Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/9 E. 2026/1419 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/9
Karar No
2026/1419
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/9 Esas

KARAR NO : 2026/1419 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI : 2022/386 Esas - 2023/642 Karar

TARİHİ: 29/09/2023

DAVA: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 09/07/2026

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, yurt içinde ve yurt dışında her türlü taşımacılık hizmetlerini de içerecek şekilde posta, koli, kargo ve lojistik hizmetleri, bankalara destek hizmeti, parasal posta hizmeti, ödeme hizmetleri, elektronik serti hizmet sağlayı , elektronik ortam dahil her türlü tebligat ve telgraf hizmetine ilişkin faaliyetler ile esas sözleşmesinde belirlenen diğer faaliyetleri yürüttüğünü, müvekkili Şirket ile (davalı) ...arasında 09/01/2014 tarihli Posta Taşıma Hizmetine Ait Sözleşme (Van-Hakkari arası) ile 11/12/2014 tarihli Posta Taşıma Hizmetine Ait Sözleşmeler (İstanbul-Kırklareli arası) akdedildiğini, müvekkili tarafından, 3065 sayılı KDV Kanununun 9. maddesi ve KDV Genel Uygulama Tebliğinin (VC.2.1.3.2.5.) bölümü uyarınca, söz konusu sözleşmelere istinaden anılan Şirkete yaptığı ödemelerden KDV tutarının 9/10'unu sorumlu sıfatıyla tevkif edip kendi vergi dairesine ödenmesi gerekmekle birlikte KDV tutarının tamamı anılan Şirkete ödenmiş, akabinde ise KDV mevzuatından kaynaklanan zorunlulukların gereği olarak 9/10 oranındaki tevkif KDV'yi 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 371. maddesi hükümlerine göre pişmanlıkla vergi dairesine beyan ederek ödenmek durumunda kalındığını, söz konusu KDV tutarının vergi dairesine ödenmesi üzerine, ...- ... (davalının) KDV "sinin 9/10'u da vergi dairesine beyan edilerek ödendiğinden bu kez anılan Şirkete 26/2/2021 tarihli ve 5990 sayılı yazı yazılarak ;“...Müvekkil Şirketin KDV tevkifatı uygulamasında faturadan doğan KDV üzerinden kesinti yaparak adı geçen firma adına sorumlu sıfatıyla vergi dairesini ödemekle yükümlü iken, Şirketin de (davalının) KDV Genel Uygulama Tebliğinin "Belge Düzeni" başlıklı (/C-2.1.3.4.2.) bölümü kapsamında müvekkil Şirkete tevkifat tutarını göstermek suretiyle (tevkifatlı) fatura düzenlemek ve "Satıcıların Beyanı" başlıklı (/C-2.1.3.4.3.2.) bölümünde yapılan açıklamalar çerçevesinde bu tevkifatlı işleme uygun şekilde 1 No.lu KDV beyannamesi vermekle yükümlü olduğu, yüklenici firma (davalı) tarafından katlanılması gereken vergi yükünün hak ediş ödemelerinde anılan Şirkete KDV'nin tam tevkifat yapılmaksızın tam ve peşin ödenmiş olması sebebiyle müvekkili Şirket üzerinde kaldığı, bu nedenle, yüklenici firmada (davalı) sebepsiz zenginleşme yaratan bu durum karşısında müvekkili Şirket tarafından adlarına vergi dairesine yatırılan toplam 1. 127.644,84 TL'nin müvekkili Şirkete iade edilmesi gerektiği, müvekkili şirkete söz konusu KDV tevkifat tutarının iade edilmesini müteakip, ödemeyi tevsik eder belgeye dayanarak, yüklenici Şirketin de ilgili dönemlere ilişkin 1 Nolu KDV Beyannamesinde düzeltme yapabileceği ve buna bağlı olarak KDV Genel Uygulama Tebliğinde belirlenen usul ve esaslar dairesinde, varsa vergi dairesine ödediği tutarları ve/veya sonraki döneme devreden KDV tutarlarını iade/düzeltmeye konu edebileceği, bu işlemlerin KDV mevzuatında yer alan düzenlemeler çerçevesinde firma ile vergi dairesi arasında tesis edilmesi gereken işlemler olduğu, müvekkili Şirkete iade edilmesi ihtar edildiğini belirterek müvekkili şirket tarafından kendisine fazladan ödenen tutarların 30 gün içinde müvekkili şirkete iade edilmesi ihtar edildiğini, davalının cevaben müvekkili şirkete hitaben yazılan 22/03/2021 tarihli yazı ile söz konusu iadenin yapılamayacağı müvekkili şirkete bildirdiklerini, müvekkili şirketin ...