Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1132 E. 2026/1583 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1132
Karar No
2026/1583
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1132 - 2026/1583 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2025/1132 KARAR NO : 2026/1583 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/03/2024 NUMARASI : 2021/243 E. - 2024/103 K. DAVANIN KONUSU : Marka ile İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/03/2024 tarih ve 2021/243 E. - 2024/103 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin uzun yıllardır seyahat acentası olarak faaliyet gösteren ve ... isimli internet sitesi üzerinden uçak ve otobüs bileti, otel, kredi, internet gibi hizmetleri arayan kimselere kıyaslamalı olarak fiyat listesi çıkaran ve buradan ucuz ürün veya hizmet tedarik imkanı sağlamak amacıyla kurulmuş bir şirket olduğunu, müvekkilinin 2017/83221 sayılı “...”, 2017/113982 sayılı “...”, 2017/113977 sayılı “...”, 2014/37965 sayılı “...”, markalarının sahibi olduğunu, davalının 2019/112141 numaralı “...” markasını 35. Sınıfta tescil ettirmek istediğini, anılan markaya yönelik itirazlarının reddolunduğunu, dava konusu markanın 5/1-c ve f bentlerine aykırı bulunduğunu, davalı Kurumun daha önce 2018/103574 sayılı “...” ibareli markayı 5/1-b ve c bentleri uyarınca reddettiğini, buna rağmen daha konusu markanın ayırt edici olduğu yönündeki yorumun hatalı olduğunu, müvekkilinin “...” markası ile ilgili Yargıtay sürecinin devam ettiğini, kaldı ki müvekkilinin “...” markasının da sahibi olduğunu, yine müvekkilinin ... akıllı aktarma, ..., ... ... şeklinde markaları olduğunu, dava konusu markanın da bu markalar ile benzer olduğunu, markaların kapsamlarının da aynı olduğunu, bu nedenle aralarında karıştırılma ihtimalinin mevcut olacağını ileri sürerek, 2021-M-3810 sayılı YİDK kararının iptali ve dava konusu 2019/112141 sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı cevap vermemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu markanın tescil işlemlerinin 01.12.2021 tarihinde hak sahibine yapılan bildirime rağmen tamamlanmadığı, bu nedenle hükümsüzlük talebi açısından ayrıca bir değerlendirme yapılmasının mümkün olamayacağı, dava konusu marka ile davacının önceki tarihli 2019/59648, 2017/113977, 2017/113982, 2017/83221 sayılı markaları karşılaştırıldığında, dava konusu markanın 35. Sınıf tüm alt gruplarını kapsamakta olup davalı yanın davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında da (2017/83221 sayılı marka hariç) anılan sınıf ve tüm alt grupları yer almakta iken 2017/83221 sayılı markasını ise 35. Sınıf 1-2 alt gruplarında yer alan hizmetleri kapsadığı, taraf markalarının aynı, aynı tür ya da benzer hizmetleri kapsadıkları, SMK'nın 6/1. maddesi yönünden tescil engellerinde aranan şartlardan biri belirtili emtia yönünden gerçekleştiği, davacı adına tescilli "..." esas ibareli markalar ile davalının "..." ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, taraf markalarında ortak tek unsur “...” ibaresi olduğu, ... ibaresi başına geldiği sıfatların üstün derecede olduğunu gösteren kelime anlamı itibariyle ticaret hayatında oldukça yaygın kullanımı bulunan, yalnızca iki harften oluşan bir kelime olduğu, bu ibarenin kullanıldığı tamlama ya da sözcük grubunun, tek bir iktisadi kaynağa ait olduğundan bahsetmek şüphesiz ki mümkün olmayacağı, böyle bir algı için ya karşılaştırılan tamlama/sözcük grubunun kendisinin yüksek düzeyli benzerlik taşıması geremekte ya da davacı yanın fıstık yeşili/beyaz renk kombinasyonuna yanaşır biçimde bir kullanımın aranması gerektiği, somut olayda bu iki kriter de karşılanmadığı gibi taraf markaları bütünsel algıları itibariyle bir benzerlik de taşımadığı, taraf markaları arasında “seri/zincir markadan” kaynaklı bir ilişkinin varlığının da kabul edilemeyeceği, bu mahiyetteki markalarda, karşılaşılan markaların her birinin aynı iktisadi kaynağa ait olduğu algısı ve buna bağlı oluşması muhtemel iltibasın ancak imaj devrine yol açacak bir benzerliğin mevcut olması halinde mümkün olabileceği halbuki somut olayda dava konusu markanın, davacı markalarından imaj devrini temin edecek bir biçimde kullanılmadığı, tüketicinin sadece “...” ibaresinin varlığından kaynaklı olarak önceki ve sonraki markalar arasında bir ilişki kurma ihtimalinin mevcut olmadığı, davacı yanın “...” şeklindeki marka başvurusunun müddet konumunda olması nedeniyle SMK m. 6/1 kapsamındaki değerlendirmede dikkate alınamayacağı, davacı yanın uzun yıllardır “...” isimli web sitesi üzerinden karşılaştırmalı/kıyaslamalı hizmet sunumu verdiği, bu hizmetlerin spesifik olarak seyahat / turizm hizmetlerine yönelik olduğu, bununla birlikte sunulan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kesinleşmiş bir karar olmadığı gibi sair delillerin de tek başına tanınmışlık için yeterli olmadığı, kaldı ki davacı yanın, dava konusu YİDK karar tarihi itibariyle ... markasının müddet