Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1719 E. 2026/1200 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1719
Karar No
2026/1200
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2023/1719 Esas 2026/1200 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/1719 KARAR NO : 2026/1200

TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR

İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 22/12/2022 NUMARASI : 2022/60 Esas 2022/940 Karar ASIL DAVA DAVA : İtirazın iptali DAVA TARİHİ : 16/03/2020 KARAR TARİHİ : 24/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/09/2026

Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı, ipoteğin kaldırılması, isim hakkı için ödenen bedelin ve teminat senedinin iadesi istemine ilişkin asıl ve itirazın iptali istemine ilişkin birleşen davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükümlere karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. ASIL DAVADA DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı Şirketin ...Acentelik görevini 24/08/2015 tarihli Acentelik Sözleşmesi uyarınca fesih ihbar tarihine kadar yürüttüğünü, bu süreçte üzerine düşün tüm yükümlülükleri yerine getiren müvekkilinin aylık 10.000,00 TL ciro ile teslim aldığı acenteliğin aylık cirosunu 70.000,00 TL'ye ulaştırdığını ve geniş bir müşteri çevresi kazandırıldığını, fesih ihtarına konu 10/07/2019 tarihli olayın tam açıklığa kavuşturulmadan yapılan feshin haksız ve mesnetsiz olduğu, şube hakkında şikayetler olduğu belirtilmiş ise de iş yükü çok ağır olan her acentede bir takım şikayetlerin olmasının olağan olduğunu, başkaca acente ve şubelerde de benzer olayların yaşandığını, ancak davalının bu acentelerin sözleşmelerini feshetmediğini ve hatta uyarıda dahi bulunmadığını, ancak müvekkiline doğrudan fesih ihbarı gönderildiğini, bu durumun çifte standart ve ayrımcılık göstergesi olduğunu, feshe konu olay ile ilgili adli kayıt ya da emniyet şikayeti dahi bulunmadığını, sadece telefon ile Genel Müdürlüğe yapılan şikayet bahane edilerek, olay açıklığa kavuşturulmadan ve uyarı yapılmaksızın doğrudan fesih yoluna gidildiğini, müvekkilinin tüm çalışma planını sözleşme için öngörülen 10 yıllık süreye göre oluşturduğunu ve davalıya 10 yıllık isim bedeli ödediğini, sözleşmenin 4. yılında yapılan haksız fesih nedeniyle ödenen 50.000,00 TL isim bedelinin kalan 6 yılı için müvekkiline iadesi gerektiğini, müvekkili tarafından oluşturulan müşteri çevresinden davalı para kazanmaya devam ederken müvekkilinin gelir ve diğer yapılan ödemelerden yoksun kalacak olması nedeniyle oluşan maddi zararı ile haksız fesih nedeniyle yaşamış olduğu ticari ve kişisel öz varlığında uğradığı psikolojik yıpranma nedeniyle manevi zararlarının da tazmini gerektiğini ileri sürerek ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere isim bedeli bakımından 1.000,00 TL, denkleştirme tazminatı bakımından 1.000,00 TL maddi tazminat ile 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, sözleşmenin teminatı olarak verilen ipoteklerin fekki ile senetlerin iadesine karar verilmesini talep etmiştir. BİRLEŞEN DAVADA DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı Şirketin ...Acentelik görevini 24/08/2015 tarihli Acentelik Sözleşmesi uyarınca fesih ihbar tarihine kadar yürüttüğünü, müvekkilinin fesihten önce doğmuş bulunan hak ediş, prim, komisyon bedeli, sözleşmenin imzalanmasında acenteliğin açılması ve işletilmesi için gerekli olan malzemeler için ödenen demirbaş bedeli, stok malzeme bedeli ve müvekkilin acenteliği yürüttüğü sırada çalışanlardan ...'nin gelen kargolardan yaptığı telefon hırsızlığına ilişkin ceza davası ile kesinleşen kararı uyarınca müşterinin zararı giderilmiş olmasına rağmen davalı tarafından müvekkilene geri ödenmeyen telefon bedelleri nedeniyle alacağının bulunduğunu, alacağın tahsili amacıyla davalı hakkında İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün 2019/46690 sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinin davalının haksız itirazı ile durduğunu, söz konusu alacağın fesih haklı ya da haksız olduğundan bağımsız olarak ödenmesi gereken bedeller olduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. ASIL ve BİRLEŞEN DAVADA CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan Acentelik Sözleşmesinin 40. maddesi uyarınca müvekkili şirket ticari defter ve kayıtlarının kesin delil niteliği taşıdığını, müvekkilinin Yaşamken acentesinin davacı tarafından işletilmesine yönelik 