- ... (davalının) 9/10 oranındaki KDV vergi dairesine hem de şirkete ödemiş olup mükerrer ödeme söz konusu olduğunu, müvekkili tevkifatı uygulamasında faturadan doğan KDV üzerinden kesinti yaparak yüklenici ...- ... (davalı) adına sorumlu sıfatıyla vergi dairesine ödemekle yükümlü iken, davalı firma da KDV Genel Uygulama Tebliğinin "Belge Düzeni" başlıklı (1/C-2.1.3.4.2.) bölümü kapsamında müvekkili Şirkete tevkifat tutarını göstermek suretiyle (tevkifatlı) fatura düzenlemek ve "Satıcıların Beyanı" başlıklı (VC-2.1.3.4.3.2.) bölümünde yapılan açıklamalar çerçevesinde bu tevkifatlı işleme uygun şekilde 1 Nolu KDV beyannamesi vermekle yükümlü olduğunu, davalının müvekkili Şirkete verdiği faturaları tevkifatsız olarak düzenlediği ve faturalarda tüm KDV'yi müvekkili Şirketten tahsil edilecek KDV olarak gösterdiğini, durumun anlaşılması üzerine KDV Genel Uygulama Tebliğindeki düzenleme ve açıklamalarda belirtildiği şekilde herhangi bir vergi tarhiyatına ve cezaya maruz kalınmaması teminen 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 371. maddesi kapsamında, ilgili dönemlere ilişkin 2 Nodu KDV beyannamelerini pişmanlıkla düzeltme beyannamesi vermek suretiyle düzeltme yoluna gidildiğini ve davalı faturalarındaki KDV tutarının 9/10'luk kısmı da bu beyana dahil edilerek ilgili vergi dairesine ödeme yapıldığını, hal böyleyken, müvekkil Şirket tarafından davalıya tam ve peşinen ödenmiş iken bir de yüklenici şirket (davalı) adına ilgili vergi dairesine ödenmek durumunda kalınan KDV tutarının, davalı tarafından müvekkili Şirkete iade edilmesi KDV Kanununun bir gereği olduğu ve davalının sebepsiz zenginleşmesine sebep olduğunu, davalıya fazladan ödenmiş bulunan KDV tutarlarının firma tarafından gerek 3065 sayılı KDV Kanununun 8. maddesi hükmü ve gerekse 6098 sayılı Kanunun 78. maddesinde yer alan "borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri istenmesine ilişkin diğer kanun hükümlerinin saklı olduğu" yönündeki hüküm gereğince, her iki Kanun uygulaması bakımından müvekkili Şirkete iade yapılmasını gerektiğini, müvekkili şirketin davalıdan 127.644,84TL alacağının olduğunu, ancak müvekkilinin alacağından şimdilik işbu davanın konusu olan ve İstanbul ihale merkezine ait tutar olan 22.792,07 TL'sinin, firmaya 26.02.2021 tarihinde yazılan ve 05.03.2021 tarihinde teslim edilen ödeme ihtar yazılarından itibaren işlemiş avans faiziyle birlikte yasal yoldan tahsili talep ettiklerini, ayrıca Davalı Firmanın iyi niyetli olmaması ve alacak meblağının yüksek oluşu göz önünde bulundurulduğunda bir Kamu Kuruluşu olan müvekkili Şirketin biran evvel alacağına kavuşmasını teminen ivedilikle ihtiyatı hacız talep edildiğini ifade ederek , fazlaya ilişkin haklarının ve Kayseri İhale merkezine ait olan 09/01/2014 tarihli Posta Taşıma Hizmetine Ait Sözleşme (Van-Hakkari arası) 'dan kaynaklanan ayrı bir davaya konu edilecek, alacaklara ilişkin haklarının saklı kalmak kaydı ile şimdilik İstanbul ihale merkezine ait tutar olan 22.792,07 TL'nin, davalı Firmaya 26.02.2021 tarihinde yazılan ve 05.03.2021 tarihinde teslim edilen ödeme ihtar yazılarından itibaren işletilecek avans faiziyle birlikte, davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalıya usulüne uygun davetiye tebliğ edildiği ancak, cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:

İlk Derece Mahkemesi 29/09/2023 tarih ve 2022/386 Esas - 2023/642 Karar sayılı kararında;

".....Taraflar arasında imzalanan sözleşme çerçevesinde davalı tarafından davacı adına düzenlenen 12 adet faturada toplamda KDV dahil 164.058,45 TL olduğu, fatura bedellerinin davacı tarafından ödendiği, davacının herhangi bir borcunun kalmadığı, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi gereğince söz konusu faturalardan hesaplanan % 18 KDV'den davacı tarafından mükerrer yapılan KDV ödemesinin 22.792,07 TL olduğu ve iş bu tutarın davalıdan talep edildiği, davacı tarafından bağlı olunan vergi dairesine 22.792,07 TL tutarındaki (davacının 26.02.2021 tarihinde ödenmesine ilişkin evrakın 05.03.2021 tarihinde davalıyatebliğ edildiği, davacının bu bedeli 30 gün içinde yatırılmasını talep ettiği hususu göz önüne alındığında temerrüt tarihinin 06.04.2021 tarihi olduğu anlaşılmıştır) mükerrer ödeme nedeniyle iş bu tutarın davalıdan talep edilebileceği hususunun tespit ve rapor edildiği denetlemeye ve hükme elverişli bilirkişi raporuna göre davacının davasının kabulüne karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile,

''1-Davacının davasının KABULÜ İLE;

-22.792,07-TL nin 06/04/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı ... tarafından Türkiye genelinde bir çok dava ikame edildiğini, bu davaların da ekseri reddedildiğini, yakın tarihte yine davacı tarafından müvekkil aleyhine ikame edilen Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/575 Esas sayılı dosyasında davanın reddi kararı verildiğini, ilgili kararın gerekçe kısmında;

"Davacının 3065 sayılı katma değer vergisi kanunu 9/1 maddesi kapsamında ve katma değer vergisi genel uygulama tebliği I-C-2 maddesi kapsamında vergi sorumlusu olduğu, tebliğin aynı maddesinin muhtelif alt bentlerinden taraflar arasındaki ticari ilişkiye konu hizmet ifasının 9/10 oranında tevkifata tabi olduğu tespit edilmiştir.

Diğer bir anlatımla davalının davacıya vermiş olduğu hizmete ilişkin düzenlediği fatura üzerindeki hesaplanan KDV nin 9/10' nun, kdv dahil fatura tutarından davacı tarafından tevkif edilerek (kesinti yapılarak) bakiye tutarın davalıya ödenmesi, yapılan kesintinin (tevkif edilen kdv'nin) ise yine davacı tarafından davalı adına vergi dairesine vergi sorumlusu sıfatı ile ödenmesi gerektiği tespit edilmiştir.

Ancak davacının KDV kanunu ve tebliği kapsamında vergi sorumlusu sıfatı ile kesinti yaparak vergi dairesine ödeme yapmadığı, vergi dairesininde yine kanun ve tebliğ hükümleri çerçevesinde vergi dairesine ödenmeyen kdv' yi davacıdan tahsil ettiği tespit edilmiştir.

Huzurdaki dava ise davacının davalıya kesinti yapmadan ödediği kdv içerisinde yer alan vergi dairesine ödediği kdv'nin (9/10 oranında kesinti yapması gerekirken kesmediği) rucuen talebidir.

