Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1306 E. 2026/1645 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1306
- Karar No
- 2026/1645
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1306 - 2026/1645 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/1306 KARAR NO : 2026/1645 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 26/03/2024 NUMARASI : 2022/471 E. - 2024/148 K.
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26/03/2024 Tarih ve 2022/471 Esas - 2024/148 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, davalı Şirketin 2021/085429 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince adına tescilli "... ..." ibareli markalara dayalı olarak bu başvuruya yapılan itirazın, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa davaya konu marka başvurusu ile müvekkiline ait markaların ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu ve markaların karıştırılacağını, müvekkiline ait markaların "... ..." şeklinde olduğunu, karşı tarafa ait markanın "..." ibaresinden oluştuğunu, müvekkiline ait markalar ile birlikte ayrıca "... sizde", "...", "... burada", "... onda" biçiminde seri nitelikte çok sayıda markalarının bulunduğunu, karşı taraf markasının "..." ibaresinden türemiş bir kelime olduğunu, bu ibarenin müvekkilinin markasında da kullanıldığını, "..." ibaresinin de müvekkiline ait seri markalardan birisi olarak algılanabileceğini, müvekkiline ait markalarda mavi ve yeşil renk birleşimi olan turkuaz rengin kullanıldığını, karşı tarafın da markalarında da aynı renklere yer verildiğini, kullanılan renklerin aynı renklerin tonları olarak algılanacağını ve bu benzerliğin markaların karıştırılması ihtimalini arttırdığını, karşı tarafça da seri olarak algılanabilecek nitelikte "..." ibaresini içeren marka başvurularının dosyalandığını, davalı tarafın "..." ibaresini farklı kelimeler kullanmak suretiyle adına tescil ettirmek istediğini, taraf markalarının aynı ve bağlantılı hizmetler için kullanılacağını ve tüketici nezdinde aynı hizmetleri içermeleri nedeniyle ayırt edilemeyecek kadar benzer markalar olarak görüleceğini, marka işaretleri benzer olduğu gibi uhdelerinde de aynı ve bağlantılı hizmetleri bulundurduklarını, tarafların aynı sektörde faaliyet gösterdiklerini, müvekkilinin tescilli markalarının tanınmış olduğunu, karşı yanın davaya konu markasının tescillenmesi durumunda müvekkilinin markasından haksız yararlanması durumunun söz konusu olacağını, müvekkilinin markalarının farklı bir firma tarafından kullanılması halinde de ayırt ediciliğinin zedeleneceğini ve tüketiciler nezdinde markaların karıştırılması halinde de ilgili markanın hizmetlerinden faydalanan tüketicilerin müvekkilinin markalarının kalite ve güvenini bulamayınca da müvekkilinin itibarının zarar göreceğini, davalı tarafın kötü niyetli olduğunu, davaya konu markanın haksız rekabete sebebiyet verdiğini ileri sürerek, YİDK'in 2022-M-12372 sayılı kararının iptaline, 2021/085429 nolu markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı TÜRKPATENT vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket vekili, müvekkilinin pazarlama ve tanıtım faaliyetleri kapsamında ticari faaliyetinde kullandığı “...” markasını değiştirme kararı alıp faaliyetine “...” markası ile devam etmeye karar verdiğini, davacı tarafından 2021/042139 sayılı düzyazıdan ibaret “...” ibareli markaya hiçbir itiraz edilmeyip anılan marka tescil ve ilan edilmişken, yine benzer şekilde 2021/085427 sayılı “logo” markasının da müvekkili adına tescilli olduğunu, buna rağmen davacının dava konusu 2021/085429 sayılı “logo ...” markasına itiraz ettiğini, tarafların aynı alanda faaliyet göstermelerine karşın markaların son derece birbirinden uzak markalar olması nedeniyle tüketici nezdinde hiçbir karışıklık yaşanmadığını, davacının iddialarının aksine taraf markalarının benzer olmadığını, markalar arasında yüksek düzeyli farklılık bulunduğunu, davacı markalarında ayırt edici niteliği bulunmayan iki kelimenin bir araya getirilip birleşiminden ortaya yeni bir ibare veya anlam çıkarılmadığını, “...” ve “...” gibi kimsenin tekeline verilmesi mümkün olmayan iki ibarenin bir araya getirilmesi ile ortaya asgari seviyede ayırt edici nitelik kazanan markalar çıktığını, taraf markalarının sınıfsal olarak da benzer olmadığını, taraf markaları benzer olmadığından davacının tanınmışlık iddiasının davaya etkisinin bulunmadığını, davacının kötü niyet iddiasının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, Türkçe'de zamirlerin ve iyelik eklerinin sıklıkla kullanılması ve temel dilbilgisi kurallarından olmaları karşısında taraf markalarındaki ... veya ... ibarelerinin yüksek bir ayırt ediciliğe sahip olduğundan söz edilemeyeceği, taraf markalarındaki şekil ve renk unsurlarının markaların birbirinden ayırt edilmesini sağlayacak kuvvette olduğu, aynı zamanda dava konusu markadaki şekil unsurunun stilize formu ve bir bütün olarak “...” ibaresinin bir bütün olarak dikkate alınması gerektiği, karşılaştırma konusu işaretler arasında bütünsel olarak işaret benzerliği bulunmadığı, ilgili tüketici kesiminin, aralarında işaret benzerliği bulunmayan markalar arasında herhangi bir irtibat kurmasının söz konusu olmayacağı, bu durumda salt kapsam benzerliği nedeniyle taraf markaları arasında ilişkilendirilme ihtimali dâhil karıştırılma ihtimalinin bulunduğundan söz edilemeyeceği, öte yandan marka işlem dosyası ve dava dosyası kapsamında tescilli marka hakkına dayanılmış olduğu, eskiye dayalı kullanım iddiası ileri sürülmekle birlikte bu kullanımlara ilişkin ispata elverişli delil ibraz edilmediği, bu nedenle her iki aşamada da ispat edilememiş olan eskiye dayalı tescilsiz kullanım nedeniyle değerlendirme konusu nispi tescil engelinin oluşmadığı, bu halde davacının tescilsiz kullanımlara ilişkin iddiasının ispat edilemediği, davacının marka işlem dosyası kapsamında dayanak yaptığı markalarının kullanımı ve tanınmışlığı ile ilgili sunulan delilerin incelenmesinde, davacıya ait markaların tek başına tanınmışlık niteliğini haiz olmadığı, ayrıca, davalı şirket markası ile davacı markaları karıştırılacak düzeyde benzer olmadığından, davalı markasının davacıya ait markaların ününden haksız kazanç elde etme ya da bu markaların ün ve itibarına zarar verme ihtimallerinin bulunmadığı, somut uyuşmazlıkta, marka işlem dosyası ve dava dosyası kapsamında tescilli marka hakkına dayanılmış olduğu, ilgili dosyalar kapsamında herhangi bir fikri hakka veya kişi hakkına somut olarak dayanılmadığı, bu nedenle her iki aşamada da ispat edilememiş olan diğer fikri haklar veya kişi haklarına dayandırılan değerlendirme konusu nispi tescil engelinin varlığından söz edilemeyeceği, bu halde değerlendirme konusu tescil engeli bakımından iddianın ispat edilemediği, davacının dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığı iddialarını somut olarak ispat edecek herhangi bir bilgi ve belgeye dayanılmadığı, buna göre kötü niyet iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarının hatalı olduğunu ve bu raporlara yönelik itirazlarının mahkemece dikkate alınmadığını ve değerlendirilmediğini, müvekkiline ait markaların "... ...", davalı markasının ise "..." biçiminde olduğunu, davaya konu olan "..." ibareli markanın tüketiciler tarafından "... o" şeklinde algılandığını, dolayısıyla "... ..." ve "... o" ibarelerinin, aynı firmaya ait markalar olarak algılanmalarının çok yüksek ihtimal olduğunu, üstelik markalarda kullanılan renklerin dahi birbirine çok fazla benzediğini, markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olduğunu, işaret benzerliği yönünden SMK'nın 6/1 maddesi şartlarının sağlandığını, davaya konu markada yer alan 38. ve 39. sınıf hizmetlerin müvekkili markalarında aynen yer aldığını, 41. sınıf ile bağlantılı olan 35. sınıfın da müvekkili markası kapsamında bulunduğunu, ilk derece mahkemesince müvekkiline ait markaların tanınmışlığının ispat edilemediğinin kabul olunduğunu, ancak dosyaya sunulan deliller ile müvekkili markalarının tanınmış olduğunun ispat edildiğini, müvekkiline ait "... ..." ibareli markanın başta "kargo hizmetleri" üzerinde bir süredir kesintisiz bir biçimde kullanıldığını, müvekkili markalarının bu kullanım ile bilinir hale geldiğini, dava konusu başvurunun bu nedenle de reddinin gerektiğini, davaya konu marka başvurusunun kötü niyetli olarak yapıldığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE :1-Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre "...+şekil" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "... ..." ibareli markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı, zira taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf olduğu ve bu ibarenin markalarda ortak olarak kullanılmasının, markaların karıştırılmasına yol açmayacağı, davacı markalarının tanınmışlığının dosya kapsamındaki delillerle ispat edilemediği, öte yandan dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığının da ispat edilemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi de doğru olmamıştır. Zira "harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu Kanuna bağlı 1 sayılı Tarifede gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesi uyarınca "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". 492 sayılı Harçlar Kanununun Mükerrer Madde 138/2 hükmü uyarınca "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harçtır. Dava açarken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı ise nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşittir. Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanununun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarifenin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Her ne kadar ilk derece mahkemesi kararı, sadece davacı tarafça istinaf edilmiş ise de yargılama harçları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, harçlar konusunda kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ise tabiidir (Yargıtay 5. HD.'nin 22/01/1982 tarih ve 12534/240).
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26/03/2024 gün ve 2022/471 Esas - 2024/148 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00.TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30.TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduklarından ve istinafa gelen davacı aleyhine hüküm kurulamayacağından, ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00. TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 7-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60.TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 25/09/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/09/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.