Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/738 E. 2026/910 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/738
- Karar No
- 2026/910
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/738 Esas
KARAR NO: 2026/910
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul 4. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 13/02/2024
NUMARASI: 2022/9 E. - 2024/25 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/05/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ... ...moda blogoru başarılı bir iş kadını olarak, davacıların İnstagram üzerinden 2 milyon takipçisi olduğu, davacı adına aşağıda belirtili pek çok sayıda tescilli markasının mevcut olduğu, davalı adına tescilli ... nolu ... markası 25 / 35 sınıftan tescilli olduğu ancak aktif kullanımlarının olmaması sebebi ile, İst. 2 Fıkri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 04.01.2022 tarih ve 2021/415 Esas Sayılı ara kararı nazara alınarak “...' markasına ilişkin ihtiyati tedbir kararı ile engellenmesine, davalı adına 25. ve 35. Sınıfta tescilli ... tescil numaralı ... markasının 6769 s.k. 9,26,192 ve geçici 4. Madde uyarınca marka iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı adına tescilli ... nolu ... olduğu, marka tescili sonrası ...ve ...adına ... marka ürünlerin satışının yapıldığı, ..., Bursa ve ... ilçesinde ... mağazası açtıklarını, pandemi dönemi ekonomik kriz nedeniyle, mağazayı 2019 yılında kapattıkları, bu süreçte 3. Kişi ... 'e markasının kullanımının kullanım izni verildiği, bu hususta faturalar sunulduğu dolayısıyla dava tarihinden itibaren 5 yıllık süreçte aktif kullandıklarından bahisle davanın reddini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...davanın konusunun davacı markalarının kullanımının davalı markasına tecavüz teşkil etmediğinin tespitine yönelik SMK m.154 kapsamında açılan menfi tespit davası niteliğinde olduğu, bu haliyle ilgili dava dosyasında yapılacak incelemenin huzurdaki SMK m.9 dayanaklı dava yönünden bağlayıcı bir etkisinin bulunmadığı ve verilecek kararın işbu davayı doğrudan etkilemesinin dahi mümkün bulunmadığı, dosya kapsamında davalı kullanımlarına yönelik yapılan değerlendirmede markanın kullanımının tescil ile koruma kapsamında bulunan(sicilde kayıtlı) mal veya hizmetler için gerçekleştirilmesi gerektiği, Türkiye’de, ciddi biçimde, markanın temel işlevine uygun olarak, tescilli olduğu emtia bakımından, ayırtedici karakteri değiştirilmeden, ihracat amacıyla mal veya ambalaj üzerinde, kesintisiz, marka sahibinin kendisi tarafından veya izni ile kullanılması halinin ciddi kullanım olarak kabulü gerekeceği, dosya kapsamında bilirkişi incelemelerinde davalının dayanak yaptığı faturalarda kullanılan şirket kaşesinde “... ...” ibaresinin yer aldığı tespit edilmiş olup; fatura içeriğinde yer alan ürünlerin “...” markalı ürünler olup olmadığının fatura içeriğinden tespit edilmesinin mümkün olmadığı, fatura içeriğindeki ürünlerin “...” markalı ürünlere ait olduğuna dair dosyada başkaca yazılı delil bulunmadığı, yalnız şirket kaşesinde yer alan “...” ibaresinin markasal kullanım olarak eğerlendirilemeyeceği, davalı tarafın “...” markasına ait herhangi bir üretiminin olduğunu belgeleyecek yeterli delil ve resmi evrak ibraz edemediği, “...” ibareli ürün olarak, sadece bir ceket görselinin bulunduğu ve dosyaya sunulan mağaza, kartvizit görsellerinin hangi tarihe ait olduğunun bilinmediği, kartvizit ve mağaza görselleri incelendiğinde; marka değeri yüksek yerli ve yabancı markalara özellikle yer verildiği, “...” markasının