Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1380 E. 2026/1920 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1380
- Karar No
- 2026/1920
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1380 KARAR NO : 2026/1920
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21.05.2026 NUMARASI : 2025/1243 Esas sayılı Ara Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ TALEP : İHTİYATİ HACİZ KARARININ KALDIRILMASI KARAR TARİHİ : 15/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 16/09/2026
İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/1243 Esas sayılı ara karar dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda ihtiyati haczin kaldırılması talebinin reddine dair verilen karara karşı aleyhine ihtiyati haciz kararı verilen davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Aleyhine ihtiyati haciz kararı verilen davalı vekili 20/05/2026 tarihli dilekçesinde; İhtiyati haciz sonucunda konulan hacizlerin devam ettiğinden müvekkili şirketin iş yapamaz duruma geldiğini, hakedişi olan arsa karşılığı inşaat sözleşmelerinin arsa sahiplerine 89/1 haciz ihbarnameleri gittiğinden alması gereken villaları alamadığını, araç üzerinde de haciz olup araç haczinin uygulanmasının mümkün olmamasına rağmen devam ettiğini, dosyaya bildirdikleri delillerden İzmir 19. İcra Dairesi'nin 2026/196 sayılı dosyasında ... de kefil olduğu halde ... tarafından ona karşı icra başlatılmamış olup bu durumun da tarafların ortak hareket ettiğini ayrıca gösterdiğini, müvekkili için katlanılamaz hale gelen ihtiyati haciz kararlarının tedbiren yargılamanın uzun süreceği de göz önüne alınarak kaldırılmasını ve yine ihtiyati haciz kapsamında uygulanan hacizlerin HMK ve İİK hükümleri uyarınca tedbiren kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince "İstem; görülmekte olan dava konusu alacakla ilgili olarak Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davalı aleyhinde verilen ihtiyati haciz kararı uyarınca uygulanan ihtiyati haczin kaldırılmasına ilişkindir. Davacı tarafın dava konusu alacakla ilgili olarak İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/148 D.İş sayılı dosyasında yaptığı ihtiyati haciz başvurusunun reddine karar verildikten sonra davacı tarafın kararı istinaf etmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17.Hukuk Dairesi'nin 18/11/2025 tarihli kararla İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, talebin kabulü ile 21.465.000,00.-TL alacak için karşı taraf şirket mal varlığı üzerine ihtiyati haciz konulmasına, alacağın %15'i tutarında 3.219.750,00.-TL teminat alınmasına kesin olarak karar verilmiş, ihtiyati haciz kararı İzmir 2. İcra Müdürülüğü'nün 2025/5309 sayılı dosyasında uygulanmış, haciz işlemleri yapılmış, davacı tarafça 25/06/2025 tarihinde icra takibine geçilmiş, davalı tarafça yasal süre içinde borca ve ferilerine itirazda bulunulması nedeniyle takip durdurulmuş, davacı tarafça itirazın iptali için 16/12/2025 tarihinde dava açılmıştır. Dava; taraflar arasında düzenlenen eser sözleşmesi nedeniyle davacı tarafça, davalı tarafa verildiği iddia edilen avansın iadesi gerekmesine rağmen, davalı tarafça iade edilmediği iddiası ile tahsili için davacı tarafın, davalı taraf hakkında yaptığı icra takibinde, davalının borca ve ferilerine ilişkin itirazının iptali istemine ilişkindir. Davalı vekilinin 06/03/2026 tarihinde ihtiyati haczin kaldırılması istemi üzerine oluşturulan 09/03/2026 tarihli ara kararı ile birlikte ihtiyati tedbir taleplerinin reddi ile birlikte ihtiyati haczin kaldırılması isteminin reddine karar verilmiştir. Davalı vekilinin, ihtiyati haczin kaldırılması istemine ilişkin gerekçeleri ; müvekkilinin iş yapamaz duruma gelmesi, hakedişi olan arsa karşılığı inşaat