24/08/2015 tarihli acentelik sözleşmesi, aynı tarihli ek protokol, aynı tarihli cari hesap sözleşmesi, 01/01/2019 tarihli cari hesap sözleşmesine ilişkin ek protokol ve alt kira sözleşmesindeki yükümlülüklere aykırı hareket etmiş olması nedeniyle sözleşmenin müvekkilince haklı nedenle feshedildiğini, müvekkili şirketin çağrı merkezine ulaşan bir şikayette 10/07/2019 tarihinde davacının acentesinde iki müşteri ile sözlü tartışma yaşandığı, müşterilere fiziksel müdahalede bulunulduğu ve hatta araçlarına zarar verilmeye çalışıldığının bildirildiğini, bunun üzerine birim kamera kayıtlarının incelenmesinde durumun sabit olduğunun tespit edildiğini, davacının fiilinin acentelik sözleşmesi ve eklerine aykırı olduğunu, gerek müşteriler gerek resmi kurumlar nezdinde müvekkili şirketin kurumsal kimlik ve ticari itibarının zedeleyici nitelikte olması nedeniyle müvekkilinin feshinin haklı olduğunu, Acentelik Sözleşmesinin 5. maddesi uyarınca taraflar arasında güven ilişkisini zedeleyecek her türlü eylem ve işlemin davalı şirket lehine haklı nedenle fesih hakkı doğurmakta olduğunu, müvekkili şirketin acentelik faaliyetini yürüten davacının bağımsız tacir olduğunu ve basiretli hareket etmek yükümlülüğünde olduğunu, davacının tüm hakedişlerinin sözleşme hükümlerine uygun olarak zamanda ödendiğini ve müvekkilinin davacıya borcu bulunmadığını, aksine davacının fesih sonrası müvekkili şirketin ödemek zorunda kaldığı bedeller nedeniyle müvekkili şirkete borçlu durumunda olduğunu, acentelik sözleşmesi uyarınca müvekkilin şirkete karşı yükümlülükleri devam eden davacının ipoteğin terkin talebinin haksız olduğunu, sözleşme gereği sözleşme bitiminden itibaren 2 yıl süre ile rekabet etmeme taahhüdü süresinin henüz dolmadığını, davacının sorumluluğunda olan riskler bakımından (acenteliğe bağlı iş davalarından kaynaklanan talepler ve benzeri nedeniyle) acente sorumluluğunun olduğunu, icra inkar tazminatı talebinin de haksız olduğunu savunarak asıl ve birleşen davanın reddine, birleşen davada davacı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davacı vekilinin 06.08.2021 tarihli dilekçesinde teminat senedinin kendilerine verilmediği davalı elinde olduğu beyan edilmekle davalı vekiline yanlar arasındaki acentelik sözleşmesi kapsamında davacıdan teminat senedi alınmış ise dilekçe ekinde okunaklı bir örneği ibraz etmek üzere birden fazla süre verildiği, son kez 30.06.2022 tarihli duruşmada verilen kesin sürede davalı vekilince teminat senedi alındığına ilişkin bir beyan sunulmadığı gibi senet örneği de ibraz edilmemiş olduğundan yanlar arasındaki acentelik sözleşmesi kapsamında davalı tarafından davacıdan teminat senedi alınmasına ilişkin bir sözleşme hükmü bulunmadığı gibi bu kapsamda teminat senedi düzenlenerek davalıya verildiği iddiasınında dosya kapsamı uyarınca kanıtlanamamış olduğu anlaşılmakla asıl davada davacının senet iadesi talebinin hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verildiği, davacı ile davalı arasında 24.08.2015 tarihli acentelik sözleşmesi, acentelik sözleşmesi ek protokolü, cari hesap sözleşmesi ve alt kira sözleşmesi imzalandığı sözleşme ve eklerinin davalı tarafından keşide edilen tarihsiz ihtarname ile çağrı merkezine ulaşan bir şikayette 10.07.2019 tarihinde iki müşteri ile sözlü tartışma ve sonrasında müşterilere fiziksel müdahalede bulunulduğu, birim kamera kayıtlarının incelenmesinde durumun sabit olduğu tespit edilerek acentelik sözleşmesinin 5. maddesi uyarınca güven ilişkisini zedeleyecek her türlü eylem ve işlemin davalı şirket lehine haklı nedenle fesih hakkını doğurduğu, ayrıca yapılan inceleme ve tespitlerde en sık müşteri şikayeti alan birim olduğu, tüm uyarılara rağmen herhangi bir düzelme sağlanmadığı belirtilerek acentelik sözleşmesi ve eklerinin feshedildiği, fesih ihtarının 24.07.2019 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olduğu, toplanan deliller ve yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporlar kapsamında fesih ihtarında ileri sürelen müşteri şikayeti kapsamında 10.07.2019 tarihinde davacı acentede iki müşteri ile sözlü tartışma sonrasında müşterilere fiziksel müdahalede bulunulması ve müşteri araçlarına zarar verilmeye çalışmasına ilişkin şikayetin tutanak ve kamera kayıtları ile değerlendirilmesi sonucunda acentenin kusuru nedeniyle gerçekleşen fesih işleminin acentelik sözleşmesinin 5. maddesi hükümlerine göre haklı nedene dayandığının kabul edildiği, davacı yan, asıl davada