Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2370 E. 2026/1139 K. – Menfi Tespit
Konu: Menfi Tespit
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/2370
- Karar No
- 2026/1139
- Karar Tarihi
- Konu
- Menfi Tespit
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/2370
KARAR NO:2026/1139
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:08/12/2021
NUMARASI:2021/175 Esas 2021/987 Karar
DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Ticari satım ve çekten kaynaklanan)
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından davalı şirketten alınan akaryakıtlara karşılık olarak davalıya dört adet çek verildiğini, müvekkilinin tüm çek bedellerini ödemesine rağmen davalı şirketin kötü niyetli olarak çekleri iade etmediğini, sonrasında davalı şirketin sanki hiç tahsilat yapmamış gibi davranarak ve tamamen kötü niyetli olarak dava konusu çekleri İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün .... sayılı dosyasında takibe koyduğunu, böylece davalının müvekkilinden tahsil ettiği çek bedellerini yeniden tahsil etmeye çalıştığını, müvekkili şirketin davalı yana herhangi bir borcunun bulunmadığını, gerçekte hiçbir alacağı kalmayan davalı şirketin dava konusu çekleri icraya koymasının ve haksız yere karşılıksız çekten şikayetçi olmasının müvekkilinin mağduriyetine neden olduğunu belirterek ve dilekçesinde açıkladığı diğer nedenlerle; öncelikle İstanbul 3. İcra Müdürlüğü'nün .... sayılı dosyası ile başlatılan takibin teminatsız olarak durdurulmasına, yapılacak yargılama sonucunda ise dava konusu çekler nedeniyle müvekkili şirketin davalı karşı yana borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı karşı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı tarafın iddiasının İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında takibe konu edilen dava konusu çeklerin müvekkili şirkete ödendiğine yönelik olduğunu, ancak davacı tarafça çeklerin ödendiğine dair herhangi bir belgenin dosyaya ibraz edilmediğini, davacının ödediğini iddia ettiği çeklerin vadesi geldiğinde bankaya ibraz edilerek karşılıksız işlemi yapıldığını, davacının bu durumdan haberdar olmamasının ise mümkün olmadığını, davacının ödeme iddiasını ispat etmesi gerektiğini belirterek ve dilekçesinde açıkladığı diğer nedenlerle; davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Davacı taraf, takip başlangıç miktarı 461.403,08-TL. olan İstanbul 3. İcra Müdürülüğü'nün ... sayılı takip dosyasından dolayı davalı şirkete borçlu olmadığının tespitini talep ettiğinden, ancak dava açarken sadece 59,30-TL. tutarında peşin nispi harç yatırdığından, mahkememizce 14/07/2021 tarihli duruşmada davacı vekiline, dava açarken yatırdığı 59,30-TL. dışında kalan bakiye 7.820,31-TL. eksik harcı yatırması için süre verilmiş, verilen süre içerisinde harcın ikmal edilmemesi halinde davanın açılmamış sayılacağı ve müteakip işlemlere devam edilmeyeceği hususları ihtar edilmiştir. Akabinde davacı vekili tarafından 28/07/2021 tarihinde ... sıra no'lu makbuzla 7.821,00-TL. tutarındaki eksik harç mahkemeler veznesine yatırılmıştır.Huzurdaki davada davacı taraf, İstanbul 3. İcra Müdürlüğü'nün .... sayılı icra takip dosyasına konu 4 (dört) adet çek bedelinin davalı karşı yana ödenmesine karşın, davalı tarafça çeklerin kendisine iade edilmediğini ve mükerrer olarak tahsil edilmeye çalışıldığını iddia ederek, dava konusu çeklerden dolayı davalı karşı tarafa borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmektedir.Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir. (KURU, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s.346)Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Menfi tespit davasında amaç, bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.Diğer yandan usul hukukumuzda senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesi kabul edilmiştir. Buna göre; senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, tanıkla ispat olunamaz. Ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir.Menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davalı taraftadır. Bir başka ifade ile; menfi tespit davasında kural olarak hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü “kıymetli evrakta hak iddia eden davalıda yani alacaklıdadır. Dolayısıyla davalı - alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Ne var ki, davaya konu alacak kambiyo senedinden kaynaklanıyorsa 6100 sayılı HMK.’nun 201. maddesi gereğince senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıran veya azaltan hukuki işlemlerin kesin delillerle ispatı gerekir. Eğer davacı borçlu, bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüş ise bu kez hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte ve temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17/12/2003 tarihli, 2003/19-781 E. ve 2003/768 K. sayılı, 12/10/2011 tarihli, 2011/19-473 E. ve 2011/607 K. sayılı, 04/12/2013 tarihli, 2013/19-89 E. ve 2013/1645 K. sayılı, 14/05/2014 tarihli, 2013/19-1155 E. ve 2014/660 K. sayılı ilamları bu yöndedir.Eldeki dava, dava konusu 4 (dört) adet çekten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine yönelik olduğuna göre, uyuşmazlığın kambiyo senetleri bakımından geçerli ispat kuralları ve yukarıdaki açıklamalar ışığında ele alınması gerekir. Zira davacı taraf, dava konusu çeklerdeki imzasını inkar etmemekte, ancak davalı tarafça takibe konu yapılan çeklerin bedelini davalıya ödediğini, bu nedenle de davalı yana borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmektedir. Davacı taraf, dava konusu çeklerin ödendiğini iddia ettiğine göre ispat yükü davacıdadır. Davacı taraf bu iddiasını ise yazılı delille kanıtlamalıdır.Davacı vekili 30/07/2021 tarihinde UYAP üzerinden mahkememize sunduğu 28/07/2021 tarihli beyan dilekçesinde özetle; isimlerini bildirdikleri tanıkların, müvekkili davacı firmanın davalı firmaya borcu olmadığı hakkında ve borcun müvekkilince ödenmesine rağmen çeklerin davacı firma yetkililerine teslim edilmediğine ilişkin olarak tanıklık yapacaklarını bildirmiştir. Davacı şirket vekili 08/12/2021 tarihli duruşmada isimlerini bildirdikleri tanıkların 28/07/2021 tarihli dilekçelerinde açıkladıkları hususlarda dinlenmelerini talep etmiştir. Davalı vekili ise aynı duruşmada; davacı tarafın tanık dinlenmesi yönündeki taleplerine muvafakatleri bulunmadığını, taraflar arasındaki uyuşmazlığın kambiyo senedine dayalı ticari bir uyuşmazlık olduğunu, basiretli tacirler arasında ticaretin ne şekilde yapılacağının yasada düzenlendiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Dava konusu uyuşmazlığın niteliği itibariyle tanıkla ispatı mümkün olmadığından, mahkememizce 08/12/2021 tarihli duruşmada; davacı yanın yerinde görülmeyen tanık dinletme isteminin reddine karar verilmiştir.Öte taraftan “Yemin” delili, 6100 sayılı HMK.’nun 225. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Yemin, kesin delillerden olup; yemin deliline dayanan taraf, iddia veya savunmasının diğer delillerle ispatlanamamış olması nedeniyle bu delile sıra gelmiş olduğunu başka türlü bilemeyeceğinden, mahkeme yemin teklif etme hakkı bulunduğunu istek sahibine hatırlatmakla yükümlüdür. Bu durumda kural olarak yemin teklifi hakkı kullandırılmadan karar verilemez. Ancak iddia veya savunmasını ispat edemeyen tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatılabilmesi için mutlaka yemin deliline dayanılmış olması gerekir.Oysa davacı taraf, gerek dava dilekçesinde gerekse delil dilekçesinde yemin deliline dayanmamış olduğundan, mahkememizce davacı yana bu yönde bir hatırlatma yapılmamıştır.Somut olayda, davalı tarafın alacağı kıymetli evraka, dolayısıyla bir ödeme aracı olan çeklere dayanmaktadır. Bu durumda davacı taraf, dava konusu çeklerin ödendiğini ve böylece çeklerin bedelsiz kaldığını ispat yükü altındadır. Davacı yanın bu iddiasını ise ancak senetle aynı kuvvette yani kesin delillerle ispat etmesi mümkündür. Oysa davacı taraf, dava konusu çekleri ödediğini iddia etmesine karşın, çeklerin ödendiğine dair dosyaya hiçbir somut bilgi ve belge sunmamıştır. Davacı tarafından bu konuda kesin bir delil de ileri sürülmemiş, yemin deliline başvurulmamış, dolayısıyla davaca taraf davasını ispat edememiştir. Bu sebeple mahkememizce ispat edilemeyen davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Ayrıca, her ne kadar davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde davacı aleyhine kötü niyet tazminata hükmedilmesi talep edilmiş ise de; mahkememizce yargılama sırasında davalı alacaklının alacağına geç kavuşmasına neden olacak bir ihtiyati tedbir kararı verilmediğinden ve davalı lehine tazminata hükmedilebilmesi için gerekli şartların da gerçekleşmediği anlaşıldığından... " gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın tüm çek bedellerini ödemesine rağmen davalı firma yetkilisinin kötü niyetli olarak çekleri iade etmediğini, müvekkili şirketin davaya konu çeklere karşılık olmak üzere davalı şirkete 30.05.2019 tarihli ....