Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/903 E. 2024/903 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/903
- Karar No
- 2024/903
- Karar Tarihi
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/903 - 2026/1545 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/903 KARAR NO : 2026/1545
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ :20/02/2024 NUMARASI :2023/91 Esas - 2024/108 Karar
DAVACI :BABÜR CEMAL GÜRLER GIDA TARIM ÜRETİM PAZARLAMA SANAYİ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ... VEKİLİ :Av. ... DAVALI :MÜPA TARIM VE GIDA SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ - ... VEKİLİ :Av. ... DAVA :Tazminat (Munzam Zarar) DAVA TARİHİ :20/02/2023
KARAR TARİHİ :17/09/2026 KR. YAZIM TARİHİ :24/09/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin davacı şirkete mantar kompostları sattığını, davacının davalıdan ilk aldığı mantar kompostlarında sorun yaşamadığını, vaad edilen şekilde mantar kompostlarından verim aldığını, davacının, 178.622,76 TL karşılığında aldığı 22 kompost aldığını, 14 adet çeki davalıya keşide ettiğini, Ancak bahse konu 22 kompostun ayıplı ürün çıktığını, ve davacının gereken verimi alamadığını, Bunun üzerine hukuki süreç başlatıldığını ve yargılamalar neticesinde, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E.2020/4929, K.2021/1931 sayılı, 03.03.2021 tarihli bozma kararı üzerine istinaf mahkemesinde yeniden yargılama yapılmış İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin E.2021/738, K.2021/725 sayılı, 16.06.2021 tarihli kararı ile 'Davacının taraflar arasındaki satışa konu komposttaki ayıp nedeniyle yeterli verim alamamasından kaynaklı zararı karşılığı 113.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanunun 2/2. Maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine' şeklinde yeniden hüküm kurulduğunu ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E.2021/7244, K.2022/7839 sayılı, 07.11.2022 tarihli kararı ile onanarak kesinleştiğini, Kesinleşen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin E.2021/738, K.2021/725 sayılı, 16.06.2021 tarihli kararı; Ankara 17. İcra Müdürlüğünün 2023/18 esasına kayden 02.01.2023 tarihinde ilamların icrasına konularak davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, Davacı şirket 113.000,00 TL asıl alacağını ve asıl alacağa 17.01.2013 tarihinden itibaren işletilen 152.028,94 TL işlemiş faizi 16.01.2023 tarihinde haricen tahsil ile tüm alacağını tahsil ettiğini, Davacı şirketin söz konusu alacağına davalı ile anlaşarak değil, mahkemede yapılan yargılama sonucunda cebri icra yoluyla kavuştuğunu, Davalının 10 yılı aşkın sürede kısmen de olsa borcunu ödemeye hiçbir şekilde yanaşmadığını beyan ederek, 500,00 TL (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik) belirsiz alacağın 23.11.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep dava ve talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "munzam zarar" para borcuna ilişkin temerrüdün, müspet zarar ile arasındaki illiyet bağından doğan özel sonuçlarından birisi olduğunu, Davacı ile davalı arasında 2012 yılında gerçekleşen satın alım ilişkisinde, 178.622,76 TL para borcu altına giren davacı iken davalının ise işbu bedele karşılık 22 partiden oluşan mantar kompostu ürününü teslim etme borcu altına girdiğini, Davacının, ürünlerin teslim edilmediğine ilişkin bir iddiası bulunmamakla birlikte, ayıp iddiasıyla davalıya karşı ikame ettiği menfi tespit yargılamasında da yalnızca ayıp neticesinde meydana gelen verim kaybından doğan zararın tazminini değil davalıya ödediği bedellerin istirdatını ve kalan bedele ilişkin borçlu olmadığının tespitini talep etmiş ancak istirdat ve borçlu olmadığının tespiti talebinin reddi ile verim kaybından doğan zararın tazmini yönünde hüküm kurulduğunu, İstanbul 14. Bölge Adliye Mahkemesinin 2021/738 E. 2021/725 K. sayılı 16.06.2021 tarihli kararı incelendiğinde kesin bir şekilde görüleceğini, Paranın geç ödenmesine dayalı munzam zarar davalının ileriye sürebileceği bir hak iken davacının, menfi tespit davasıyla ileriye sürdüğü verim kaybından doğan zarar iddiası ise belirsiz ve yargılamaya muhtaç olduğunu, Ayrıca munzam zararın menfi değil yalnızca müspet zararlara ilişkin ileriye sürülebileceğini ve işbu müspet zararın ne olduğunun somut bir şekilde gösterilerek ispatlanması gerektiğini, Yukarı arz ve izah edilen ve mahkemece ve re'sen gözetilecek gerekçeler neticesinde; davalıya karşı ikame edilen davanın öncelikle usulden reddine, usulden ret uygun görülmez ise esastan reddine, Sayın Mahkeme aksi kanaatte olur ise Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/210 E. sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasına ve müvekkilimizin Akyurt İcra Müdürlüğünün 2023/58 E. sayılı takibi ile alacaklı bulunduğu tutar kadar meblağın mahsubuna, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "... Davanın REDDİNE ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin red kararını kabul etmemekle, Yerel Mahkeme vermiş olduğu red kararında büyük