isim hakkı bedelinin tahsili talebinde bulunmuş ise de acentelik sözleşmesi davalı tarafından haklı nedenle feshedilmiş olduğundan acentelik sözleşmesinin 37. maddesi ve sözleşme eki protokolün 9.2 maddesi hükümlerine göre davacı acentenin isim hakkı bedeli (yatırım katkı payı) talebinin yerinde olmadığı, asıl davada talep edilen denkleştirme talebi yönünden ise acentenin kusuru sebebiyle davalı tarafından haklı nedenle sözleşme feshedilmiş olmakla TTK 122/3 maddesi uyarınca denkleştirme talebine ilişkin olumsuz koşulun oluşması nedeniyle davacının denkleştirme talebinde bulunamayacağı, asıl davada davada davacı yan, davacıya ait ... nolu bağımsız bölüm üzerinde davalı lehine tesis edilen 150.000,00 TL bedelli teminat ipoteğinin fekkine karar verilmesi talebinde bulunmuş ise de, acentelik sözleşmesinin 36. maddesinde sözleşme ilişkisi bitimini izleyen 2 yıl içinde acentenin sır saklama yükümlülüğü bulunduğu, yükümlülüğe aykırı davranılması halinde 50.000,00 USD cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği düzenlenmiş olup fesih tarihinden itibaren dava tarihine kadar 2 yıllık süre dolmadığından ipoteğin teminat fonksiyonunun devam etmekte olduğu, yine acentelik sözleşmesinin 5. maddesinin 3. fıkrasında ... tarafından sözleşmenin feshi halinde acentenin 36. maddede yer alan cezai şarttan da mesul olacağı öngörülmüş olduğundan dava tarihi itibariyle ipoteğin fekki talebinin yerinde olmadığı, asıl davada davacı yan manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de acentelik sözleşmesinin davalı tarafından haklı nedenle feshedilmiş olması karşısında tüm dosya kapsamına göre davacı tarafça kişilik haklarının hukuka aykırı haksız saldırıya uğradığı iddiasının kanıtlanamadığı kanaati ile davacının manevi tazminat talebinin yerinde görülmediği, yanlar arasındaki acentelik sözleşmesinin 43. maddesi delil anlaşması niteliğinde olduğundan davalı yanın ticari defter kayıt ve belgeleri incelenmek suretiyle düzenlenen bilirkişi heyeti raporunda birleşen davaya esas ilamsız takibe konu 1.632,88 TL 28.12.2018 - 24.07.2019 dönemi prim tutarlarının davacı yana ödenmiş olduğundan bu talebin yerinde olmadığı, davacıya ödendiğine ilişkin bir kayıt bulunmayan 279,21 TL Kasım 2018 hakediş farkı 25.696,00 TL Temmuz 2019 acentelik komisyon bedeli, 20.495,60 TL Haziran 2019 acentelik komisyon bedeli (defterlerde Haziran, Temmuz 2019 komisyon bedeli birlikte değerlendirilerek toplam 46.190,60 TL) yönünden davacı alacağının varlığı kanıtlanmış olmakla her bir tutara ilişkin davacının 24.09.2019 tarihli ihtarnamesi tebliğ edildiği 26.09.2019 tarihine verilen 2 iş günlük sürenin ilavesi ile belirlenen 01.01.2019 temerrüt tarihinden 29.12.2019 takip tarihine kadar avans faizi işletilmek suretiyle belirlenen işlemiş faiz tutarları ile birlikte birleşen davanın kısmen kabulüne karar verildiği, birleşen davada davacı yan demirbaş ve stok malzeme bedeli talebinde bulunmuş ise de acentelik sözleşmesinin 7. maddesi uyarınca bu talebin yerinde olmadığı yine Ankara Batı 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/661 esas sayılı kararına istinaden acente çalışanının gelen kargolardan yaptığı telefon hırsızlığına ilişkin müşteri zararının giderimi kapsamında telefon bedeli talep edilmiş ise de davacı acente çalışanının haksız fiilinden kaynaklanan zararın giderimine ilişkin üçüncü kişilere yapılan ödemelerden davacının sorumlu olacağına dair bir sözleşme hükmü bulunmadığı gibi bu yönde bir ispat vasıtası da sunulmadığı, takibe konu bu talebinde yerinde olmadığı gerekçesiyle asıl davada davacının isim hakkı bedeli, denkleştirme tazminatı, ipotek fekki talepleri ile manevi tazminat talebinin reddine, davacının senet iadesi talebinin hukuki yarar yokluğundan HMK 114/1-h ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün 2019/46690 esas sayılı takibe davalı itirazının 279,21 TL Kasım 2018 hakediş farkı, 12,24 TL işlemiş faizi, 25.696,00 TL Temmuz 2019 acentelik komisyon alacağı, 1.126,93 TL işlemiş faizi, 20.495,60 TL Haziran 2019 acentelik komisyon alacağı, 898,86 TL işlemiş faizi olmak üzere toplam 48.508,84 TL üzerinden iptali ile takip tarihinden itibaren asıl alacak kalemlerine %21,25 oranını geçmemek üzere değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle takibin devamına, fazlaya ilişkin talebinin reddine, %20 icra inkar tazminatı olan 9.701,76 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda müvekkilinin fesih tarihi itibariyle