Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1835 E. 2026/1098 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1835
Karar No
2026/1098
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/1835 KARAR NO : 2026/1098

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/09/2020 (Dava) - 20/06/2023 (Karar) NUMARASI : 2020/471 Esas - 2023/471 Karar DAVA : Tazminat (Hayat Sigortası Kaynaklı) BAM KARAR TARİHİ : 10/06/2026 KARARIN YAZIM TARİHİ: 10/06/2026

İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/06/2023 tarih ve 2020/471 Esas - 2023/471 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin miras bırakanı ...'ın . ..Bankası... / İZMİR Şubesi' nden kullanmış olduğu taksitli ticari kredi nedeni ile kendisi için aynı şube aracılığıyla 20.03.2019 başlangıç tarihli ve 1752/15751696 sayılı Hayat Sigortası Sertifikası düzenlendiğini, poliçe teminatı ölüm halinde 70.000.-TL olduğunu, murisin 21.12.2019 tarihinde " kolon malign neoplazm " dan kaynaklı " kardiyak arrest " nedeni ile vefat ettiğini, murise " kolon malign neoplazm " tanısının vefatından en çok 1 ay önce konulduğunu, murisin kalp rahatsızlığının ise en çok 6 ay önce ortaya çıkmış olduğunu, Buna karşın, ... Bankası...../İZMİR Şubesi tarafından müvekkillerine " hayat sigortası poliçesinin düzenlendiği tarihte, ...' ın kalp hastası olduğunu bildiği ve buna rağmen beyan yükümlülüğünü ihlal ederek bu konuda beyanda bulunmadığı, nihayet bu nedenle sigorta şirketi tarafından kredi borcunun ödenmediğinin "bildirildiğini, Oysa hayat sigortası sertifikası ekindeki "Başvuru Formu" banka personeli tarafından doldurularak kredi sözleşmesi ile birlikte muris ...' a imzalatıldığını ve gerekli sağlık bilgilerinin sorulmadığını, murisin beyan yükümlülüğünü ihlal ettiği iddiasının kabulünün kesinlikle mümkün olmadığını, banka tarafından kredi borcunu sigorta şirketinin karşılamadığının müvekkillerine bildirilmesi üzerine, davalıya başvuruda bulunulduğunu ancak cevap alınamadığını beyanla müvekkiller murisinin ölümü tarihi itibariyle banka kredi borcunun belirlenmesini ve sigorta şirketinin o tarihte yapması gereken ödemeden arta kalacak olan teminat tutarının, sigorta şirketi tarafından ödeme yapılmadığı için müvekkillerince ödenen taksitler ile birlikte müvekkillerine ödenmesini talep ettiklerini, müvekkilleri murisi ...' ın ölüm tarihi olan 21.12.2019 tarihi itibariyle davalı sigortanın 70.000.-TL. limit ile ölüm tazminatı sorumluluğunun bulunduğuna, bu teminat nedeni ile davalı sigorta şirketinin rizikonun ihbar tarihi itibariyle muris ...'ın oluşan kredi borcunu kredi alacaklısı lehdar (dain-i mürtehin) banka olan .... Bankası'na ödemesi gerektiğini ileri sürerek, davalı sigorta şirketinin süresinde ödeme yapmaması nedeniyle kendi kusurlu hareketi ile temerrüde düştüğünün tespiti ile vefat tarihi itibariyle belirlenen banka borcunun mahsubundan sonra kalan bakiye poliçe teminatının ve dahi sigorta şirketi tarafından ödeme yapılmadığı için murisin vefatından sonra müvekkillerince ödenen kredi taksitlerinin miras payları oranında, yargılama sırasında yapılacak bilirkişi incelemesinden sonra tespit edilecek gerçek alacak miktarı üzerinden artırılmak üzere şimdilik her bir mirasçı için 500' er TL. ve nihayet toplam 1.500,00.-TL. olarak, ölüm tarihinden itibaren isleyecek avans faizi ile birlikte müvekkillerine ödenmesine, halen müvekkilleri tarafından bankaya ödenmekte olan kredi taksitleri ödemelerinin ihtiyati tedbiren durdurulmasına, dava açmadan önce kendisine yapılan başvurulara yanıt vermeyen Sigorta Poliçesi Lehdarı - Kredi Alacaklısı .....Bankası'na davanın ihbar edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı varislerin sigorta poliçesinin lehdarı olmadıklarından dava açma haklarının bulunmadığını, sigortalıya ait sağlık kayıtları incelendiğinde sigortalının poliçenin akdi tarihinden evvel çeşitli hastanelerde kardiyoloji bölümünde tedavi gördüğü hususunun tespit edildiğini, sigortalının sağlık kayıtlarının özel atakalp kalp hastanesi ve özel gazi hastanesi'nden celbine karar verilmesini talep ettiklerini, sigortalıya sağlık durumu ile ilgili hususlarda sorular yöneltilmiş ve gerçeğe aykırı beyanda bulunmanın neticelerinin bildirildiğini, müvekkili şirket tarafından sigortalının vefatının kalp rahatsızlığı nedeniyle meydana gelmediği hususunun zaten bilinmekte olup bu hususta bir ihtilaf bulunmadığını, müvekkil şirketin iddiasının poliçenin akdi tarihinde var olan hastalıklar ile vefatına