Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/373 E. 2026/1555 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/373
- Karar No
- 2026/1555
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/373
KARAR NO: 2026/1555
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 16/11/2022
NUMARASI: 2021/484 Esas 2022/676 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/131 Esas sayılı dosyasında davalı aleyhine haksız rekabet ve hukuka aykırı davranışlar nedeniyle ortaklıktan çıkarılması için dava ikame edildiğini, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporları ile de tespit edildiği üzere davacının davalıdan 126.738,79 TL alacağının olduğu ortaya konulduğunu, bu sebeple davalı aleyhine .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/131 Esas sayılı dosyasından alınan bilirkişi kök, ek ve ikinci ek raporları ile de sabit olduğu üzere, davacının davalıdan şirket bilançosunda ''131 ortaklar alacaklar hesabında'' davalının davacıya 126,738,79 TL borcunun tespit edildiğini, 21.06.2001 günlü ortaklar kurulu kararında şirket müdürlüklerine davalı ile dava dışı ...'nun seçildiğini, münferit yetkili kılındıklarını, yani davalının ortaklık ve müdürlük faaliyetlerinde bulunduğunu, daha sonra ortaklar kurulunun 11.03.2009 tarihli ve 2009/1 sayılı kararı ile davalının münferit imza yetkisinin kaldırıldığını, davalının bir süredir şirket dışında, şirket ana sözleşmesinin faaliyetlerinin aynısını gizlice sürdürdüğünün tespit edildiğini, kendisine ihtarda bulunulduğunu, buna rağmen davalının hukuka aykırı hareketlerine devam ettiğini, akabinde davacı tarafından davalının ortaklıktan çıkarılması maksadıyla 16.10.2009 tarihinde, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/131 Esas sayılı dosyasından dava ikame edildiğini, yapılan yargılama sırasında alınan 25/05/2017 tarihli raporunda şirketin bilançosunun incelenmesi neticesinde davalının davacı şirkete 126.738,79 TL borçlu olduğu ve borcunun ortaklardan alacaklar hesabına kayıtlı olduğununun bildirildiğini, 06/02/2018 tarihli ek raporda da davacının 31/12/2016 tarihli bilançosunda '' 131 ortaklardan alacaklar hesabında'' davacının davalıdan 126.738,79 TL alacaklı olduğu, davalının bu miktara itirazının yerinde olmadığının tespit edildiğini, 19/07/2019 tarihli 2.ek raporda da 28/02/2019 tarihli bilançoda ''131 ortaklardan alacaklar hesabında'' davacının davalıdan aynı alacağının tespit edildiğini, üç adet bilirkişi raporu ile davacı alacağının tespit edildiğini, alacağa %13,75 ve değişen oranlarda avans faizi işletilmesi gerektiğini, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; davalının davacıya borcu bulunmadığını, davalının imza yetkisinin 13/03/2009 tarihinde kaldırıldığını, davacı yanca 16/10/2009 tarihinde ortaklıktan çıkarılması için dava açıldığını, bu tarihlerde davalının eski eşi davacı şirketin de %93 ortağı olan ... ile boşanma sürecinde olmaları sebebi ile davalının imza yetkisi sonlanmadan önceki tarihte şirketle ilişiği kalmadığını, bu sebeple de şirkette işlem yapamayan müvekkili davalının davacıdan borç alması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/73 Esas 2014/9 Karar sayılı 29/01/2014 tarihli kararında dava konusu alacakla ilgili bir husus bulunmadığını, aynı zamanda bozmadan önceki dosyada yaptırılan bilirkişi incelemelerinde dava konusu alacağın tespit edilmediğini, davacı şirketin 31/12/2016 tarihli mizanında yapılan inceleme sonucunda bahse konu alacağın olduğunun belirtildiğini, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/131 Esas, 2019/874 sayılı kararının gerekçesinin '' Tüm dosya kapsamı ve delillerin