davalıya borçlu olmaması halinde ipoteğin fekkinin gerekeceğinin belirtildiğini, birleşen davada alınan bilirkişi raporu ile müvekkilinin davalıdan alacaklı olduğunun tespit edildiğini ve mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, müvekkilinin borç ve yükümlülüğünün kalmaması nedeniyle ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, dava konusu senedin 50.000,00 TL tutarında değil 50.000 USD tutarında olduğunu, müvekkiline bir suretinin verilmediğini, bu hususun mahkemeye bildirilerek davalıdan bu hususta açıklama ve senet sureti talep edildiğini, ancak davalı tarafından senede ilişkin bir açıklama yapılmadığını, bilirkişi raporunda cevap dilekçesi ve sözleşmeye atıfta bulunularak teminat senedinin 50.000,00 TL olduğu tespitine yer verildiğini, müvekkilinin daha sonra zararına bir durumun ortaya çıkmaması için senet bakımından da karar verilmesi gerektiğini, mahkemece davanın başından itibaren talep edilen bilgi ve belgeler dosyaya kazandırılmadan eksik inceleme ile ve bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle karar verildiğini, denkleştirme tazminatına hak kazanılıp kazanılmadığının tespitinde bir bütün olarak değerlendirme yapılması ve öncelikle feshin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, bu değerlendirmede sadece kamera kayıtları ve bir telefon şikayetinin hükme esas alındığını, kamera kaydında da görüleceği üzere acente sahibi müvekkilinin baştan itibaren olay yerinde olmadığını, olayın müvekkili ile müşteri arasında yaşanmadığını, aksine yargıma gelen müvekkilinin eşi ile müşterinin bir tartışma yaşadığını, müvekkili geldiğinde olayın acente içinde değil dışında bir tartışma olarak gördüğünü ve koruma psikolojisi ile hareket ettiğini, müvekkilinin intikali anında olayın dışarıda olması nedeni ile karşı tarafın müşteri olduğunu dahi bilme imkanı bulunmadığını, davalı şirket tarafından beyanı alınan acente çalışanının açıkça tartışmanın müşteri tarafından başlatıldığının ve hakaret ederek kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu, bu nedenle olayın büyüdüğünün, müvekkilinin olaya dahil olmadığını, sonradan geldiğinin belirtildiğini, mahkemece bu hususların değerlendirilmediğini, davalının acenteleri arasında kaç tane adli vakaya dönüşmüş olay olduğu, kaç acenta için aynı prosedürün uygulandığı, diğer acentelerde de derhal fesih yoluna gidilip gidilmediği, müvekkil acentasının en çok şikayet alan acente olup olmadığı ve bu konuda ki uyarıların resmi kayıtlarla da kanıtlanması gerektiğini, bu hususlar göz ardı edildiğini, bu durumun 10 yıllık sözleşme ile kendisini bağlayan ve tüm yaşamını buna göre planlayan müvekkili acenta için çok ağır bir sonuç olduğunu, denkleştirme tazminatı yönünden müvekkilin acentayı teslim aldığı durumdan ne kadar ileriye götürmüş olduğu, müşteri portföyünü ne kadar genişletmiş olduğu, davalıya yeni bir çok müşteri kazandırarak ciroyu aldığı durumdan çok daha üst seviyelere taşıyıp taşımadığı ve fesih sonrası davalı Şirketin müvekkili tarafından kazandırılan müşterilen ile çalışmaya devam edip etmediği, yani kazancın bu şekilde halen devam edip etmediği vs hususların belirlenmesi ve tazminat şartlarının buna göre değerlendirilmesi gerekirken bu değerlendirmenin yapılmadığını, bu değerlendirmenin yapılmaması nedeniyle manevi tazminat isteminin reddi kararının da yerinde olmadığını, hayat planının bu işe göre yapan müvekkilinin tek bir olay ile, davalının sadece müvekkiline karşı uygulamış olduğu bir yaptırım ile yerle bir edilmiş olması nedeniyle manevi tazminat koşullarının oluştuğunu, birleşen davaya konu taleplerden özellikle ceza mahkemesi ilamına dayalı talebin davalının uyguladığı bir prosedüre ilişkin olduğunu, söz konusu durumun çoğu acentede yaşandığını, mahkemece kararın kesinleşmesi üzerine acenteye iade edildiğini, bu hususun sözleşmeye değil iş işleyişe ilişkin olduğunu ve bu nedenle acenteye yüklenemeyeceğini, bu hususun davalıdan sorularak açıklığa kavuşturumaksızın hüküm kurulmasının da haksız olduğunu, bilirkişi raporunda, Temmuz 2019 ve Haziran 2019 acentelik komisyon bedeli 46.191,60 TL'nin ve davacının 2015 yılında 19.000,00 TL'ye almış olduğu demirbaş bedelinin taraf ile mutabık kalınan tutarda fatura düzenlemesi halinde alacağının olabileceği yönünde değerlendirme yapıldığını, buna göre bu zararın giderilmesi gerektiğini, örneğin demirbaşlara dair bedellerin en azından rayiçlerinin hesaplanarak davalıdan alınması gerektiğini, aynı