sadece mağaza ismi gibi kullanıldığı, davalı yanın “...” markasına ait son 5 yıl içerisinde markanın canlı kalmasını sağlayacak, bir üretiminin bulunduğunu ispatlayacak ürün ya da delillere sahip olmadığı, davalı savunması doğrultusunda dava dışı ...'e verildiği iddia olunan marka kullanım hakkı yönünden de dosya kapsamında 2019-2021 yılı aralığındaki kaşelerden ayrı olarak fatura içeriklerinde yer alan açıklamalarda dava konusu “...” ibareli markaya ilişkin herhangi bir ibareye rastlanmadığına yönelik mali denetimin bilirkişi rapor içeriğinde mali bilirkişilerce ayrıca yapıldığı, fatura unvan kısmında “...” marka ifadesine yer verildiği ve bununla sınırlı kaldığı fatura muhteviyat ürün adlarında bir kullanım bulunmadığı, bu haliyle bu kullanımın da SMK m.9/3 uyarınca marka sahibinin izni ile kullanılması niteliği ile marka sahibi tarafından kullanım olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı kanaati ile TPMK nezdinde davalıya ait ... tescil numaralı "..." ibareli markanın 25. ve 35. sınıflar açısından kullanmama nedeni ile iptaline ve sicilden terkinine" karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-davacı tarafça bu dava açılmadan önce, İstanbul 2 Fıkri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2021/415 Esas sayılı dosyası ile, müvekkilin davacı hakkında marka hakkına saldırıda bulunulduğu iddiasıyla suç duyurusunda bulunması nedeniyle, bu soruşturmaların önüne geçmek üzere, davacının markasının benzer olmadığı iddiasıyla, marka hakkına saldırının bulunmadığının tespiti amacıyla ihtiyati tedbir talepli olarak bir başka dava açıldığını, bu davada yargılamaya devam edilmekte olup, alınan bilirkişi raporlarında, davacının kullandığı marka ve ibarelerin, müvekkilinin marka hakkına tecavüz oluşturduğu açıkça tespit edildiğini, Davacı tarafça, müvekkilinin markasına yapılan tecavüzün üzeri örtülmek amacıyla, daha sonra müvekkilinin markasının aktif olarak kullanılmadığı iddiasıyla işbu eldeki dava açıldığını, alınan yetersiz bilirkişi raporlarına dayalı olarak, müvekkilinin markasının aktif kullanılmadığı gerekçesiyle terkinine karar verildiğini, SMK 9. maddesindeki yeni düzenlemeye göre, geriye dönük olarak 5 yıl süre ile etkin bir şekilde kullanılmadığı için, müvekkilinin markası açısından iptal koşullarının oluştuğu belirtilmiş ise de bunun kabulünün mümkün olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, 5 yıllık etkin kullanmama konusunda önceki raporlarda olduğu şekilde görüş beyan edildiğini, kullanmamanın haklı bir neden olmadan, gerekçesiz ve mazeretsiz olması şartı bakımından itirazlarının değerlendirilmediğini, son dönemde yaşanan salgın hastalıklar ve ekonomik sıkıntıların da bu değerlendirmede etkin/ciddi kullanmama gerekçesi (mazereti) olması bakımından haklı bir neden olarak kabul edilmesi gerektiğini, raporun bu yönden eksik olduğunu,
-Dava konusu markanın, tescil tarihinden sonra, ilk yıllarda ve özellikle en yoğun olarak 2010-2013 yılları arasında ciddi biçimde kullanıldığını ancak, aradan 9 yıl süre geçtiği için ve daha sonra marka hakkı başka kişilerce kullanıldığı için, bu döneme ait belgeler kaybolduğunu, bunun yanında, son dönemde yaşanan salgın hastalıklar (Covid 19) ve yaşanan ekonomik sıkıntılar yüzünden, birçok sektörde olduğu gibi giyim sektöründe yaşanan durağanlıklar, markanın daha etkin kullanımını kısıtladığını yine, dava konusu marka, tescil tarihinden, dava tarihine kadar geçen süreçte kesintisiz 5 yıl kullanılmaması da söz konusu olmadığını, dosyaya sundukları fatura bilgileri ve bu