Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1103 E. 2026/1672 K. – Maddi Ve Manevi

Konu: Maddi Ve Manevi Tazminat

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1103
Karar No
2026/1672
Karar Tarihi
Konu
Maddi Ve Manevi Tazminat

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 25. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1103 - 2026/1672 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 25. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/1103 Esas KARAR NO : 2026/1672 KARAR TARİHİ : 13/10/2026

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/04/2025 NUMARASI : 2024/499 Esas, 2025/303 Karar

DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Tazminat

Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, haksız haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; haciz mahallinde borçluya ait çok sayıda evrak bulunduğunu, borçlu firmaya ait kira kontratı, bayilik sözleşmesi, sigorta evrakı, inşaat sözleşmesi, borçlu ...'ya ait geçiş yolu izin belgesi, ...bankası dekontunun iş yerinde bulunduğunu, bu evrakların şirketler arasında organik bağın mevcudiyetinin delili olduğunu, istihkaklı firma yetkilisi ile borçlu firma yetkililerinin akraba olduğunu, müvekkilinin alacağına kavuşması için yasal hakları doğrultusunda işlemler yaptığını, davacı şirketin adresinde sadece haciz yapıldığını, malların muhafaza altına alınmadığını, şirketin çevresinde ev ve iş yeri olmadığını, halk gözünde bir itibar kaybı yaşamadığını, ticari itibarının zedelendiğinden bahsedilemeyeceğini, dosyada birden fazla borçlu şirket bulunduğunu... şirketi yönünden iflas kararı bulunmadığını, bu şirket yönünden haciz işlemlerinin yapılmasına yasal bir engel bulunmadığını, ayrıca davacının adresine hacze gidilmesinin İİK 96 ve devamı maddeleri gereği olduğunu ve haczin hukuka uygun olduğunu, yapılan haciz sebebiyle tazminat şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Davacı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosya kapsamında ki delillerle yapılan haciz sebebiyle iş yerinde faaliyetlerin durduğunun ispatlandığını, akaryakıt ve market satışlarının yapılamadığını, cironun ciddi şekilde düştüğünü, kasada bulunan 15.000,00 TL'nin haczedilerek kullanılamaz olduğunu, tüm bu hususların maddi zararı oluşturduğunu, yüksek yargı kararlarının da bu yönde olduğunu, alınan bilirkişi raporunda kasadaki paranın alınmamasının değerlendirildiğini, cirodaki düşüşlerin dikkate alınmadığını, maddi tazminat taleplerinin de kabulü gerektiğini ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükme karşı taraf vekillerince yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır. Uyuşmazlık haksız hacizden, diğer bir deyişle haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Yargıtay 4 Hukuk Dairesi'nin 06/12/2018 gün, 2016/10666 Esas, 2018/7714 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere ''...Haciz işleminin borçlu olmadığını bildiği kişi veya borçluya ait olmadığını bildiği eşyaya yönelik yapılması durumunda haksız haciz söz konusu olur...'' . Haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa, alacaklı kusurlu olmasa dahi, zarar görene maddi tazminat ödemekle yükümlüdür. Buna karşılık, haksız haciz kararı olan alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat bakımından geçerli olup, manevi tazminat yönünden TBK’nın 49'ncu maddesindeki koşulların oluşması gerekir. Bu maddeye dayalı sorumluluk ise, kusura dayalıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre haksız takip/haciz nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için alacaklının icra takibinde kötü niyetli veya ağır kusurlu olması da gerekmektedir. Dosya kapsamından, davalı alacaklı tarafından dava dışı borçlular ... ve... şirketleri aleyhine başlatılan icra takibi kapsamında davacı şirkete ait iş yerinde 26/01/2024 tarihinde haciz işlemleri yapıldığı, davacı şirket yetkilisinin istihkak iddiasında bulunması üzerine icra müdürlüğünce istihkak davası açılması için verilen sürede davalı tarafça dava açılmaması üzerine hacizlerin kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Davalı vekilince cevap dilekçesinde borçlu şirketler ile organik bağı bulunduğu düşünülen ... şirketinin ikinci şubesi olarak tespit edilmesinden dolayı davacı