İlgili yasal mevzuatta huzurdaki davaya konu edilen durumda davalıya rucu edileceği/edilebileceği/edilebilirliği düzenlenmemiştir. İlgili yasal mevzuatta bu durumun tersi yani davalının kesintiye uğramasına rağmen davacının kesintiyi vergi dairesine ödememesi durumu düzenlenmiştir. Ancak talebin ve rızanın davalı taraftan gelmesi halinde işlemin düzeltilmesinde de yasal bir engel yoktur. Bununla birlikte tevkif edilen (kesinti yapılan) kdv' nin davalı tarafından vergi dairesinden talep etmesine dönük yasal zaman aşımı da geçmiştir. Diğer bir ifade ile davalı mezkur düzeltme işlemlerini yaptığında veya davacıya ödeme yaptığında mükerrer kesintiye uğrayacaktır. Zira davaya konu dönem 2015-01 ila 2019-10 dönemi olduğu tespit edilmiştir. Tevkifatlı kdv iade talebi tevkifin yapıldığı yılı takip eden yılın başından itibaren 2 yıl olup, son tevkifat dönemi olan 2019-10 dönemine ilişkin talebin 31.12.2021 itibarı ile zaman aşımı dolmuştur.

Bununla birlikte somut olay fazla ve yersiz ödenen vergi olmayıp, vergi sorumlusunun hatalı işleminden dolayı yine vergi sorumlusunun uğradığı bir zarardır. KDV kanunu ve tebliği davalının (satıcının) belge düzenine bakmaksızın, davacının (alıcının) vergi sorumlusu sıfatı ile tevkifatı yaparak vergi dairesine ödeme yükümlülüğü altına almıştır (KDV Tebliğ I/C-2.1: KDV tevkifatı ihtiyari bir uygulama olmayıp, Maliye Bakanlığınca tevkifat uygulaması kapsamına alınan işlemlerde alıcılar tarafından tevkifat yapılması zorunludur).

Hal böyle olunca KDV kanunu ve tebliğ kapsamında tevkifatın yapılmamasındaki tek kusurlunun davacı olduğunun kabulü gerekmektedir. Davacının davalıdan sebepsiz zenginleşme ve sözleşme hükümlerine göre alacak talep etmesi mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmiştir." denildiğini, tüm bu sebeplerle müvekkilin ilgili tevkifatın yapılmamasında herhangi bir kusurunun bulunmadığının başka bir yerel mahkeme kararı ile ortaya konulmuş olduğunu, işbu dava konusunda da müvekkilin ilgili tevkifatın yapılmamasında kusurunun bulunmaması sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa re'sen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.

Dava, taşıma sözleşmesine dayalı olarak ödenen KDV bedelinin istirdadı istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne,karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Somut olayda, davacı ... A.Ş. ile davalı ...arasında 11/12/2014 tarihli Posta Taşıma Hizmetine Ait Sözleşme (İstanbul-Kırklareli arası) akdedildiği, sözleşmeye göre işverenin davacı, yüklenicinin ise davalı olduğu, davacı taraf, 3065 sayılı KDV Kanununun 9. maddesi ve KDV Genel Uygulama Tebliğinin (I/C.2.1.3.2.5.) bölümü uyarınca, söz konusu sözleşmeye istinaden davalı firmaya yaptığı ödemelerden KDV tutarının 9/10’unu sorumlu sıfatıyla tevkif edip kendi vergi dairesine ödenmesi gerekmekle birlikte KDV tutarının tamamının davalı firmaya ödendiğini, akabinde ise KDV mevzuatından kaynaklanan zorunlulukların gereği olarak 9/10 oranındaki tevkif KDV’yi 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 371. maddesi hükümlerine göre pişmanlıkla vergi dairesine beyan ederek ödenmek durumunda kalındığını, söz konusu KDV tutarının vergi dairesine ödenmesi üzerine, ödenen KDV bedelinin istirdadını talep etmiştir.

Zamanaşımı definin, davalı tarafça süresi içerisinde verilen cevap dilekçesi ile ileri sürülmesi gerektiği, mahkemece resen gözetilemeyeceği, yargılama aşamasında davalı tarafça davaya cevap verilmediği ve davalı tarafın süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunmadığı, istinaf dilekçesi ile ileri sürüldüğü, HMK. 357/1-son cümlede belirtildiği üzere ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü uyarınca davalı vekilinin zamanaşımı itirazı HMK. 357/1-son cümle gereği dairemizce değerlendirilmemiştir.

Dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; 3065 sayılı KDV Kanunu ve KDV Genel Uygulama Tebliği'nin ilgili hükümleri uyarınca, "iş gücü temini hizmeti alınması durumunda", alıcıların satıcılara KDV tutarının tamamını ödemeyip, 9/10'luk kısmını tevkif etmesinin ve bu kısmı kendi vergi dairesine beyan edip ödemesinin, buna karşılık 1/10'luk kısmının ise satıcıya ödenmesinin, satıcının da bu 1/10'luk kısmı kendi vergi dairesine beyan ederek ödemesinin gerektiği, somut uyuşmazlıkta da davacı tarafça davalıdan alınan hizmet bedelinin KDV tutarının tamamının davalıya ödenmesinin ardından, davalıdan alınan hizmetin "iş gücü temini hizmeti" olduğundan bahisle daha önce davalıya ödenen KDV tutarının 9/10'luk kısmının, bu kez vergi dairesine beyan edilerek tekrar ödendiği belirtilerek davacı tarafça ödenen anılan 9/10'luk bu kısmın davalı taraftan geri istendiği anlaşılmaktadır.

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin "Kapsam" başlıklı 2.1.3.2.5.2. maddesinde, "Gerçek veya tüzel kişiler, faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin olarak ihtiyaç duydukları işgücünü, kendilerine hizmet akdi ile bağlı ücretli statüsünde hizmet erbabı çalıştırarak temin etmek yerine, alt işverenlerden veya bu alanda ya da başka alanlarda faaliyette bulunan diğer kişi, kurum, kuruluş veya organizasyonlardan temin etmektedirler.

Bu tür hizmetler, esas itibarıyla, temin edilen elemanların, hizmeti alan işletmenin bilfiil sevk, idare ve kontrolü altında çalıştırılabilmesinin mümkün bulunduğu durumlarda tevkifat kapsamına girmektedir.

Bu şekilde ortaya çıkan hizmetlerde aşağıdaki şartların varlığı halinde tevkifat uygulanır:

-Temin edilen elemanların, hizmeti alana ücretli statüsünde hizmet akdiyle bağlı olmaması gerekmektedir.

-Temin edilen elemanların, hizmeti alanın sevk, idare ve kontrolü altında çalıştırılması gerekmektedir. Elemanların işletmenin mal ve hizmet üretimi safhalarından herhangi birinde çalıştırılması halinde, sevk, idare ve kontrolün hizmeti alan işletmede olduğu kabul edilir.

Dolayısıyla işgücü temin hizmetinin varlığının tespitinde; hizmetin ifasında kullanılan elemanların işgücü temin hizmetini veren firmanın bünyesinde bulunması ve ona hizmet akdiyle bağlı olması, hizmeti alanın sevk, idare ve kontrolü altında çalıştırılması gibi karineler göz önünde bulundurulur, bu hususların varlığı, taraflar arasında bir sözleşme yapılmışsa bu sözleşmedeki hükümler veya sözleşmeye bağlı teknik şartnamedeki açıklamalar da dikkate alınarak tespit edilir.

İşgücü temin hizmeti veren mükellefin, söz konusu hizmeti bir başka mükelleften temin ettiği elemanları kullanarak sunması halinde, sadece kendisine verilen işgücü temin hizmetinde tevkifat uygulanır. ...," hükmü yer almaktadır.

Anılan hüküm uyarınca, bir sözleşmenin iş gücü temin hizmet sözleşmesi olarak kabul edilebilmesi ve hizmet alanın tevkifat sorumlusu olabilmesi için hizmetin ifasında kullanılan elemanların iş gücü temin hizmetini veren firmanın bünyesinde bulunması ve ona hizmet akdiyle bağlı olması, hizmeti alanın sevk, idare ve kontrolü altında çalıştırılması gibi karineler kabul edilmiş olup, bu hususların varlığının, taraflar arasında bir sözleşme yapılmışsa bu sözleşmedeki hükümler veya sözleşmeye bağlı teknik şartnamedeki açıklamalar dikkate alınarak tespit edileceği hüküm altına alınmıştır. Diğer bir deyişle taraflar arasındaki sözleşmenin iş gücü temin hizmeti sayılabilmesi için KDV Genel Uygulama Tebliği 2.1.3.2.5.2. maddesinde yazılı olduğu üzere "elemanların sevk, idare ve kontrolünün" hizmet alan davacıda olması gerekmektedir.