şekilde komisyon bedellerinin de defter kayıtlarında bulunduğunu ve ayrıca faturalandırılmasının Mahkemenin kabul kararına göre yapılabileceğini, Mahkemece fatura olmadığından reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasına ve talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. Asıl ve birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; birleşen dava yönünden verilen kısmen kabul kararının haksız olduğunu, mahkemece delillerin tartışılmadığını ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporu ile karar verildiğini, 30.09.2019 tarihli, 279,21 TL tutarlı, kasım 2018 hakediş farkı ile ilgili olarak, acentenin düzenlediği faturanın 279,21 TL değil 879,21 TL oduğunu, bu faturanın cari mutabakatta acentenin Kasım 2018 hakediş faturasını eksik kestiği görülünce istendiğini ve ödemelerin acentenin Kasım 2018 hakediş dosyasında da gördüğü üzere eksiksiz yapıldığını, 30.09.2019 tarihli, 37.391,04 TL tutarlı, temmuz 2019 acentelik komisyon bedeli ile ilgili olarak; Acentenin düzenlemiş olduğu 37.391,04 TL tutarlı fatura karşılığında acenteye düzenlenen 6.448,04 TL tutarındaki faturanın bu bakiyeden mahsup edildiğini, kalan 30.943,00 TL'nin fesih sürecinde doğan borç bakiyelerinin tahsili için bekletildiğini, (müşteri mutabakat farkları, tazmin, personel kıdem tazminatları vb.), 30.09.2019 tarihli, 29.376,54 TL tutarlı, haziran 2019 acentelik komisyon bedeli ile ilgili olarak, acentenin düzenlemiş olduğu 29.376,54 TL fatura karşılığında acenteye düzenlenen 6.684,55 TL tutarındaki fatura bu bakiyeden mahsup edildiğini, kalan bakiyeden 11.346 TL'nin 10.07.2020 tarihinde banka aracılığı ile ödendiğini, Kalan bakiye 11.346,00 TL'nin fesih sürecinde doğan borç bakiyelerinin tahsili için bekletildiğini, (müşteri mutabakat farkları, tazmin, personel kıdem tazminatları vb.), bilirkişi raporları ile Kasım 2018 hakediş tutarı, Haziran ve Temmuz 2019 tarihli acentelik komisyon alacaklarının açık ve net olarak tespit edilmediğini, acentelik komisyonu ile ilgili olarak bilirkişi raporunda bir değerlendirme yer almadığını, müvekkilinin ticari defter ve kayıtlarının kesin delil niteliği taşıdığını, rapora itirazlarının mahkemece dikkate alınmadığını, yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını, sözleşme kapsamında müvekkilinin mahsup işlemlerinin haklı olduğunu, müvekkilinin sözleşme kapsamında yapmış olduğu hesaplamalar ve mahsuplara davacı tarafından ihtirazi kayıt konulmadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, likit bir alacak söz konusu olmadığından icra inkar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesinin de haksız olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Asıl dava; acentelik sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı olarak isim bedeli, denkleştirme tazminatı, manevi tazminatın ve sözleşmenin teminatı olarak verilen ipoteklerin fekki ile senetlerin iadesi, birleşen dava itirazın iptali istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; ►Taraflar arasında 28/05/2015 tarihli Acentelik Sözleşmesi imzalandığı, asıl ve birleşen davada davalı Şirket tarafından sözleşmenin 22/07/2019 tarihli ihtarname ile çağrı merkezine ulaşan bir şikayette 10/07/2019 tarihinde acentede iki müşteri ile sözlü tartışma yaşandığı, sonrasında müşterilere fiziksel müdahalede bulunulduğu ve hatta müşterilerin araçlarına zarar verilmeye çalışıldığının bildirildiği, incelenen kamera kayıtları ile durumun sabit olduğu, fiilin gerek müşteriler gerekse resmi kurumlar nezdinde kurumsal kimlik ve ticari itibarı zedeleyici nitelikteki olduğu gerekçesiyle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin bildirildiği, ►Birleşen davaya konu İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün 2019/46690 sayılı icra takip dosyası ile davacı tarafından davalı hakkında prim, Kasım 2018 hakediş farkı, Haziran 2019, Temmuz 2019 acentelik komisyon bedelleri, demirbaş bedeli, stok malzeme bedeli, telefon bedeli ile faiz alacağı olmak üzere toplam 117.689,07 TL alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı şirkete tebliğ edilmediği, davalı Şirket vekilince 30/01/2020 tarihinde borca itiraz edildiği ve takibin durduğu, davacı vekilince 16/03/2020 tarihinde ve 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde eldeki davanın açıldığı, ►Mahkemece talimat mahkemesi aracılığıyla davalı Şirket defterleri incelenmek suretiyle alınan bilirkişi heyet raporunda; davacıya hitaben davalı