sözleşmelerinin arsa sahiplerine İK'nun 89 (1) maddesi uyarınca gönderilen haciz ihbarnameleri nedeniyle alması gereken villaları alamadığı, araç üzerinde haciz olup araç haczinin uygulanmasının mümkün olmaması, icra takibinin ... ..'ye karşı yapılmamış olması, ihtiyati haciz kararının müvekkili için Katlanılmaz olması nedeniyle yargılamanın uzun süreceğine dayandırılmıştır. Mahkememizin 09/03/2023 tarihli ara kararında ihtiyati haczin kaldırılmasına ilişkin gerekçeler bütünüyle talep tarihi itibariyle varlığını korumak ile birlikte talep dilekçesinde ihtiyati haczin kaldırılmasını gerektirir nitelikte ve yeterlilikte hiçbir somut delil ve belge örneği sunulmadığı, dayanılan gerekçelerin ihtiyati haczin kaldırılmasını gerektirir nitelikte yasal nedenler olmadığı" şeklindeki gerekçe ile; davalı tarafın ihtiyati haczin kaldırılması talebinin REDDİNE karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Aleyhine ihtiyati haciz kararı verilen ve itiraz eden davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece verilen ara kararının hem usul hem de esas yönünden açıkça hukuka aykırılıklar içermekte olup kaldırılmasının zorunlu olduğunu, mahkemenin taraflarınca ileri sürülen taleplerinin ihtiyati tedbir kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle talebi reddettiğini, bu yaklaşımın şekilci, dar ve hakkaniyete aykırı bir yorum olup Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğünü ölçüsüz bir müdahalenin söz konusu olduğunu, bu müdahalenin yargılama sonuna kadar devam etmesinin telafisi imkansız zararlar doğuracağını, yerel mahkemenin ihtiyati hacizden kaynaklanan uyuşmazlıkların ihtiyati tedbir yoluyla ileri sürülemeyeceği sonucuna vardığını, bu tespitin hukuki nitelendirme hatası içerdiğini, taraflarınca talep edilen hususun doğrudan ihtiyati haczin kaldırılması olmayıp, hukuka aykırı şekilde devam eden haciz uygulamalarının durdurulması ve müvekkilinin uğradığı ağır zararın önlenmesi olduğunu, bu yönüyle taleplerinin HMK m. 389 kapsamında geçici hukuki koruma niteliğinde olup, mahkemenin görev alanı içerisinde olduğunu, somut olayda müvekkili şirket hakkında başlatılan icra takibine süresi içerisinde itiraz edilmiş olup, İİK m.66 uyarınca takibin durduğunu, takibin durduğu bir dosyada alacaklı tarafın ihtiyati haciz kararını aynı dosya üzerinden uygulatmasının ve icra müdürlüğünün bu yönde işlem tesis etmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, duran takipte haciz işlemlerine devam edilmesinin mümkün olmadığını, yargıtay yerleşik içtihatlarınında bu yönde olduğunu, bu kapsamda müvekkili aleyhine tesis edilen haciz işlemlerinin yok hükmünde olduğunu, mahkemece bu açık hukuka aykırılığın re'sen gözetilmesi gerekirken salt görev ve yetki gerekçesi ile talebin reddedilmesinin hukuki denetim görevine aykırı olduğunu, mahkemenin İİK m.264 kapsamında yaptığı değerlendirmenin isabetsiz olduğunu, anılan madde uyarınca ihtiyati haciz uygulatan alacaklının haczin uygulanmasından veya itirazın öğrenilmesinden itibaren 7 gün içerisinde takip başlatması veya dava açmasının zorunlu olduğunu, aksi halde ihtiyati haczin kendiliğinden hükümsüz hale geleceğini, somut olayda alacaklı tarafın müvekkilinin icra takibine yaptığı itirazı yalnızca tebligat ile değil uyap sistemi üzerinden ve ayrıca başlattığı arabuluculuk süreci ile fiilen öğrendiğini, arabuluculuk başvurusunun yapılmış olmasının alacaklının itirazın içeriğinden haberdar olduğunu tartışmasız şekilde ortaya koyduğunu, günümüz hukuk uygulamasında özellikle elektronik sistemlerin gelişmesi ile birlikte öğrenme kavramının tebligat ile eşdeğer kabul edildiğini, uyap sistemi üzerinden yapılan işlemlerin tarih ve saat bazında kayıt altına alınabilmesinin öğrenmenin