değerlendirilmesi sonucunda;karar tarihine en yakın rayiç değer verilerine göre şirketin reel öz varlığının 465.713,93 TL olduğu,hüküm vermeye elverişli, denetime açık 19/07/2019 tarihli bilirkişi 2. ek raporu ile tespit edildiği, bilirkişi kök ve ek raporlarında davacı şirketin 28/02/2019 tarihli bilançosunda 126.738,79 TL ...'ten alacaklı olduğunun tespit edildiği, bu alacağın bozmadan önceki raporlarda tespit edilmediği,davacı şirketin 31/12/2016 tarihli mizanında yapılan inceleme sonucun şirketin "131 ortaklardan alacaklar hesabında" görüldüğü... '' şeklide olduğunu, dava konusu alacağın şirketin 2016 yılı defterine sonradan şirketin ortaklardan alacağı olarak işlenmiş olduğunu, davalının bilgisi dışında yapıldığını, bilirkişi raporlarında alacak olduğu belirtilmekle birlikte alacağın neden kaynaklandığının bilinmemekte olduğunu, bu sebeple de davacıya böyle bir borç izafe edilemeyeceğini, TBK uyarınca beş yıllık zamanaşımının geçtiğini, ayrıca ortaklardan olan alacaklara reeskont işlemi yapılamayacağını, şirket ortaklarının şirkete olan borçlarında avans veya reeskont faizi uygulanmadığını, talep edilen faiz türünün hatalı olduğunu, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesince yaptırılan incelemelerde bozmadan önce tespit edilemeyen ve sonradan yapılan incelemelerde 2016 yılı defterlerinde tespit edilen alacak için 2009 yılından itibaren faiz talep edilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, aynı alacağın boşanma davası ve diğer davada da talep edildiğini savunarak, davanın reddini ve %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; " ... davacı alacaklı tarafça davalı borçlu aleyhine başlatılan cari hesaba dayalı alacaktan kaynaklanan icra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle dava açılmış ise de; mahkememizce bilirkişi incelemesi yapıldığı, davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulduğu, davacı tarafın lehine delil olarak kullanılabileceğinin anlaşıldığı, dosya kapsamına uygun bilirkişi incelemesinde davacı tarafın ticari defterlerinde 131. Nolu ortaklardan alacaklar hesabında takip tarihi itibariyle davalı yandan 126.738,79-TL alacaklı görüldüğü, ancak iş bu alacak geçmiş dönemden açılış olarak geldiği, bu alacağın detayına ilişkin dosya kapsamında sunulmuş herhangi bir belge ve verinin olmadığı, davalı yanın ticari defterleri olmadığından incelenemediği, tek taraflı olarak defter incelemesi yapıldığı, davacı tarafın defterlerinde, davalıdan takip tarihi olan 23.12.2020 itibari ile 126.738,79-TL. alacaklı olduğu, taraflar arasında davaya konu alacağa ilişkin herhangi bir sözleşme olmadığı, davalı yanın davacı şirketteki ortaklığının 2009 yılında sonlandığı, davacı tarafın davaya konu alacağın olduğunu belirleyen teşvik edici cari hesap dışında başkaca bir belge sunmadığı, davacı tarafça cari hesaba dayalı alacağın tahsili için icra takibi yapıldığı, davalı tarafın süresinde itiraz etmesi üzerine takibin durduğu ve davacı tarafından süresi içinde itirazın iptali davası açıldığı, dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler incelendiğinde davacının davalıdan alacağının bulunduğunu ispat edemediği, alacağın varlığını hukuka ve usule uygun delillerle kanıtlayamadığı anlaşıldığından davalı borçlu tarafça icra takibine yönelik yapılan itirazın haklı olması nedeniyle davacı tarafça açılan itirazın iptali davasının reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Kötü niyet tazminatı talebi öğreti ve Yargıtay uygulamasına göre alacağın bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde icra takibine girişen alacaklı kötü niyetli kabul edilir.