doğrultuda hazırlanan ilk bilirkişi raporundaki tespitlere göre markanın 2020 yılına ait fatura ve belgelere göre, markanın son 5 yıl içinde kullanımda olduğunun görüldüğünü, "ciddi (yoğun) kullanım" ibaresinin nitelendirilmesi ve ne şekilde anlaşılması gerektiği hususundaki görüşleri de kabul etmediklerini, Yargıtay uygulamaları ve mahkeme kararlarında nasıl somutlaştırılacağının henüz belli olmadığını, ilk raporda da belirtildiği gibi, markanın tescilden sonra makul bir süre etkin kullanılması ile artık ilgili markanın tescil sahibi açısından fikri mülkiyet hakkı doğacağını, Müvekkilinin tescil tarihi olan 2010 yılı ve sonrasında bu markayı yıllarca ciddi (etkin) olarak kullandığını, bu nedenle artık müvekkili açısından bu hususta gereken ciddi kullanımın varlığı kabul edilmesi gerektiğini, buna göre de müvekkil açısından bu markanın fikri mülkiyet hakkı oluştuğunu,
-marka terkini için öngörülen ikinci şart olan beş yıl süre ile kesintisiz olarak kullanılmama şartı da müvekkili açısından söz konusu olmadığını, en son 2020 yılı içinde dava konusu marka kullanıldığını ve faturalar düzenlendiğini, yasada 5 yıl süre ile ciddi (etkin) kullanmama değil, hiç kullanmamadan bahsedildiğini, ikinci raporda 5 yıl süre ile kesintisiz olarak etkin kullanmama adı altında, yasal düzenlemede amaçlanandan farklı bir nitelendirme ve kabul söz konusu olduğunu, yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilmesi, bilirkişi raporlarına karşı yaptıkları itirazların cevaplanmaması, marka hukuku alanında uzman profesörlerden oluşan bilirkişilerden rapor alınmaması ve tüm dosya kapsamında açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya aykırı olan, eksik incelemeye dayanan kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; raporun yeterli olduğunu, raporların sonucunda ise; " “... ...” kaşe ve fatura üzerindeki unvan anteti ile SMK mevzuatı Md.9 çerçevesinde ve markanın tanınmışlığını sağlama açısından kanunun ruhuna uygun ciddi ve yoğun kullanım koşullarını sağlamadığı, ... Diğer şirketlere ait sunulan kullanıma ilişkin bilgi ve belgelerin de 2012 ve öncesi dönemlere ait olması, dava dosyası tarihi açısından 5 yıllık süreyi sağlamadığından bir delil hükmü içermeyeceği..…" şeklinde sonuç ve kanaate ulaşıldığını, marka sahibinin amacı markasını gerçekten ticarî hayatta kullanmak olsa bile, marka piyasaya etkin şekilde sunulamamış, yeterli zaman geçmesine rağmen işaretin tüketici nezdinde kalıcı hâle gelmesi sağlanamamış, bunun sonucu olarak da işaret mal veya hizmetlerin kaynağını gösterme işlevini yerine getirememişse, markanın ciddi kullanımı bulunmadığını, Davalı 2010-2013 yılları arasında markasını ciddi bir biçimde kullandığını belirttiğini, bilgi ve belgelerin de 2012 ve öncesi dönemlere ait olması, dava dosyası tarihi açısından 5 yıllık süreyi sağlamadığından bir delil hükmü içermeyeceğini, Davacı dosya kapsamında ciddi kullanımını kanıtlamak adına "..." kaşeli, 22.11.2019 ile 05.01.2021 tarih aralığına ilişkin 227 adet fatura dosyaya sunmuş olsa dahi; sunulan faturalar içerisinde yer alan ürünlerin "..." markalı ürünler olup olmadığı fatura içeriğinden tespit edilemediğini, fatura içerisinde yer alan ürünlere ilişkin dosyada başkaca yazılı delil sunulamadığından yalnız fatura unvanında yer alan "..." ibaresinin markasal kullanım olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, satış sonrası düzenlenen fatura koçanlarının gerek miktarı gerekse adedi yönünden, yürütülmekte olan ticari faaliyet hacminin tek başına “ciddi biçimde kullanım” iddiasına