neden olan hastalıklar arasında illiyet bağı bulunduğuna yönelik olmadığını, somut olayda müvekkili şirketin sigortalının poliçenin akdi tarihinde mevcut ve beyan etmediği kalp rahatsızlığı bulunduğunun tespit edilmesi üzerine mevzuat ve yargıtayın yerleşik içtihatları gereği poliçe teminatında indirime gitmiş olduğunu, TTK 1439/2. madde devamında vefat nedeni ile poliçenin akdi tarihinde mevcut ve beyan edilmeyen rahatsızlıkların arasında bağlantı/illiyet bağı bulunmaması durumunda sigorta şirketinin vefat tazminatını ödenen prim ile ödenmesi gereken prim oranına göre belirleyeceği hususunun hüküm altına alındığını, dava dilekçesinde illiyet bağının araştırılmasına ilişkin iddiaların mahkemece dikkate alınmamasını talep ettiklerini, dava dilekçesinde iddia edilenin aksine müvekkil şirket ile sigortalı arasında akdedilen sözleşmelerin, poliçe tanzim tarihi itibariyle yürürlükte bulunan bireysel kredilerle bağlantılı sigortalar uygulama esasları yönetmeliği ve bu yönetmeliğe bağlı mevzuata uygun olarak düzenlendiğini, sigortalının sözleşmenin yapılması sırasında müvekkil şirketin bilmesi gereken tüm önemli hususları bildirmekle yükümlü olduğunu, müvekkil şirketin poliçe kapsamında sorumluluğunun sözleşmenin akdi esnasında belirlendiğini, somut olayda rizikonun gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan teminat tutarı 70.000-TL olmakla birlikte iş bu tutarın 14.000-TL'si dava tarihinden önce varislere ödendiğini, bu halde iddiaları kabul manasına gelmemek kaydıyla bir an için davanın kabulü halinde dahi müvekkil şirketin poliçe kapsamında ödemekle yükümlü tutulabileceği tutar (70.000-tl - 14.000-tl) 56.000-TL'Yi aşamayacağını, 56.000-tl'nin üzerindeki tüm taleplerin sözleşme kapsamında davacıların sebepsiz zenginleşmesine yol açacak olup davacıların sözleşmede belirlenen teminat tutarı üzerindeki tüm taleplerinin reddine karar verilmesini talep etiklerini, kabul manasına gelmemek kaydıyla bir an için davanın kabulü halinde dahi faiz başlangıç tarihinin dava tarihi, faiz oranının yasal faiz olması gerektiğini savunarak, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dava ... A.Ş.' ye ihbar edilmiş, ihbar olunan vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; davacıların murisi ... tek ortağı ve şirket yetkilisi olduğu ait... Şti. için müvekkil Bankanın .../İzmir şubesinden 3438-130.... numaralı kredi ile taksitli ticari kredi kullanarak kendisinin de bu krediye kefil olduğunu, Söz konusu kredi ile ilgili ... ile davalı sigorta şirket aralarında; 20/03/2019 başlangıç tarihli, 12 yıl süreli, 1752/15751696 poliçe no.lu "Ticari Hayat Sigortası" sözleşmesi akdedildiğini, Poliçede ... A.Ş.'yi, poliçe menfaatdarı olarak tayin eden sigortalının 21/12/2019 tarihinde vefat ettiğini, Davacıların murisi ile davalı sigorta şirketi arasında akdedilen Ticari hayat sigortası sözleşmesinde dain-i mürtehin ve dönülemez lehdar olarak ... A.Ş. tayin edilmiş olup, ölüm tazminatını isteme hakkı da müvekkil ...A.Ş.’ye ait bulunmakta olduğunu, oysa açılan olan bu davada ölüm tazminatının sigortalı varisleri tarafından talep edildiğini, sigortalı varisi olan davacıların, hayat sigortası poliçesinde lehdar tayin edilmemiş olmaları nedeni ile dava açma sıfatlarının da bulunmadığını, davanın ihbar olunan müvekkili banka ile hiç bir ilgisi olmayıp,ölüm tazminatını isteme hakkının; İhbar olunan dain-i mürtehin ve dönülemez lehdar olarak müvekkili ... A.Ş.’ ye ait olduğunu, davacılar her ne kadar davayı; davalı sigorta şirketi .... A.Ş ye karşı açmış olsa da; dava dilekçelerinde müvekkili bankaya halen ödemesi devam eden kredi taksitlerinin ödenmesinin tedbiren durdurulmasına karar verilemesini talep ettiklerini, davacıların murislerinin müvekkili bankadan çekmiş olduğu kredi borcunun halen devam ettiğini, taksitlerin ödenmemesi halinde; olay da dava dışı olan ve hiç bir sorumluluğu bulunmayan müvekkili banka açısından telafisi mümkün olamayan zararların meydana gelmesinin söz konusu olacağını, bu nedenle davacıların kredi taksitlerinin ödenmesinin durdurulması yönündeki tedbir taleplerinin reddine karar verilemesini talep ettiklerini savunarak, davacıların haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı taraflara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İlk derece mahkemesince; ".....Bankası .../İzmir Şubesinden celp edilen 3438-130... numaralı davacıların murisi ... tarafından kullanılmış olan dava konusu krediye ilişkin kredi sözleşmesi ve buna ilişkin