Somut uyuşmazlıkta ise, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin Tanımlar başlıklı 4. Maddesinde, Mutemet;'' Yüklenicinin nam ve hesabına posta alıp verme ve taşıma işinde fiilen çalışan sürücü ve/veya taşıyıcıyı ,'' ifade ettiği belirtilmiş, sözleşme içeriğinden, davacı ...'nin davalı yüklenicinin çalıştırdığı işçilerin muhatabı ve sorumlusu olmadığı, işçilerin sevk ve idaresinin hizmet alınan davalı tarafta olduğu, dolayısıyla taraflar arasında imzalanan sözleşmelerde yüklenicinin, sözleşme konusu iş ile ilgili çalıştıracağı personele ilişkin sorumluluklarının, ilgili mevzuatın bu konuyu düzenleyen emredici hükümleri çerçevesinde yükleniciye ait olduğu, ...'nin yüklenicinin çalıştırdığı işçilerin muhatabı ve sorumlusu olmadığı, bu nedenle davalı tarafından üstlenilen işin Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin 2.1.3.2.5.2 maddesi kapsamında iş gücü temini niteliğinde olmadığı ve KDV tevkifatına tabi bulunmadığı, KDV tevkifatına tabi olmayan bir iş nedeniyle davacı tarafından yapılan tevkifat işleminin mevzuata aykırı bulunduğu, KDV tevkifatından dolayı davalı tarafın davacı idareye borcunun bulunmadığı ve taraflar arasındaki akdi ilişki dikkate alındığında, davalının sebepsiz zenginleştiğinden bahsedilemeyeceği kanaatine varılmıştır.

Ankara BAM 20. Hukuk Dairesinin 08.05.2025 tarih ve 2025/759 Esas - 2025/970 Karar sayılı kararında;''.... dava dışı kişiler tarafından davacı ...'nin aynı nitelikteki KDV tevkifatı işlemi nedeniyle Vergi Dairesi Başkanlığı'na açılan davalarda, ilk derece mahkemelerince, yüklenici şirketler tarafından üstlenilen işin, iş gücü temini niteliğinde olduğundan bahisle yapılan 9/10 oranındaki Katma Değer Vergisi tevkifatında hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle verilen davanın kabulüne, dava konusu işlemlerin iptaline dair kararların,

(Ankara 2. Vergi Mahkemesinin 30/03/2023 tarih ve 2022/1910 Esas- 2023/427 Karar sayılı kararının, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 21/02/2024 tarih ve 2023/1284 Esas - 2024/307 Karar sayılı istinaf isteminin reddi ilamı ile kesinleştiği,

Ankara 3. Vergi Mahkemesinin 06/06/2023 tarih ve 2022/1684 Esas- 2023/1034 Karar sayılı kararının, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 23/10/2024 tarihli ve 2023/2150 Esas - 2024/1661 Karar sayılı istinaf isteminin reddi ilamı ile kesinleştiği,

Ankara 2. Vergi Mahkemesince verilen 29/04/2021 tarih ve 2020/2458 Esas, 2021/704 Karar sayılı kararın, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 15/12/2021 tarih ve 2021/1395 Esas, 2021/1938 Karar sayılı kararı ile istinaf incelemesinden, Danıştay 4. Dairesinin 17/01/2023 tarih, 2022/513 Esas, 2023/234 Karar sayılı kararı ile temyiz incelemesinden geçmek suretiyle kesinleştiği,

Ankara 7. Vergi Mahkemesince verilen 15/10/2021 tarih ve 2021/829 Esas, 2021/1417 Karar sayılı kararın, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 02/03/2022 tarih ve 2021/2198 Esas, 2022/336 Karar sayılı kararı ile istinaf incelemesinden, Danıştay 4. Dairesinin 17/01/2023 tarih, 2022/2295 Esas 2023/230 Karar sayılı kararı ile temyiz incelemesinden geçmek suretiyle kesinleştiği,

Ankara 3. Vergi Mahkemesinin 23/05/2022 tarih ve 2021/2031 Esas, 2022/1372 Karar sayılı kararının, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 31/05/2023 tarih ve 2022/1871 Esas, 2023/715 Karar sayılı kararı ile istinaf incelemesinden, Danıştay 9. Dairesinin 18/04/2024 tarih ve 2023/7757 Esas-2024/1800 Karar sayılı kararı ile temyiz incelemesinden geçmek suretiyle kesinleştiği,

Ankara 3. Vergi Mahkemesinin 23/05/2022 tarih ve 2021/2033 Esas, 2022/1374 Karar sayılı kararının, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 31/05/2023 tarih ve 2022/1872 Esas, 2023/716 Karar sayılı kararı ile istinaf incelemesinden, Danıştay 9. Dairesinin 18/04/2024 tarih ve 2023/7758 Esas-2024/1801 Karar sayılı kararı ile temyiz incelemesinden geçmek suretiyle kesinleştiği,

Ankara 3. Vergi Mahkemesinin 23/05/2022 tarih ve 2021/2032 Esas, 2022/1373 Karar sayılı kararının, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 31/05/2023 tarih ve 2022/1873 Esas, 2023/717 Karar sayılı kararı ile istinaf incelemesinden, Danıştay 9. Dairesinin 18/04/2024 tarih ve 2023/7759 Esas-2024/1799 Karar sayılı kararı ile temyiz incelemesinden geçmek suretiyle kesinleştiği,

Ankara 3. Vergi Mahkemesinin 23/05/2022 tarih ve 2021/2016 Esas, 2022/1371 Karar sayılı kararının, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 31/05/2023 tarih ve 2022/2240 Esas, 2023/718 Karar sayılı kararı ile istinaf incelemesinden, Danıştay 9. Dairesinin 2023/7760 Esas-2024/1798 Karar sayılı kararıyla temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği) kanun yolundan geçerek kesinleştiği belirtilmiştir. ''

Böylelikle idari yargıda verilen kararlar ile taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin "işgücü temini" niteliğinde olmadığı, yani 9/10 KDV tevkifatına tabi bulunmadığı, davacının vergi dairesine yaptığı dava konusu ödemelerin hatalı olduğu hususları kesinleşmiştir. İdari yargıda kesinleşen bu tespitlerin, adli yargı mahkemeleri için de kesin delil teşkil edeceği açıktır.

Tüm bu nedenlerle, davalı tarafça üstlenilen işin Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin 2.1.3.2.5.2 maddesi kapsamında iş gücü temini niteliğinde olmadığı ve KDV tevkifatına tabi bulunmadığı, KDV tevkifatına tabi olmayan bir iş nedeniyle davacı tarafından yapılan tevkifat işleminin mevzuata aykırı olduğu, KDV tevkifatından davalının davacı idareye borcunun bulunmadığı, davalının sebepsiz zenginleşmediği kabul edilmiş, bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 11 HD.nin 07/05/2026 tarih ve 2025/5672 Esas - 2026/2702 Karar sayılı kararı, Yargıtay 11 HD.nin 11/03/2026 tarih ve 2025/4629 Esas - 2026/1470 Karar sayılı kararı ile Ankara BAM 20 HD.nin 08.05.2025 tarih ve 2025/759 Esas - 2025/970 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.)

Sonuç itibariyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılarak, dairemizce yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine, karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

A-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE,

İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/09/2023 tarih ve 2022/386 Esas - 2023/642 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle,

1-Davanın REDDİNE,

İLK DERECE YÖNÜNDEN:

2-Harçlar yasası gereğince alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 389,24 TL harcın mahsubu ile bakiye 342,76 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

3-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edilen harç ve yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

5-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 22.792,07 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,

6-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,

İSTİNAF YÖNÜNDEN:

7-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,

8-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine,

9-Davalı tarafından yatırılan 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

10-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,

11-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 09/07/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/9, K. 2026/1419, T. 29.09.2023, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-9-e-2026-1419-k-33a2d643eb71