Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/763 E. 2026/877 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/763
- Karar No
- 2026/877
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/763
KARAR NO: 2026/877
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 21/02/2024
NUMARASI: 2023/49 E. - 2024/52 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Manevi Tazminat İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/05/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların İddia ve Savunmaları:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkiline ait ... numaralı “...” ibareli marka hakkının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescil edildiğini, aynı sektörde hizmet veren davalı şirket tarafından başta ticaret ünvanı olmak üzere diğer alanlarda markasal olarak kullanıldığını, tüm bu nedenlerle müvekkili şirketin maddi/manevi tazminat ve her türlü dava hakkı saklı kalmak kaydı ile, Müvekkili şirkete ait "..." ibaresi ve bu markanın esas unsurunu oluşturan "..." ibaresinin davalı tarafından kullanılarak marka hakkı ihlali gerçekleştirdiğinin tespitine, Müvekkili şirkete ait "..." ibaresi ve bu markanın esas unsurunu oluşturan "..." ibaresinin davalı tarafından kullanımının derhal ihtiyati tedbir kararıyla durdurulmasına, Müvekkili şirkete ait "..." ibaresi ve bu markanın esas unsurunu oluşturan "..." ibaresinin davalı tarafından kullanımının yasaklanmasına, müvekkili, şirkete ait markanın esas unsurunu oluşturan "..." ibaresinin davalının ticaret unvanından silinmesine, davalı tarafından davacıya 50.000,00 TL'lik manevi tazminat verilmesine, haksız rekabetin tespitine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesinde iddia edilenler gerçek dışı olduğunu, müvekkili Şirketi'n herhangi bir faaliyeti davacının marka hakkını ihlal etmediği gibi, haksız rekabet de teşkil etmediğini, müvekkili şirket, davacı yana ait markayı kullanmadığı gibi, kendi ticaret unvanını da markasal olarak kullanmamakta; ticari faaliyetlerini TPMK nezdinde ... numarasıyla tescilli “...” ibareli marka adı altında yürüttüğünü, davacı yan, müvekkili şirket'in ticaret unvanını markasal olarak kullandığının ispatı adına, sadece dava dilekçesinde yer verdiği görsele dayanmadığını, bu görsel ise yine dava dilekçesinde bahsedilen Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 10.12.2022 tarihli soruşturma evrakı kapsamında tüketicinin yaptığı şikâyete eklediği “...güvenli ödeme için tek kullanımlık şifre” SMS mesajının ekran görüntüsüdür. Tüketiciye banka tarafından gönderilen bu mesajda “… İşyeri: ... ...…” ifadesi yer aldığından davacı yan, Müvekkil Şirket'in ... .... Şti. olan ticaret unvanını kısaltmak suretiyle “... ...” şeklinde markasal kullanıma konu ettiğini iddia ettiğini, tüketiciyE........tarafından gönderilen SMS mesajı, 3D güvenli ödeme yapabilmek için bankanın müşterisine verdiği tek kullanımlık şifreyi iletme amacı taşımadığını, banka bu şifreyi tek bir SMS mesajı ile gönderebilmek için digit sınırı nedeniyle mesaj içeriğinde kırpma yapmak zorunda olduğunu, tek kullanımlık şifreyle birlikte işlem tutarı, tarihi, saati ve işyeri adını içeren mesajda kırpmaya müsait olan tek bilgi işyeri adı olduğunu, müvekkili Şirket unvanının ancak “... ...” şeklindeki kısmı gönderilen tek kullanımlık şifre mesajına sığabildiğini, bankanın müşterisine attığı mesaj içeriğine Müvekkil Şirket'in müdahalesi söz konusu olamayacağından mezkûr mesaj müvekkili Şirket'in ticaret unvanını markasal kullandığı anlamına gelmediğini, müvekkili şirket gerek kaşesinde gerek resmi evrakında ticaret unvanını kayıtlı olduğu şekliyle, herhangi bir markasal değer ithaf etmeden kullanmaktadır. Ticaret unvanının markasal olmayan ve tescilli olduğu biçimde unvan olarak kullanılması durumunda marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet gündeme gelmediğini, davacı yanın ilgili görsele dayanarak müvekkilinin ticaret unvanını markasal olarak kullandığını iddia etmesi en hafif tabirle kötü niyetli olduğunu, davacı yanın dava dilekçesinde iddia ettiği bir diğer durum olan; müvekkili Şirket'in davacı yan adına tescilli ...numaralı “...” ibareli markanın birebir aynısını kullandığı iddiasının elle tutulur hiçbir yanı olmadığını, müvekkili şirket yalnızca kendi adına 9, 35 ve 38. sınıflarda ... numarasıyla tescilli olan “...” ibareli markayı kullanmadığını beyan ederek müvekkili Şirket'in hiçbir eylemi davacı yanın marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinden davacı yanın itibarının ve kişilik haklarının zedelenmesi de mümkün olmadığını, bu sebeplerle davacı yanın tüm taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı ile; "Davanın REDDİNE," karar verilmiştir.
İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:
Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 2003 yılından bu yana bilişim sektöründe faaliyet gösteren, ... ve ... gibi dünya devleriyle iş ortaklığı yapan çok tanınmış bir firma olduğunu, kendisine ait "..." markasının "..." olan esas unsurunun davalı ... .... ŞTİ. tarafından aynı sınıfta haksızca kullanılarak müvekkilin itibarının zedelendiğini, bu ihlali bitirmek için çekilen ihtarnameye rağmen sonuç alınamayınca İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldığını, davalının bu ibareyi sadece ticaret unvanı olarak kullandığını iddia etmesine rağmen banka kayıtlarında, internet sitelerinde ve reklamlarında unvanın zorunlu eklerini atarak markasal bir algı yarattığını, hatta ihtarname tebliğinden hemen sonra davacı markasıyla birebir aynı unsurları içeren bir marka tescil başvurusunda bulunarak kötü niyetini ve markayı kullanma amacını açıkça ispatladığını, yerel mahkemenin ise dosyaya sunulan tüm bu somut kanıtları ve SMK m.7 ile HMK m.266 hükümlerini görmezden geldiğini, hakimin hukuki bilgisiyle marka ihlalini değerlendirebildecek nitelikte olduğu halde salt bilirkişi raporu olmaması sebebiyle davayı reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu, mesleki hukuki bilgisiyle çözebileceği bir meselede sırf bilirkişi raporu alınamadığı gerekçesiyle davayı haksız yere reddettiğini, bu durumun usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:
Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili ; müvekkiline ait ...numaralı “...” ibareli markanın tescilli olduğunu, davalı şirketin aynı sektörde faaliyet göstererek bu markanın esas unsuru olan “...” ibaresini ticaret unvanı başta olmak üzere çeşitli alanlarda markasal olarak kullandığını ileri sürerek marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, kullanımın durdurulması ve yasaklanması, ibarenin ticaret unvanından çıkarılması ile 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; müvekkilinin davacıya ait markayı kullanmadığını, ticaret unvanını markasal olarak kullanmadığını, ticari faaliyetlerini ... numarasıyla tescilli “...” markası altında yürüttüğünü, davacının dayandığı SMS örneğinin banka tarafından karakter sınırlaması nedeniyle kısaltılmış bir metin olduğunu, bu nedenle markasal kullanım olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
Davacıya ait ...numaralı “...” ibareli markanın 35. sınıfta 22/07/2013 tarihinde tescil edildiği, tarafların ticaret sicil kayıtlarına göre davacının 25/11/2005, davalının ise 20/10/2020 tarihinde kurulduğu anlaşılmıştır.
Mahkemece, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiasının ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, davacı tarafından davalının kullanımının markasal nitelikte olduğunu ve marka hakkını ihlal ettiğini ortaya koyacak somut ve yeterli delil sunulamadığı, bilirkişi incelemesi yapılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf talep etmiştir.
Dosya kapsamına göre, davacı taraf, davalının ticaret unvanı ve çeşitli kullanımları ile markasal kullanımda bulunduğunu ve bu suretle marka hakkına tecavüz ile haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürmüş ise de, bu iddiaların ispat yükü 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesi ve 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesi uyarınca davacı üzerindedir. Yargılama sırasında mahkemece, uyuşmazlığın çözümü bakımından bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş, ancak davacı vekiline verilen kesin süre içerisinde bilirkişi ücretinin yatırılmaması nedeniyle davacı tarafın bu delilden vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiştir. Marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddialarının, somut olayın özelliği itibariyle teknik inceleme ve değerlendirme gerektirdiği, bu kapsamda taraf markaları ve kullanım biçimlerinin karşılaştırılmasının uzmanlık gerektirdiği gözetildiğinde, uyuşmazlığın çözümünde bilirkişi delilinin gerekli olduğu açıktır. Her ne kadar davacı vekili markanın esas unsurunun birebir aynı olması nedeniyle hakimin hukuki bilgisi ile sonuca ulaşabileceği somut olayda bilirkişi incelemesine gerek bulunmadığı ileri sürülmüş ise de , davalının kullanımının ticaret unvanı kapsamında mı yoksa markasal kullanım niteliğinde mi olduğu, kullanımların hangi mal yada hizmet sınıfında gerçekleştiği , ne kadar süredir devam ettiği, davacının markasının koruma kapsamında kalıp kalmadığı ve tüketici nezdinde yarattığı algının belirlenmesinin bilişim yönünden yapılacak inceleme dahil teknik değerlendirme gerektirdiği dikkate alındığında , bilirkişi incelemesi yapılmaksızın dosyaya delil olarak sunulan banka tarafından gönderilen SMS içerikleri ve bazı internet çıktıları ile davalının fiili kullanımların marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği sonucuna varılması hukuken mümkün değildir. Ayrıca davalının ihtarname sonrasında marka başvurusunda bulunması da marka hakkına tecavüzün ispatı için yeterli değildir.
Sonuç olarak, ispat yükü üzerinde olan davacı tarafın davalının kullanımının markasal nitelikte olduğu ve davacı markası ile iltibas oluşturduğunu ispat edemediği, bu gerekçeyle ilk derece mahkemesinin davanın reddine dair kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmış, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu .... Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin ..../02/2024 tarih ve 2023/....., 2024/... K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 14/05/2026