Davalının icra takibine girişmekle kötü niyetli olduğu hususunun dosya kapsamında açıkça kanıtlanmamış olması ya da öyle olduğu açıkça kanıtlanmasına gerek olmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılmasının mümkün olduğu bir durumun dosya kapsamında mevcut olmadığı, bu itibarla kötü niyet tazminatı koşullarının bulunmadığı... " gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosyadan alınan bilirkişi raporu ile davacının davalıdan 131.ortaklar cari hesabında 126.738,79.-TL. alacaklı olduğu ve bu alacağın geçmiş yıllara dayalı kayıtlardan geldiğinin tespit edildiğini, ancak bu alacağın doğumunun geçmiş tarihlerde atılmış olan kayıtlardan geldiği, bu alacak tutarı için sözleşme olmadığının gerekçede belirtildiğini, davalının davacının %5 hissedarı olduğunu, 131 ortaklar cari hesabının, şirket hissedarlarının şirketle olan alacak borç ilişkilerini belirleyen hesap olduğunu, dolayısıyla, ortaklar cari hesabına atılan borçla ilgili şirketle hissedar arasında mutlaka bir sözleşmenin varlığı gerekmediğini, bilirkişi tarafından ve mahkeme tarafından takip tarihi olan 23.12.2020 tarihi itibariyle varlığı tespit edilen alacakla ilgili, alacağın doğum tarihi ve doğumu nedenine yönelik inceleme yapılmış olsa idi, hangi tarihte ve ne gerekçe ile söz konusu alacağın doğduğunun tespit edilebileceğini, bilirkişi ve mahkemenin yapması gerektiği halde yapmadığı incelemeye, davanın reddi sonucu bağlayarak, açık hukuk ihlali gerçekleştirildiğini, davalının 131 ortaklar cari hesabında kayıtlı olan borcu, şirket hesabından kendi şahsi hesabına banka aracılığı ile gönderilen tutarlardan kaynaklandığını, bilirkişinin inceleme görevini gereği gibi yapmadığını, inceleme yapılmadan tanzim edilen raporu doğrultusunda karar verildiğini, davalının 131 ortaklar hesabındaki borcunun doğumu tarihine kadar geçmişe dönük şirket hesaplarında inceleme yapılmış olsa idi, alacağın kaynağı ve doğuşuna ilişkin belgelere ulaşılmasının kolaylıkla mümkün olacağını, bu gerekliliğin mahkeme ve bilirkişi tarafından yerine getirilmediğini, karar gerekçesinde ifade edilen davalının 2009 yılında şirket ortaklığının sonlandığı gerekçesinin de doğru olmadığını, Ticaret Sicil kayıtları incelendiğinde, davalının halen şirket ortağı olarak göründüğünü, davalının şirketten çıkarılmasına İstanbul 5.ATM. 2016/131 sayılı dosyasından karar verildiğini, kararın 2021 yılında kesinleşmiş olup, davalının şirketten çıkarıldığına ilişkin husus halen tescil edilmediğini, bu nedenle mahkemenin kararına gerekçe yaptığı davalının 2009 yılında şirket ortaklığının sonlandığına ilişkin gerekçenin aleni olan ticaret sicil kayıtlarına bile aykırı olduğunu, bu hususun mahkemenin dosya kapsamında gerekli incelemeyi yapmaksızın kararını oluşturduğunun açık delili olduğunu, İstanbul 5.ATM.2016/131 Esas sayılı dosyasından alınan tüm bilirkişi raporları ile de davalının davacıya borçlu olduğunun tespit edildiğini, bu hususa davalı tarafından hiçbir itirazda bulunulmadığını, alacağa ilişkin başka bir belge sunulmadığı yönündeki gerekçenin de yerinde olmadığını, şirket ortaklarının şirkete olan borç/alacak hesabının 131 ortaklar cari hesabı olduğunu, bu hesaba kayıt tarihleri ile bu kayıtların atılmasına ilişkin belge ve delillerin, şirketin ticari kayıt ve belgelerini incelemekle görevlendirilen bilirkişiler tarafından incelenmesi gerektiğini, davacı şirketin tüm ticari defter ve belgelerine delil olarak dayandıklarını, mahkeme tarafından da inceleme görevi verildiğini, bilirkişinin rapor ve mahkemenin gerekçesinden anlaşıldığı kadarıyla, sadece takip tarihindeki ticari defter ortaklar cari hesabına bakıldığını, bu kaydın geçmiş tarihlerden geldiği tespit edilmesine rağmen, geçmişe/kaydın atıldığı tarihe yönelik inceleme yapılmadığını, bu incelemenin yapılmamasının sonuçlarının da davacıya yıkılmaya