ŞTİ.'ne ait 127.000,00 TL lik müşteri çeki verdiğini, ilgili çekin davalı tarafca tahsil edildiğini, müvekkili firma daha sonra.... tarafından almış olduğu ... plakalı 2013 Model ... Marka... Kiralama'dan davalı şirkete devrini gerçekleştirdiğini, aracın rayiç bedelinin 800,000,00 TL olup ilgili devir sözleşmesinin mahkemeye sunulduğunu, müvekkilinin bu şekilde tüm borcunu ödemiş olmasına rağmen davalı tarafın kötü niyetli hareket ederek çekleri iade etmediğini, akabinde Beyoğlu ....Noterliğinin ... yevmiye ve 10.03.2020 tarihli ihtarnamesi ile ilgili aracı 470,000,00 TL ye sattığını ve bu bedelin cari hesapa işlenebilmesi ve müvekkili şirketin borcundan düşürülebilmesi için kendilerine fatura kesilmesi gerektiğini belirttiğini, esasında müvekkilinin borcunu ödediğini ikrar ettiğini, tanıklarının dinlenmediğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, ticari satım kapsamında verilen çek bedellerinin ödendiği iddiasıyla İİK'nın 72. maddesi gereğince icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalının çeklere dayalı olarak başlattığı icra takibi nedeniyle davalıya borçlu olmadığını, davaya konu çeklere karşılık olmak üzere davalı şirkete 30.05.2019 tarihli 127.000,00 TL tutarında müşteri çeki verdiğini, ...'dan almış olduğu iş makinasının ...'dan davalıya devrini gerçekleştirdiğini, davalının aracı 470.00,00 TL. Bedelle sattığını, bu bedelin cari hesaba işlenebilmesi ve müvekkilinin borcundan düşürülebilmesi için fatura kesilmesi gerektiğini bildirerek müvekkilinin borcunu ödediklerini ikrar ettiklerini ileri sürmüştür. Davalı ise davacı tarafça çeklerin ödendiğine dair herhangi bir belgenin dosyaya ibraz edilmediğini, davacının ödediğini iddia ettiği çeklerin vadesi geldiğinde bankaya ibraz edilerek karşılıksız işlemi yapıldığını, davacının şirkete devrettiğini iddia ettiği iş makinesine ait geçmiş borçlarını da ödemediğini, davalı şirket tarafından ödendiğini savunmaktadır.Davacı aleyhine başlatılan İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında, dört adet çekten kaynaklı toplam 461.403,08 TL alacağın tahsili için ilamsız icra takibi başlatıldığı görülmüştür.Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi sadece inkâr etmekle yetinir ise, başka bir deyişle bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmüş ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalıya düşer. Fakat menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukuki ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir. Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır.Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Davacı, ödeme nedeniyle çeklerin davalı yedinde bedelsiz kaldığını iddia etmektedir. Bedelsizlik iddiasının değerlendirilebilmesi için ise tacir olan tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi gerekir. İlk derece mahkemesince tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmaksızın davanın reddine karar verilmiştir. Davacı taraf dava dilekçesinde, her iki tarafın ticari defterlerine dayanmış olup, tacir olan tarafların ticari defterlerinin birlikte değerlendirilerek, tarafların ticari ilişkiyi hangi hesaplarla izlediği, çeklerin ticari defterlerde kayıtlı olup olmadığı, defterler arasında fark bulunması hâlinde farkın sebebi, ticari defterler ve kayıtlardan belirlenerek sonuca ulaşılmalıdır. İlk derece mahkemesinin ticari defterleri incelemeye gerek duyması hâlinde her iki tarafın ticari defterlerinin usulüne uygun verilen sürede ibraz edilmesi hâlinde birlikte incelenmesi HMK'nın 222. maddesinin gereğidir. Bu nedenle, davalının ayrıca delil olarak ticari defterlerine dayanmış olması gerekmez. Kaldı ki davacı taraf ticari defterlerine dayandığı gibi, davalı da ticari defterlerine dayanmıştır. Her iki taraf ticari defterlere delil olarak dayanmış olmasına rağmen bu defterler incelenmeden karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince her iki taraf ticari defterlerinin incelenmesi, çeklerin ticari defterlerde kayıtlı olup olmadığı, ticari defterlerde farklılık bulunması hâlinde farklılığın sebebini gösterir rapor alınması ve davacının borçlu olup olmadığının belirlenerek sonuca gidilmesi gerekirken, esasa yönelik önemli deliller toplanmadan karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,
2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,
4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,
5-Yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 11.06.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a hükmü uyarınca karar kesindir.