delil teşkil etmediğini, söz konusu ticari hacmin ciddi biçimde kullanım iddiasına dayanak olabilmesi adına, ilgili mal veya hizmetler bakımından pazar payı yaratılıp yaratılamadığının tespiti gerektiğini, bilirkişi raporunda; "kullanımların toplam TL bedeli ise 515.504,67 TL dir. Kullanım gün sayısı 410 gündür. Satışa konu ürün adedi 227 dir. Yani basit bir hesaplama ile Günlük satış 515.504,67/410 = 1.257 TL Günlük ürün 227/410 = 0,55 adet iken ciddi ve yoğun kullanımdan da söz edilemeyecektir." şeklinde bir değerlendirme yapılarak söz konusu ticari hacmin ciddi biçimde kullanıma delil teşkil etmediğinin tespit edildiğini, 11 Mart 2020'de ilk COVID-19 vakasının çıktığı düşünüldüğünde zaten 2012 yılından ilgili döneme kadar da kullanıma ilişkin bir belge sunamadığını, 22.11.2019 ile 05.01.2021 tarih aralığına ilişkin 227 adet faturada markanın "ciddi kullanımına" ilişkin kanaat ortaya koyabilecek nitelikte olmadığını, İstanbul 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2021/415 E. sayılı dosya ise marka kullanımlarının Davalı markasına tecavüz teşkil etmediğine yönelik tespit davasının, bu dosyadan bağımsız açılan marka tecavüz davasında ileri sürülmek adına Davalı'nın ilgili markayı kullanmaması sebebiyle Müvekkili tarafından işbu davanın açılmış olduğunu, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'nın 14. maddesinin iptali kararının, somut davaya etkisinin bulunmadığını, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava, Davalı ...’ın adına tescilli ... nolu ‘...’ markasının 25. Ve 35. sınıflarda 6769 sayılı SMK hükümleri kapsamında açılmış kullanmamaya dayalı marka iptali talebine ilişkindir.
Mahkemeye sunulan 24/12/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davalı ...’ın adına tescilli ... nolu ‘...’ markasının fotokopi üzerinden yapılan inceleme net olmamakla birlikte kullanıldığı ceketin iç dokuma etiketinde ve karton etiketteki kullanım şekli Davacı ... ...’nın ... nolu 25, 35 ve 41. Sınıftan tescilli ‘...’ , ...nolu 25, 35,38 ve 41. Sınıftan tescilli ‘...’, ... nolu 09 / 14 / 25 / 41 / 42 / 35 . sınıftan tescilli ‘...’, ... nolu 35 / 41 .sınıftan tescilli ‘... ...’, ... nolu 41 .sınıftan ‘…...’, ... / 10 / 12 / 25 / 35 .sınıftan ‘...’ kullanım ölçüleri, etiket şekillerinde herhangi bir benzerlik tespit edilemediğine, Davalı ...’ın adına tescilli ... nolu ‘...’ markasının çeşitli tabelalarda kullanılan yazı fontları birbirinden faklı olup, Davacı ... ...’nın ... nolu 25, 35 ve 41. Sınıftan tescilli ‘...’ , ...nolu 25, 35,38 ve 41. Sınıftan tescilli ‘...’, ... nolu 09 / 14 / 25 / 41 / 42 / 35 . sınıftan tescilli ‘...’, ... nolu 35 / 41 .sınıftan tescilli ‘... ...’, ... nolu 41.sınıftan ‘…...’, ... / 10 / 12 / 25 / 35 .sınıftan ‘...’ markaları ile yazı fontu ve kullanım şekli olarak benzerlik taşımadığına,Türk Marka ve Patent Kurumunda Davalı adına tescilli marka kontrolü yapılmış olup, ... nolu markası 25 / 35 sınıftan tescilli olup, davalı adına tescilli olduğu, davacının tescil tarihlerinden daha önceki tarihe dayandığı, mali inceleme neticesinde faturaya dayalı aktif kullanım ispat edilebildiğinden, marka iptali sebeplerinin doğmadığı kanaati ile Davalının yetkilisi olduğu ....Şti tarafından düzenlenen en son tarihli faturanın Ekim 2012 dönemine ait olduğu, dava konusu markanın kullanımına izin verildiği beyan edilen ...tarafından düzenlenen fatura tarihinin 08.12.2020 olduğu, incelemeye sunulan her iki firmanın fatura kullanımlarının 25. sınıf kapsamında olduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir.
