Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1540 E. 2026/1752 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1540
- Karar No
- 2026/1752
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1540 - 2026/1752 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/1540 KARAR NO : 2026/1752 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 10/11/2023 NUMARASI : 2023/111 E. - 2023/470 K.
DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 10/11/2023 tarih ve 2023/111 E. - 2023/470 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davalının 2021/138516 sayılı marka başvurusunda bulunduğunu, davalı başvurusunun yanıltıcı olduğunu, kendisini tasarruf finansman sisteminin lideri gibi gösterdiğini, bu nedenle SMK 5/1-f maddesi gereği reddi gerektiğini, müvekkili şirketin de davalı şirket ile doğrudan rekabet içerisinde olduğunu, davalının kendisini diğer rakiplerinden üstün göstermeye çalıştığını, davalının daha evvel de benzer başvurular gerçekleştirdiğini, davalının 2019/31633 sayısı ile "faizsiz ev alma sisteminin mucidi” ve 2019/31639 sayısı ile “faizsiz ev alma sisteminin mucidi ...” marka başvurularını yaptığı, bu markaların İstanbul Anadolu 2. FSHHM’nin 2020/42E sayılı dosyası neticesinde halkı yanıltıcı nitelik gösterdiklerinden bahisle hükümsüz kılındığını, davalının aynı zamanda kötüniyetli bu başvuruları yaptığını, davalı şirket markasının müvekkilinin markaları ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu ileri sürerek, 2022-M-18514 sayılı YİDK kararının iptaline ve 2021/138516 sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, davalının dava konusu başvuru markasının " .." ibaresinden oluştuğunu, dava konusu markada dikkat çeken ve asli unsur algısı yaratan ibarenin, davacının itiraz markalarında yer almayan “...” ibaresi olduğunu, davacı yanın itiraz markaları ise; “...” ibaresi ile birlikte, başvuru markasında yer almayan renk, ibare ya da şekil unsurlarından oluştuğunu, anılan markaların görsel, işitsel, kavramsal olarak ve bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimali dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer bulunmadığını, davacı tarafın, kötüniyet iddiasını itiraz aşamasında belgelendirmediğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili, müvekkilinin bir çok konuda piyasada öncü ve lider olduğunu, reklamlarda abartılı ifadelerin veya görüntülerin kullanılmasının reklamın gereği olduğunu, müvekkili şirkete ait sloganda kullanılan "lideri" ifadesi tüketiciyi yanıltıcı bir niteliği haiz olmayıp bu ibarenin abartı sınırları içerisinde kaldığının kabul edilmesi gerektiğini, “lider" ibaresi tüketicinin yanılmasına sebep olabilecek bir ibare olmadığı gibi olağan satın alma davranışına da bir etkisi olacağından söz edilemeyeceğini, finans sektörü tüketicileri, sektörün kendine özgü yapısı nedeniyle bilinçli tüketici sınıfında değerlendirilmesi gerektiğini, kötüniyet iddialarının yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu marka kapsamında 35, 36 ve 37. Sınıfta yer alan hizmetlerin tamamının davacı yana ait önceki tarihli çok sayıda marka kapsamında da birebir yer aldığı, "... FİNANSIN LİDERİ ..." şeklindeki başvurunun tamamen sözcük unsurlarından oluşan bir marka olduğu, markanın “... finansın lideri” ve “...” şeklinde iki bölümlü olarak incelenebileceği, “...” ibaresinin davalı yanın ticari markası olduğu ve bu marka ile faaliyetlerini sürdürmekte olduğunun anlaşılabildiği, “... finansın lideri” ibarelerinin bütün olarak bir anlam ifade ettiği, zira “... finans” kavramının, ticaret hayatında yerleşik hale gelen, “Tasarrufa dayalı faizsiz finansman” olarak adlandırılan, özellikle düşük gelirli olup, konut, taşıt gibi ihtiyaçları bulunan bireylerin belirli bir süre tasarrufta bulunarak daha sonra finansman elde etmelerini sağlayan bir finansal aracılık sistemin adı olduğu, dolayısıyla ticaret hayatında tamlama