Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1031 E. 2026/1146 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1031
Karar No
2026/1146
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1031 - 2026/1146 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1031 KARAR NO : 2026/1146 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 26/12/2023 NUMARASI : 2023/232 E. - 2023/395 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali

Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26/12/2023 Tarih ve 2023/232 Esas - 2023/395 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili şirketin 2006/14640, 2006/14642, 2005/12734, 2006/14643, 2006/14644, 2006/16795, 2006/51710, 2010/42640, 2012/103552, 2012/27769, 2012/27781, 2014/26447, 2016/40964, 2018/21437, 2020/49583, 2021/17330, 2021/17331, 2021/17490 sayılı "..." ibareli markaların sahibi olduğunu, davalı şirketin bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki "...+şekil" ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere başvuruda bulunduğunu, 2021/170124 kod numarasını alan davalı şirket başvurusunun ilanı üzerine müvekkili tarafından Markalar Dairesi Başkanlığına itirazda bulunulduğunu, bu itirazın ve kararın yeniden incelenmesi talebinin nihai olarak Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu tarafından reddedildiğini, ancak bu ret kararının yerinde olmadığını, müvekkilinin “...” markaları ile davalı başvurusuna esas makanın iltibas yaratacağını, markaların kapsamlarının benzer olduğunu, “...” ibaresinin aynı zamanda müvekkilinin ticaret unvanının da kılavuz unsuru olduğunu, davalının kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK'nın 2023-M-2415 sayılı kararın iptali ile 2021/170124 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, müvekkilinin marka başvurusunun, ne yazımında ne anlamında ne de telaffuzunda itiraz sahibi firmayı çağrıştıran herhangi bir yakınlık bulunmadığını, müvekkiline ait logoya bakıldığında davacı iddialarının asılsız olduğunun görülebileceğini, markaların telaffuzlarının da farklı olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu başvuru kapsamında yer alan 25. Sınıftaki mallar ve 35. Sınıftaki hizmetlerin tamamının, davacı yana ait redde gerekçe markaları kapsamında bulunduğu, markaların benzer mahiyetteki mal ve hizmetleri kapsadıkları, dava konusu markanın "...+şekil" görseli itibariyle, davacı yana ait markaların hiçbiri ile görsel anlamda bir benzerlik ilişkisi içerisinde olmayıp markaların şekil, renk ve genel mizanpaj itibariyle birbirlerini çağrıştırmadıkları, dava konusu markada “...” şeklinde iki sözcük yer almakta olup “...” kelimesinin ilk üç harfi ile davacı yanın “...” markalarının ilk üç harfi arasında harf dizilimsel bir benzerlik var ise de, bu benzerlik, bütünün içerisinde işaretlerin benzer görülmeleri bakımından yeterli bir kriter olmadığı, davacı markaları “...” şeklinde telaffuz edilecekken dava konusu markanın da “......” şeklinde bir bütün olarak telaffuz edilecek olduğu, bu anlamda işitsel açıdan markaların başlangıç seslerinde (ilk üç harf) bir benzerlik var ise de ortalama bir tüketicinin, taraf markaları arasında salt bu sebeple bir benzerlik ilişkisi kurmasının beklenmesinin zorlama bir yorum olacağı, tüketicinin bütün içerisinden belirli ses veya heceleri ayrıştırarak başka bir marka ile benzerlik kurma ihtimalinin gerçekçi bir yorum olmayacağı, nihayetinde işaretler arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığı, markaların benzer olmadığı dikkate alınarak yapılan değerlendirmede davacı yan iş bu itiraz gerekçesi kapsamındaki iddialarını ticaret unvanının kılavuz unsurunu da “...” olmasına dayandırmış olup aynı gerekçelerle davacı yanın SMK m. 6/6 kapsamında bir üstün hakka sahip olamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, eksik incelemeye dayandığını, dava konusu tescil edilmek istenen “...” markasının, SMK'nın 6. maddesi gereğince ilk olarak müvekkili firma tarafından ihdas edilen ... hakim unsurlu markaları ile iltibas tehlikesi oluşturduğunu, müvekkilinin 30.01.2002 tarihinde tescil edilmiş olup, ticaret siciline kayıt edildiğini, “...” ibaresinin yalnızca müvekkilin seri marklarının hakim ve ayırt edici unsuru değil aynı zamanda tescilli ticaret unvanın hakim unsuru olduğunu, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu, zira müvekkili firmanın 20 yıldan uzun süredir kullandığı ticaret unvanı ve yine 20 yıldan fazla süredir kullanmakta olduğu tescilli markalarının varlığına rağmen, davalı yan tarafından müvekkili firma tarafından kullanılan emtia kapsamında tescil müracaatına konu edildiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE :1- Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "... + şekil" ibareli marka başvurusu ile itiraza mesnet "..." esas unsurlu markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunmadığı, zira taraf markalarında bulunan esas unsurların birbirinden farklı olduğu, dava konusu markanın görseli itibariyle, davacı yana ait markaların hiçbiri ile benzerlik ilişkisi içerisinde olmadığı, markaların şekil, renk ve genel mizanpaj itibariyle birbirlerini çağrıştırmadıkları, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makul düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar için ayırdığı satın alma süresi içinde, dava konusu marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden, karşı tarafın tescilli markasından farklı bir marka olduğunu algılayacağı anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Davacı tarafça, dava dilekçesinde diğer iddiaların yanında dava konusu başvurunun kötüniyetli olduğu da ileri sürülmüş olup, bu hususta ilk derece mahkemesince olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmamıştır. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötüniyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde, yukarıda 1 nolu bentte açıklandığı üzere, dava konusu marka ile davacı adına tescilli marka arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında bir benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı mahkemece isabetli şekilde belirlenmiş olup, davacı markası ile benzerlik taşımayan dava konusu markanın, kötüniyetli olarak başvuru konusu edildiğinden söz edilemeyecektir. Bunun dışında, davalı markasının tescil başvurusunun kötüniyetli olduğuna dair başkaca bir husus da iddia ve ispat edilemediğinden, davacının kötüniyet iddiası yerinde görülmemiştir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesi hükmünün gerekçesine ilişkin olarak yerinde görülmekle kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26/12/2023 gün ve 2023/232 Esas - 2023/395 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın yukarıda açıklanan gerekçe ile REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00.TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10.TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 4-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduğundan, ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00.TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 8-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60 TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 11/06/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 03/07/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1031, K. 2026/1146, T. 03.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1031-e-2026-1146-k-598cf6d5e0b4