Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/330 E. 2026/1404 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/330
Karar No
2026/1404
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/330 Esas

KARAR NO : 2026/1404 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI : 2023/414 Esas - 2023/824 Karar

TARİH: 30/11/2023

DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 09/07/2026

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin yurt dışına tekstil ürünleri ihraç eden bir şirket olduğunu; yurt dışı mal satışlarından doğan tahsilat risklerini teminat altına almak maksadıyla davalı şirket ile 01/07/2014 tarihinde ... poliçe numaralı "kısa vadeli ihracat kredi sigortası genel poliçesi"ni akdettiğini; sözleşme gereğince müvekkili şirketin yurt dışında olan alacaklarının ödenmemesi durumunda, tahsil edilemeyen alacağın %90'ının davalı şirketin sigorta kapsamında müvekkiline ödeyeceğinin kararlaştırıldığını; müvekkil şirketinin Hollanda'da faaliyet gösteren "......" firmasına 22/05/2016 tarihinde 11.278,50 Euro, 16/02/2016 tarihinde 22.286,90 Euro, 26/06/2016 tarihinde 7.857,00 Euro ve 03/07/2016 tarihinde 23.005,95 Euro olmak üzere toplam 64.428,35 Euro tutarında mal satışı gerçekleştirdiğini fakat davalı şirketin iflas etmiş olması nedeniyle alacağını tahsil edemediğini; müvekkilinin edimlerini yerine getirip Hollanda'da avukat tuttuğunu, iflas masasına alacak talebinde bulunduğunu; müvekkil şirketin 64.428,35 Euro tutarındaki riskini gerçekleşmiş olduğunu davalıya bildirdiğini, tüm belgelerini gönderdiğini ancak davalının ödeme yapmaması sebebiyle Bursa 10. Noterliğinden keşide edilen 07/04/2017 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarın gönderildiğini; davalıdan yine bir cevap alamadığını; bunun üzerine Bursa 1. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasıyla icra takibinde bulunduğunu, davalının yetki itirazında bulunarak ve borcun esasına ilişkin itirazda bulunarak takibi durdurduğunu, kendilerince yetki itirazı kabul edilerek dosyanın yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesini talep edildiğini; bunun üzerine dosyanın geldiği Anadolu 1. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosya üzerinden de ödeme emri gönderildiğini, davalının 25/09/2018 tarihli itirazıyla takibin durduğunu, itirazın haksız olduğunu belirterek; itirazın iptaline, takibin devamına ve davalıdan %20 icra inkar tazminatı tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş,

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile davacı arasında gerçekten 01/07/2014 tarihinde davacının dayandığı sigorta poliçesinin düzenlendiğini, iş bu poliçe ile davacı şirketin yurt dışına yapacağı mal satışından doğan risklerin %90 ile sınırlı olmak üzere teminat altına alındığını ancak davacı firma kayıtlarının müvekkilince incelenmesinde sakıncalı ibaresinin görüldüğünü, Bursa Sulh Ceza Hakimliğinin 26/08/2016 tarihli 2016/3274 değişik iş ve Bursa 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/3362 Değişik iş sayılı kararıyla firma ortağı olan ve %97 pay sahibi olan yönetim kurulu başkanı ... hakkında taşınmazlarına her türlü ulaşım araçlarına ortağı olduğu şirket ve kooperatifteki ortaklık paylarının devir ve temilikine ve tasarruf yetkilerine 671 KHK'nun 20/a maddesi uyarınca CMK 128. Madde gereğince şerh düşülmek suretiyle el koyma tedbirlerinin uygulanmasına karar verildiğini; ...'ın tedbirler yönetmenliğinde bankaların yükümlüler arasında sayıldığını, yönetmenliğin 3/p maddesi gereğince "....adına işlem yapılan tüzel kişiliğin nihai olarak kontrolde bulunduran ya da bunlar üzerinde nihai nüfus sahibi olan gerçek kişi ve kişileri denilerek gerçek faydalanıcının tanımının yapıldığını; ayrıca aynı yönetmenliğin 17/a maddesinde de "gerçek faydalanıcının tespitine ilişkin tanımlama yapıldığını; ...'nın davacı şirketin %97 hisseli pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğunu; bu nedenle gerçek faydalanıcı sıfatına haiz olduğunu, örgüt üyeliğinden yargılandığını, bu sebeple davacı şirkete herhangi bir ödeme yapmalarının müvekkili bankaca mümkün olmadığını belirterek; davanın reddine karar verilmesini, davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiş,

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:

İlk Derece Mahkemesi 30/11/2023 tarih ve 2023/414 Esas - 2023/824 Karar sayılı kararında; "Dava, İİK'nun 67. Madde gereğince açılan itirazın iptali davasıdır.