çalışıldığını, görevini yapmayan bilirkişi ve bu görevin yapılmadığını denetlemekle görevli mahkemenin gerekli tahkikatı yapmadan kararını oluşturmada yaptığı hatanın sonuçlarının davacıya yüklenmiş bulunduğunu, mahkeme karar gerekçesinin çelişkili olduğunu, kararın gerekçe kısmının başlangıcında ve bilirkişi raporunun özetinde, kaydın geçmiş tarihlerden geldiği ve sunulan belge ve verinin olmadığı ifade edilmesine rağmen, gerekçenin sonraki kısmında bilgi ve belgeler incelendiğinde alacağın ispatlanamadığının ifade edildiğini, bilgi ve belge talep edilmesine rağmen(inceleme için) sunulmadı mı, yoksa sunuldu da sunulan bilgi ve belgeler ispat için yeterli mi bulunmadı anlaşılamadığını, bilirkişi raporu ile takip tarihi itibariyle alacağın varlığı ve miktarı tespit edilmesine rağmen, alacağın doğumu tarihine kadar geriye dönük inceleme yapılmadan ve alacağın doğum tarihinde şirketin diğer kayıtları (131 dışındaki) dikkate alınarak, ortaklar carideki alacağın doğumunu gerekticerek işlemler ve bu işlemlere ilişkin belgeler incelenmeden oluşturulan bilirkişi raporu ve bu bilirkişi raporunda yer alan sadece davacı aleyhine kısımları esas almak suretiyle oluşturulan kararda hukuka uygun bir yön bulunmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, davacı şirketin, davalı ortaktan alacaklı olduğu iddiasına dayalı başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarnıca iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Davacı vekili; davalının, müvekkili şirketin %5 oranında pay sahibi olduğunu, 2001 yılında şirketi münferiden temsile yetkili kılındığını, bu yetkisinin 2009 yılında kaldırıldığını, davalının ortaklıktan çıkarılması için açılan İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/131 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi kök, ek ve ikinci ek raporları ile davacının davalıdan şirket bilançosunda ''131 ortaklar alacaklar hesabın''da davacıya 126,738,79 TL borcunun tespit edildiğini, alacağın tahsili için takip başlatıldığını, ancak davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Davalı vekili ise; talebin zamanaşımına uğradığını, davalının borcu olmadığını, İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin ilgili dosyasında Yargıtay bozma kararından önce yaptırılan bilirkişi incelemelerinde dava konusu alacağın tespit edilmeyip bozma sonrası alınan raporda yer aldığını, söz konusu alacak kaydının davalının bilgisi dışında oluşturulduğunu savunmuştur.
Dosya kapsamında bulunan .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 126.738,79 TL asıl alacak yönünden 23.12.2020 tarihinde icra takibi başlatıldığı, işlemiş faiz talep edilmediği, takip dayanağı olarak herhangi bir belge sunulmadığı, ödeme emrinin 05.02.2021 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekili tarafından 09.02.2021 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır.
Ticaret Sicil Gazetesi internet sayfası üzerinde yapılan incelemede; 14.09.2001 tarihli ve ... sayılı sicil kaydına göre, davalının, davacı şirketin 2001/... sayılı ve 29.08.2001 tarihli ortaklar kurul kararı ile dava dışı ...'dan aldığı pay ile davacı şirket ortağı olduğu, bu tarihte şirketin diğer ortaklarının dava dışı ...'nun 8 adet, ...'in 744 pay, ... ... 8 pay, davalının ise 40 pay sahibi olduğu, oranının %5 olduğu, ayrıca davalının 10 yıl süre ile davacı şirketi münferiden temsile yetkili müdür olarak seçildiği, 16.03.2009 tarihli ve ... sayılı sicil kaydına göre, davalının münferit yetkisinin müşterek olarak değiştirildiği, 22.12.2011 tarihli ve ... sayılı sicil kaydına göre, davacı şirketin 06.12.2011 tarihli, 2011/02 sayılı ortaklar kuru kararı uyarınca, davalının şirketi temsil yetkisinin kaldırılmasına, hakkında sorumluluk davası açılmasına karar verildiği, ayrıca şirketin tasfiyesi kararı alındığı anlaşılmaktadır.
İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/131 Esas, 2019/874 Karar sayılı dosyasının UYAP sistemi üzerinden incelenmesinde; davacı şirket tarafından %5 oranında hissedar olan davalı ... aleyhine ortaklıktan çıkarılması talebi ile 16.120.2009 tarihinde açıldığı, mahkemece verilen ilk kararın karar düzeltme aşamasında Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23.12.2015 tarihli ve 2015/6267 Esas, 2015/13817 Karar sayılı ilamı ile ''... Ortaklık payının, şirketin faaliyet konusu da gözetilerek alanında uzman bilirkişi kurulundan karar tarihine en yakın rayiç değer verilerine göre şirketin reel öz varlığı hususunda rapor alınıp saptandıktan sonra hüküm altına alınması gerekir'' gerekçesiyle bozulması üzerine yapılan yargılamada mahkemece '' ... davacı şirketin 28/02/2019 tarihli bilançosunda 126.738,79 TL ...'ten alacaklı olduğunun tespit edildiği, bu alacağın bozmadan önceki raporlarda tespit edilmediği, davacı şirketin 31/12/2016 tarihli mizanında yapılan inceleme sonucun şirketin "131 ortaklardan alacaklar hesabında" görüldüğü, davalı ...'in şirkete olan borçlarının talep edilmesinin her zaman mümkün olduğu, bunun ayrılma payından düşülmesinin mümkün olmadığı, sonradan doğan veya doğacak borçların dikkate alınamayacağı ...'' gerekçesiyle %5 oranında hissedar davalı ...'in davacı şirket ortaklığından çıkarılmasına, 465.713,93 TL ortaklık payının davalıya verilmesine karar verildiği, karar düzeltme talebinin reddi ile kararın 23.02.2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Eldeki davada davacı, davalı ortağa borç verildiğini ispat etmekle yükümlü olup dosya kapsamında davacı ticari defter kayıtlarına ve İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/131 Esas, 2019/874 Karar sayılı dosyasında bozma kararından sonra alınan bilirkişi raporlarına dayanmıştır.Bu sebeple davacı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonrası düzenlenen 12.10.2020 tarihli bilirkişi raporunda, davacının 131 kodlu ortaklardan alacaklar hesabında takip tarihi itibariyle davalıdan 126.738,79 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Paranın davalıya ödendiğine dair bir belgeye dosya kapsamında rastlanmamıştır.
Davacının davalıdan talep ettiği alacağın dayanak belgelerini, paranın davalıya ödendiğini gösterir dekont vb. bir belgeyi sunmadığı, bunun yanında, anılan dava dosyası kapsamında Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilamı öncesinde alınan bilirkişi raporlarında davacı ticari defterlerinde dava konusu alacağa dair bir kayıt tespit edilmemişken, bozma sonrası alınan raporda bu yönde tespitin yapıldığı, bunun sebebinin ve dayanağının davacı tarafından ortaya konamadığı, davacının söz konusu alacağına ilişkin defter kaydından başkaca bir delil sunamadığı ve iddiasını ispatlayamadığı kanaatine varılmıştır. Ayrıca, davalının ortaklığı devam etse de davacı şirketteki temsil yetkisi 06.12.2011 tarihinde, yani dava konusu borcun davalıya verildiği belirtilen 2016 yılı öncesinde kaldırılmıştır. Bir diğer deyişle, davalının temsil yetkisinin 2016 yılı öncesinde kaldırılması sebebiyle defter kaydının oluşturulmasında davalının bir katkısının olması söz konusu değildir.
Bu sebeplerle mahkemece, davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmuştur. Öte yandan, davalının şirket ortaklığının anılan mahkeme kararı uyarınca sona erdiği, 18.01.2023 tarihli,... tarihli ticaret sicil kaydına göre mahkeme kararının bu tarihte ilan edildiği, davalının ortaklığının bu şekilde sona erdiği, görülmektedir. Mahkemece her ne kadar gerekçeli kararda davalı ortaklığının mahkeme kararı ile daha sonra sonlanmasına rağmen 2009'da sona erdiği belirtilmiş ise de bu husus esasa etkili olmadığından davacı vekilinin bu konudaki istinaf sebebi ise kaldırma sebebi yapılmamıştır.
Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usule ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,
3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 23.09.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.