Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1168 E. 2026/1653 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1168
Karar No
2026/1653
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO :2024/1168 Esas

KARAR NO :2026/1653 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI :2023/454 Esas- 2024/245 Karar

TARİH:30/04/2024

DAVA:Sözleşmenin Uyarlanması

KARAR TARİHİ:24/09/2026

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 14/02/2017 tarihli protokolün akdedildiğini, buna göre alacaklı davalının müvekkilinden olan 3.169.562 TL alacağının 1.593.229 kg. (5,5 ve 6 mm. 1008-1006 kalite ... A.Ş.’nin ürettiği kangal demir vasıfta) demire dönüştürülerek müvekkilince ifasının kararlaştırıldığını, 14/02/2017 tarihli protokol ile alacak ve borçluluğun demir kalite ve miktarı itibariyle sabitlendiğini, faiz ve vade farkının söz konusu olmayacağının,demir miktarı/kalitesinin kesinlikle artmayacağının ve müvekkili aleyhine değişmeyeceğinin kabul edildiğini, protokol ile; ... adına kayıtlı bulunan İstanbul İli, Arnavutköy İlçesi, ... Köyü, ... Mevkii, Pafta 9, parsel 957’de kayıtlı 691 m2'lik taşınmazın protokole konu alacağın güvencesini teşkil etmek üzere vefa sözleşmesi de akdedilip tapuya şerh verilerek davalıya devredileceği, sözleşmenin imzalanması akabinde derhal tapu devri ve işletme rehni tesisinin gerçekleştirileceği, davalı tarafa devredilenin sadece taşınmazın kayden mülkiyeti olduğu, 5 (beş) yıl içinde davalının taşınmazı kullanma, yararlanma, üzerinde şahsi ve/veya ayni hak tesis etme, devir ve temlik etme, hak ve yetkisinin bulunmadığı, taşınmaz malikinin, taşınmazın kullanımı ve yararlanmasına devam edeceği, protokole riayet edilerek borç ifa edildiğinde davalının taşınmazı malikine iade (devir ve temlik) edeceği, müvekkili protokole riayet ederek 5 (beş) yıl içinde borcunu ifa etmeyecek olur ise davalının kayden maliki bulunduğu taşınmazı paraya çevirebileceği, müvekkili borcun ifasında temerrüt eder ve 5 (beş) yılın sonunda borcu ifa etmemiş olur ise davalının müvekkiline ilave süre verip vermemekte tamamen serbest olduğunun kabul edildiğini, protokol akdedildikten sonra öngörülmesi mümkün olmayan Covid-19 pandemisinin (mücbir sebep) baş göstermesi muvacehesinde, birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de insan hayatı açısından son derece tehlikeli olan Coronavirüs (Covid-19) salgınının sadece insan sağlığını etkilemekle kalmadığını, ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünya çapında çok ciddi ekonomik yıkım ve sıkıntıları da beraberinde getirdiğini, yıllardır da bu etkilerin devam ettiğini, döviz kurlarındaki olağanüstü artışlar ile müvekkilinin bu olumsuz süreçten maalesef fazlasıyla etkilendiğini, buna rağmen davalının keşide ettiği Noter ihtarnamesi ile kendisine protokol kapsamında devredilen taşınmazın tahliyesini ve ecrimisil talep ettiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin olağanüstü koşulların meydana gelmiş olması sebebiyle uyarlanması gerektiğini beyanla 14/02/2017 tarihli protokolde müvekkilinin yükleniminin yeni/değişen sosyal ve ekonomik koşullar dikkate alınarak TBK 138 vd. maddeleri kapsamında uyarlanmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin tel ve çivi imalatı yapıp satan firma olduğunu, davacının müvekkili şirketten almış olduğu demir sebebiyle 3.165.562,00 TL