tarafından keşide edilip 22.07.2019 tarihinde tebliğ edilen ihtarname ile 24.08.20156 tarihli acentelik sözleşmesi aynı tarihli ek protokol ve aynı tarihli ek protokol niteliğindeki cari hesap sözleşmesinin davalı tarafından tek taraflı olarak feshedilmiş olduğu, sözleşmenin davalı tarafından sözleşmenin 5. maddesinde belirtilen hükümlere dayanılarak tek taraflı feshedildiği, davalının sözleşmenin feshine ilişkin sunduğu delillerin (tutanaklar ve kamera kayıtları) acentelik sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi sonucunda davacı acentenin kusurlu olduğu yönünden kanaat hasıl olduğunu, bu durumda davacı acentenin denkleştirme talep hakkının düşmüş olacağı, sözleşme çerçevesinde acentelik teminat olarak alınan davalı şirketin uhdesinde bulunan 150.000,00 TL tutarındaki gayri menkul ipoteğin sözleşmenin sona ermesi ile fekki gerektiği ancak sözleşmenin sona erdiği tarih itibari ile acentelik faaliyetlerinden kaynaklanan davalı şirkete herhangi bir borcunun bulunmaması gerektiği, 50.000,00 TL bedelli teminat senedinin de sözleşmeye bağlı başkaca bir sorumluluğun kalmaması sonucunda davacıya iadesi gerekeceği, acentelik sözleşmesinin 37. maddesi ve ek protokolün 9.2 maddesindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde davacının isim hakkına ilişkin talebinin yerinde olmadığı davalı şirketin sistem kayıtlarında davacı acentenin 7.096,58 TL tutarında alacaklı olduğu, birleşen davada 28.12.2008 - 24.07.2009 prim tutarı 1.632,80 TL'nin ödenmiş olduğu, Kasım 2018 hakedişinin 279,21 TL, Temmuz 2019 ve Haziran 2019 acentelik komisyon bedelinin 46.191,60 TL fatura düzenlenme kaydıyla stok malzeme bedelinin 1.141,90 TL ,Ankara Batı 4. Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile kesinleşen dava dışı ... tarafından çalınan telefon bedeli 1.400,00 TL olduğu, davacının 2015 yılında 19.000,00 TL'ye almış olduğu demir baş bedelinin taraf ile mutabık kalınan tutarda fatura düzenlemesi halinde alacağının olabileceği yönünde görüş bildirilmiştir. Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin asıl ve birleşen davada davalı Şirket tarafından feshedildiği tarafların kabulünde olup, uyuşmazlık feshin haklı olup olmadığı ve buna bağlı olarak davacının asıl ve birleşen davadaki istemlerinin yerinde olup olmadığı hususunda toplanmaktadır. Davalı tarafça dosyaya sunulan ve fesih nedeni olarak gösterilen 10/07/2019 tarihli olaya ilişkin dava dışı müşteri hizmetleri sorumlusu Burak Topraklı'nın 18/07/2019 tarihli yazılı beyanından; olay günü kargosu hakkında bilgi almak üzere şubeye gelen bir müşteri ile yanındaki arkadaşının kargonun şubeye gelmediği yönünde bilgi verilmesinden sonra müşterinin küfür etmesi üzerine davacının eşi ile müşteri arasında yaşanan sözlü tartışmanın itişmeye dönüştüğü, çalışan ...'ın araya girerek ayırdığı ve müşteriyi dışarı çıkarmaya çalıştığı, müşteri ile arkadaşının dışarı çıkarıldığı sırada davacının olay yerine geldiği, çalışan ... tarafından olayın davacıya anlatıldığı sırada müşteri ile arkadaşının araca bindikleri, sürücünün aracı ... ve davacının üzerine sürdüğü, davacının da aracın sileceklerini kırmaya çalıştığı, taraflar arasındaki sözlü tartışmanın dışarıda da devam ettiği anlaşılmaktadır. Buna göre taraflar arasındaki sözleşmenin acentenin uymakla yükümlü olacağı düzenlemeler başlıklı 5. maddesinde, ... isminin gerek müşteri gerekse resmi kurumlar ve kişiler nezdinde herhangi bir şekilde zarar görmesine sebebiyet verebilecek her türlü aktif veya pasif davranışın güven sarsıcı eylem olarak nitelendirilebileceğinin ve sözleşmenin haklı nedenle feshine sebebiyet verebileceğinin düzenlendiği, feshe gerekçe olarak gösterilen olayın davacıya ait işyerinde ve müşteri ile yaşandığı, olayın işyerinin dışında da devam ettiği ve bizzat davacı tarafından müşterinin aracına zarar verilmeye çalışıldığı gözetildiğinde Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir. TTK'nın 122/3 maddesinde acentenin kusuru sebebiyle sözleşmenin feshedilmesi halinde acentenin denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği düzenlenmiş olup, Dairemizce davalı tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği kabul edildiğinden mahkemece denkleştirme tazminatı talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediği gibi manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde de isabetsizlik görülmemiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin eki niteliğindeki "acentelik sözleşmesi