Davacı, sigorta poliçesinden kaynaklı olarak davalı aleyhine 64.428,35 Euro asıl alacak, 331,54 Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 64.759,89 Euro alacağın tahsili ve takip tarihinden itibaren de asıl alacağa avans faizi uygulanması için icra takibine başlamış; davalı bu takibe süresi içinde "alacaklı tarafa herhangi bir borcumuz bulunmamaktadır. Alacağın tamamına faize, faiz oranlarına ve ferilerine itiraz ediyoruz" şeklinde itiraz etmiş, itiraz üzerine takip durmuştur.

Mahkememizce davacı iddiası ve savunması araştırılmış, Bursa 3. Sulh Ceza Mahkemesiyle yazışmalar yapılmış, davacı şirketin yöneticisi olan ... yönünden verilen kısıtlayıcı kararların 11/01/20019 tarihinde kalkmış olduğu belirlenmiştir.

Taraflar arasında 01/07/2014 tarihinde ... poliçe numaralı "kısa vadeli ihracat kredi sigortası genel poliçesi"nin akdedildiği; bu sigorta poliçesi ile davalı sigorta şirketinin davacının yurt dışına yaptığı ihracatlarda ihraç ettiği emtianın bedelini alamaması halinde bedelin %90'ıyla sınırlı olmak üzere davacı alacağını teminat altına aldığı ihtilafsızdır. İcra takibine yapılan itirazlar incelenmiş olup, gerek yetkisiz icra dairesine yapılan itirazda gerekse yetkili icra dairesine yapılan itirazda davacı şirketin yöneticisi hakkındaki iş bu davayla ileriye sürülen savunmaların yer almadığı, ...'ya ilişkin borca itiraz dilekçelerinde herhangi bir itiraz sebebinin yer almadığı sadece davalı sigorta şirketinin borcu olmadığına dair itirazların yer aldığı görülmüştür. Her ne kadar davacı şirketin yöneticisi ...'nın yönünden verilen kısıtlayıcı kararlar davadan sonra 11/01/2019 tarihinde kalkmış ise de, artık dava şartının dava devam ederken gerçekleştiği, bu nedenle davacı şirketin gerçekten bir alacağı doğmuşsa bu yönden karar verilebileceği mahkememizce kabul edilmiştir. Çünkü ceza hukuku yönünden verilen kısıtlayıcı kararlar kaldırılmakla esasen konulduğu andan itibaren ve geriye dönük olarak hüküm ifade etmez.

Mahkememizce taraf delilleri toplanmış, uzman bilirkişi heyetinden ( mali müşavir ve sigorta bilirkişisinden ) müşterek rapor alınmış, tüm deliller değerlendirilmek suretiyle sonuca gidilmiştir.

Benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının iflas eden Hollanda şirketine 4 adet sevkıyattan dolayı dava konusu ettiği alacağa 18/05/2016 tarihli 60731 sayılı fatura gereğince (22/05/2016 sevkıyat tarihli ) 11.278,50 Euro; 09/06/2016 tarihli ve 60785 fatura nolu 10/06/2016 tarihli sevkıyattan dolayı 22.286,90 Euro; 23/06/2016 tarihli ve 60810 fatura nolu 26/06/2016 tarihli sevkıyattan dolayı 7.857,00 Euro; 30/06/2016 tarihli ve 60828 fatura nolu 03/07/2016 tarihli sevkıyattan dolayı 23.005,95 Euro olmak üzere toplam 64.428,35 Euro alacağının doğduğu; davacı şirketin sevkıyatlar ile ilgili olarak davalıya aylık bildirim yaptığı; davalı da bu bildirim gereği takip eden ayda pirim bildirme formu ile pirim borcunu belirlediği; 22/05/2016 tarihinde yapılan 11.278,50 Euro tutarlı sevkıyat için poliçenin 14. Maddesine göre tazmin edilecek zararın 10.150,65 Euro olduğu; poliçenin 17. Maddesine göre USD karşılığının 11.561,59 USD olduğu; poliçenin 17/b maddesine göre tazmin bedelinin 34.450,07 TL olduğu; 10/u06/2016 tarihinde yapılan 22.286,90 Euro karşılığında sevkıyat için poliçenin 14. Maddesine göre tazmin edilecek zararın 20.058,21 Euro olduğu; USD karşılığının 22.346,85 USD olduğu ve poliçenin 17/b maddesine göre tazminat bedelinin 66.586,91 TL olduğu; 26/06/2016 tarihinde yapılan 7.857,00 Euro tutarlı sevkıyat için poliçenin 14. Maddesine göre tazmin edilecek zararın 7.071,30 Euro olduğu; poliçenin 17. Maddesi gereğince USD karşılığının 7.878,14 USD edip, TL karşılığınında 23.474,49 TL olduğu; 03/07/2016 tarihinde yapılan 23.005,95 Euro tutarlı sevkıyatın poliçe 14. Maddesine göre tazmin edilecek miktarının 20.705,36 Euro, poliçenin 17 maddesine göre USD karşılığı 23.024,36 USD ve poliçenin 17/b maddesine göre tazminat bedelinin 68.605,69 TL olduğu; böylece sigorta şirketinden 193.117,16 TL istemekte haklı olduğu belirlenmiştir. Sevkıyat işlemi yurt dışı ülkeye yapılmış olup, mal bedelleri Euro olarak kararlaştırıldığından; davacının döviz üzerinden takip başlatabileceği belirlenmiş, bu çerçevede Euronun takip tarihindeki değeri 7,06 TL olduğundan 193.117,16 TL'nin Euro karşılığı 27.353,70 Euro tuttuğu; bunun işlemiş faizininde basit bir hesapla 140,00 Euro tuttuğu mahkememizce belirlenmiş; bu miktarlar üzerinden itirazın iptaline, takibin devamına karar verilmiştir.

Mahkememizce yargılama sürecinde poliçe gereğince davacı alacağının "tahsil edilememiş" sayılıp sayılmayacağı da değerlendirilmiştir. Zira davacı, davalısı olan sigortalıya ancak tahsil edemediği alacaklar için başvurabilir. Bu amaçla Hollanda şirketinin iflas masasından davacıya yazı getirmesi yönünde süre verilmiş, mahkememizin yazısı yabancı dile çevrilmiş ancak sorulan tüm sorulara gelen iflas masası cevabından; bizim hukukumuzda benzer bir iflas tasfiyesinin Hollanda'da bulunmadığı, iflas tasfiyesi gerçekleşmediği için herhangi bir ödeme yapılmasının mümkün olmadığı hususunun bildirildiği görülmüştür. Bu aşamada mahkememizce ya davacı alacağının tahsil edilme imkanının halen mevcut olduğu kabul edilerek "vaktinden önce açılan dava / takip nedeniyle davanın reddine" karar verilmesi ya da "tahsil edilememiş" kabul edilerek inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiş olup; Hollanda'da devam eden iflas tasfiyesi sonunda, davacımızın bir miktar alacağının tahsili muhtemeldir. Ancak, ne zaman gerçekleşeceği, ne zaman biteceği belli olmayan, tasfiye sonunda da ne kadar alacağını tahsil edebileceği belli olmayan ve hatta alacağının kabul edilip edilmeyeceği ve kabul edilse dahi tasfiye sonunda davacının alacağının karşılık bir şey kalıp kalmayacağı belli değilken; davacıyı belirsiz bir süre için ne miktar tahsil edeceği belli olmayacak bir şekilde beklemeye tabi tutulamayacağı; bunun sigortanın amacına aykırı olduğu; sigortanın amacının, risk gerçekleştiğinde yani davacının alacağını tahsil edemediği halde sigorta tarafından ödenmesi üzerine kurulu olduğu; olayımızdaki atipik olayla ilgili olarak davacımızın bunu ön görerek sigorta sözleşmesini imzalamadığı; zira davacımızın bu tip bir kaç olayla karşılaşması ve hep iflas sonucunu beklemesi durumunda kendisinin iflas durumuna geleceği; öte yandan sigorta sözleşmesinin özelliğinden dolayı davacının yapacağı ihracatta alacaklarını tahsil edememesi halinde davalı sigorta şirketinin bu durumu da hesaplayarak sigorta poliçesini imzaladığı ve buna göre pirim aldığı nazara alınarak; değişiklik arz eden bu durumda davacı alacağının "tahsil edilememiş" alacak olarak kabulünün gerektiği; davalı sigorta şirketinin müşterisi olan davacıya ödeme yaptıktan sonra onun haklarına halef olarak Hollanda'daki tasfiye sürecine katılıp tasfiye sonunda bir alacak doğarsa ödediği miktarın en azından bir kısmını oradan tahsil etmesinin daha doğru olacağı kabul edilerek oy çokluğuyla davanın esasına ilişkin aşağıdaki hükmün verilmesi uygun bulunmuştur.