borçlandığını ve borcu ödemediği için davacının beyan ettiği gibi 1.562.229 kg demir olarak ödenmek üzere 14/02/2017 tarihinde borcun sabitlendiğini, davacının müvekkili şirketten aldığı demiri katma değer yaratarak daha fazla bir fiyatla satış yapan firma olduğunu, davacının müvekkili şirkete döviz olarak borçlanmadığını, almış olduğu demiri demir olarak ödemek üzere borçlandığını, protokol gereği 2017 yılından başlamak üzere borcun ödenmesi kararlaştırılmışsa da davacı tarafından borcun ödenmediğini, davacının basiretli bir tacir gibi hareket etme zorunluluğu bulunduğunu beyanla TMK madde 138 maddesinde belirtilen, akdin uyarlama şartları bulunmayan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:Mahkemece; davanın, taraflar arasında imza edilen 14/02/2017 tarihli sözleşmenin TBK m.138 uyarınca değişen şartlara uyarlanması istemine ilişkin olduğu, taraflarca bildirilen delillerin toplanmasının ardından oluşturulan bilirkişi heyetinden rapor alındığı, bilirkişi heyeti tarafından ibraz edilen 11/03/2024 tarihli raporda özetle; "davacının uyarlama talebinin kaynağını Covid 19 pandemisine ve pandemi akabindeki döviz kurlarındaki artışa dayandırdığı, covid 19 pandemisi ile ilgili kısıtlamaların ülke genelinde Nisan 2020 tarihinde baş göstermeye başlaması, öncesinde ise herhangi bir kısıtlamanın olmaması, döviz kurlarındaki ani artışın ise 2021 Kasım tarihinde olması nedeni ile davacının davalı ile akdettiği 14.02.2017 tarihli protokolden 3 yılı aşkın bir süre sonra ortaya çıkan pandemiden nasıl etkilendiği ile ilgili somut bir verinin sunulmaması, kurdaki ani değişimlerin 2021 kasım ayında (sözleşmeye göre borcun 5 yılda tamamlanmasına 3 ay kala yaşanması) vuku bulması nedeni ile sözleşmenin uyarlanmasına gerekçe gösterilen hususların davacıya olumsuz etkilediği yönünde bir kanaat oluşmadığı"nın belirtildiği, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; taraflar arasında 14/02/2017 tarihli bir protokolün imza edildiği ve protokolün geçerliliği konusunda herhangi bir ihtilafın bulunmadığı, anılan protokol ile davalı alacaklının davacıdan olan 3.169.562 TL miktarındaki alacağının 1.593.229 kg demire dönüştürülerek davacı tarafından ifasının kararlaştırıldığı, protokol ile alacak-borçluluğun demir kalite ve miktarı itibariyle sabitlendiği, faiz ve vade farkının söz konusu olmayacağı, demir miktarı ve kalitesinin artmayacağı ve borçlu aleyhine değişmeyeceğinin kabul edildiği, davacı tarafça sözleşme imza edildikten sonra Covid 19 pandemisinin baş göstermesi ile tüm dünya çapında çok ciddi ekonomik yıkım ve sıkıntıları da beraberinde getirdiği ve döviz kurlarında olağanüstü artışlar meydana geldiğinden bahisle taraflar arasında akdedilen 14/02/2017 tarihli protokolde belirtilen yükümlülüklerinin yeni/değişen sosyal ve ekonomik koşullar dikkate alınarak TBK 138 vd. maddeler kapsamında uyarlanmasının talep ve dava edildiği, davalı tarafça şartların oluşmadığından bahisle davanın reddinin savunulduğu,14/02/2017 tarihli protokolün sözleşme yapma özgürlüğü ilkesi çerçevesinde düzenlendiği, tarafların tacir, yapılan işin de ticari bir iş niteliğinde olduğu, tacirlerin basiretli davranma yükümlülüğünün bulunduğu gözetildiğinde davacının TBK m.138 uyarınca sözleşmede aşırı ifa güçlüğü oluştuğuna ilişkin iddiasının ispata muhtaç kaldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