konumunda olmasından ötürü SMK m. 6/5'e dayanmasının da mümkün olmadığı, davacı yanın işlem dosyasına sunduğu delillerin, “...” internet sitesinin birtakım faaliyetlerini göstermekle birlikte, sunulan delillerin oldukça sınırlı olduğu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nin 2017/1257E – 2018/738K sayılı kararının henüz kesinleşmediği, marka bilinirlik araştırma raporu ve gazete haberlerinin markanın kullanımına yönelik gösterge deliller olarak değerlendirilebileceği, bununla birlikte tüm bu delillerin davacı yan markalarının kullanımını ortaya koyduğunun kabulü halinde dahi davacı kullanımlarının 35. Sınıftaki hizmetlere yönelik olmadığı, daha ziyade bilet satışına aracılık eden bir acente faaliyetini göstermeye yönelik olduğu, dolayısıyla 35. Sınıf açısından davacı yanın, somut delillere dayalı olarak üstün ve gerçek hak sahipliğini ispatlayamadığı, tüketicinin ilgili pazarda bu ibare ile karşılaştığında, anılan ibareyi bir pazarlama stratejisine yönelik işaret olarak algılama eğiliminin daha yüksek olacağı, işaretin bir bütün olarak herhangi bir iktisadi kaynağı işaret ederek mal ve hizmet ile iktisadi kaynak arasında bir aidiyet bağı kurmaya elverişli olmayacağı 5/1-b ve 5/1-c maddesi koşullarının somut olayda tüm hizmetler açısından meydana geldiği, öte yandan taraf markaları arasında herhangi bir ayniyet bulunmadığı aşikar olup bu hususta kapsamlı bir inceleme yapılmasına gerek olmaksızın 5/1-ç maddesinde aranılan “aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olma” kriterinin somut olayda meydana gelmediği, “...” şeklindeki ibarenin tüketici nezdinde 5/1-f maddesi kapsamında kalabilecek bir algıyı tüketiciye vermeyeceği, tüketicinin uyuşmazlık konusu hizmetlerde bu markayı gözlemlediğinde, olsa olsa satın alacağı hizmetin / malın uygun fiyatlı olacağı ya da indirimli/ucuz mal ya da hizmeti temin edebileceği yönünde bir izlenim yaratacağı, başka bir ifadeyle dava konusu markayı bir pazarlama – satış stratejisi sloganı gibi algılayacağı, 5/1-f kapsamında aranılan nitelik, kalite veya üretim yeri/coğrafi kaynak gibi unsurlardaki yanılgı yaratma ihtimalinin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, karar ile bilirkişi kök/ek raporundaki 5/1-b,c yönündeki değerlendirmelerin çelişkili olduğunu, bilirkişi raporuna göre davanın SMK 5/1-b,c yönünden kabulüne/kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiğini, buna karşın mahkeme tarafından rapordaki bu tespitlere aykırı olarak davanın reddine karar verildiğini, kök ve ek raporda itiraz edilen hususlara riayet edilmediğini, müvekkiline ait “...” markasının değerlendirme dışında bırakılmaması gerektiğini, müvekkilinin markasının tanınmış marka olduğunu, SMK 5/1-(f)(ç) yönündeki değerlendirmelerin gerekçesiz olduğunu, davanın 30.07.2021 tarihinde açıldığını, dava devam ederken 03.08.2022 tarihinde “başvuru/tescil geçersiz” şeklinde açıklama ile başvurunu işlemden kaldırıldığını, davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6100 sayılı HMK’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, mahkemece, gerekçede, tüketicinin ilgili pazarda bu ibare ile karşılaştığında, anılan ibareyi bir pazarlama stratejisine yönelik işaret olarak algılama eğiliminin daha yüksek olacağı, işaretin bir bütün olarak herhangi bir iktisadi kaynağı işaret ederek mal ve hizmet ile iktisadi kaynak arasında bir aidiyet bağı kurmaya elverişli olmayacağı 5/1-b ve 5/1-c maddesi koşullarının somut olayda tüm hizmetler açısından meydana geldiği belirtilmiş olmasına rağmen hüküm kısmında davanın reddine karar verilmiştir. Bu husus, az yukarıda açıklanan ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir. Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca, davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. Ayrıca, mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira, harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ve bu Kanun'a bağlı 1 sayılı Tarife'de gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesinde; "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". hükmü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun Mükerrer Madde 138/2. maddesinde de; "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". hükmü bulunmaktadır. Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harç olup, dava açılırken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı, nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşit olup, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise, davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı 1 sayılı Tarife'nin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/03/2024 tarih ve 2021/243 E. - 2024/103 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 17/09/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 22/09/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/1132, K. 2026/1583, T. 22.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1132-e-2026-1583-k-a743f849b415