Mahkemeye sunulan 05/04/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Koçanlarda yer alan Faturaların üzerinde “... ...” kaşesi olduğu, iki ayrı koçanda toplamda (107+120) 227 adet ürün satış yapıldığı ve yine toplamda (19.262,52+ 496.242,15) 515.504,67-TL satış tutarı oluştuğu, fatura içeriklerinde yer alan açıklamalarda dava konusu “...” ibareli markaya ilişkin herhangi bir ibareye rastlanmadığı, faturalarda yer alan alıcı (müşteri) isimlerinin tam olarak okunamadığı, okunan alıcı isimlerinin de genel olarak son tüketici gerçek kişilerden olduğu, bu nedenle faturalarla ilgili herhangi bir mutabakat yapılamayacağı, fatura içeriğinde yer alan ürünlerin “...” markalı ürünler olup olmadığının fatura içeriğinden tespit edilmesinin mümkün olmadığı, fatura içeriğindeki ürünlerin “...” markalı ürünlere ait olduğuna dair dosyada başkaca yazılı delil bulunmadığı, yalnız şirket kaşesinde yer alan “...” ibaresinin markasal kullanım olarak değerlendirilemeyeceği, bu yönüyle davalı tarafın dava tarihi itibariyle geriye dönük 5 yıllık süre içerisinde “...” markasını 25. Ve 35. Sınıflara dahil mal ve hizmetlerinde ciddi şekilde kullandığını ispat edemediği görüş ve kanaati bildirilmiştir.
Mahkemeye sunulan 27/09/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davalıya ait ... tescil no.lu “...” markasının 25 ve 35. Sınıflar açısından kullanılmama nedeniyle iptal koşullarının mevcut olduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir.
