve sürücü ....'in sorumluluğunun ortadan kaldırıldığı, mevcut kaza sebebiyle iç ilişkide zararın paylaşılması gerektiren bir oranın mevcut olmadığı, zararın tamamından bütün davalıların birlikte sorumlu olduğu, bu sebeple sigorta şirketi ve araç maliki ....ile sulh olunması, diğer davalılar yönünden de borcu sona erdireceğinden, açılan dava hakkında sulh sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. "şeklindeki gerekçe ile "Davacının davalılar trafik sigortasını ve İMMS'yi yapan ... ve araç maliklerinden ... ile sulh ve ibra sözleşmesi yapmış olup, mahkememizin 5 nolu celsesinde de bu davalılar ile 30.000 TL maddi 10.000 TL manevi tazminat karşılığında maddi ve manevi tazminat taleplerinin sona erdiğini bildirmiş olup, sorumluluk ve poliçe limitleri kapsamında ve müteselsil sorumluluk BK 166/3 maddesine göre diğer davalılarında sorumluluğu sona ermiş olduğundan açılan dava hakkında sulh sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına'' karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinde görülmüş olan davada müvekkili müteveffa ....'ün geçirdiği trafik kazası nedeni ile %54 oranında malul kaldığını, iyileşme süresinin 3 ay, bakıcı süresinin ise 1 ay olduğunun tespit edildiğini, alınan kusur raporu uyarınca müvekkili ...'ün %50, davalı ... ile dava dışı şahsın %25'er kusurlu olduğunun kabulü ile hesap raporunun alındığını, müvekkili ....'ün ölmesi ile birlikte ise hak edilen toplam maddi tazminatın 20.986,44 TL olduğu sonucuna ulaşıldığını, müvekkili müteveffa ....'ün vefatından sonra tek mirasçısı ....'ün, davayı takip etmek istediğini ve bunu bir dilekçe ile mahkemeye bildirmesinin yanı sıra taraflarını vekil tayin etmiş olup yargılamanın bu şekilde devam ettirildiğini, en nihayetinde ilk derece mahkemesinin, davalı sigorta şirketi ve sigortalı ile müteveffa ....arasındaki sulh anlaşmasının tüm davalılara sirayet ettiğini belirterek karar verilmesine yer olmadığı kararının verildiğini, Yargıtay'ın kabul ettiği üzere sigorta şirketince yapılan ödemenin ön ödeme niteliğinde olup tüm borcu sona erdirmediğini, her ne kadar sulh anlaşması uyarınca sigorta şirketi ve sigortalı yönünden karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesinde bir sakınca yoksa da diğer davalılar yönünden karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karar verilmesinin hukuka uygun olmadığını, müteveffa ile davalı sigorta şirketi arasında yapılan ve dosyaya sunulan sulh anlaşmasında açıkça sulh anlaşması yapılan kişinin, sigorta şirketi ile sigortalısı olduğu belirtilmiş olup bu şahıslar dışındaki davalılar konusunda herhangi bir sulh yapılmadığını, bu nedenle davalı sigorta şirketi ile sigortalısı haricindeki davalılar konusunda yargılamanın, sulh anlaşması yokmuş gibi devam ettirilmesinin, sadece belirlenecek olan tazminattan, sigorta şirketinin ödediği tazminatın mahsup edilmesi gerekmekte iken anlaşmanın tüm davalılara sirayet ettirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı sigorta şirketi ile yapılan sulh anlaşmasının, hakkın özünden feragat edildiği ya da daha fazla tazminat talep etme hakkından vazgeçildiği anlamına gelmemekte olup ilk derece mahkemesinin olayın özelliklerine göre uygun bir manevi tazminat belirleyerek sigorta şirketinin ödediği tazminatı mahsup etmesi ve sigorta şirketi ile sigortalı haricindeki davalıları bu tazminattan sorumlu tutması gerektiğini, sigorta şirketince ödenen manevi tazminat miktarının 8.500 TL olup bu manevi tazminat miktarının, %54 oranında malul kalan, yani yarıdan daha fazla engelli hale gelen, kaza nedeni ile ameliyat olmak zorunda kalan ve protez takılan, ATK tarafından iyileşme süresi 3 ay belirlense de yaşının ve diğer hastalıklarının etkisiyle bir seneden fazla iyileşme gösteremeyen, yine bakıcı süresi ATK tarafından 1 ay belirlense de kalçasından ameliyat olması neredeyse ölene kadar bir başkasının yardımı olmadan oturup kalkamayan, hatta bir süre tekerlekli sandalye kullanan, çok uzun süre ağrı ve acı çeken müteveffa için oldukça düşük olduğunu, ilgili tazminat miktarının, günün ekonomik koşulları ve enflasyon bazında değerlendirildiğinde de, oldukça düşük kalmakta olup gerek somut olayın özellikleri gerekse de ekonomik kriterlerin, tazminat miktarının yükseltilmesini zorunlu kıldığını, davalı sürücünün, yolcusu olan müteveffanın oturmasını beklemeden, aceleci davranması nedeni ile yaşanan kazada müteveffanın yaşının, %50nin üzerinde yaralandığının ve uzunca bir süre iyileşemediğinin dikkate alınarak daha fazla manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken hukuka aykırı şekilde karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesinin kabul edilemez nitelikte olup ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ile hükmedilen manevi tazminatın artırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; trafik kazası nedeni ile cismani zarardan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde " Davacının davalıların trafik sigortasını ve İMMS'yi yapan ...ve araç maliklerinden .... ile sulh ve ibra sözleşmesinin yapıldığını, mahkemenin 5 nolu celsesinde de davalılar ile 30.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminat karşılığında maddi ve manevi tazminat taleplerinin sona erdiğinin bildirildiğini, sorumluluk ve poliçe limitleri kapsamında ve müteselsil sorumluluğun BK 166/3 maddesine göre, diğer davalıların da sorumluluğu sona ermiş olduğundan açılan dava hakkında sulh sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmiştir. İş bu karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Her ne kadar taşıma sözleşmesi TTK'da düzenlenmişse de, 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3/k bendinde ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi "tüketici", 3/ı bendinde ise mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem "tüketici işlemi" olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un 73/1. maddesinde tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş, 83/2. maddesinde ise taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceğine değinilmiştir. Ayrıca, davaya konu temel uyuşmazlığın, tüketici işlemi sayılan taşıma ilişkisinden kaynaklanması ve anılan davalılar hakkındaki davanın da ticaret ve asliye hukuk mahkemesine göre daha özel nitelikteki tüketici mahkemesinde görülmesi, göreve ilişkin usul kurallarına da uygun düşecektir. HMK'nın 1. maddesinde ise görev hususunun kamu düzenine ilişkin olduğu, mahkemece yargılamanın her aşamasında re'sen gözetileceği düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 355. maddesindeki "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re'sen gözetir." şeklindeki düzenlemeyle kamu düzenini ilgilendiren hususların istinaf incelemesi sırasında re'sen gözetileceğine işaret edilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 03.03.2025 tarih, 2025/616 Esas ve 2025/1428 Karar sayılı Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi istemine kararında; "...I. BAŞVURU Başvurucu Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, 27.11.2024 tarih, 2024/844 muhabere sayılı yazısı ile taşıma ilişkisine dayalı taşıyıcı, sürücü ve sigorta şirketleri aleyhine açılan tazminat davalarının birlikte tüketici mahkemesinde görülüp görülemeyeceği hususunda Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4, 5, 13. Hukuk Dairelerinin kesin nitelikteki kararları arasında farklılık bulunduğunu belirterek bu farklı uygulamaların giderilmesi için gereğinin yapılmasını talep etmiştir. II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 03.01.2025 tarihli ve 2024/21 Esas, 2025/2 Karar sayılı uyuşmazlığın giderilmesi kararı ile; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2024/3345 E. sayılı kararı ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2024/590 E., Bursa 13. Hukuk Dairesinin 2022/408 E., Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesinin 2023/456 E. sayılı kesin nitelikteki kararları arasında uyuşmazlık bulunduğuna, uyuşmazlığın giderilmesi ve içtihat birlikteliğinin sağlanması amacıyla 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkilerini Düzenleyen Kanun'un 35/3. maddesi uyarınca ilgili belgelerin eklenerek kararın bir örneğinin Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine oy birliği ile uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesinin kararları yönünde giderilmesine dair görüşte bulunulmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir. III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR A.Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2024/3345 E., 2024/2582 K. sayılı kararıyla; "... bir davalı yönünden görevli olan tüketici mahkemesi ile diğer davalı yönünden görevli olan ticaret mahkemesi değerlendirildiğinde, ticaret mahkemesinde yazılı yargılama usulünün uygulanırken, tüketici mahkemesinde basit yargılama usulü uygulanmaktadır. Her iki mahkemede açılacak davalarda alınacak harç farklıdır. Bu durumda her ne kadar somut olayda uyuşmazlık aynı olaydan kaynaklanıyor ve davacının taleplerinden birisi yönünden verilecek karar diğerini doğrudan ilgilendirecek nitelikte ise de, davalıların sorumluluğuna ilişkin hukuki sebeplerin niteliğine göre davaların görülmesi gereken asliye ticaret mahkemesi ve tüketici mahkemesinin yargılama usullerinde esaslı farklılıklar bulunduğundan aynı dava dilekçesi ile birden fazla davalı hakkında açılan bu davada tüm davalılar hakkındaki davanın bir bütün olarak asliye ticaret mahkemesinde ya da tüketici mahkemesinde görülmesi mümkün değildir. O halde ticaret mahkemesince davalı gerçek kişiye yönelik davanın tefrik edilerek tüketici mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi, davalı sigorta şirketi ile ilgili davanın ise esasının görülmesi için Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yargı yeri olarak belirlenmesi gerekmiştir..." şeklinde karar verildiği, B. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin ve 2024/590 E, 2024/618 K. sayılı kararıyla; "... davanın, müteveffa ....’in yolcu olarak seyahat ettiği davalı ... Şti şirketin işleteni olduğu otobüsün kaza yapması sonucu vefat etmesinden doğan maddi-manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin taşıma sözleşmesinden kaynaklandığı, muris/müteveffanın tüketici vasfına sahip olup, davalı taşıyan arasındaki temel ilişki olan taşıma sözleşmesinin dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kalması nedeniyle, davaya bakma görevinin Tüketici Mahkemesine ait olduğu, davalı sigorta şirketi yönünden uyuşmazlık tüketici mahkemesi görev alanına dahil değil ise de, usul ekonomisi, ihtiyari dava arkadaşlığı ve müteselsil sorumluluk ilkesi gereğince bu davalı hakkındaki davanın diğer davalı ile birlikte tüketici mahkemesinde görülmesinin zorunlu olduğu, ilk görevsizlik kararı veren mahkemece dava dilekçesi ve eklerinin taraflara tebliğ edildiği, dosyaya her iki davalı tarafça cevap dilekçesinin ibraz edildiği gözetildiğinde, davalı ....Şti vekilinin karara yönelik istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir..." şeklinde karar verildiği, C.Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2022/408 E. ve 2023/804 K. sayılı kararıyla; ".... Kaza tarihinde davacı ile bir kısım davalılar arasında taşıma sözleşmesinden kaynaklı hukuki ilişki bulunmaktadır. Davacının bu sözleşme uyarınca tüketici (yolcu), davalı ....'nın da mesleki ve ticari faaliyeti kapsamında (kazanın ticari aracın seyir faaliyeti sırasında meydana gelmesi nedeniyle) hareket eden gerçek kişi olduğu ve dava tarihi gözetildiğinde, davanın temel dayanağının bizatihi tüketici işleminden (taşıma sözleşmesinden) kaynaklandığı ve eldeki davanın daha özel nitelikte mahkeme olan tüketici mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği, her ne kadar davalı .... yönünden genel mahkemeler görevli ise de; davacı tarafça davalıların müteselsil sorumluluğuna dayanıldığı, 6100 sayılı HMK 57. maddesi gereği davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu, diğer davalı .... yönünden de özel görevli mahkemenin uyuşmazlığa bakmakla görevli olduğu ... göz önüne alındığında, tüm taraflar yönünden uyuşmazlığa Tüketici Mahkemesi sıfatı ile bakılarak diğer dava şartlarının değerlendirilmesi gerekmekte olup ilk derece Mahkemesi tarafından davaya Tüketici Mahkemesi sıfatıyla bakılmasında isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu husustaki istinaf isteminin reddi gerekmiştir..." şeklinde karar verildiği, D.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesinin 2023/456 E., 2024/926 K. sayılı kararıyla; "... Somut olayda; taraflar arasındaki ilişkinin taşıma sözleşmesinden kaynaklanması ve davacıların da tüketici vasfına sahip olması, davacı yolcular ile davalı .... Şti. arasındaki temel ilişki olan taşıma sözleşmesinin dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu kapsamında kalması gözetilerek, davanın görülmesinde Tüketici Mahkemesi görevli olduğundan görevsizlik kararı ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde yargılamaya devam edilerek esastan karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, istinaf eden davacılar vekili ve davalı ... A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-a-3 maddesi gereğince ayrı ayrı kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına..." şeklinde karar verildiği anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Uyuşmazlık, taşıma ilişkisine dayalı, birden çok kişi aleyhine, ihtiyari dava arkadaşlığı şeklinde açılan davalarda, davalılardan biri yönünden tüketici mahkemesi, diğeri yönünden asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu durumda, davaların birlikte tüketici mahkemesinde mi, yoksa ayrı ayrı görevli mahkemelerde mi görülmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır. B. İlgili Hukuk 1.Bölge adliye mahkemelerinin benzer olaylarda kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi isteminin hukuki dayanağı, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un (5235 sayılı Kanun) 35. maddesinde yer alan düzenlemedir. 2.6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK). C. Değerlendirme 1.TKHK'nın 3/1-l bendi, "Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder," düzenlemesini içermektedir. Aynı Kanun'un 73/1. maddesinde, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu, 83/2. maddesinde ise, taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanun'un görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği hüküm altına alınmıştır. 2.Anılan hükümler çerçevesinde, ticari veya mesleki olmayan bir amaçla hareket eden tüketicinin taraf olduğu bir taşıma sözleşmesi, tüketici işlemidir. Böyle bir sözleşme/işlem nedeniyle sürücü ve işleten/malik olanlara karşı birlikte açılan davalarda, tüketici mahkemeleri görevlidir. Taşınan tüketici ile arasında sözleşme ilişkisi bulunmayan sigorta şirketine/ şirketlerine karşı açılan davalarda ise görevli mahkeme, ticaret mahkemesidir. 3.Dava, sürücü ve işleten/malik olanlarla birlikte arada sözleşme ilişkisi bulunmayan sigorta şirketi/ şirketlerine karşı birlikte açıldığında, temel ilişki olan taşıma sözleşmesinin TKHK kapsamında kaldığı, davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu, usul ekonomisi, müteselsil sorumluluk ilkesi, uyuşmazlığın nitelik itibarıyla nispeten işin uzmanı olan mahkemece karara bağlanması, davaların makul süre içinde bitirilmesi yükümlülüğü hususları değerlendirilerek davaların birlikte tüketici mahkemelerinde görülmesi gerektiği kanaatine varılmış ve uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine karar verilmiştir. V. KARAR 1.Taşıma ilişkisine dayalı, birden çok kişi aleyhine, ihtiyari dava arkadaşlığı şeklinde açılan davalarda, davalılardan biri yönünden tüketici mahkemesi, diğeri yönünden ticaret mahkemesinin görevli olduğu durumda, davaların birlikte tüketici mahkemesinde mi, yoksa ayrı ayrı görevli mahkemelerde mi görülmesi gerektiği noktasında toplanan uyuşmazlıkta, temel ilişki olan taşıma sözleşmesinin TKHK kapsamında kalması, ihtiyari dava arkadaşlığı, usul ekonomisi ve özellikle müteselsil sorumluluk ilkesi gözetilerek davaların birlikte TÜKETİCİ MAHKEMESİNDE GÖRÜLMESİNİN GEREKTİĞİNE, uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine,..." karar verilmiştir. Bu açıklamalar uyarınca somut uyuşmazlık; davalıların sürücü, malik ve ZMMS sigortacısı olduğu ... plakalı minibüste yolcu olduğu sırada davacının yaralanmasından doğan maddi ve manevi tazminat isteminden kaynaklanmakta olup, kaza tarihinde davacı ile minibüsü işleten - malik arasında taşıma sözleşmesinden kaynaklı hukuki ilişki bulunmaktadır. Davacı bu sözleşme uyarınca tüketici (yolcu) konumunda olup, dava tarihi gözetildiğinde, davanın temel dayanağının bizatihi tüketici işleminden (taşıma sözleşmesinden) kaynaklandığı ve eldeki davanın daha özel nitelikte mahkeme olan tüketici mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. (Aynı yönde Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.02.2019 tarih ve 2017/409 Esas, 2019/159 Karar sayılı ilamı) O halde yerel mahkemece; dava tarihinde yürürlükte bulunan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 83/2. maddesinde yer alan ve taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceğine ilişkin hüküm ile bu davanın açıldığı yerde müstakil Tüketici Mahkemesi'nin bulunduğu gözetilerek uyuşmazlığı esas yönünden incelemede görevin Tüketici Mahkemesi'ne ait olduğu dikkate alınarak görevsizlik kararı verilerek dosyanın İzmir Tüketici Mahkemesi'ne gönderilmesi gerekirken Asliye Ticaret Mahkemesi olarak işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden, 6100 sayılı HMK'nın 355 ve 353/(1)-a-3. maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesince verilen kararın re'sen kaldırılmasına, kaldırma kararının sebep ve şekline göre istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekilinin istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 27/06/2024 tarih ve 2020/542 Esas 2024/530 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK'nın 355. ve 353/(1)-a-3 maddeleri gereğince RE'SEN KALDIRILMASINA, 2-6100 Sayılı HMK'nın 114 ve 115/2 maddesi gereğince davanın görev dava şartı yokluğundan REDDİNE, Görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğuna, 3-HMK'nın 353/(1)-a maddesi gereğince davanın Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden görülmesi için dava dosyasının görevli TÜKETİCİ MAHKEMESİNE TEVZİ EDİLMEK ÜZERE İZMİR HUKUK TEVZİ BÜROSUNA MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 4-Kararın bir örneğinin istinaf kaydının kapatılması için kararı veren İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, 5-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 6-Kararın re'sen kaldırılması nedeniyle istinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının yatıran taraflara iadesine, 7-İstinaf kanun yolu başvurusu aşamasında istinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin yerel mahkemece verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına, 8-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 9-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 353/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.30/06/2026