tüm ödeme belgeleri, Mirasçılık Belgesi, Özel Gazi Hastanesinden celp edilen muris ...'a ait tüm tıbbi tedavi ve belgeler, Kardiyoloji Uzmanı bilirkişiler Öğr. Gör. Uzm. Dr.... ve Öğr. Gör. Uzm. Dr. ... İle Sigortacı bilirkişi .. ve Bankacı bilirkişi ....'' den aldırılan 13/08/2021, 03/09/2021, 17/01/2022 ve 14/10/2022 havale tarihli yeminli bilirkişi ve ek raporları, İstanbul Adli Tıp Kurumu 1.Adli İhtisas Kurulundan aldırılan 23/05/2022 tarihli rapor, Davacılar vekilinin 18/05/2023 havale tarihli değer arttırım dilekçesi, Mahkememizce yapılan yargılama, tarafların iddia ve savunmaları, bilgi, belge, tutanak, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre; hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkin olan işbu davada; davacıları miras bırakanı ...'ın .... Bankası .../İZMİR Şubesi'nden kullanmış olduğu taksitli ticari kredi nedeni ile kendisi için aynı şube aracılığıyla 20.03.2019 başlangıç tarihli ve 1752/15751696 sayılı Hayat Sigortası Sertifikası düzenlendiği, 1752/15751696 nolu hayat sigortası katılım sertifikası incelendiğinde; Adı soyadı:..., Sigorta başlangıç tarihi:20.03.2019, Bitiş tarihi: 20.03.2020, Yıllık prim ödeme şekli:1.207,52 TL peşin, vefat Teminatı-Ölüm teminat tutarı=70.000,00.-TL lehdar bilgileri: Kanuni Varisler, Dain-i mürtehin : .... AŞ .../İzmir Şubesi maddelerinin ve belirtilen hususların yer aldığı, vefat tarihi 21.12.2019 tarihi olmakla tazminat miktarı da poliçe teminatı da ölüm halinde 70.000.-TL. olduğunu, dosyaya İhbar olunan....AŞ tarafından dosyaya sunulan belgeler incelendiğinde; ihbar olunan .... AŞ tarafından dava dışı ... Şti'ne 3438-130268 nolu kredi sözleşmesi ile taksitli 70.000 TL bedelli ticari kredi verildiği, 70.000,00 TL anapara tutarlı, 36 ay vadeli, aylık taksit tutarları Kredi kullanımı sırasında davacıların murisi ...'ın 08.03.2019 tarihinde 70.000.-TL'sı için müteselsil kefil olduğu, davacıların murisi kefil ...'ın 21.12.2019 tarihinde vefat ettiği, ...'ın vefat tarihi olan 21.12.2019 tarihi itibariyle kredinin kalan anapara tutarının 64.416.46-TL olduğu, vefattan sonra davalı ....AŞ tarafından.... Bankasına 29.06.2020 tarihinde 2.979,28 TL, 20.07.2020 tarihinde 11.026,00 TL olmak üzere TOPLAM 14.005,28 TL ödediği, müteveffaya bilgilendirme yapıldığı, aksi kabul edilmemekle beraber yapılacak ödemenin 56.000 TL sını aşamayacağı şeklinde belirtildiği, bu sigorta sözleşmelerinin Hayat Sigortaları Genel Şartları çerçevesinde değerlendirileceği, hayat Sigortası Genel Şartları C.2 ".....Sözleşmenin yapılması sırasında beyan yükümlülüğü başlıklı ve 2.2 maddesi; C-2- Sözleşmenin Yapılması Sırasındaki Beyan Yükümlülüğü, 2- Gerek sigorta ettiren gerekse sigortalı ve temsilci, sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında kendisince bilinen ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlali halinde, sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde sözleşmeden cayabilir veya sözleşmeyi yürürlükte tutarak sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir. Ancak, sigortacının bildirilmemiş, eksik veya yanlış bildirilmiş olan hususları bilmesi veya ihbar etmemenin ya da yanlış ihbar etmenin kusura dayanmaması halinde cayma caiz değildir. Bu durumda rizikonun kabul edildiğinden daha yüksek olması nedeniyle daha fazla bir prim alınması gerekiyorsa sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir. Sigorta ettiren, talep edilen prim farkını kabul ettiğini sekiz gün içinde bildirmediği takdirde sözleşmeden cayılmış olur. Ancak, prim farkının kabul edilmemesi nedeniyle sözleşmeden cayılması sigortacının gerçeğe aykırı veya eksik beyanı öğrendiği tarihten itibaren bir aylık süre içinde söz konusudur. Beyan yükümlülüğünün kasıtlı ihlalinde sigortacı riziko gerçekleşmiş olsa bile sözleşmeden cayabilir ve prime hak kazanır. Kastın söz konusu olmadığı durumlarda riziko; sigortacı durumu öğrenmeden önce veya sigortacının cayabileceği veya caymanın hüküm ifade etmesi için geçecek süre içinde gerçekleşirse, sigortacı tazminatı o tazminata ilişkin olarak tahakkuk ettirilen prim ile tahakkuk ettirilmesi gereken prim arasındaki orana göre öder.." davalı Sigorta Şirketince, davacılar tarafından yapılan başvuru üzerine verilen beyanda özetle; davacı varislerin poliçenin lehdarı olmadıkları için dava açma hakkı olmadığı, müteveffanın sigorta sözleşmesinden önce kardiyoloji bölümünde tedavi gördüğü, hayat sigortasi yapılırken başvuru formundaki sağlık sorularını, kalp hastalığı olup olmadığı