Sigorta poliçesinden kaynaklanan alacaklar likit olduğu için ve itirazında haksız olduğu kısım yönünden inkar tazminatına hükmedilmiş; davalının kötü niyetli takip tazminatı ise alacağın senaryo bir alacak olmadığı, sadece reddedilen kısmın davacının hesaplama hatasından kaynaklandığı nazara alınmak suretiyle kötü niyetli takip tazminatı şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir''

Denilmek suretiyle hüküm oluşturulmuş, mahkememiz hükmünü davalı vekili İstinaf etmiş,

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesinin 2021/437 Esas, 2023/901 Karar sayılı hükmüyle faiz türünün hükümde belirtilmediği miktarının da denetime açık olarak belirlenmediği sebebiyle mahkememiz hükmü kaldırılmış,

Mahkememizce yeni esasa kaydedilen davada faizin hesaplanması yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmış bilirkişi raporuyla: 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca, TC ... Bankası tarafından bildirilen, Euro cinsinden açılan bir yıl vadeli döviz hesaplarına kamu bankalarınca fiilen uygulanan azami faiz oranının % 2,50 olduğu belirtilerek; 14/04/2017-04.05.2017 tarihleri arasındaki gün sayısının 20 gün olmasına göre faiz miktarının 37,47 Euro olduğu hesaplanmıştır.

Mahkememizce bu hesaplama şekli denetlenmiş olup yerinde görülmüş, bu miktar üzerinden faize hükmedilmiş; icra takibinde talep edilen faiz oranı açık açık ''... Bankasınca kamu bankalarının 1 yıla kadar vadeli mevduat hesabına uygulanacağı bildirilen en yüksek faizin - halen geçerli oranın yıllık %7'dir - denilmek suretiyle faiz talep edildiği nazara alınarak ve bu olayda istenebilecek bir faiz olduğundan faizin cinsi ve oranı yönünden de icra takip talebinde istenen cins ve oranda faiz uygulanmak suretiyle denilmek suretiyle bunun dışında önceki kararımızdaki gerekçelerle aynı hüküm oluşturularak aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur."gerekçesi ile,

'' DAVANIN KISMEN KABULÜNE,

Davalının İstanbul Anadolu 1. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptali ile;

Takibin 27.353,70 Euro asıl alacak ve 140,00 Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 27.493,70 Euro üzerinden ve sadece asıl alacağa takip talebinde belirtilen cins ve oranda faiz uygulamak suretiyle devamına,

Fazlaya dair itirazın iptali talebinin reddine,

193.117,16 TL üzerinden %20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, davacıya verilmesine,