DAVACI VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ;müvekkili tarafından, taraflar arasında akdedilen protokolde belirtilen borcun fazlası ile ödendiği, buna rağmen davalının, kendisine protokol gereği devredilen taşınmazın tahliyesini ve ecrimisil ödenmesini talep ettiği, dava devam ederken davalının taşınmazı değerinin çok altında bir bedel ile satışa çıkardığı, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda 31/12/2008 tarihinde borç bakiyesinin sıfır olarak belirlendiği, müvekkilinin davalıya olan borcunun tamamını ödediği, dava konusu protokolün tapuyu kurtarmak amacı ile yapıldığı, borcun ödenmemiş olduğunun kabulü halinde ise Covid-19 Pandemisi nedeniyle yaşanan ekonomik sıkıntılar ve dövizdeki dalgalanmalar nedeniyle sözleşmenin uyarlanması koşullarının oluştuğu, ticari defterler üzerinden tespit edildiği üzere müvekkili davacıya borçlu olmadığından kararın kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, taraflar arasında imzalanan14/02/2017 tarihli sözleşmenin, Covid-19 Pandemisi nedeniyle yaşanan ekonomik sıkıntılar ve döviz kurlarında gerçekleşen artışlar nedeniyle TBK'nın 138. maddesi uyarınca yeni şartlara göre uyarlanması talebine ilişkindir.Mahkemece ilk olarak 07/03/2023 tarihli, 2022/475 Esas ve 2023/192 Karar sayılı karar ile davanın, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğinden bahisle reddine karar verilmiş, kararın davacı tarafın vaki istinafı üzerine Dairemizin 22/06/2023 Tarihli, 2023/938 Esas ve 2023/1058 Karar sayılı kararı ile; davanın niteliği itibariyle TTK'nın 5/A maddesi ile getirilen zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığı gerekçesi ile HMK'nın 353/1-a4 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiş, Mahkemece kaldırma kararından sonra devam edilen yargılamada yukarıda açıklanan gerekçe ile bu kez davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Sözleşmeye bağlılık ilkesinin istisnalarından birini oluşturan ve kaynağını dürüstlük kuralında bulan işlem temelinin çökmesine ilişkin 6098 Sayılı TBK'nın "aşırı ifa güçlüğü" başlıklı 138. maddesine göre; sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Hükümden anlaşılacağı üzere; işlem temelinin çöktüğünün ve sözleşmenin uyarlanması koşullarının oluştuğunun kabulü için, sözleşme kurulduktan sonra; taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenemeyen, borçludan kaynaklanmayan, olağanüstü yeni bir durumun ortaya çıkmış olması, bu yeni durum nedeniyle edimler arasındaki dengenin alt üst olması ve ifanın aşırı güçleşmesi, bu haliyle edimler arası denge aleyhine değişen ve henüz borcunu ifa etmemiş borçludan ifayı istemenin dürüstlük kuralına aykırı düşmesi gerekmektedir. (bkz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2021/11-972 Esas, 2023/67 Karar sayılı; 2017/(13)3-2308 Esas, 2021/994 Karar sayılı ilamları).Somut olayda; taraflar arasında imzalanan 14/02/2017 tarihli sözleşmede, davacının, davalıya 3.169.562 TL muaccel borcunun bulunduğu, bu borcun 1.593.229 kg demir olarak ve 5 yıl içerisinde ödeneceği, dava dışı ... adına kayıtlı taşınmazın borcun teminatı olarak davalıya devredileceği ve beş yıllık süre içerisinde borcun ödenmemesi halinde davalının taşınmazı paraya çevirebileceğinin kabul edildiği, sözleşmede borcun ödenme şekli ve miktarının da tespit edildiği, her ne kadar bilirkişi heyetince düzenlenen raporda, tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde borç alacak durumuna ilişkin tespitler yapılmış ise de, tarafların ticari defterlerindeki kayıtların birbirini tutmadığı, protokol tarihi itibariyle davacının kendi defterlerinde davalıya 252.486,17 TL ve davalının defterlerinde 756.261,07 TL borçlu olmasına rağmen, karşılıklı olarak imzalanan sözleşmede borç miktarının, her iki tarafın defterlerinde tespit edilen miktardan farklı olarak 3.165.562 TL olarak kabul edildiği, bundan sonraki tarihlerde davalının ticari defterlerinde alacak miktarının 2.652.810,08 TL'ye yükseldiği, davacının defterlerinde ise 31/12/2019 tarihinde borç miktarının 58.637,18 TL olduğu, davacının salt kendi defterlerinde bulunan ve neye dayanılarak oluşturulduğu anlaşılmayan ödeme kayıtları ile borcun ödenmiş olduğunu ispat edemeyeceği, kaldı ki tarafların sözleşmede bambaşka bir miktar belirleyerek, ticari defterlerindeki kayıtlardan bağımsız bir ticari ilişki içerisine girdiklerinin anlaşıldığı, davacı, sözleşme ile kabul ettiği 3.165.562 TL borcunu yine sözleşmede kabul edildiği üzere demir olarak ödediğine dair herhangi bir delil sunmadığı gibi davanın da sözleşmede yer alan borcun ödenmiş olduğundan bahisle açılmış bir menfi tespit davası olmadığı, dava dilekçesinde borcun ödendiğine dair bir iddianın ileri sürülmediği, aksine yaşanan pandemi süreci nedeniyle oluşan olağanüstü koşullar nedeniyle sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasının talep edildiği, dolayısıyla davacı vekilince ileri sürülen ve borcun ödenmiş olduğundan bahisle Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğuna dair istinaf sebebine itibar edilemeyeceği, sözleşmenin uyarlanması için gerekli olan koşulların oluştuğuna yönelik istinaf sebebi yönünden ise, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunda ve gerekçeli kararda açıklandığı üzere, dava konusu sözleşmenin 2017 yılının başında imzalandığı ve borcun döviz olarak değil demir olarak ödenmesinin kabul edildiği, sözleşmenin davacının borçlarının tasfiyesi amacıyla yapılmış bir protokol niteliğinde olduğu, esasen karşılıklı edimleri içeren bir sözleşme olmadığı, davacının sözleşmede üstlendiği ödeme borcunu belirlenen zamanlarda ifa etmeyip, sözleşmenin imzalanmasından 3 yıl sonra etkilerini gösteren Pandemi nedeniyle edimin ifasının zorlaştığını iddia ederek uyarlama talep edemeyeceği, kaldı ki Covid-19 Pandemisi nedeniyle kendisi aleyhine gerçekleşen olağanüstü koşulların ne olduğunu açık bir şekilde ortaya koymadığı ve bu hususta herhangi bir delil de sunmadığı, sözleşmede borcun döviz olarak ödeneceğine dair bir düzenleme olmadığınden döviz kurlarında yaşanan dalgalanmaların sözleşmenin uyarlanmasına sebep olacak nitelikte olağanüstü bir değişiklik olmadığı, aksi halde dahi davacının tüzel kişi tacir olduğu ve ülkemizin ekonomik koşulları stabil olmayan, buna bağlı olarak döviz kurlarında her zaman yükseliş veya düşüş yönünde değişkenlik yaşanması muhtemel bir ülke olması karşısında sözleşme yaparken bu hususları göz önünde bulundurması gerektiği, bu itiarla TBK'nın 138. maddesinde yer alan koşullar oluşmadığından Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,

3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,

5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 24/09/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1168, K. 2026/1653, T. 24.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1168-e-2026-1653-k-b3c8c21c2de2