somut şekilde ispatını mümkün kılacağını, bu durumda alacaklı tarafın itirazdan haberdar olmasına rağmen yasal süresi içerisinde itirazın iptali davası açmamasının İİK m. 264 kapsamında sürenin kaçırılması sonucunu doğurduğunu, bu halde ihtiyati haczin kendiliğinden hükümsüz hale geldiğini, mahkemenin aksi yöndeki değerlendirmesinin hatalı olduğunu, tebligatın amacının muhatabın işlemden haberdar edilmesi olduğunu, bir işlemin tüm unsurları ile öğrenilmiş olması halinde sırf şekli tebligat yapılmadığı gerekçesiyle sürenin başlamadığını kabul etmenin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağını, alacaklı tarafın itirazdan haberdar olmasına rağmen tebligatı bekleyerek süreci uzatmasının açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, hukuk düzeninin bu tür davranışları korumayacağını, bu nedenle sürelerin başladığının kabulü ve ihtiyati haczin hükümsüz hale geldiğinin tespitinin gerektiğini, somut olayda uygulanan haciz işlemlerinin ölçüsüz ve aşkın nitelikte olduğunu, müvekkili şirketin tüm banka hesaplarına, araçlarına ve taşınmazlarına haciz konulduğunu, bu durumun şirketin ticari faaliyetlerini tamamen durdurduğunu, özellikle Çeşme'de bulunan yüksek değerli taşınmazın tek başına alacağı karşılayabilecek nitelikte olmasına rağmen tüm malvarlığına haciz uygulanmasının orantısız olduğunu, ölçülülük ilkesinin hem anayasal hem de medeni usul hukukunun teme ilkelerinden biri olduğunu, alacağın güvence altına alınması amacıyla yapılan işlemlerin borçlunun ekonomik varlığını ortadan kaldıracak şekilde uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin bu hususu icra mahkemesinin görev alanına bırakarak değerlendirmemesinin hatalı olduğunu, zira söz konusu olan hususun yalnızca teknik bir haciz işlemi değil, müvekkilinin ticari hayatını sona erdirecek nitelikte ağır bir müdahale olduğunu, bu durumda mahkemenin geçici hukuki koruma sağlama yükümlülüğünün bulunduğunu, ayrıca ihtiyati haciz kapsamında yapılan işlemlerin de hukuka aykırı olduğunu, araçlar üzerine yakalama konulmasının, banka hesaplarından para çekilmesi gibi işlemlerin, kesinleşmiş takiplerde dahi belirli şartlara bağlı iken ihtiyati haciz aşamasında uygulanmasının mümkün olmadığını, yapılan işlemlerin yetki aşımı olduğunu, aynı alacak için birden fazla mahkemede ihtiyati haciz talebinde bulunulduğunu, bu taleplerin reddedilmesine rağmen farklı yollarla sonuç elde edilmeye çalışıldığını, ayrıca alacaklı tarafın itirazın iptali davasını açmadan ihtiyati haciz yoluna başvurmasının ve bu yolla müvekkilinin malvarlığı üzerinde baskı kurmasının ihtiyati haciz kurumunun amacına aykırı olduğunu, ihtiyati haczin bir baskı aracı değil, geçici güvence tedbiri olduğunu, mahkemenin teminat karşılığı haczin kaldırılması taleplerini reddetmesinin isabetsiz olduğunu, müvekkilinin uğradığı ağır zararlar nedeniyle en azından teminat karşılığında haczin kaldırılması yönünde bir karar verilmesi gerekirken bu talebin reddedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, sonuç olarak yerel mahkeme kararının hem hukuki nitelendirme hatası hem de somut olaydın özelliklerini göz ardı eden eksik inceleme nedeniyle hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemenin ara kararının kaldırılması gerektiğini, tatbik edilen ihtiyati haczin İİK m.264 gereğince hükümsüz hale geldiğinin tespiti ile müvekkili aleyhine konulan tüm hacizlerin tedbiren kaldırılmasına, bu mümkün görülmez ise karşı tarafça yatırılan teminat miktarı kadar teminat karşılığında hacizlerin kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi gerektiğini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Talep; İİK’nun 257 vd. devamı uyarınca verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılması istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinden; İhtiyati haciz talep eden davacı tarafın İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/148 D.