Mahkemeye sunulan 05/02/2023 havale tarihli ek bilirkişi raporunda özetle; Sayın Davalı vekili tarafından rapora itiraz kapsamında belirtilen Anayasa Mahkemesi kararının, belirtilen nedenlerle, somut davaya etkisinin bulunmadığı tespit, sonuç ve kanaatine ulaşıldığı, İstanbul 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde 2021/415 esas sayılı dosya içeriği incelendiğinde; Davanın konusunun Davacı markalarının kullanımının Davalı markasına tecavüz teşkil etmediğinin tespitine yönelik olduğu, sunulan raporda ise Davacı kullanımı ile Davalı markası arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu sonuç ve kanaatine varıldığı” Sayın Mahkemeniz nezdinde görülmekte olan davanın ise “markanın kullanılmama nedeniyle iptali” davası olduğu, dolayısıyla, her 2 davanın konusunun birbirinden bağımsız nitelik arz ettiği ve aynı uyuşmazlığa ilişkin olmadığı, bu sebeple her 2 mahkeme kapsamında alınan raporların birbirleri açısından çelişki arz etmeyeceği tespit, sonuç ve kanaatine ulaşıldığı, Mali inceleme neticesinde; kök raporumuzdaki kanaatimizin korunduğu; Rakamsal tutarları raporumuzun “değerlendirme” bölümünde arz edildiği üzere “... ...” kaşe ve fatura üzerindeki unvan anteti ile SMK mevzuatı Md.9 çerçevesinde ve markanın tanınmışlığını sağlama açısından kanunun ruhuna uygun ciddi ve yoğun kullanım koşullarını sağlamadığı, Diğer şirketlere ait sunulan kullanıma ilişkin bilgi ve belgelerin de 2012 ve öncesi dönemlere ait olması, dava dosyası tarihi açısından 5 yıllık süreyi sağlamadığından bir delil hükmü içermeyeceği, tespit, sonuç ve kanaatine ulaşıldığı, Davalıya ait ... tescil no.lu “...” markasının 25 ve 35. Sınıflar açısından kullanılmama nedeniyle iptal koşullarının mevcut olduğu görüş ve kanaati bildirilmişti
Dava tarihi itibarı ile 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
6769 Sayılı SMK'nın 9. Maddesi uyarınca, tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye'de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına 5 yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verilir. Mülga 556 Sayılı KHK'nın 14. Maddesinin Anayasa Mahkemesi'nce iptaline ilişkin gerekçeli kararın 06 Ocak 2017 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanması ile 6769 Sayılı SMK'nın 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe girmesi karşısında, 10/01/2017 tarihinden sonra açılan iptal davalarında, 5 yıllık sürenin hesabında aradaki bu günlük 4 günlük boşluk nedeni ile 6769 Sayılı SMK'nın yürürlüğünden önceki dönemde geçen sürenin de hesaba katılması gerekir. Zira 06/01/2017 tarihine kadar markanın kullanılmamasının bir yasal yaptırımı mevcuttur ve marka sahipleri de bunu bilmektedir. Türkiye'nin taraf olduğu Paris Sözleşmesi'nin 5/c maddesi ile TRIPS Anlaşmasının 19. Maddesinde de, markanın kullanılması koşulu düzenlenmektedir. Her ne kadar 6769 Sayılı kanunda, bir geçici madde ile 4 günlük boşlukla ilgili bir düzenlemeye yer verilmemiş ise de, 06/01/2017 tarihinden önceki kullanmama sürelerinin yok sayılması mümkün değildir. Sonuçta halen yürürlükteki yasal düzenlemeye göre tescilden itibaren 5 yıl kullanılmayan marka iptal edilir. SMK'nın 26. Maddesinin SMK önceki dönemde tescil edilmiş, fakat kullanılmayan markalar yönünden de uygulanması, kanunların geçmişe yürümeme ilkesine de aykırı değildir. Zira geçmişe etki yasağı mutlak olmayıp, hak sahiplerinin belirli bir hukuki duruma olan güveni objektif olarak haklı ise geçmişe etki yasağından söz edilemez. (Bakınız Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, 4. Bası, S.983 vd) Yüksek Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 12/11/2020 tarih ve 2020/1133 Esas 2020/5023 Karar sayılı ilamı da bu doğrultudadır. Dosya kapsamında 6769 Sayılı SMK'nın yürürlüğünden önceki dönemde geçen sürenin de hesaba katıldığı bu nedenle iptal kararına ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ‘nın 9/1.maddesinde yer alan “Tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verilir 2-Aşağıda belirtilen durumlar da birinci fikra anlamında markayı kullanma kabul edilir: a)Markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması. b)Markanın sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması.3- Markanın, marka sahibinin izni ile kullanılması da marka sahibi tarafından kullanım olarak kabul edilir." şeklindeki düzenleme ile kanun koyucunun Markalar Sicilini kullanılmayan markalardan arındırma amacını güttüğü anlaşılmaktadır.
