Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1276 E. 2026/1569 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1276
Karar No
2026/1569
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1276 - 2026/1569 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1276 KARAR NO : 2026/1569 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/12/2023 NUMARASI : 2022/171 E. - 2023/233 K.

DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/12/2023 Tarih ve 2022/171 Esas - 2023/233 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin "..., X şekil, X ..., KNX, X KNX, KNX ... Şekil" ibareli tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalı yanın 2020/138780 sayılı "X ..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından reddedildiğini, alınan kararın usul ve yasaya aykırı bulunduğunu, davalı marka başvurusunun, müvekkili markaları ile aynı sınıfları kapsadığı gibi müvekkili markaları ile iltibas yaratacak düzeyde benzer olduğunu, dava konusu markada "X" şeklinin ön plana çıktığını, markaya "..." ibaresi eklenerek fark yaratılmaya çalışılmış ise de "askıda, asılı, askıda duran, askıya alınmış" anlamına gelen bu kelimenin genel geçer bir kavram niteliğinde bulunduğunu, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu, dolayısıyla dava konusu başvurunun bu nedenle de tescilinin mümkün olmadığını, dava konusu markanın aynı zamanda SMK'nın 5/1-ç düzenlemesi uyarınca da reddi gerektiğini ileri sürerek, YİDK'in 2022-M-4220 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı TÜRKPATENT vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı, davaya cevap vermemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı yanın markalarında figüratif bir biçimde ya da düz biçimde yazılmak suretiyle kullanıldığı görülen "X" harfinin, alfabemizde yer alan 29 harften biri olmadığı, İngilizce’de kullanımını bulunan ve ülkemiz tüketicisinin de aşina olduğu Latin alfabesindeki ek harfler olan "Q,W,X" harflerinden biri olduğu, uyuşmazlığın temel anlamda tek bir harfin, bir kimsenin tekeline alınıp alınamayacağı hususundan kaynaklı olduğu hallerde, markalar arasında özellikle görsel anlamdaki değerlendirmelerin tüketici açısından ön planda olacağı, alfabede sınırlı sayıda harfin yer alması nedeniyle harf markalarının, ayırt ediciliği düşük, zayıf markalar olduğu, buna göre ayırt ediciliği düşük harf öbeğinden oluşan markaları seçen marka sahiplerinin başka kişilerin küçük farklarla aynı harflerin benzerlerini seçip kullanabileceklerini kabul etmeleri, daha açık bir ifade ile bu duruma katlanmaları gerektiği, harf markaları ile tek heceli markalarda toplu intibanın belirlenmesi açısından daha sert bir ölçünün uygulanacağı, eldeki davada taraf markaları aynı, aynı tür ya da benzer mal ve hizmetleri kapsamakta ise de markaların bütünsel imajları ve tüketicide yarattıkları algılar itibariyle birbirlerinin serisi, devamı olarak algılanmalarının mümkün olmayacağı, her iki taraf markasının da "x" harf/şekli temelinden oluşturulduğu ancak oluşturulan şekillerin nihai algılarının birbirlerinden farklı olduğu, dolayısıyla dikkat/bilgi/özen/seçicilik düzeyi daha düşük olan tüketicilerin bile her iki marka arasında, salt "X" harfi/figüründen dolayı bir yanılgı yaşamayacağı, tüketicinin birbirinden farklı markalar karşısında olduğunu derhal algılayacağı, bu algıda markaların aynı iktisadi kaynaktan gelip gelmediklerini sorgulamasını gerektirir bir izlenim edinmeyecekleri, bu nedenle de işaretler arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimaline yol açabilecek bir benzerliğin mevcut olmadığı, taraf markaları arasında SMK m. 6/1 kapsamında dahi bir benzerlik ilişkisi tespit edilmediği için SMK m. 5/1-ç maddesi uyarınca işaretlerin aynı ya da ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olduklarından bahsedilmesinin mümkün bulunmadığı, davacı yanın "..." tanınmış markalarından bağımsız olarak işlem dosyası kapsamına dayanak yaptığı harf markalarının tanınır olduğunu gösterir delilleri sunmadığı, bu halde davacı yan şekil markalarının tanınırlığı konusunda bir kanaate varılamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, müvekkil Şirkete ait markalarda yer alan "X" harfinin, müvekkili ile özdeşleştiğini, bir ürün üzerinde "X" harfi görüldüğü zaman orta bilinç düzeyindeki tüketicilerin yanında düşük bilinç düzeyindeki tüketicilerin dahi aklına müvekkili Şirket ürünlerinin geldiğini, davalının, müvekkilinin tanınmış markasının içerisine "..." ibaresini ekleyerek markasını oluşturmak ve bunu benzer mal ve hizmet sınıflarında tescil ettirmek istemesinin tek sebebinin, müvekkilinin tanınırlığından yararlanmak olduğunu, davalının, markasında yer verdiği "X" harfi tasarımının, müvekkilinin kullandığı "X" tasarımına bire bir benzediğini, bu durumun, tüketici nezdinde iki markanın karıştırılmasına neden olacağını, "X" harfi ile ilgili yüzlerce farklı kombinasyonla tasarım yapılabilecekken bire bir "X" ibaresinin kullanılmasının, müvekkili markalarının tanınırlığından faydalanma kastını açıkça ortaya koyduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : 1-Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "X ..." ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "X" ve "..." esas unsurlu markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, zira her ne kadar taraf markalarında "X" harfi ortak olarak yer almakta ise de Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yerleşik uygulamaları doğrultusunda harflerin kimsenin tekeline bırakılamayacağı ve esasen tek başına tescillerinin de mümkün olmadığı, ancak tescil öncesi yoğun kullanım ve tanıtım sonucu ayırt edici hale getirilmiş ya da bir takım renk ve şekil unsurları ile birlikte tek başına harflerin tescilinin mümkün bulunduğu, bu halde de harf markalarının ayırt edici niteliklerinin düşük olacağı ve başkalarının da aynı harfi değişik renk ve şekil unsurları ile birlikte marka olarak tescil ettirebilecekleri, somut olayda da taraf markalarında yer alan "X" harflerinin, düzenleme biçimlerinin, biçimlendirme, kaligrafi ve yönlendirme itibariyle tamamen farklı olduğu, dava konusu başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, somut olay açısından emsal olabilecek nitelikteki Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin tarih ve 2021/4459 E.- 2022/8042 K. sayılı ilamında da, "x-ji" ibareli marka ile davacının itiraza mesnet markalarının benzer bulunmadığı, marka işaretleri arasında benzerlik olmadığından, davacı markalarının tanınmış olup olmadığının da sonuca etkili görülmediği, kaldı ki davacının "X" markalarının tanınmışlığının da ispat edilemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira "harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu Kanuna bağlı 1 sayılı Tarifede gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesi uyarınca "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". 492 sayılı Harçlar Kanununun Mükerrer Madde 138/2 hükmü uyarınca "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harçtır. Dava açarken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı ise nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşittir. Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanununun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarifenin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Her ne kadar ilk derece mahkemesi kararı, sadece davacı tarafça istinaf edilmiş ise de yargılama harçları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, harçlar konusunda kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ise tabiidir (Yargıtay 5. HD.'nin 22/01/1982 tarih ve 12534/240).

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/12/2023 gün ve 2022/171 Esas - 2023/233 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00.TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30.TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu kendisini vekille temsil ettirdiğinden ve istinafa gelen davacı aleyhine hüküm kurulamayacağından, ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00.TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Kuruma verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 7-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60.TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 17/09/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/09/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1276, K. 2026/1569, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1276-e-2026-1569-k-6e9e9d8552d7