Davalının kötü niyetli takip tazminatı talebinin şartları oluşmadığından dolayı reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının davacıya, davaya konu edilen bedeli ödememesinin hukuka uygun olduğunu, davacı şirket yöneticisi ... yönünden verilen kısıtlayıcı kararların dava tarihinden sonra kaldırıldığını, alacağın ödenmemesinde keyfi bir tutum söz konusu olmadığını; davacının bu tutumunun kendi insiyatifinden değil kanun ve yönetmeliklerin kendisine yüklediği sorumluluk ve zorunluluktan olduğunu, davacı firmanın, dava dışı 'MS Mode Nederland B.V./Holanda' firması ile yapmış olduğu ticaretten kaynaklı alacağını tahsil edemediğini kesinlikle ispatlayamadığını; ticaret yapmış olduğu firmanın iflas masasına alacak kaydı yapıldığının ve henüz sürecin tamamlanmadığının mahkemece yapılan yazışmalar neticesinde ortada olduğunu; bu tasfiye sürecinin iki yıl kadar süreceğinin gelen yazışmalarla ortada olduğunu, ancak mahkemece bu husus dikkate alınmaksızın adeta davacının mükerrer tahsilat yapma ihtimalinin önünün açıldığını, mahkemece iflas sürecinin sonuna kadar mahkeme kararının bekletilmesi gerektiğini, mahkemenin 12.11.2020 tarihli gerekçeli kararına düşülmüş olan muhalefet şerhinin haklılıklarını ortaya koyduğunu, yeniden görülen yargılamada bu hususa hiç bir noktada değinilmediğini, eksik incelme yapıldığını, mahkemece davalı sigorta şirketinin halef olarak Hollanda'daki tasfiye sürecine katılacağını belirtilmiş olmasına rağmen karar kısmında davacının, tasfiye sürecinin yönetimi ve takibi için davalı bankaya temlikname vermesi veya davalı bankanın iş bu hakka halef olarak sahip olması hususunda hiçbir karar vermediğini, davacının, huzurdaki davanın dayanağı teşkil eden icra takibini fahiş bir tutar üzerinden başlattığını; mahkemece bu hususun davacının hesaplama hatasından kaynaklandığı nazara alınmak suretiyle değerlendirildiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte mahkemece yapılan bilirkişi incelemesinde ve verilen gerekçeli kararda takibin 27.353,70 Euro asıl alacak, 140,00 Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 27.493,70 Euro üzerinden devamına karar verildiğini, ancak davacının takibini 64.428,35 Euro asıl alacak, 331,54 Euro işlemiş faiz olmak üzere toplamda 64.759,89 Euro üzerinden başlattığını, verilen karar ile takip arasındaki fahiş düzeyde tutar farkı gözle görülür durumda olduğunu, ancak mahkemenin iş bu farkın davacının hesap hatasından kaynaklanabileceğinden bahisle reddetmiş olduğu fazlaya ilişkin tutar yönünden kötü niyetli tazminatına hükmetmediğini, ancak davacı lehine inkar tazminatına hükmettiğini, mahkeme gerekçeli kararında faiz hesaplamasında da yanlışlık yapıldığını, kabul edilen kısım için hangi oranda faiz işlettiği ve iş bu faiz tutarının ne olduğu ve takip sonrası faizde neyin esas tutulacağının gerekçeli kararda belirtilmediğini, gerekçeli kararda faizin hesaplama ayrıntısı üzerinde durulmadığını, faiz hesaplamasını göstermek bir yana gerekçeli kararda faiz oranı hakkında dahi hiçbir bilgi bulunmadığını, takipte talep edilen temerrüt faizi oranının %7 olduğunu, bu faiz oranının hangi veriler dikkate alınarak belirlendiğinin belli olmadığını, gerek takibin başlatıldığı tarihte gerekse karar tarihinde EURO cinsi mevduata uygulanan faiz tutarının hiçbir zaman % 7 olmadığını, talep edilen faiz oranının fahiş ve hatalı olduğunu, faiz oranına ilişkin ne bilirkişi raporunda ne de gerekçeli kararda bir açıklama yapılmadığını, 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi uyarınca uygulanabilecek faiz oranının takip tarihi itibariyle %5 olduğunu, mahkeme kararında herhangi bir gerekçe belirtmeksizin hatalı ve hukuka aykırı olarak “takip talebinde belirtilen cins ve oranda faiz uygulanmasına” karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, takip talebinde iki farklı cins faiz talep edilmiş olup, bu çelişkinin mahkemece giderilmesi gerektiğini, ileri sürerek, izah edilen ve re'sen dikkat edilecek diğer hususlar ışığında; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin de karşı yana yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.

Dava; kısa vadeli ihracat kredi sigortası poliçesine dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazı iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine dairemizin 2021/437 esas 2023/901 karar sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiş, mahkemece kaldırma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonucu davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Taraflar arasında varlığı inkar olunmayan; 01/07/2014 düzenleme tarihli, kısa vadeli ihracat kredi sigortası poliçesi kapsamından, davacının ihraç edeceği mallarla ilgili olarak poliçede belirlenen sevk sonrası risklerden kaynaklanan zararların teminat altına alındığı, sigorta kapsamındaki ticari risklerden ilkinin, poliçenin 1.maddesinin a/ı bendine göre alıcının iflas etmesi olduğu, sigorta kapsamı dışında kalan hallerin poliçenin 2.maddesinde düzenlendiği, poliçenin 14 maddesine göre davalının poliçe ile teminat altına aldığı risklerden doğan zararların %90'ı oranında ödeme yapmayı taahhüt ettiği, poliçenin 15/b bendinde zararın nasıl hesaplanacağının düzenlendiği anlaşılmıştır.

Davacı vekili tarafından; yurt dışına ihraç edilen ve sigorta primleri ödenen malların fatura bedellerinin alıcının iflas etmesi nedeniyle tahsil edilemediği belirtilerek davalıya başvurulmuş, davalı tarafından riske dair belgeler talep edilmiş, ödeme yapılmaması üzerine davalıya gönderilen ihtarın da sonuçsuz kalması akabinde, 64.428,35 Euro asıl alacak, 331,54 Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 64.759,89 Euro teminat tutarının tahsili için davalı aleyhine takip başlatıldığı, takibe süresinde yapılan itiraz sonucu eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Davalı vekili tarafından; davalı bankanın 5549 Sayılı Kanunun 2/d maddesinde tanımlanan yükümlüler arasında yer aldığı, bu kanuna dayalı olarak çıkartılan 09/01/2008 Tarihli 26751 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Finansmanının önlenmesine Dair Yönetmelik'in 3/h bendinde gerçek faydalanıcının tanımlandığını, davacı şirkete %97 oranında ortak olan ...'nın aynı Yönetmelik'in 17/A maddesinin 1. Fıkrasında yükümlülere gerçek faydalanıcıyı tespit için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünün getirildiğini, aynı maddenin 3. Bendi uyarınca davalı şirket ortağının %25'i aşan hisseye sahip olması nedeniyle gerçek faydalanıcı olduğunu, davacı şirketin başvurusu üzerine yapılan araştırma neticesinde, şirketin sakıncalı olarak kayıtlı olduğunun, Bursa Valiliği Emniyet Müdürlüğü’nün 02/09/2016 tarih ve ... sayılı yazısı ile Bursa CBS’nin 31/08/2016 tarih ve ... soruşturma sayılı talimatı, Bursa Sulh Ceza Hakimliğinin 26/08/2016 tarih ve 2016/3274D. İş Sayılı kararı ve Bursa 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/3362 D. İş sayılı kararı ile , firma ortağı ve yönetim kurulu başkanı ...'nın taşınmazlarına, kara, deniz ve hava ulaşım araçlarına, ortağı bulunduğu şirket ve kooperafteki ortaklık paylarının devir ve temlikini veya bunlarla ilgili hak tesisini önlemek ve tasarruf yetkilerini kısıtlamak amacıyla 671 sayılı KHK'nın 20/a maddesi uyarınca CMK m. 128 gereği şerh düşülmesi suretiyle “ el koyma” tedbiri uygulandığının tespit edildiği, Kanun ve yönetmelik gereği davacıya teminat ödemesi yapılamayacağı, dava açıldıktan sonra tedbir kalkmış ise de takip tarihi itibariyle ödeme engeli bulunduğu savunulmuştur.

Mahkemece taraf delilleri toplanmış, davacı şirketin Hollanda'da mukim alıcısının iflasına ilişkin deliller, primleri ödenen ihracat konusu mallara ilişkin sevkiyat belgeleri, poliçe örneği, Bursa 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 02/09/2016 tarih ve 2016/3362 D.İş sayılı kararında yer alan tedbirlerin kaldırıldığına dair Bursa Sulh Ceza Hakimliği'nin 2019/350 D.İş Sayılı 11/01/2019 tarihli kararı, davacı şirketin TMSF'ye devredilen yahut kayyum atanan şirketler arasında yer almadığına dair Fon cevabi yazısı dosya arasına alınmış, dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