ek protokolü"nün 9-2. maddesinde protokolün ve sözleşmenin ... tarafından haklı nedenle feshi halinde acentenin kazanmış olduğu mülkiyet hakları dışında bir talepte bulunamayacağının, özellikle isim hakkı ve araç ve demirbaş malzeme bedeli olarak ödediği bedellerin devirler henüz yapılmamış olsa bile kısmen dahi istenemeyeceğinin düzenlendiği, bu düzenleme gözetildiğinde ve feshin haklı olduğunun kabulü karşısında mahkemece davacının isim hakkı bedeli yönünden isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacının asıl davaya konu teminat senedinin iadesi istemi yönünden yapılan değerlendirmede; yargılama aşamasında alınan 06/04/2021 tarihli bilirkişi heyet raporunda acentelik teminatı olarak 50.000,00 TL'lik teminat senedi ve 150.000,00 TL'lik ipotek belgesi bulunduğu tespitine yer verilmiş ve sözleşmeye bağlı bir sorumluluğun kalmaması sonucu davalının uhdesinde bulunan teminat senedinin iadesi edilmesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. Ne var ki; dava dilekçesinde davalıya teslim edilen teminat senedinin iadesi talep edilmiş, Mahkemece 30/06/2021 tarihli celse davacı vekiline teminat senedine ilişkin bilgi ve teminat senet bedellini bildirmek üzere süre verilmiş, davacı vekili 03/08/2021 tarihli dilekçesi ile teminat senedinin müvekkiline verilmediğini, bu nedenle tarihinin bilinmediğini, ancak senet miktarının 50.000 USD olduğuni bildirmiş, mahkemece eksik harcın ikmali için verilen süre içerisinde 50.000 USD üzerinden hesaplanan eksik harcı ikmal etmiştir. Buna göre bilirkişinin acentelik teminatı olarak 50.000,00 TL'lik teminat senedi bulunduğu tespiti karşısında ispat yükü üzerinde olan davacının davalıya 50.000 USD'lik teminat senedi verdiğini ispatlayamadığı gözetildiğinde fiziken bulunmayan 50.000 USD bedelli senet yönünden istemin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi yerindedir. Ancak davalının kaydında bulunan 50.000,00 TL'lik teminat senedi yönünden davacının iddiası bulunmadığından bu senet yönünden değerlendirme yapılmamıştır. Asıl davadaki ipoteğin kaldırılması istemi yönünden yapılan değerlendirmede ise; davacı tarafından mülkiyeti kendisine ait ... parsel sayılı taşınmazda bulunan konut üzerinde davalı lehine ipotek tesis edilmiş olup, davacı söz konusu ipoteğin terkin edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekilince davacının gerek sözleşmenin rekabet yasağı hükümleri gerekse davacının ödemekle yükümlü olduğu ve müvekkili şirket tarafından ödenmek durumunda kalınan bedellerin davacıya rücu edilmesine ilişkin hükümler gereğinde ipoteğin fonksiyonun devam ettiği savunulmuştur. Söz konusu ipotek tesisine ilişkin 21/04/2016 tarihli resmi senedin incelenmesinden; ipoteğin davacının davalı şirketten aldığı 150.000,00 TL bedel mukabilinde teminat ipoteği olarak tesis edildiği, buna göre söz konusu ipoteğin karz ipoteği olduğu, sözleşmede öngörülen cezai şartlara ilişkin teminat ipoteği niteliği taşımadığı, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporu ile birleşen dava yönünden davacının davalıdan alacaklı olduğunun tespit edildiği ve bu yönde hüküm tesis edildiği anlaşılmakla yazılı gerekçe ile davacının ipoteğin kaldırılması isteminin reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. Birleşen dava yönünden yapılan değerlendirmede ise; davacı tarafından davalı hakkında feshin haklı ya da haksız olmasından bağımsız olarak davalı şirketten olan alacaklarının tahsili talebiyle davalı hakkında icra takibi başlatıldığı, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucunda tanzim edilen bilirkişi heyet raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, tarafların bilirkişi raporuna itirazlarının yerinde olmadığı, davacının icra takip dosyasında talep ettiği alacaklardan demirbaş malzeme bedeli talebinin taraflar arasında imzalanan acentelik ek protokolünün 9.2 maddesi gereğince yerinde olmadığı, davacının Ankara Batı 4. Asliye Ceza Mahkemesi kararına istinaden ödenen telefon bedelinin davalı tarafından karşılanacağına dair sözleşme hükmü bulunmadığı gibi ispat yükü altında olan davacının davalının bu yönde uygulaması olduğu hususunu ispatlamadığı gözetildiğinde Mahkemece birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Öte yandan birleşen davaya konu alacağın likit olduğu gözetildiğinde davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesinde de isabetsizlik görülmemiştir. Dairemizce asıl davada ipoteğin kaldırılması talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla asıl dava yönünden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Her ne kadar 50.000 USD bedelli senedin iadesi isteminin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olmakla davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerekmekte ise de, davalı vekilinin bu yönde istinaf itirazı bulunmadığından aleyhe hüküm verme yasağı nedeniyle kurulan yeni hükümde de bu istem yönünden davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemiştir. Tüm bu nedenlerle asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf nedenlerinin tümü yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada dava konusu ipoteğin kaldırılması gerektiğinden asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının asıl dava yönünden kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; I) Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, II) Birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE III) Asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜNE, Ankara 13.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/12/2022 tarih ve 2022/60 Esas 2022/940 Karar sayılı kararının asıl dava yönünden HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, A)1-Asıl davanın KISMEN KABULÜNE, a) Davacının isim hakkı bedeli, denkleştirme tazminatı ve manevi tazminatı isteminin reddine, b) Davacının 50.000 USD bedelli senedin iadesi isteminin hukuki yarar yokluğu nedeniyle HMK'nın 114/1-h ve 115/2 maddesi uyarınca usulden reddine, c) Davacının ipoteğin kaldırılması isteminin kabulü ile, 21/04/2016 tarih ve 30679 yevmiye nolu resmi senet ile davacının maliki olduğu ... parselde kain 41 nolu bağımsız bölüm numarasında kayıtlı taşınmaz üzerinde 2. derecede 150.000,00 TL bedelle konulan ipoteğin KALDIRILMASINA, 2-Alınması gereken 10.246,50 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 1.741,91 TL harç ile 8.338,72 TL tamamlama harcı olmak üzere 10.080,63 TL mahsubu ile bakiye 165,87 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan 1.741,91 TL nispi harç, 8.338,72 TL tamamlama harcı ve 44,40 TL TL başvuru harcı olmak üzere toplam 10.125,03 TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan tebligat ve posta gideri 673,00 TL ve 4.500,00 bilirkişi gideri olmak üzere toplam 5.173,00 TL yargılama giderinin davanın red/kabul oranına göre 1.411,25 TL'lik kısmının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davanın kabul edilen kısmı yönünden, istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre takdir ve tayin olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen manevi tazminat istemi yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre takdir ve tayin olunan 9.200,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen maddi tazminat istemi yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre takdir ve tayin olunan 2.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 9-Asıl davada 6325 sayılı yasanın 18/A maddesi ve Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi gereğince belirlenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davanın kabul/red oranı gözetilerek 360,11 TL'sinin davalıdan, 959,89 TL'sinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 10-Taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ve istekleri halinde yatıran tarafa iadesine, IV)1-Asıl davada davacı taraftan istinaf karar harcı olarak alınan 269,85 TL harcın talep halinde davacıya iadesine, 2-Davacı tarafça istinaf aşamasında yatırılan 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında tebligat ve posta masrafı olarak yapılan 410,00 TL yargılama giderinin davadaki haklılık durumuna göre 111,85 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Birleşen dosya davalısından alınması gereken 3.313,63 TL istinaf karar harcından davalı tarafından yatırılan (269,85 TL+558,55 TL=) 828,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.485,23 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda asıl dava yönünden HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak, birleşen dava yönünden uyuşmazlık konusu miktar dikkate alındığında HMK'nın 362. maddesi gereğince kesin olmak üzere, oy birliği ile karar verildi. 24/09/2026

Başkan- ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi-... ... ... ... ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1719, K. 2026/1200, T. 24.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1719-e-2026-1200-k-b6ba716da5ec