husundaki soruya hayır cevap verildiğinin savunulduğu, dava konusu olayda sigortalı müteveffanın, kanser nedeniyle vefat ettiği ve bu hastalığın sigorta poliçesinin aktinden sonra oluştuğu hususunun ihtilaflı olmadığı, ihtilafın müteveffanın sigorta poliçesi aktinden önce kalp rahatsızlığı olduğu ve bunu beyan edip etmediği, bu rahatsızlıktan vefat etmemiş olsa da var ise bu kalp rahatsızlığını beyan etmiş olsa idi sigorta priminin daha yüksek alınıp alınmayacağı ve sigorta şirketi tarafından proporsiyon yapılmak suretiyle yapılan ödemenin yeterli olup olmadığı noktasında çıktığı, davacılar murisi ... hayat sigorta poliçesinden sonra kalp damar hastalığı olarak 24.03.2019 tarihli ilaç raporundan kalp krizi geçirdiğinin anlaşıldığı, ek olarak 10.12.2019 tarihinde kalın bağırsak tümörü nedeniyle ameliyat olduğu ardından tekrar kalp krizi geçirmesi nedeniyle kalp damar anjiyo girişimi ile tıkalı olan kalp damarında tam açıklık sağlandığı, şifa ile 19.12.2019 tarihinde taburcu olmasına rağmen aynı gün davacılar murisi ... nefes darlığı ile aynı hastane acil servisine geldiği ancak kardiyoloji tarafından poliklinik kontrol önerildiğinde ve bunun üzerine genel cerrahi adına kalp damar cerrahisi kliniğine yatırıldığı, yatış sırasında 21.12.2019 göğüs ağrısı ve nefes darlığı nedeniyle kardiyoloji tarafından değerlendirilmiş olup ivedilikle elektrolit olan K+'un (8,63) düzeltilmesinin önerildiği, 21.12.2019 tarihinde tuvalete giderken birden solunum arrest ve kardiyak arrest geliştiği, öyküsü bu biçimde olması nedeni ile hastanın ön planda kalbin durmasına yol açacak bir ritm bozukluğu (ventriküler taşikardi/fibrilasyon olabileceği düşünüldüğü, bu ritm bozuklukları kalp krizi geçiren hastalarda ve özellikle elektrolit bozukluğu (bu durumda potasyum yüksekliği) olan hastalarda gelişmenin yüksek olduğu, ölüme yol açan kardiyak arrest nedenleri mevcut 2 defa geçirilmiş olan kalp krizi sonucu meydana gelen kalp kası hasarı ve birden arrest olması da ritm bozukluğu riskini daha da artıran elektrolit bozukluğu (potasyum yüksekliği) olabildiğinin düşünüldüğü, ölüme sebep olan kalp damar hastalığı ve ona bağlı gelişen kalp kası hasarı ile ilgili düzenlenen hayat sigortası poliçesinden önce ilgili dosyada sunulan tıbbi kayıtlarda herhangi bir bulguya rastlanılmadığı, bu sebeple ölüme yol açan kalp damar hastalığı ile ilgili illiyet bağının olmadığı, hayat sigortası insanların ölümü, çalışma gücünü kaybetmesi veya belirli bir süre hayatta kalması/yaşlanması gibi rizikolara karşı yapılan can sigortası olduğu, davaya konu olayda da, aynı zamanda ihtiyaç kredisi çekmiş olan sigortalı, ölümü halinde 3.kişi olan bankaya olan kredi borcunun teminat altına alınması bakımından sigorta şirketi ile sözleşmeler akdedildiği, Bireysel Kredilere Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği ve bu yönetmeliğe bağlı mevzuata uygun olarak düzenlendiği, hazine Müsteşarlığının 2015/20 sayılı Genelgesinde, sigortalıların sağlık beyanlarının elektronik ortamda kayıt altına alınarak sigortalı imzasının alınmasının mümkün olacağı hususunun açıklıkla düzenlendiği, bu nedenle sigorta poliçesinin de bu şekilde aktedildiği, sigortalının, sözleşmenin yapılması sırasında müvekkili şirketin bilmesi gereken tüm önemli hususları bildirmekle yükümlü olduğu, Hayat Sigortası Genel Şartları C.2- Sözleşmenin Yapılması Sırasındaki beyan Yükümlülüğü başlıklı maddesi açıklamaları ile sigorta ettirenin beyan yükümlülüğü kapsamında sözleşme yapılırken mevcut olan hastalıklarının doğru şekilde sigorta şirketine bildirilmesi gerektiği, hayat sigortası düzenlenme tarihinden önce 20.03.2019 bu hastalıkların olduğunun tespit edildiği bildirilmiş ise de kalp damar hastalığı ile ilgili olarak 24.04.2018 tarihinde Atakalp hastanesinde yapılan muayene ve tetkik sonucunda kalp damar hastalığı tanısının konmadığı anlaşılmış olup, hayat sigortası poliçesinden önce böyle bir tanıya ilgili dosyada delil ve bilgiye rastlanılmadığı, bu sebeple ölüme yol açan kalp damar hastalığı ile ilgili illiyet bağının olmadığın belirlendiği, TTK ve genel şartlardaki düzenlemelere göre beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkacağı; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini ödeyecek olup davalı savunmalarında; sigortalının dürüst davranma kuralına aykırı davrandığı iddiasıyla, TTK 1435 md ve Hayat Sigorta Genel Şartlar C.3.3.3. © çerçevesinde o olaya ilişkin tahakkuk ettirecek prim ile tahakkuk ettirilmesi gereken prim arasındaki orana göre vefat tazminatı bakımından 14.000 TL sının dain mürtehin ... Bankası'na ödendiği, davalı sigorta şirketi olarak müteveffanın kalp rahatsızlığından vefat etmediğinin bilindiği ve ölümü ile illiyet bağı olmadığının kabul edilerek olayda müteveffanın kalp rahatsızlığı olmasına rağmen bunu beyan etmemesi nedeniyle mevzuat ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları gereği davalı tarafından poliçe teminatında indirime gidildiği, TTK m.1439 Yaptırım maddesinde beyan yükümlülüğünün ihlali bakımından ödenen prim ile ödenmesi gereken primin oranına ödeme yapılacağının hüküm altında olduğu, hayat sigortası sözleşmesinin, somut olayda rizikonun gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan teminat tutarı 70.000 TL'sı olmakla beraber, iş bu tutarın 14.000 TL sının dava tarihinden önce ödendiğinin bildirildiği, davalı sigorta şirketi tarafından, teminatın bakiye kısmının ödenmeme sebebinin müteveffa tarafından kalp hastalığını bilmesine rağmen bu kalp hastalığını beyan etmediği iddiası olduğu, sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları ise, aynı kanunun 1439/2. maddesinde, "......rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder...." şeklinde düzenlenmiş ise de; 28.10.2007 tarih 26684 nolu RG de yayımlanan ve belli bir sigorta ilişkisine girmek isteyen kişilerin, gerek sözleşmenin müzakeresi gerekse kurulması sırasında sözleşmenin konusu, teminatları ve diğer özellikleri hakkında oluşabilecek bilgi eksikliklerinin giderilmesi ile sözleşmenin devamı sırasında ortaya çıkabilecek ve sözleşmenin işleyişi ile ilgili olarak sigorta ettireni, sigortalı veya lehdarı etkileyebilecek nitelikteki değişiklik ve gelişmelerden ilgililerin haberdar edilebilmesini teminen sigortacı tarafından yerine getirilmesi gereken görev ve yükümlülüklere dair usul ve esasları düzenleyen Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik gereği; SİGORTACI m.5.3 gereği "......dürüstlük ilkeleri çerçevesinde; sözleşmenin müzakeresi, kurulması ve devamı sırasında sigorta ettirene, sigortayla ilgili teknik konularda yardımcı olmak, yapılacak veya yapılmış sigortacılık işleminin özellikleri ve sözleşmeye konu sigorta teminatı ile sigortanın işleyişi hakkında gerekli her türlü bilgiyi sözlü ve yazılı olarak sağlamak ve sigorta ettireni yanıltıcı her türlü hâl ve davranıştan kaçınmak zorundadır.... " madde 5.1 gereği, bunun ispatının sigortacı yanda olduğu, madde 7 gereği, sigortacının buna aykırı davranışının neticesi ise sigorta ettiren var ise uğradığı zararın tazmini isteyebileceği, mevcut yasa, yönetmelik, genel şartlar çerçevesinde, sigorta sözleşmelerinin gerek kurulması ve gerekse devamı aşamalarında davacıların murisinin salt olayda, bilgi formunun sonunda, “.....Sağlık beyanına ilişkin yukarıda vermiş olduğum tüm bilgilerin eksiksiz ve doğru olduğunu aksi takdirde poliçemin iptal edilerek herhangi bir tazminat ödemesi yapılmayacağını bildiğimi kabul, beyan ve taahhüt ederim....." şeklinde bir yazının olmasının ve dosyada 20.03.2019 tarihli HAYAT SİGORTASI BAŞVURU FORMU'nun mevcut olması, bu form içindeki SAĞLIK BEYANLARINDA, "....Bugüne kadar aşağıda belirtilen hastalıklardan herhangi birini geçirdiniz mi veya bunlarla ilgili herhangi bir rahatsızlığınız var mı?..." şeklindeki sorunun altında liste halinde bulunan ve içinde "Yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kalp hastalıklarının da yer aldığı hastalıkların tümüne de "Hayır" cevabı vermesi ve tüm evrakların altını sigortalının imzalaması her iki tarafa da yükümlülükler veren yönetmelikle vurgulanan dürüstlük ilkeleri göz önüne alındığında, Mahkememizce davacıların iddialarının davalının savunmalarına üstün tutulmasını gerektirdiği, hayatı sigortalanan kimsenin sözleşme yapıldığı sırada sağlıklı olması hususunda kanunda bir düzenlemenin mevcut olmadığı, davacıların murisi ..., Hayat sigortası başvuru formunda yer alan sağlık beyanı sayfasında yüksek tansiyon ve şeker hastalığı karşısında HAYIR cevabı işaretlemiş olmasına rağmen, sigortası düzenlenme tarihinden önce 20.03.2019 bu hastalıkların olduğu tespit edildiğinin bildirilmiş ise de ve fakat kalp damar hastalığı ile ilgili olarak 24.04.2018 tarihinde Atakalp hastanesinde yapılan muayene ve tetkik sonucunda kalp damar hastalığı tanısının konmadığı, hayat sigortası poliçesinden önce böyle bir tanıya ilgili dosyada rastlanılmadığı, davaya konu kredi hayat sigorta sözleşmelerinde asıl amaç sigorta ettirenin bir ihtiyacının karşılanması olmayıp, bankanın kredi verdiği kişinin ölüm nedeniyle krediyi geri ödeyememesi nedeniye maruz kalacağı riskin teminat altına alınması olduğunun da düşünüldüğünde; Bankacılık işlemleri alanında sözleşme özgürlüğü ilkesinin etkili bir şekilde uygulanmaması nedeniyle bankaların sorumluluğu konusunda özel düzenlemelerin ve yorumların yapılmasının bir gereklilik olduğu, TTK hükümlerine göre, banka ve bağlı sigorta şirketinin basiretli tacirden beklenen özen derecesini de göstermek zorunda olduğu, aksi halde hafif kusurundan dahi sorumlu olacağı, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmelerin de geçerli olmadığı, TBK maddelerine göre, ancak hile ve ağır kusurun varlığı halinde borçluyu sorumluluktan kurtaran sözleşme şartlarının ahlak ve dürüstlük kuralına aykırı olduğundan geçersiz olabileceği, sorumsuzluk anlaşmalarına getirilen sınırlama daha güçlü durumdaki bankalara karşı daha zayıf durumdaki kişiyi koruma (sosyal adalet) nedenine dayandığı, bankalar, bir güven kurumları olup, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, özenle korumak zorunda olan kuruluşlar olduğundan objektif özen borcu altında bulunan bankalar, hafif kusurlarından dahi sorumlu olacaklarından kredi hayat sigorta sözleşmeleri düzenlerken de basiretli tacirin öngöreceği şekilde hastalıklanın saptanması hususunda gereken önlemleri tetkik ve muayenelerini sağlamasının gerekeceği, bütün bu sebeplerle olayda sadece bildirilmeyen hastalık ile ölüm arasında illiyet bağı aranması gerektiğinin kabulünün gerektiği, olayda ATK raporuyla sigortalının hipertansiyon hastalığı ile ölüm nedeni arasında illiyet bağı kurulamadığına göre hayat sigortası imzalanırken sigortalıya Sağlık Beyanlarında davacılar murisi ..., Hayat sigortası başvuru formunda yer alan sağlık beyanı sayfasında yüksek tansiyon ve şeker hastalığı karşısında HAYIR cevabı işaretlemiş olmasına rağmen tıp bilirkişileri tarafından ".....ölüme yol açan kalp damar hastalığı ile ilgili illiyet bağının olmadığı kanaatine varılmıştır....." tespiti nedeniyle davalı sigorta şirketi tarafından, hayat sigortası poliçesi gereği, vefat tarihine isabet eden 70.000,00 TL sı vefat teminatının giderilmesinin ve davacı tarafından daha önce 14.005,00 TL sı ödenmekle bakiye 55.994,72 TL sını daha ilk ödeme tarihi olan 29.06.2020 tarihinde ödenmesi gerekeceği, yukarıda yazılı mahkememizce de benimsenen yeminli bilirkişi raporlarının karar vermeye yeterli itirazların varit görülmediği..." gerekçesiyle davanın KABULÜ ile; 55.994,72-TL tazminatın dava dilekçesine ekli veraset ilamı gereğince 20.998,02-TL'sinin davacı çocuk ....'a, 20.998,02-TL'sinin davacı çocuk ...' a, 13.998,68-TL'sinin de davacılardan eş .....'a 29/06/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak bu davacılara verilmesine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosya kapsamında tanzim edilen ATK raporunda sigortalının poliçenin akdi tarihinden önce çeşitli hastalıklara sahip olduğunun açıkça tespit edildiğini, bu kapsamda TTK 1439/2 ve hayat sigortası genel şartları C-2 bendi uyarınca proporsiyon hesabı yapılması adına dosyanın Hazine ve Maliye Bakanlığı aktüer siciline kayıtlı ve sigorta tahkim hakimi de olan aktüer bilirkişiye tevdi edilmesi gerekirken yargılamaya son verilmesinin hatalı olduğunu, bu kapsamda sürprim uygulaması dikkate alınmaksızın tesis edilen hükmün hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkeme tarafından yaptırılan illiyet bağı araştırmasının somut olayın koşulları ile uyuşmadığını, dava değer arttırımına konu alacağın zaman aşımına uğramış olduğu hususunun sabit olduğunu, bu husustaki itirazlarının yerel mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, davanın, dava konusu gereği belirsiz alacak davası açılamayacağını, davanın kabul edilmesi halinde dahi faiz başlangıç tarihinin dava tarihi ve hükmedilen tazminatın mirasçılar arasında eşik paylaştırılması gerektiğini belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup; hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. 1-) Davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin dava dışı ... Bankasından kullandığı taksitli ticari kredi nedeniyle davaya konu hayat sigortası poliçesinin düzenlendiğini ve murisin 21/12/2019 tarihinde vefat ettiğini belirterek, açtıkları davada vefat tarihi itibariyle belirlenen banka borcunun mahsubundan sonra kalan poliçe tazminatının davacılara miras payı oranında ödenmesi amacıyla fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.500,00 TL talep etmiş, 17/05/2023 tarihli dilekçesi ile talebini 55.494,72 TL’ye yükseltmiştir. Davalı vekili ise, süresinde verdiği dilekçe ile arttırılan kısmın zamanaşımına uğradığını savunmuştur. 6100 sayılı Kanunun 107. maddesine göre, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafca belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır. Madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkansız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukuki yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukuki yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmi davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hallerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir. Taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır (H. Pekcanıtez, Belirsiz Alacak Davası, Ankara 2011, s. 45; H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 448). Sadece alacak miktarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da miktarın tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü, zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkana sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağı belirlemesi objektif olarak mümkün, ancak belirleyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü, bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir; ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 02/11/2016 gün, 2015/22-1078 esas ve 2016/1010 karar sayılı ilamı) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile birlikte belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı sıkça görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Somut olayın özellikleri dikkate alınarak, yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında, davanın belirsiz alacak davası olarak açılabilmesi için gerekli şartların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine gelince; davacı davasını 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak açmıştır. Davaya konu sigorta poliçesi hayat sigortasına ilişkindir. Hayat sigortaları niteliği itibari ile meblağ sigortasıdır. Sigortacının sorumluluğu teminat miktarı ile sınırlıdır. Teminat bedeli poliçe ile sabittir. Poliçe bedeli belirlenmiş olup ödenen ödenmeyen kredi taksitleri de belirlenebilir niteliktedir. Dolayısıyla davanın belirsiz alacak davası olarak açılabilmesinin kabul edilmesi doğru değildir. Dava konusu itibari ile, dava ve ıslah ile istenilen bedel 6012 Sayılı TTK 1420. maddesi ve Hayat Sigortaları Genel Şartları C.13 maddesi uyarınca 2 yıllık zamanaşımına tabidir. Islah ile artırılan bedel zamanaşımına uğramıştır. Bu nedenle ıslah ile artırılan bedelin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken davanın belirsiz alacak davası olarak kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olmamıştır ( bknz. Aynı yönde Yargıtay 4. HD, 2021/2099 E. - 2021/3204 K. Sayılı ilamı). 2-) Davacılar murisi ... ile davalı sigorta şirketi arasında 20/03/2019-20/03/2020 tarihleri için hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 21/12/2019 tarihinde sigortalı vefat etmiştir. Davalı taraf, davacılar murisinin poliçe tanziminden önce mevcut olan hastalıklarını bildirmeyip sözleşmenin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı savunmasında bulunmuştur. Mahkemece ölüm nedeni ile hastalık arasında illiyet bağı kurulamadığından davanın kabulüne karar verilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 1435. maddesi ile, sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Sigorta hukukuna ilişkin genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm, hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 1435. maddesi ve Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C.2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları ise, aynı kanunun 1439/2. maddesinde belirlenmiştir. Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporuna göre; sigortalıda, sigorta sözleşmesinden önce "venöz yetersizlik (kronik periferik), diabetes mellitus, esansiyel primer hipertansiyon, kalp ekosunda; sol ventrikül hipertrofisi, hafif sol ventrikül diastolik disfonksiyonu, karotid arterin oklüzyon ve stenozu” tanılarının bulunduğu, kişinin ölümünün kolon kanseri, bu nedenle yapılan ameliyat ve gelişen komplikasyonları (akciğer enfeksiyonu) sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin ölümüne neden olan bağırsak kanserinin sözleşme tarihi sonrasında tanısının konulmuş olduğu mütalaa edilmiştir. Sigortalı tarafından imzalanan hayat sigortası başvuru formunda "herhangi bir rahatsızlığınız var mı?" sorusuna belirtilen hastalıkların karşısındaki hayır kutucuğunun işaretlenmiş olduğu, başka bir deyişle herhangi bir rahatsızlığın olmadığını bildirdiği anlaşılmıştır. Mahkemece ATK raporundan sonra alınan bilirkişi heyeti ikinci ek raporunda seçenekli olarak tazminat hesabı yapılmış, mahkemece bu seçeneklerden proporsiyon hesabı yerine, hastalık ile ölüm arasında illiyet bağı aranması gerektiğinin kabulü ile bu şekilde bir illiyet bağı tespit edilemediğinden tazminatın tamamına hükmedilmesi gerektiği gerekçesi ile yazılı şekilde karar verildiği anlaşılmıştır. Karara esas alınan ATK bilirkişi raporunda sigortalı tarafından daha önce bilinen mevcut hastalıklarının bulunduğu anlaşılmakla bu hususların riskin kapsamı konusunda değerlendirme yapma hakkı bulunan sigortacıya bildirilmesi gerektiği açıktır. TTK'nın 1439/2. maddesinde, sigortalının kasten ya da ihmali ile beyan yükümlülüğüne uymaması hallerinin, sigortacının tazminat sorumluluğunun son bulması, tazminattan indirim yapılması, proporsiyon hesabı ile tazminatın belirlenmesi şeklinde üç ayrı sonucu olduğu kabul edilmiştir. Sigortalının poliçeden önceki rahatsızlığını bildirmediği ve bu bildirmeme halinin kast derecesinde (buradaki kastın kötüniyetle bildirmeme halini değil, bildiği halde beyansızlığı ifade ettiği dikkate alındığında) olduğu; bildirilmeyen hastalığın sadece ölüme etki eden faktör olup doğrudan ölüm nedeni olmadığı (bağlantının bulunmadığı) durumda, ödenen prim ile ödenmesi gereken prim arasındaki orana göre (proporsiyon hesabıyla) tazminatın belirlenmesi, TTK'nın 1439/2. maddesi gereğidir. Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında; davacılar murisinin, sigortacı için önemli sayılabilecek bir hususu bildirme yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, TTK'nın 1439/2. maddesinin son cümlesindeki proporsiyon hesabıyla tazminatın belirlenmesi şartları dikkate alınarak davalı sigortacının aldığı prim ile önceki hastalıkların bildirilmesi halinde alınması gereken prim arasındaki orana göre (proporsiyonla hesaplanan) tazminattan sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle tam tazminata karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. Kabule göre ise de, 3-) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ''Lehtar atanmasına ilişkin yorum kuralı'' başlıklı 1494 üncü maddesinde ''(1) Ölüm rizikosuna karşı yapılmış sigortalarda, birden fazla kişi payları belirtilmeksizin lehtar olarak atanmışsa, sigorta bedeli üzerinde hepsi eşit oranda hak sahibidir. Hak sahiplerinden biri tarafından alınmayan pay, diğerlerinin payına eklenir. Mirasın reddi veya mirastan vazgeçme lehtarın hakkı üzerinde etkili olmaz. (2) Ölüm rizikosuna karşı yapılan sigortalarda lehtar belirtilmemişse, sözleşmenin sigorta ettirenin mirasçıları lehine, yaşama ihtimaline karşı yapılmış sigortalarda ise sigortalı lehine yapıldığı kabul olunur.'' düzenlemesine yer verilmiştir. Sigorta poliçesinin incelenmesinde, lehtar bilgilerinde sadece kanuni varisler yazılı olduğu, yine aynı poliçesinin diğer sayfasında "ödemelerin yapılması" başlıklı bölüm altında "lehtarların her biri için ayrı ayrı hisse belirtilmemişse hepsi eşit oranda pay sahibidir" şeklinde yazılı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda hem yukarıda belirtilen yasal düzenleme hem de poliçedeki bu bilgiler uyarınca sigorta bedeli üzerinde paylar belirtilmediği için davacı varislerin eşit oranda hak sahibi oldukları, bu sebeple de eşit oranda ödeme yapılması yerine miras payları oranın ödemeye yapılmasına dair yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır (Aynı yönde Yargıtay 4. H.D.nin 2022/4952 E. - 2024/8204 K. ve 26.09.2024 tarihli kararı). Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulüne; kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile, İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/471 Esas - 2023/471 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İSTİNAF AŞAMASINDA; istinaf eden davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 4-İstinaf aşamasında istinaf eden davalı tarafça yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 6-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 10/06/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1835, K. 2026/1098, T. 10.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1835-e-2026-1098-k-f8ff017b490d