Aynı şekilde SMK m.26/I-a) hükmü de SMK m.9/I'de belirtilen hallerin bir iptal sebebi olduğunu ortaya koymaktadır.
SMK madde 9'da marka kullanılmama sebebiyle iptali edilebilmesi için haklı bir sebep olmaksızın tescil edildiği mal ve hizmetler bakımından tescil tarihinden itibaren 5 yıl boyunca Türkiye'de ciddi biçimde kullanılmamış veya kullanımına beş yıl ara verilmiş olması gerektiği düzenlenmiştir. Ciddi biçimde kullanımdan bahsedebilmek için en öncelikli kriter markanın kullanım yoğunluğu ve markadan elde edilen ekonomik yarardır. Markanın sadece birkaç defa ambalajlara basılması veya az sayıda bastırılan broşürlerde kullanılması gibi kullanım süresi ve etkisi sınırlı, hatta göstermelik denebilecek kullanımlar SMK md.9 anlamında ciddi kullanım teşkil etmez. Markanın ciddi kullanımı belirlenirken markanın kullanım şekli, kapsamı, süresi gibi objektif kriterlerden hareket edilmelidir. Marka sahibi markasını aynı mal veya hizmeti üreten teşebbüslerin oluşturduğu piyasada farklı bir yer edinmek veya yeni bir mal veya hizmet piyasası oluşturmak biçimde kullanmışsa ciddi bir kullanımdan söz edilebilir.
SMK'nın 26/1-a bendi ile 9/1. maddesi gereğince, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verilmesi mümkündür. Böylece marka sahibine seçtiği markasını “kullanma mükellefiyeti” yüklenmiştir.
Markanın kullanıldığını ispat yükü ise davalı taraf üzerinde olup davalı tarafça markanın tescil edildiği sınıf/alt sınıflar için pazar yaratmak yahut mevcut pazarı korumak amacıyla, temel işlevine uygun olarak, anılan ürünlerin ve hizmetlerin menşeini garanti edecek şekilde ve ciddi biçimde kullanıldığının ispatlanması gerekmektedir. Ayrıca Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 30. maddesi gereğince; 29. madde kapsamında sunulan delillerin, tarafların başka bir bilgiye ihtiyaç duymaksızın değerlendirme yapabilmesine ve görüş oluşturabilmesine imkân verecek şekilde açık, anlaşılır ve güvenilir nitelikte olması gerekmektedir.
Davalı tarafça, sunulu deliller incelendiğinde, dava tarihi olan 21/01/2022 itibariyle tescil tarihi üzerinden 5 yıl geçmekle davacının markasını tescil kapsamında ciddi biçimde kullanma mükellefiyeti mevcut olup, davacının geriye doğru 5 yıllık süre içinde sözkonusu markasını tescil kapsamında ciddi şekilde kullandığını ispat etme yükümlülüğü olduğu, markanın davacı tarafça dava dışı ...'e kullandırıldığı, koçanlarda yer alan Faturaların üzerinde “... ...” kaşesi olduğu, fatura içeriğinde yer alan ürünlerin “...” markalı ürünler olup olmadığının fatura içeriğinden tespit edilmediği belirtilmiş ise de, raporlar arasında çelişki bulunduğu, dosyada 277 adet fatura bulunduğu, hem davalının hem de Davalının yetkilisi olduğu ....Şti şirketinin ve dava dışı ...'e ait kullanım ve ticari defter ve kayıtların incelenerek yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak, markanın markanın tescil edildiği sınıf/alt sınıflar için, pazar yaratmak yahut mevcut pazarı korumak amacıyla, temel işlevine uygun olarak, anılan malların menşeini garanti edecek şekilde ve ciddi biçimde kullanılıp kullanılmadığı tespit edilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmiş olmakla 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;
2-İstanbul .... Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin ..../02/2024 tarih, 2022/... E. 2024/... K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4- İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,
5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,
6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 21/05/2026