İş sayılı dosyası üzerinden yaptığı ihtiyati haciz isteminin mahkemece yapılan değerlendirme neticesinde reddine karar verildiği, iş bu kararın ihtiyati haciz isteyen vekili tarafından İstinaf edilmesi üzerine Dairemizin 18/11/2025 tarihli 2025/1292 E. ve 2025/1961 K. sayılı ilamı ile ihtiyati haciz isteminin reddine dair mahkeme kararı kaldırılarak "6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkındaki kararla; 1-İhtiyati haciz talebinin İİK 257. ve devamı maddeleri gereğince KABULÜNE, 21.465.000,00 TL alacak miktarını karşılayacak şekilde karşı taraf borçlunun TAŞINIR VE TAŞINMAZ MALLARI İLE ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARDA BULUNAN HAK VE ALACAKLARI üzerine İİK.'nın 257. ve müteakip maddeleri gereğince İHTİYATİ HACİZ KONULMASINA, 2-İİK'nun 259(1) ve 261(1) maddeleri uyarınca; karşı tarafın ve üçüncü kişilerin muhtemel zararlarına karşılık olarak ihtiyati haciz talep eden tarafından alacağın %15 tutarında teminatı olan 3.219.750,00 TL nakit veya kesin ve süresiz nitelikte banka teminat mektubunun ibrazı ve talep halinde gereğinin yargı çevremizdeki icra müdürlüğünce yerine getirilmesi için kararın bir örneğinin icra müdürlüğüne sunulmak üzere talep eden tarafa verilmesine, 3-Kararın verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde infaz edilmemesi halinde kendiliğinden kalkmış sayılacağına" dair karar verildiği görülmüştür. İİK'nın "İhtiyati haciz kararı" başlıklı 258. maddesi" İhtiyati hacze 50 nci maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur. Mahkeme iki tarafı dinleyip dinlememekte serbesttir. (Değişik üçüncü fıkra:22/7/2020-7251/50 md.) İhtiyati haciz talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilir ve bu karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati haciz kararı verilen taraf da istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruları öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir." şeklinde düzenlenmiştir. Yine HMK'nın 341/1. maddesinde "İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir." denilerek ilk derece mahkemelerince verilen kararlardan hangilerine karşı istinaf kanun yoluna başvurulabileceği açıklanmıştır. Dava konusu somut olayda İstinaf konusu edilen ihtiyati haciz kararı yukarıda belirtildiği üzere ilk derece mahkemesince verilen kararın ihtiyati haciz talep eden vekilince istinaf edilmesi üzerine ilk derece mahkemesinin ihtiyati haciz isteminin reddine dair karar kaldırılmak suretiyle Dairemizce verilmiş bir karar olup, HMK'nun 341. maddesinde tarif edilen ilk derece mahkemesince verilmiş olan bir karar değildir. Bu nedenle istinaf incelemesine konu karar İİK 258/3 madde ve fıkrası gereğince Dairemizce verilmiş olan karar olduğundan ve istinaf yolu kapalı bulunduğundan, ihtiyati haciz isteyen davalı vekilinin istinaf isteminin HMK'nun 341 ve 352/1 maddeleri gereğince istinaf yolu caiz olmadığından usulden reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/1243 Esas sayılı dosyası üzerinden davalı tarafın ihtiyati hacze itirazı üzerine verilen istinaf incelemesine konu 21.05.2026 tarihli ARA KARARI istinaf kanun yoluna başvurulabilecek kararlardan olmadığından davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve 352 maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yolu başvurusu sırasında harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden bu aşama için davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/(1)-f maddesi uyarınca kesin olmak üzere 15/09/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi