Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1218 E. 2026/1475 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1218
Karar No
2026/1475
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1218 - 2026/1475 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1218 KARAR NO : 2026/1475 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/05/2023 NUMARASI : 2022/214 E. - 2023/241 K.

DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü

Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/05/2023 Tarih ve 2022/214 Esas - 2023/241 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin sahibi olduğu "..." alışveriş sitesi üzerinden e-ticaret faaliyetlerini gerçekleştirdiğini ve bu kapsamda tüketicilere satıcı sıfatıyla doğrudan kendisinin ürün ve hizmet satışı yaptığını, aynı zamanda aracı hizmet sağlayıcı sıfatı ile üçüncü kişi tacirlere de ürünlerini tüketicilere ulaştımak için gerekli alt yapı ve platform sağladığını, davalı Şirketin 2020/150558 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince adına tescilli "...", "..." ve "..." markalarına dayalı olarak bu başvuruya yapılan itirazın, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa dava konusu başvuru ile müvekkili markalarının ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, davalı markasının, müvekkiline ait marka ile seri marka izlenimi yaratarak halk tarafından karıştırılmaya sebebiyet vereceğini, davalı yan markasında "..." yerine "..." ibaresini kullandığını, tüketiciler tarafından duyulduğunda ve görüldüğünde müvekkili şirketi akla getirecek olan "..." ibaresinin, tıpkı müvekkili şirketin "..." ibaresi ile oluşturduğu marka ailesinde kullandığı gibi "..." şeklinde birebir kullanıldığını, anılan markanın müvekkiline ait bir marka zannedileceğini, dava konusu markayı gören tüketicinin iki marka arasında bağlantı olduğu zannına kapılmasının, karşısında iki farklı marka olduğunu anlasa dahi markaların aynı işletmeye ait olduğu veya ait oldukları işletmeler arasında idari/ekonomik bir bağ olduğunu düşünmesinin kaçınılmaz bulunduğunu, müvekkili şirketin tanınmış "..." esas unsuru ile seri markalar oluşturduğunu ve söz konusu markaların müvekkili şirket ile özdeşleştiğini, davalı markasının, müvekkili şirketin piyasadaki konumundan, güvenilirliğinden haksız yarar elde edeceğini, SMK’nın 6/5 maddesi koşullarının somut olayda bulunduğunu, davalı yan başvurusunun iyi niyetle yapılmadığını, dava konusu marka başvurusunun Türk Ticaret Kanunu anlamında haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2022-M-4583 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket vekili, müvekkilinin ve davacı yanın hedef tüketici kitlelerinin farklı olduğunu, markalar arasında benzerlik veya iltibas ihtimalinin bulunmadığını, görsel, işitsel ve anlamsal olarak markaların farklı bulunduğunu, müvekkilinin faaliyet gösterdiği alanın, sunduğu hizmet ve hedef kitlesinin davacı tarafınkinden tamamen farklı olduğunu, müvekkilinin "..." markası ile herhangi bir ürün satışı ya da e-ticaret faaliyetinde bulunmadığını, markaların kapsadıkları mal veya hizmetlerin tamamen farklı olduğunu, markalar arasında ortak unsur olarak sadece çok yaygın bir kullanım alanı olan "..." kelimesinin bulunduğunu, müvekkilinin "..." markasının tek kelime olduğunu ve bunun davacı tarafça bölünerek içindeki "..." kelimesi nedeniyle kendi markası ile iltibas yaratacağı iddiasının gerçeğe uygun olmadığını, müvekkili markasının bir bütün olarak okunup algılandığını, davacı yanın tanınmışlık iddiasının işbu dava bakımından önemi veya etkisinin bulunmadığını, davacının, marka tescilinin reddi için SMK’nın 6. maddesinde sayılan nispi ret nedenlerinin varlığını ispat edemediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraf markalarının aynı ticari kaynağa referans veren bütünsel benzerlikleri dikkate alındığında, 09, 35, 38, 41, 42, 45. sınıflardaki çekişme konusu mal ve hizmetler itibariyle ortalama tüketicilerce ilişkilendirilmelerinin ve iltibas oluşmasının kuvvetle muhtemel bulunduğu, zira markaların bütünsel olarak tüketici algısında yarattığı etkinin oldukça yakın olduğu, dava konusu marka ile davacıya ait markalar arasında SMK m.6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu kanaatine varıldığı, davacının "..." ibareli markalarının hem başvuru hem de dava tarihi itibariyle tanınmış marka olduğu, davalı markasının kapsadığı 35/05. alt grubundaki hizmetlerin, davacının "... ..." markasının tanınmış olduğu online mağazacılık hizmetleri ile aynı/aynı türden hizmetler niteliği taşıdığı, davalı markasının kapsadığı 09. sınıftaki mallar ile 35, 38, 41, 42, 45. sınıflardaki hizmetlerin ise davacının online satış faaliyetleri ve tanınmış olduğu e-ticaret sektörü ile dolaylı da olsa benzer ve ilişkili hizmetler olduğu, dolayısıyla davalının markasının çekişme konusu olan 09. sınıftaki mallar ile 35, 38, 41, 42 ve 45. sınıflardaki hizmetlerde tescil ettirmesi durumunda, davacının tanınmış "... ..." markasının toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanmasının, markanın itibarına zarar verilmesinin veya markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğmasının kuvvetle muhtemel bulunduğu, tüketicilerin mağazacılık hizmetleri üzerinde bilip tanıdıkları "... ..." markasının benzeri olan "..." markasını 09. sınıftaki mallar ile 35, 38, 41, 42 ve 45. sınıflardaki çekişme konusu hizmetler üzerinde gördüklerinde, taraf markalarını büyük olasılıkla ilişkilendirecekleri ve tanınmış "... ..." markasından edindikleri izlenimi davalı markasına nakledecekleri, markalar arasında bu şekilde imaj transferine uygun düzeyde benzerlik olduğu, davalı markasının tanınmışlığının çekişme konusu mal ve hizmetler bakımından SMK m.6/5 anlamında haksız yarar sağlanmasına, imaj zedelenmesine, itibar kaybına ve markanın ayırt ediciliğinin zayıflamasına yol açabileceği, kötü niyet iddiasına dayalı istemlerin yerinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 2022-M-4583 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu 2020/150558 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili, mahkeme kararının aksine Kuruma itiraz aşamasında ileri sürülen ve mesnet olduğu iddia edilen markalar ile başvuru konusu marka arasında görsel, işitsel ve kavramsal bakımdan bir benzerlik bulunmadığını, taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal yönden bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle belirgin bir biçimde birbirlerinden ayrıldığını, benzerlik yarattığı belirtilen "..." işaret zamiri ibaresinin, ayırt ediciliği düşük bir ibare olduğunu, taraf markaları benzer olmadığından SMK m.6/5 kapsamındaki tanınmışlığın işbu davaya etkisinin bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı Şirket vekili, davacı markaları ile müvekkili başvurusu arasında bir benzerlik veya iltibas ihtimali bulunmadığını, markaların hedef tüketici kitlelerinin farklı olduğunu, markaların tüm unsurları bir bütün olarak dikkate alındığında, markalar arasında bir benzerlik olmadığını, davacı tarafın, dava konusu markaları bütüncül olarak ele almadan, tek tek unsurlarına bölerek ve ortak bir ibare olan "..." kelimesini ön plana çıkartarak mekanik bir değerlendirme yaptığını, ancak markaların benzerliği değerlendirilirken markada yer alan kelime, renk, şekil gibi unsurların birbirlerinden bağımsız olarak tek tek ele alınmaması gerektiğini, "..." kelimesinin herkesçe bilinen ve zayıf ibareli bir kelime olduğundan, davacı taraf markasının ayırt edici gücünün düşük bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE :Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İşlem dosyasının incelenmesinden; davalı Şirketin 01.12.2020 tarihinde 2020/150558 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığı, davacı Şirketin "..." ve "..." ibareli markalara dayalı olarak karıştırılma tehlikesi ve tanınmışlık gerekçeleriyle başvuruya itiraz ettiği, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından itirazın reddine karar verildiği, davacının bu karara yaptığı itirazın ise Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun 14.04.2022 tarih ve 2022-M-4583 sayılı kararıyla nihai olarak reddedildiği, anılan kararın davacı tarafa 15.04.2022 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır. İki aylık hak düşürücü süre içinde açılan işbu davada, ilk derece mahkemesince taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu gibi SMK'nın 6/5 maddesi koşullarının da oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş olup bu haliyle taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu başvuru ile davacı markaları arasında SMK'nın 6/1 maddesi kapsamında karıştırılma tehlikesi olup olmadığı ve SMK'nın 6/5 maddesi kapsamında bir tescil engelinin bulunup bulunmadığı hususlarında toplanmaktadır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1. maddesi uyarınca, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. ... öncelikle iltibas (karıştırılma) kavramının da açıklanması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408-409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Öte yandan, markaların ayırt edicilik güçlerinin de iltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekmektedir. Zira, ayırt edici niteliği zayıf olan markalar yönünden iltibas ihtimali daha düşük olacaktır. Diğer bir deyişle, tescili istenilen mal ve hizmetleri, diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etme gücü düşük kalan, zayıf marka olarak nitelendirilebilecek markaların koruma alanı daha dar bulunmaktadır. Böyle durumlarda, küçük farklılıklar dahi tescil olunmak istenen markaya ayırt edicilik kazandırabilecektir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, dava konusu başvuru "..." ibaresinden oluşmaktadır. Başvuruda yer alan "..." ibaresi bir işaret zamiri olduğundan ayırt ediciliği düşüktür. Ayırt ediciliği düşük bu tür zayıf ibarelerinin ortaklığı ise tek başına iltibasa sebebiyet vermez. Davacının itirazına mesnet markaları ise "..." ve "..." ibareleri etrafında oluşturulmuştur. Bunlar dışında, davacının "..." ve ilave kelime unsuruyla oluşturulmuş markaları da vardır. Bu hale göre, taraf markalarında zayıf nitelikteki "..." ibaresi ortak olarak yer almakta ise de davacının mesnet markalarında "..." ibaresinin öne çıktığı, "..." markasının tanınmış olduğu, "..." ibaresinin ortaklığının markalar arasında iltibasa sebep olmadığı, zira markalardaki ilave unsurların yeterli ayırt ediciliği sağladığı, SMK'nın 6/1. maddesi koşullarının somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmış, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü yerinde görülmemiştir. Nitekim, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.03.2025 tarih ve 2024/3416 E.- 2025/1775 K. sayılı kararında "..." ibaresi, 05.05.2025 tarih ve 2024/5000 E.- 2025/3068 K. sayılı kararında " ..." ibaresi, 10.02.2026 tarih ve 2025/4043 E.- 2026/866 K. sayılı kararında ise "..." ibaresi davacının mesnet markalarıyla benzer bulunmamıştır. Tarafların marka işaretleri benzer bulunmadığından, Dairemizce emtia benzerliği şartı yönünden değerlendirme yapılmasına gerek görülmediği gibi aynı nedenle, SMK'nın 6/5 maddesi kapsamında davacı markalarının tanınmışlığından kaynaklanan bir tescil engelinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı, aynı Kanun'un 6/5 maddesi koşullarının da somut olayda oluşmadığı gözetilerek ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalılar ... ve ... Hiz. Ltd. Şti. vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 12/05/2023 tarih ve 2022/214 Esas - 2023/241 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA, 2-Davanın REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harçtan mahsubu ile bakiye 651,30-TL karar ve ilam harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre belirlenen 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 6-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı, 301,50-TL posta giderinden oluşan toplam 1.470,90-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, 7-Davalı şirket tarafından istinaf aşamasında yapılan 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı şirkete verilmesine, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333), 9-Davalılar tarafından istinaf başvurusunda ayrı ayrı peşin olarak yatırılan 427,60'ar-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talepleri halinde davalılara ayrı ayrı iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 10/09/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/09/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1218, K. 2026/1475, T. 11.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1218-e-2026-1475-k-3cd52eea06f9