Davalının öne sürdüğü savunma dava konusu poliçenin 2.maddesinde düzenlenen teminat dışı hallerden biri olarak sayılmış değildir. Öte yandan 5549 Sayılı Kanunun 4 maddesinde yükümlülerin şüpheli işlem bildirimleri düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan veya yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu malvarlığının yasa dışı yollardan elde edildiğine veya yasa dışı amaçlarla kullanıldığına dair herhangi bir bilgi, şüphe veya şüpheyi gerektirecek bir hususun bulunması halinde bu işlemlerin yükümlüler tarafından ...'a bildirilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Hükmün ikinci fıkrası uyarınca bu bildirim, yargılama yapan mahkemeler hariç gizli tutulmak durumundadır. Kanunun 19/A fıkrası uyarınca; yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılmaya teşebbüs edilen ya da hâlihazırda devam eden işlemleri, işleme konu malvarlığının aklama veya terörün finansmanı suçu ile ilişkili olduğuna dair şüphe bulunması üzerine; Başkanlıkça şüpheyi teyit etmek, işlemi analiz etmek ya da gerekli görüldüğünde analiz sonuçlarını yetkili makamlara intikal ettirmek amacıyla yedi iş günü süreyle askıya almaya veya bu işlemlerin aynı süreyle gerçekleşmesine izin vermemeye Bakan yetkilidir. Erteleme süresi içerisinde işlemi gerçelşetiren yükümlü hakkında ise idari para cezası öngörülmüştür.

Somut olayda, dava konusu sigorta sözleşmesinin tarafı şirket ortağı değil şirketin kendisidir. Şirket malvarlığı üzerinde herhangi bir tedbir ve 5549 Sayılı Kanunun 17 ve CMK'nun 128 maddesine dayalı el koyma kararı bulunmamaktadır. Davacı şirketin hakim ortağı ... hakkındaki tedbir kararının 02/09/2016 tarihinde verildiği 11/01/2019 tarihinde kaldırıldığı sabittir. Davalı şirketin, davacının teminat bedelinin tazmini için yaptığı başvuru kapsamında şirketin hakim ortağı gerçek kişi malvarlığı üzerinde tedbir bulunduğundan bahisle, teminat ödenmesine yönelik işlemin şüpheli işlem olabileceğine dair 5549 Sayılı Kanunun 4/1 fıkrasına uygun bir bildirimde bulunmadığı, aynı Kanunun 19/A maddesi uyarınca alınmış bir işlem erteleme kararının da mevcut olmadığı anlaşılmıştır. Şu halde davalı şirketin, davacı şirket ortağının gerçek faydalanıcı olduğu, bu ortak hakkında FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair şüphe bulunduğu, ortağın malvarlığı üzerine tedbir konulduğu gerekçeleri ile, kendi akidi olan davacı şirkete, poliçenin teminat dışı bıraktığı haller arasında bulunmayan bir sebeple teminat ödemesi yapmaktan kaçınması sözleşmeye aykırılık teşkil edecektir. İzah edilen gerekçelerle davalı vekilinin ödeme yapılmamasının yasal sebepleri olduğuna dair istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.

Dava konusu poliçenin teminat altına aldığı ticari risklerden ilkinin alıcının iflas etmiş olması olduğu, iflas tasfiyesinin tamamlanmasının gerekmediği, davacının alacağını dava dışı şirket iflas masasına yazdırdığı, hasar bedelini ödeyecek davalının hem poliçenin 27 maddesi hem de TTK'nun 1472 maddesi uyarınca davacının haklarına halef olacağı, mahkemenin bu yöndeki kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı görülmüştür.

Davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması, reddedilen kısım bakımından takibin haksız olması kötü niye tazminatına hükmetmek için yeterli değildir. Davalı tarafça davacının reddedilen takip tutarı yönünden kötü niyetli olduğu ispat olunamadığından mahkemece kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi yerindedir. Aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Mahkemece kaldırma ilamından sonra aldırılan bilirkişi raporu, teminat altına alınan dört adet faturaya dayalı dört ayrı ihracat işlemi için poliçede öngörülen zarar hesaplama yöntemini esas alarak hesaplama yapmış olup, davacının davalıdan, dava dışı müflis müşteriye yapılan dört ayrı sevkiyat nedeniyle toplam 193.117,16-TL teminat alacağı olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece bu tutarın takip tarihindeki kur üzerinden Euro'ya çevrildiği, ayrıca hesap detayı verilmeksizin, hangi faiz oranının esas alındığı belirtilmeksizin hesaplanan 140,00-Euro işlemiş faize hükmedildiği görülmüştür. Taraflar arasındaki poliçenin 17/1 fıkrası uyarınca poliçeye göre yapılacak tüm ödemelerin TL cinsinden olacağı belirtilmiş, mahkemece bu maddeye rağmen bilirkişinin hesap ettiği tutarın Euro'ya çevrildiği anlaşılmış olmakla birlikte bu hususun istinaf sebebi yapılmadığı tespit edilmiştir. İhtarnamenin davacıya tebliğ tarihi olan 11/04/2017 tarihine, davacı tarafından verilen üç iş günlük mehlin eklenmesi ile son gün haftasonuna denk geldiğinden davalının 17/04/2017 tarihinde temerrüde düştüğü anlaşılmıştır.

Mahkemece kaldırma ilamından sonra alınan bilirkişi raporu ile 17/04/2017 temerrüt tarihi ile 04/05/2017 takip tarihi arasında 3095 Sayılı Kanunun 4/a bendi uyarınca faiz hesabı yaptırılmış ve takip öncesi işlemiş faiz tutarının 37,47-Euro olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece gerekçeli kararda bilirkişi raporunun yerinde görüldüğü belirtilmesine rağmen, takip öncesi işlemiş faiz tutarı bakımından önceki hüküm ile aynı doğrultuda 140,00-Euro işlemiş faize hükmedilmesi yerinde olmadığı gibi, dava konusu takip dosyasında, hem avans faizi hem de 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesinde düzenlenen faizin talep edildiği, mahkemenin kısa kararında hükmün infazında tereddüt oluşturacak şekilde, hükmedilen asıl alacağa takipte talep edilen faiz oranı işletilmek suretiyle devamına karar verilmesinin de isabetsiz olduğu anlaşılmış, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur. Ne varki bu yanılgı yeniden yargılama yapılmasını gerektirmemektedir.

Sonuç itibariyle; davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davalının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ İLE,

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/11/2023 tarih ve 2023/414 Esas 2023/824 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle,

2-Davanın KISMEN KABULÜ ile; davalının İstanbul Anadolu 1. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takibine yaptığı itirazın 27.353,70 Euro asıl alacak ve 37,47-Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 27.391,17-Euro yönünden İPTALİNE, takibin asıl alacak tutarına takip tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanunun 4/a bendi uyarınca fiili ödeme tarihine dek Devlet bankalarının Euro cinsinden bir yıllık vadeli mevduat hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranı üzerinden ve yıllık %7 oranını aşmamak kaydıyla faiz işletilmek suretiyle DEVAMINA, fazla istemin REDDİNE,

3- Hüküm altına alınan 27.391,17-Euro'nun takip tarihindeki TCMB efekstif satış kuru üzerinden TL değeri olan 106.291,44-TL'nin %20 si oranındaki 21.258,29-TL inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

4- Davalının yasal koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı isteminin REDDİNE,

İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:

5-Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 11.442,84-TL karar harcından davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 3.422,77-TL harcın mahsubu ile bakiye 8.020,07-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

6-Davacı tarafından yatırılan 3.422,77-TL peşin harç, 35,90-TL başvuru harcı olmak üzere toplam 3.458,67-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

7-Davacı tarafından sarf edildiği anlaşılan 3.886,35-TL yargılama giderinin kabul ve red oranına (%42) göre hesaplanan 1.632,26-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmının davacı üzerinde bırakılmasına,

8-Davalı tarafından sarf edilen 54,50-TL yargılama giderinin kabul ve red oranına (%58) göre hesaplanan 31,61-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye kısmının davalı üzerinde bırakılmasına,

9-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince kabul edilen kısım üzerinden hesap edilen 45.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

10-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince reddedilen kısım üzerinden hesap edilen 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

11-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,

İSTİNAF YÖNÜNDEN:

12-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,

13-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 738,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

14-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay' da temyiz yolu açık olmak üzere 09/07/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/330, K. 2026/1404, T. 09.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-330-e-2026-1404-k-1ea415d09518