çoğunlukla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021/11-938 E., 2022/421 K. sayılı 29.03.2022 tarihli kararını dayanak yapmış, bu bahsi geçen kararda kısaca munzam zarara uğradığını iddia eden tarafın bu zararını somut olarak ispatlaması gerektiğine vurgu yapılmakta, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/11-938 E., 2022/421 K. sayılı 29.03.2022 tarihli kararının adil ve hakkaniyetli, hatta hukuka uyan bir yanı olmadığını yine Anayasa Mahkemesinin munzam zarara ilişkin vermiş olduğu 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru nolu hak ihlali kararı ile ekteki dilekçede açıkladıklarını; öncelikle, söz konusu munzam zarar alacağı, 6098 sayılı TBK'da belirtilen 10 yıllık genel zamanaşımına bağlanmış, zamanaşımının başlangıç tarihi olarak ödemenin yapıldığı gün esas alınmakta yani borcun tahsil edildiği gün, munzam zarar alacağının zamanaşımı süresi başlamakta olduğunu, nitekim Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin E.2016/9487, K.2018/161 sayılı kararında zaman aşımı süresinin borcun tahsil edildiği tarihten başlayacağı açık bir şekilde ifade edildiğini, munzam zarar TBK 122. maddesinde düzenlenmiş ve borçlu hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe zararı gidermekle yükümlü olup davacı müvekkilin tahsil tarihi itibariyle temerrüt faizini aşan çok ciddi bir zararı bulunduğunu, munzam zarara ilişkin ispat yükünü davacı müvekkile yüklemek hukuken de vicdanen de kabul edilemeyeceğini, munzam zarar talebi reddedilen bir başvurucunun Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı bireysel başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesi ihlal kararı vermiş, ayrıca adı geçen karar içerisinde benzer yönde başka kararlara da atıf yapılmış, Yüksek Mahkeme adı geçen kararda başvuru konusu munzam zarara ilişkin çok detaylı bir inceleme yapmış, devamında açık, net ve adil bir değerlendirme ile başvurucunun munzam zarara ilişkin mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verdiğini beyan ederek, mevzuat, Yüksek Mahkeme kararları ve istinaf makamının re'sen gözeteceği diğer nedenlerle birlikte değerlendirildiğinde, yerel mahkeme tarafından davacı müvekkilin munzam zarar talebinin reddine ilişkin kararın kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; yerel mahkeme nihai kararı yasaya ve hukuka uygun olup müvekkili davalıya karşı ikame edilen uyuşmazlıkta maddi hukuk normlarına uygun olarak ileriye sürülmüş bir munzam zarar iddiası bulunmadığı gibi işbu doğrultuda davacı tarafından ispatlanabilmiş herhangi bir zarar vakıası da bulunmadığını beyan ederek, davacı yanın istinaf istemlerinin reddine, karar verilmesini, talep etmiştir. DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20/02/2024 Tarih - 2023/91 Esas - 2024/108 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; munzam zarar tazminatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde, davacı tarafından, davalı şirketten temin ettiği mantar kompostlarının ayıplı çıkması nedeniyle yaşanan hukuki süreç sonucunda, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E.2020/4929, K.2021/1931 sayılı, 03.03.2021 tarihli bozma kararı üzerine istinaf mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin E.2021/738, K.2021/725 sayılı, 16.06.2021 tarihli kararı ile 'Davacının taraflar arasındaki satışa konu komposttaki ayıp nedeniyle yeterli verim alamamasından kaynaklı zararı karşılığı 113.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanunun 2/2. Maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine' şeklinde yeniden hüküm kurulduğu, hükmün Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E.2021/7244, K.2022/7839 sayılı, 07.11.2022 tarihli kararı ile onanarak kesinleştiği, Kesinleşen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin E.2021/738, K.2021/725 sayılı, 16.06.2021 tarihli kararının; Ankara 17. İcra Müdürlüğünün 2023/18 esasına kayden 02.01.2023 tarihinde ilamların icrasına konularak davalı aleyhine icra takibi başlatıldığı, Davacı şirketin 113.000,00 TL asıl alacağını ve asıl alacağa 17.01.2013 tarihinden itibaren işletilen 152.028,94 TL işlemiş faizi 16.01.2023 tarihinde haricen tahsil ile tüm alacağını tahsil ettiği, davalının 10 yılı aşkın sürede kısmen de olsa borcunu ödemeye hiçbir şekilde yanaşmadığını beyan ederek, 500,00 TL (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik) belirsiz alacağın 23.11.