olarak kullanılan bu kavram ile birlikte “lideri” kelimesinin kullanımı ile ortaya çıkan bütünün esasen bir slogan niteliğinde olduğu, bu sloganın bütün olarak kendisini meydana getiren sözcüklerden bağımsız bir anlam kazanmadığı, markadaki “...” unsurunun yanında tali nitelikte bir algıyı tüketiciye vereceği, davacı yana ait markaların ise tamamının “...” ibaresini ihtiva eden, bu ibarenin ya münhasıran ya da “... finansı” şeklinde tümleşik kullanımı ile kullanıldığı, yine “birevim” şeklindeki davacı yan ticaret ünvanının da kılavuz unsuru olan ve aynı zamanda davacı yanın ayırt edici markalarının esas unsurunu oluşturan ibarenin de bu markalarda yer almakta olduğu, “birevim” ibaresinin yer aldığı markaların tamamında bu ibarenin esas unsur olarak kabulü gerekeceği, sair markalarda ise “...” ya da “... finansı” ibarelerinin yine ek bir takım unsurlar ile birlikte bir bütünlük oluşturduğunun kabulü gerekeceği, taraf markalarında ortak olarak kullanılan unsurun “... FİNANSI” ibaresi olduğu, “... FİNANSI” ibaresinin kavram olarak bir finansal aracılık sisteminin adı olup bu haliyle 36. Sınıftaki “finansal ve parasal hizmetler” yönünden doğrudan doğruya tanımlayıcı olup kimsenin tekeline bırakılabilir olmadığı, dava konusu markadaki “... finansın lideri” sloganı, tali nitelikte, özgünlüğü bulunmayan, alelade bir slogan olarak tüketicilerce algılanacak ve tüketici açısında münhasır ayırt edici unsur “...” sözcüğü olacağı, dava konusu markanın esas unsurunun, markanın ilk anda tüketiciye verdiği algıda “...” kelimesi olup, “... finansın lideri” şeklindeki sloganın da yapısı gereği “...” ibaresinin işaret eden bir niteliği olduğu, her ne kadar davacının, 36. Sınıftaki “finansal ve parasal hizmetler” emtiası dışındaki hizmetlerde de “..., ... finansı” şeklinde ibareleri içerir (davacıya ait birevim markasından bağımsız olarak) markaları mevcut ise de, dava konusu markanın bütünsel anlamda tüketicide bıraktığı algıda “...” ya da “... finans” ibaresinin kullanım biçiminin, dava konusu markanın davacı yana ait markaların yeni bir halkası/ferdi/üyesi olarak algılanıp yorumlanmasını mümkün kılacak nitelikte olmayacağı, bu çerçevede, dikkat ve algı düzeyi ortalama nitelikteki tüketicilerin dahi, günlük hayatta sıkça karşı karşıya kaldığı bir sözcüğün ortaklığından kaynaklı olarak karşılaştığı her markayı, iktisadi anlamda, birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmadığı, bu tür yaygın ve günlük kullanımı bulunan, yaratılmamış, orijinal olmayan kelimeler ile yaratılan markalarda esas olarak markaların nihai imajları itibariyle bir yanaşma hali olması gerektiği, aksi halde özgün olmayan unsurların ortaklığının doğal olarak işitsel ve kavramsal benzerliklere yol açacağı gibi sabit bir değerlendirme ile her koşulda iltibasa yol açacak benzerlik halinin ortaya çıkacağının kabulü gerekeceği, oysa ki tam tersi bu tür günlük kelimelerin, farklı kompozisyonlar ve kurumsal kimlikler içerisinde, birbirlerinin varlığına rağmen tescil edilebilir olması gerektiği, davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şirketin kötüniyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötüniyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmadığı, dava konusu markadaki “... finansın lideri” şeklindeki sloganın, tüketiciler tarafından, dava konusu markanın gerçekten de piyasadaki lider firma olduğunu düşünmeleri ve buna bağlı olarak tercihlerini somutlaştırmalarının rasyonel bir yaklaşım olmayacağı, zira tüketicinin böylesi bir sloganı ancak ve ancak markanın imajını olumlama algısı ile kullandığı, ticaret hayatında da benzeri şekilde birçok işletmenin kullanmakta olduğu, hatta ve hatta bizzat iş bu dosya davacısının da "Şekil+... Finansı Liderleri" şeklinde marka tescilinin bulunduğu, dolayısıyla bu tür sloganvari kullanımların, tüketici nezdinde yanılgı oluşturma ihtimalinin bulunmayacağı, iş bu