şirket adresinde haciz yapıldığını savunmuştur. Haciz mahallinde tutulan tutanaktan bu adresin borçlular ya da ... ile ilişkisi olduğuna dair hiç bir veri olmamasına rağmen salt hakkında iflas kararı verilen ... şirketi yetkilisine ait bir belge bulunduğu gerekçesiyle ... ile ilişkisine dair en ufak bir emare olmamasına rağmen haciz işlemlerine devam edilmesi karşısında haczin haksız alacaklı davalı şirketinde ağır kusurlu olduğu davacı şirket iş yerinde yapılan haciz ile davacı şirketin ticari itibarının zedelendiği, etrafta ev ve iş yeri olmamasının bu durumu değiştirmeyeceği, davacı şirket yararına maddi ve manevi tazminatın şartlarının oluştuğu sonucuna varılmıştır. Manevi tazminatın miktarına gelince; kişilik hakları saldırıya uğrayan kimse Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi hükmü uyarınca manevi tazminat adı altında bir miktar para ödetilmesini isteyebilir. Hâkim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken aynı Kanunun 51. maddesi uyarınca durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önünde tutmalıdır. Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre karar vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesi hükmüdür. Bu kapsamda manevi tazminatın miktarı belirlenirken tarafların kusur oranı, sıfatı, statüsü, sosyal ve ekonomik durumları ile eylemin işleniş biçimi ve yöntemi dikkate alınmalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenler karar gerekçesinde objektif olarak gösterilmelidir. Manevi tazminat adı altında hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek nitelikte olmalı fakat bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmediği unutulmamalıdır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Somut olayın özellikleri, tarafların sıfatı, konumu, kusurun ağırlığı ve TBK’nın 58. maddesi hükmünde belirtilen ilkeler gözetildiğinde hüküm altına alınan manevi tazminat tutarının da yerinde olduğu kanaatine varıldığından davalı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Haksız haciz haksız fiil sorumluluğu olup, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında kural olarak gerçek zarar ilkesi geçerlidir. Zarar gören ancak haksız fiil sebebiyle uğradığı gerçek zararını haksız fiil sorumlularından isteyebilir. Somut uyuşmazlıkta, davalı tarafça yapılan haciz sebebiyle iş yerinde satışların durduğu, cironun düştüğü iddia edilmiş ise de, gerek haciz günü gerekse sonraki günlerde cirosunda belirgin bir düşüş olmadığı, haciz günü, haciz öncesi ve sonrası cirolarının normal seyrinde devam ettiği, hacizden önce ve sonraki bazı günler yüksek, bazı günler düşük cirolar yapıldığı, haciz sebebiyle cironun düştüğü iddiasının ispatlanamadığı, kasada bulunan paranın haczedilmesi sebebiyle kullanılamadığı iddiasının ise yersiz olduğu, zira paranın icra dosyasına alınmadığı, kasada kaldığı kullanılmadığının ise ispatlanamadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf talepleri yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince tarafların istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle, 1)İlk derece mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğundan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin 1. fıkrası b bendinin 1 numaralı alt bendi gereğince; tarafların istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE, 2) 2)492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince; a) Davalıdan alınması gerekli 732TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 615,40TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, b)Davacıdan alınması gerekli 732TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 615,40TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3)İstinaf yoluna başvuranlar tarafından yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendileri üzerinde bırakılmasına, 4)Temyizi kabil olan bu kararın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince; Dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere 13/10/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/10/2026

Başkan

e-imza

Üye

e-imza

Üye

e-imza

Katip

e-imza

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/1103, K. 2026/1672, T. 13.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1103-e-2026-1672-k-32e98649c984