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği, davalının davanın reddini savunduğu, Mahkemece davanın reddine karar verildiği, kararın davacı tarafından istinaf edildiği görülmektedir. Uyuşmazlık, temerrüt nedeniyle zamanında ulaşılamayan alacak için munzam (aşkın) zarar doğup doğmadığı, buradan varılacak sonuca göre zararın ispat için somut ispatın aranması gerekip gerekmediği yoksa soyut ispatın yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Munzam zarar, TBK'nın 122. (818 sayılı Borçlar Kanununun 105) maddesi ile “aşkın zarar” alt başlığı ile düzenlenmiş olup bu hükmün birinci fıkrasına göre; “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür”. Buna göre, munzam zarar, temerrüt olgusu gerçekleşmeden borçlunun borcunu ödemiş olması durumunda, alacaklının malvarlığının ulaşacağı miktar ile temerrüdün sonucu olarak ortaya çıkan miktar arasındaki farktır. Diğer bir ifade ile temerrüt nedeniyle alacaklının uğradığı zararın temerrüt faiziyle karşılanmayan kısmı munzam zarardır. Bu bağlamda munzam zarar borcunun hukuki dayanağı, asıl alacağın temerrüde uğramasıdır. Ancak, temerrüt olgusunun gerçekleşmesinde borçlunun kusurunun bulunması şarttır. Sorumluluktan kurtulmak için bir kusurunun olmadığını borçlu ispat etmek durumundadır. Diğer bir ifade ile munzam zarar sorumluluğu kusur sorumluluğuna dayanmakta olup söz konusu kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Borçlunun munzam zararı giderim yükümlülüğü, hem asıl borç yükümlülüğünden hem de temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı olup temerrüt olgusunun ortaya çıkması ile oluşmaya başlayan ve asıl borcun tam olarak ifasına kadar geçen sürede oluşan ve temerrüt faiziyle karşılanamayan bağımsız bir borçtur. "...Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır. Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir... Soyut yöntemde ise; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 187/2 hükmünde (HUMK'un 238) belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz. Bir başka ifade ile maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur. Yüksek Enflasyon Dönemlerinde; Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir. Ekonominin istikrarlı olduğu dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olgularla zararını ispatlaması gerekir..." (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 21.10.2025 tarihli, 2025/860 E., 2025/3496 K. Sayılı, 22.04.2026 tarihli 2025/4148 E., 2026/1670K. sayılı ilamları). Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun E. 1988/4, K. 1989/3 sayılı kararında belirtilen “Para her zaman kullanılması mümkün ve temettü getiren bir meta olduğundan, geç ödenmesi halinde zararın vücudu muhakkaktır” prensibi ve Anayasa Mahkemesinin (21.12.2017 tarihli 2014/2267 başvuru numaralı kararı) para üzerindeki hakkın mülkiyet hakkı niteliğinde olduğunun kabulü ve dolayısıyla ihlal kararı vermiş olması gözetilerek özellikle enflasyonist dönemlerde, temerrüt nedeniyle alacağına geç ulaşan alacaklının temerrüt faiziyle karşılanmayan zararının doğduğunun herkesçe bilinen vakıa olduğu ve dolayısıyla ispatının gerekmediği yönündeki temel prensip de gözetildiğinde, munzam zararın soyut olarak ispatının kabul edilmesinin gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bunun aksine somut ispatın aranması, haksız yere alacaklının sebepsiz fakirleşmesine ve dolayısıyla borçlunun da haksız yere sebepsiz zenginleşmesine sebep olacaktır. (Yargıtay 11.HD., 04/06/2026 T., 2025/6437 E., 2026/3270 K.) Munzam zararın hesaplanmasında sepet hesabı yöntemi uygulanmalıdır. Buna göre 1. Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı, 2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, 3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, 4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları, 5. Asgari ücret artışı, 6. Altın fiyatlarındaki artış, dikkate alınarak, sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir. (Yargıtay 6.HD.01/07/2026 T., 2025/2406 E.,2026/2915 K.) Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda sayılan veriler dikkate alınarak, davacı alacaklının parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çabada bulunmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu gözetilerek konusunda uzman bilirkişi kurulundan yukarıda belirtilen ekonomik unsurlar dikkate alınarak oluşturulacak sepet hesabına göre davacının temerrüt faizini aşan bir zarara uğrayıp uğramadığı tespit edilerek, varsa bu zarar miktarından davacı tarafından tahsil edilen temerrüt faiz miktarı çıkartılarak, davacı alacaklının aşkın zararının (munzam) tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Mahkemece alınan 14/12/2023 tarihli bilirkişi raporu da, bu veriler dikkate alınmadan hazırlanmış olup, hükme esas alınmak için yeterli değildir. Bu nedenlerle, mahkemece, davacının varsa zararının hesaplanması için, sepet hesabı yapılmak üzere dosyanın bilirkişiye tevdii ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmek üzere kararın kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE, 2-Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20/02/2024 tarih, 2023/91 Esas ve 2024/108 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine, 5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine, 7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 8-İİK'nın 36/5 maddesi gereğince Kocaeli İcra Dairesinin 2024/23088 Esas sayılı dosyasına sunulan teminatın yatıran tarafa iadesine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.17/09/2026
Başkan ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Katip ... e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*