dava konusu başvurudaki gibi kullanımların, tüketicinin mal veya hizmetin niteliği ya da kalitesine yönelik algısını yanıltır bir gücünün bulunmayacağı, “x sektöründe lider”, “x’in lideri”, “x’in en güçlüsü”, “x’in en hızlısı”, “x’in en başarılısı” gibi kullanımların tamamının, tüketicilerin artık aşina hale gelerek önem atfetmediği reklama yönelik unsurlar olarak değerlendirilebileceği, bu halde SMK m.5/1-f koşulunun somut olayda oluşmadığı, davacı yan her ne kadar haksız rekabet iddiasına dayanmışsa da, 6769 sayılı SMK hükümlerinde mutlak ve nispi tescil engeli/hükümsüzlük sebebi olarak düzenlenen normlar arasında "haksız rekabet" müessesesinin bulunmadığı, esasen; 6769 sayılı SMK hükümlerinde düzenlenen birçok mutlak ve nispi tescil engeli normunun "haksız rekabet" müessesinin spesifikleştirilmiş hallerini oluşturduğu, zira "haksız rekabet" müessesesinin 6769 sayılı SMK'de yer alan birçok düzenlemeyi de içine alan genel hüküm mahiyetinde olduğu, spesifikleştirilmiş hususların yukarıda incelendiği, bunun haricinde davalı şirketin fiili kullanım alanının iş bu davanın niteliği gereği sonuca etkili olmadığı, dolayısıyla, davacı yanın "haksız rekabet" iddiasından kaynaklı YİDK kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü istemlerinin yerinde bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalı şirketin, dava konusu marka başvurusuna ticaret unvanının çekirdek unsuru ve ana markası olan "..." ibaresini eklemek sureti ile kendisini ... FİNANSIN LİDERİ gibi gösterdiğini, hiçbir resmi veriye dayanmadan dava konusu marka ile kendisini “... finansın LİDERİ ...” olarak lanse ettiğini, dava konusu markada yer alan "lideri" ibaresinin davalı şirket bakımından gerçeğe uygun olmadığı ve halkı yanıltacak mahiyet taşıdığını, bu nedenle markada bu ibarenin yer almasının aynı zamanda haksız rekabet de teşkil edeceğini, davalı şirketin dava konusu markasının SMK’nun mutlak ret nedenleri kapsamında halkı yanıltma vasfına sahip olduğunu, dava konusu markada yer alan “gerçek dışı liderlik” vasfının davalı şirkete rakipler arasında haksız bir vasıf kazandırdığını, davalı şirketin, gerçek dışı ve yanıltıcı mahiyetteki "... finansın lideri ..." ibaresini internet platformunda yoğun bir şekilde ticari amaçla kullandığını, davalı şirketin oluşturduğu gerçeğe aykırı, yanıltıcı ve kötü niyetli intiba ile haksız bir ticari menfaat sağladığını, SMK 5/1(f) kapsamında ret sebebini taşıdığını, dava konusu marka ile müvekkilinin markalarının ayniyet derecesinde benzerlik teşkil ettiğini, SMK 6/1'in aradığı tüm şartların gerçekleştiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetler yönünden taraf markaları arasında ayniyet düzeyinde kalan bir emtia ilişkisi mevcut olmakla birlikte, markaların bütünsel algılarının, ilgili tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açacak düzeyde benzer bulunmadığı, SMK'nın 6/1. maddesinin şartlarının oluşmadığı, davaya konu marka ile mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, davalı şirketin kötüniyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötüniyet iddiasının yerinde bulunmadığı, dava konusu markadaki “... finansın lideri” şeklindeki sloganın, tüketiciler tarafından, dava konusu markanın gerçekten de piyasadaki lider firma olduğunu düşünmelerine yol açmayacağı, kaldı ki davacının da "Şekil+... Finansı Liderleri" şeklinde marka tescilinin bulunduğu, bu tür slogan kullanımlarının, tüketici nezdinde yanılgı oluşturma ihtimalinin olmadığı, SMK m.5/1-f koşulunun somut olayda oluşmadığı, davacı yanın "haksız rekabet" iddiasından kaynaklı YİDK kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü istemlerinin yerinde bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 304,40-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 15/10/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/10/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.