Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1631 E. 2026/903 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1631
- Karar No
- 2026/903
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2025/1631 Esas 2026/903 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/1631 KARAR NO : 2026/903
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 10/07/2025 NUMARASI : 2025/375 Esas 2025/786 Karar DAVA : Limited Şirket Ortaklığının Haklı Nedenle Feshi DAVA TARİHİ : 20/03/2025 KARAR TARİHİ : 03/07/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH :20/07/2026
Taraflar arasındaki limited şirket ortaklığının haklı nedenle feshi istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların davalı şirketin ortağı iken şirketteki tüm hisselerini babaları ...'e devrettiklerini, şirket yetkili yetkili olan ...'in ortaklık devrine ilişkin kararı ve hisse devri sözleşmesini ticaret sicil müdürlüğüne bildirmediğini, bu dönemde müvekkillerinin ... Ticaret Anonim Şirketini kurduğunu, davalı şirketin mülkiyetindeki bir taşınmazı kiraladığını ve faaliyetlerine bu adreste başladığını, davalı şirketin ise ticari faaliyetlerini ... adresinde sürdürdüğünü, davalı şirketin bu adresi müdürlüğe bildirmediğini, bu nedenle müvekkillerinin her iki şirkette de ortak olarak göründüğünü ve her iki şirketin de aynı adreste göründüğünü, ortaklık durumunun ve adres değişikliğinin tescil ve ilanı için müvekkillerince ticaret sicil müdürlüğüne başvuru yapıldığını ve ...'e ihtarname keşide edildiğini ancak herhangi bir sonuç alınamadığını, davalı şirket yetkilisi ...'in şirketi kötü yönettiğini, Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/924 E. sayılı dosyasıyla şirkete kayyum atandığını, şirkette genel kurulun toplanmadığını, 25/06/2022 tarihli ortaklar kurulu kararına dayandığı ve bu kararda ... ve ...'in imzalarının sahte olduğu ve genel kurul toplantısında alınan kararların da sahte olarak düzenlendiğini, davalı şirket yetkilisi ...'in piyasaya olan borçlarını ödemeyerek müvekkillerini zarara uğrattığını, davalı şirket yetkilisi ...'in sahte kaşe bastırarak sahte senet düzenlediğini, davalı şirketi muvazaalı olarak borçlandırdığını, davalı şirketin 2023 yılında resen terkin edildiğini, davalı şirket yetkilisinin davalı şirketin üç varlığından ikisini piyasa değerinin çok altında bedellerle sattığını, satış bedelini şirketin hesaplarına aktarmadığını, davalı şirketin kötü yönetiminin, müvekkillerinin kurdukları anonim şirketteki ticari faaliyetlerini de olumsuz etkilediğini, tüm bu nedenlerle Davalı şirketin haklı nedenle feshi ve şirketin tasfiyesini, aksi halde her iki müvekkilinin de payları ödenerek şirket ortaklığından çıkartılmasını talep ve dava etmiştir. Davacılar vekili esas hakkındaki beyan dilekçesinde özetle: Şirketin uzun süredir ticari faaliyet göstermediğini, 28/02/2023 tarihinde vergi dairesi müdürlüğü tarafından re'sen terkin edildiğini, şirkete kayyum tayin edildiğini, fiili durumun hukuki durum haline getirilmesi için ortaklığın haklı nedenle feshine ve şirketin tasfiyesine karar verilmesi gerektiğini beyan ederek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP Dava dilekçesinin kayyım Av. ...'e tebliğ çıkartıldığı, tebligatın 19/04/2025 tarihinde usulüne uygun tebliğ edildiği dosya kapsamına cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davalı şirketin Vergi Dairesi Müdürlüğünce sicilden terkin edilmiş olması, Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/924 E. 2024/399 K. Sayılı dosyasıyla davalı şirketin mali durumuna ilişkin olarak alınan hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporunda şirketin finansal borçluluk oranının %80 üzerinde olduğu ve bu borcun %72,77'sinin ...'e olan borçtan oluştuğu yönündeki tespiti göz önüne alındığında şirketin yönetilemediği, ortaklar arasında güvenin sarsıldığı dikkate alınarak haklı sebeple fesih koşulları oluştuğundan şirketin feshi ve tasfiyesi ile tasfiye memuru olarak şirketin kayyumu olan Av. ...'in atanmasına karar verilmiş karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Kayyım sıfatıyla ... 21/10/2025 tarihli istinaf dilekçesinde özetle; kendisine ait UETS adresi olmasına rağmen dava açılış aşamasında dava dilekçesi ve tensip duruşma davet çağrı kağıdının kendisine elektronik tebligat yoluyla tebliğ edilmesi gerekirken 14/04/2025 tarihinde posta yoluyla fiziken tebliğ edildiği, yapılan tebligatların usulsüz olduğunu bildirerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili Av. ... tarafından sunulan 22/10/2025 tarihli istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yapılan yargılamada davalı şirketin hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, şirket tüzel kişiliği yok sayılarak dava dilekçesi ve ekleri davalı şirketi UETS adresi olmasına karşın şirket tüzel kişiliğine tebliğ edildiğini, kayyıma çıkartılan tebligatın da usulsüz olduğunu, dosya kapsamında tasfiye şartlarının oluşmadığını bildirerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; taraflar arasındaki uyuşmazlık hukuki niteliği itibarıyla davalı şirketin fesih ve tasfiyesi talebinden ibarettir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Dosya kapsamında yer alan sicil kayıtları incelendiğinde; ... sicil numarasında kayıtlı ...Sanayi Ltd. 'nin sicil dosyası incelendiğinde; şirketin 90.000 adet hissesi ..., 500 adet hissesi ... ..., 500 adet hissesi ... adına kayıtlı olduğu görülmüştür. Yine davacı tarafça dosyaya sunulan "Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi" başlıklı Sincan (1) Noterliğinin 20/09/2021 tarih, 21700 ve ... yevmiye numaralı sözleşmesi incelendiğinde; Davacıların davalı şirkette yer alan 500'er paylarını babaları diğer ortak ...'e devrettikleri ancak devrin tamamlanmaması nedeniyle davalı şirketin halen davacılar ve dava dışı ... adına kayıtlı olduğu görülmüştür. Dosya kapsamına davacı tarafça sunulan Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 17/04/2024 tarih 2023/924 E. 2024/399 K. sayılı kararı incelendiğinde, dava dışı ... tarafından ... ve davalı şirket aleyhine şirkete kayyım tayini talepli açılan davada davalı şirketin organsız kalması sebebiyle şirkete Avukat ...'in kayyım atanmasına karar verildiği, mahkemenin 17/10/2024 tarihli ek kararı ile kayyım ...'in kayyımlık görevinin sonlandırılmasına, davalı şirkete Av....'in kayyım atanmasına karar verildiği, ilgili kararın davalı tarafça istinafı üzerine Dairemizin 01/10/2025 tarih, 2024/992 E 2025/1030 K sayılı ilamı ile Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 17/04/2024 tarih 2023/924 E. 2024/399 K. sayılı kararının kaldırılmasına, dava dışı ...'in davasının aktif husumet ehliyet yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği ve ilgili kararın Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2025/6943 E, 2026/2837 K sayılı ilamı ile onararak 11/05/2026 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Somut olayda , davacı yan davalı şirketin haklı nedenle tasfiyesi mümkün olmaması halinde çıkma payını tahsili talebiyle 20/03/2025 tarihinde açtığı davayı şirket adına kayyıma yöneltmiş, yargılama aşamasında şirkete herhangi bir tebligat yapılmadığı , kayyımın görevlendirilmesine ilişkin Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 17/04/2024 tarih 2023/924 E. 2024/399 K. sayılı kararının Dairemizce kaldırıldığı, davaya cevap ve dava karar tarihinde şirkete atalı bir kayyım bulunmadığı görülmüştür. Hukuk devletinin bir gereği olarak bireyler hakları ihlal edildiği ya da tehlikeye düştüğü durumda, hukukî korunma için devlete başvurmak zorunda olup, kendiliğinden hak arama yetkisine sahip değildirler. Bireylere tanınan bu hak, devletin anayasal teminatı altındadır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü düzenlemiş olup, hak arama özgürlüğü adı altında hukuki koruma (korunma) talebine yönelik anayasal teminatı bireylere vermektedir. Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur (Gökhan Ateş, B. No: 2017/32699, 12.01.2021, § 23). Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında ise usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almış olup, Sözleşmenin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” şeklinde düzenlenmiştir. Gerek Anayasa gerekse AİHS düzenlemelerine koşut olarak düzenlenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/HMK) “Hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı 27. maddesinde;"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.(2) Bu hak;a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,b) Açıklama ve ispat hakkını,c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,içerir." hükmüne yer verilmiştir. Hukuki dinlenilme hakkının temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bu unsurlardan ilki “bilgilenme hakkı”dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır. Bu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı”dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanır. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre silahların eşitliği ilkesi, davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu şeklinde ifade edilmiştir (İnceoğlu, S.; Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-4, 2018, s. 115). Anayasa Mahkemesine göre ise silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmekte; bu usul güvencesinin, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsadığı ifade edilmektedir (Ali Tulumcu, B. No: 2017/18458, 10.02.2021, § 34). Adil yargılanma hakkının içinde yer alan ve silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı diğer bir hak ise, “çelişmeli (çekişmeli) yargılama hakkı”dır. Çekişmeli yargılama ilkesinin anlamı, bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, mahkemenin kararını etkilemek amacıyla ulusal yargının bağımsız bir mensubu tarafından bile olsa gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşlerle ilgili bilgiye sahip olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme hakkının tanınmasıdır (Doğru, O./ Nalbant, A.: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (Açıklama ve Önemli Kararlar), C.1., 2012, s. 637). Hukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsurunu, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi” oluşturmaktadır. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı HMK'nın Hükümet gerekçesi madde 32). Anayasa’nın 36. maddesine göre mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi vardır. Dolayısıyla mahkemelerce, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddialar ve gösterilen deliller gereği gibi incelemek zorundadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasının şart olduğunu; taraflara, tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerektiğini; bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli hususun, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil ortaya koydukları delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Emine Yıldız, B. No: 2014/12324, Karar Tarihi: 01.02.2017, § 34). Bununla birlikte AİHM, ulusal mahkemelerin, davanın taraflarınca öne sürülen iddiaların ve sunulan delillerin kabulünde takdir yetkisine sahip olduklarını; fakat bu yetkiyi kararlarında gerekçe göstererek haklılaştırmakla yükümlü olduklarını vurgulamaktadır. Suominen/Finlandiya kararında, bir hukuk davasının hazırlık duruşmasında başvurucu tarafından sunulan deliller listesinden sadece ikisinin kabul edilmesi ve bu konuda hiçbir gerekçe gösterilmemesi gerekçeli karar hakkı bakımından ihlâl verilmesine neden olmuştur (İnceoğlu, s. 171).(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 09.03.2021 tarih, 2017/(7)9-1564 E, 2021/235 K sayılı ilamı) İspat faaliyetinin konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Hukuki dinlenilme hakkı, yukarıda ayrıntısı ile izah edildiği üzere Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucu ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur. Bu hak ayrıca 6100 sayılı Kanunun 27. maddesinde “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, Mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir.” şeklinde düzenlenmekle birlikte, bu ifadeleri de kapsayan çok daha geniş bir anlama sahiptir. Kamu düzeni ile ilgili olan bu hak çerçevesinde, yargılamanın hukuka uygun ve sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunmanın özgürce ileri sürülebilmesi ve delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile mümkündür. Aksi takdirde tarafların hukuki dinlenilme ve bu kapsamda adil yargılanma hakları ihlal edilmiş olacaktır. Bu itibarla, mahkemece davalı şirkete usulüne uygun dava dilekçesi tebliğ edildikten sonra uyuşmazlığın çözümünde ve davacının iddiasının ispatında ve davalının savunmasında etkili olabilecek deliller toplanıp değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken , davalı yana usulüne uygun dava dilekçesi tebliğ edilmeksizin işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmesi usul ve esasa aykırı olup, hukuki dinlenilme hakkının ve bu hakkın alt unsurları olan “ savunma hakkı” nın ihlâli niteliğinde olup, adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden davanın kabulü yönündeki kararında isabet görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne,6100 sayılı HMK'nun 353/1-a-6. bendi uyarınca mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davalı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE, 2-Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/07/2025 tarih ve 2025/375 Esas 2025/786 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-Davalı ... ..Ltd Şti tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 5-Davacı yanca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6.maddesi uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 03/07/2026
Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi -