Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1746 E. 2026/1203 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1746
- Karar No
- 2026/1203
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1746
KARAR NO:2026/1203
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:30/06/2022
NUMARASI:2018/1239 E. - 2022/568 K.
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının, davalıdan olan alacağının tahsili amacıyla öncelikle 10/09/2018 tarihinde İstanbul 26.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalıya ödeme emri gönderildiğini, davalının yetki itirazının kabulü ile dosyanın İstanbul Anadolu 10.İcra Müdürlüğünün ... kaydedildiğini, bu takibe itiraz edilmesi üzerine takibin durduğunu, itirazın haksız olduğunu, taraflar arasında açık hesap ilişkisi olarak bilinen cari hesap ilişkisi bulunduğunu, davacının davalıya fatura karşılığı mal sattığını, tüm bu işlemlerin cari hesaba işlendiğini, sürdürülen ticari ilişki sırasında davalıdan, satılan malların bedellerinin tahsil edilemediğini, bunun üzerine satılan malların bedelinin ödenmesi için davalı ile defalarca görüşülmesine rağmen sonuç alınamadığını, davalı ile cari hesap borcunun ödenmesi için yapılan görüşmelerden sonuç alınamaması üzerine takip başlatıldığını, takibin 62.936,85 TL üzerinden başlatıldığını, bu süreçte davalı tarafından yapılan iadeler de dikkate alınarak davalının güncel borcu olan 61.157,65 TL üzerinden itirazın iptali ile davası açıldığını, alacağın likit odluğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve % 20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davalının davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, cari hesap kat edilerek mutabakat yapılmadığından likit bir alacak bulunmadığını, davalı ve davacı arasındaki ticari ilişkinin cari hesap ilişkisi uyarınca sürdürüldüğünü, davalı tarafından davacı tarafından teslim edilen ve iadesi yapılmayan mallara ilişkin tüm ödemelerin yapıldığını, herhangi bir borç bakiyesi bulunmadığını, tarafların hesabı kat edip mutabakat sağlanmadan cari hesap alacağını icra takibine konu edemeyeceğinin yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğunu, ancak davacının hesabın kat edilerek mutabakat sağlanması için hiç bir yazılı talebi de olmadığını, dolayısıyla, davacının iade konusu malları teslim almadan, cari hesap kat edilmeden ve mutabakat sağlanmadan, likit ve talep edilebilir bir alacağın varlığının kabulünün mümkün bulunmadığını, bu sebeple davacının taleplerinin reddi gerektiğini,TTK'da cari hesap sözleşmesi ve kesilmeden önce tarafların borçlu sayılmayacağının belirtildiğini, cari hesabın gereği olarak, borç bakiyesi tespitinin yargılama gerektirdiğini, hesap devresi hakkında mukavele veya ticari teamül yoksa her takvim yılının son gününün taraflarca hesabın kapatılması günü olarak kabul edilmiş sayılacağını, tespit edilen bakiyeyi gösteren cetveli alan taraf aldığı tarihten itibaren bir ay içinde noter marifetiyle veya taahhütlü bir mektupla veya telgrafla itirazda bulunmazsa bakiyeyi kabul etmiş sayılacağını, cari hesap mukavelesinin kararlaştırılan müddetin bitmesi, bir müddet kararlaştırılmadığı takdirde taraflardan birinin feshi ihbar etmesi ile sona ereceğini, davacının, yükümlülüklerini hiçbir zaman yerine getirmediğinden mutabakatın gerçekleştirilemediğini, hesapların kat edilemediğini, sözleşmenin feshinin de ihbar olunmadığını, davacının likit bir alacağının olmadığını savunarak, davanın reddini ve %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... davacının, davalı ile arasındaki cari hesap ilişkisine dayanan alacağıyla ilgili davalı aleyhine başlattığı icra takibine davalının itirazı üzerine mahkememizde itirazın iptali davası açıldığı, her ne kadar 03/09/2019 tarihli mali müşavir bilirkişi tarafından, uyuşmazlığa yönelik rapor hazırlanmışsa da işbu raporun denetime elverişli olmadığı anlaşıldığından, dosyanın yeni bir mali müşavir bilirkişiye tevdine karar verildiği, denetime elverişli 02/11/2021 tarihli kök ve 20/04/2022 tarihli ek raporda da belirtildiği üzere; tarafların ticari defterlerinin karşılaştırmasında, davacının kendi defterlerinde 61.157,65-TL alacaklı olduğu, davalı şirketin de kendi defterlerinde 15.915,58-TL alacaklı gözüktüğü, tarafların defterleri arasındaki farkın 77.073,23-TL olduğu, işbu farkın da davalı şirket defterlerinde kayıtlı olmayan 15 adet 4.395,80-TL bedelli faturalar ile davalı şirket defterlerine kayıtlı olup, davacı şirket defterlerinde kayıtlı olmayan 248 adet, toplam 83.787,97-TL tutarlı faturalardan kaynaklandığı, her iki şirket yönünden bu faturaların ispata muhtaç olduğu, ancak davacının 61.157,65-TL tutarlı alacağını ispata muhtaç olan 4.395,81-TL tutarın düşümü yapıldıktan sonra davacının 56.761,84-TL tutarındaki alacağının ifasının ispatlanmış olması sebebiyle talep edilebileceğinin anlaşıldığından, davanın kısmen kabulüne, alacak yargılamayla belirlendiğinden icra inkar tazminatı talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." gerekçesiyle, davacının davasının kısmen kabulü ile ile davalı borçlunun İstanbul Anadolu 10.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline, takibin 56.761,84 TL asıl alacak üzerinden devamına takip tarihi itibariyle avans faizi işletilmesine, alacak yargılamayla belirlendiğinden icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davacı arasındaki cari hesap ilişkisi uyarınca cari hesap kat edilerek mutabakat sağlanmadığından likit bir alacak olmadığını, bu nedenle alacağın talep edilemeyeceği hususlarının değerlendirilmediğini,mahkeme tarafından verilen gerekçeli kararda da bu hususun irdelenmediğini,ticari ilişkinin cari hesap ilişkisi olarak devam ettirildiğini, davacı tarafça teslim edilen ve iadesi yapılmayan mallar için tüm ödemeler yapıldığından bakiye borç bulunmamakla birlikte tarafların hesabı kat edip mutabakat sağlanmadan cari hesap alacağını icra takibine konu edemeyeceğini, davacının hesabın kat edilerek mutabakat sağlanması için hiçbir yazılı talebi de olmadığını, bilirkişi raporlarına davalı tarafından yapılan itirazlarda bu husus belirtilmekle birlikte, davacı ile davalı arasındaki mutabakat farkını oluşturan tutarın davalıya teslim edilmeyen ve kabul edilmeyen davacı faturalarına ilişkin olduğu ve davacının faturalarına karşı düzenlenen faturaların işleme alınmadığı hususunun değerlendirilmeden hüküm kurulduğunu, gelinen noktada taraflar arasında cari hesap bakımından mutabakat sağlanmadığından verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin, onlıne sistemin red/iade işlemine olanak vermediği, e-faturalara itiraz edilmesi için faturayı düzenleyen şirketin kep adresinin bilinmesinin gerektiği ve fazla sayıda tedarikçi ile ticari ilişkisi olan müvekkili şirketin tebliğ aldığı günlük e-fatura sayısının oldukça fazla olduğu hususlarını göz ardı ederek sisteme gönderilen tüm faturaları kabul etmesinin ticari hayatın olacağan akışına aykırı olduğunu, davalının perakende sektöründe olup sayıca fazla tedarikçi ile ticari ilişki içerisinde olduğunu, davacı ile davalı arasındaki e-faturalara itiraz edilememesi sebebinin e-fatura sisteminin buna olanak vermemesi olduğunu, faturalara itiraz edilebilmesi için ayrı ayrı ve süresi içinde itiraz edilmesi gerektiğini, bunun için de davacı şirket KEP adresine itirazların iletilmesi gerektiğini, ancak takdir edileceği üzere davalıya her gün yüzlerce e-fatura tebliğ aldığı açık olup her bir e-faturanın değerlendirilip süresi içinde elektronik ortam üzerinden itiraz etme olanağının kabul edilmesinin ticari hayatın olağan akışına ve hakkaniyete aykırı olacağını, bu yönde hükme esas alınan bilirkişi raporunda yer verilen, "sebepsiz yere var olmayan bir borcu ticari defterine kaydedilmeyeceği yönündeki" dayanaksız ve hukuka aykırı kanaatin e-fatura istemi dolayısıyla kabulünün mümkün olmayacağını, mutabakat farklarını gösteren Excel tablosu uyarınca faturalar teslim alınmadığından iade faturası düzenlendiği ve bakiye kısım bakımından ise eksik teslimat nedeni ile düzenlenen fark faturalarının var olduğunun açık olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, açık hesap ve fatura alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya kapsamında bulunan Anadolu 10. İcra Müdürlüğünün ... (İstanbul 26. İcra Müdürlüğü'nün ... İcra Müdürlüğünün yetkisizlikle gelen) sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 62.936,85 TL asıl alacak yönünden 10.09.2018 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak 62.936,85 TL cari hesap alacağının gösterildiği, ödeme emrinin 14.09.2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından yetkiye yapılan itirazın davacı yanca kabulü ile dosyanın yetkili İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına kaydedildiği, bu dosyadan gönderilen ödeme emrine davalı yanca itiraz edilmesi üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. Davacı vekili; davacının davalıya mal satımı karşılığından fatura düzenlediğini, davalının fatura bedellerini ödemediğini ileri sürerek takip başlatmış ve itiraz üzerine eldeki davayı açmıştır. Davalı vekili ise; davacı tarafından teslim edilen ve davalı yanca iadesi yapılmayan mallara ilişkin tüm ödemelerin yapıldığını, davalının borcu bulunmadığını, davacı tarafından düzenlenen faturalara karşı düzenlenen faturaların işleme alınmadığı hususunun değerlendirilmediğini savunmuştur. Öncelikle belirtmek gerekir ki, her ne kadar davalı vekili taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunduğunu ileri sürmüş ise de, somut olayda, dosyaya bu yönde yazılı bir sözleşmenin sunulmadığı, dosya kapsamı ve taraf defterlerinin incelendiği bilirkişi raporları uyarınca taraflar arasında karşılıklı alacak ve borçlarını bir arada yazıp mahsup etmek suretiyle açık hesap ilişkisi kurulduğu anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. HMK'nın 190. maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise, taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Fatura ise tek başına alacağın varlığına delil olmaz. Bu nedenle fatura konusu alacağının bulunduğunu, fatura konusu malı teslim ettiğini ispat külfeti davacıya aittir.Fatura tek başına alacağın varlığını kanıtlamasa da adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı, malın teslim edildiği anlamına gelir.Ticari defterlerin kesin delil olması da bu sonucu gerektirir. Zira faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. Fatura karşı tarafça ticari defterlerine kayıt edilmiş ise burada delil olan fatura değil ticari defterlerdir. Hükme esas alınan 02.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda ve ek raporda; tarafların ticari defterlerinin karşılaştırılmasında, 10.09.2018 takip tarihi itibariyle davacı şirketin kendi defterlerinde 61.157,65 TL alacaklı görünürken davalının da kendi defterlerinde 15.915,58 TL alacaklı göründüğü, aradaki farkın 77.073,23 TL (61.157,65+15.915,58) olduğu, işbu farkın da dava dosyasında mevcut önceki raporda tespit edildiği şekilde davacı defterlerinde kayıtlı olup davalı şirket defterlerinde kayıtlı olmayan 15 adet 4.395,81 TL bedelli faturalar ile davalı şirket defterlerinde kayıtlı olup, davacı şirket defterlerinde kayıtlı olmayan 248 adet toplam 83.787,97 TL tutarlı faturalardan (iade, fiyat farkı, miktar farkı, malzeme iade açıklamalı) kaynaklandığı, dosya kapsamında her iki şirket yönünden de bu faturaların ispatına ilişkin somut belge bulunmadığı, bu tutarların ispata muhtaç olduğu, davacının 61.157,65 TL tutarlı alacağından ispata muhtaç olan 4.395,81 TL alacağı düşüldüğünde davacının 56.761,84 TL tutarında alacağı talep edebileceği, aynı zamanda davalı şirketin kendi defterlerinde alacaklı göründüğü 15.915,58 TL tutarlı alacağından ispata muhtaç olan 83.787,97 TL alacağı düşümü yapıldığında davalı şirketin 67.872,39 TL borçlu olduğu kanaati bildirilmiştir. Bu tespit ve bilgilere göre, somut olayda davacı tarafından düzenlenen faturaların davalı defterlerine kaydedildiği, daha sonra iade faturası, fiyat farkı faturası ve mal iadesi faturası adı altında düzenlenen faturalar ile alacaklı konuma geçtiği, ancak davalının bu faturalarının davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı gibi bu faturalarının dayanağının da davalı yanca ispat edilemediği, davacının talep ettiği alacağının dayandığı faturaları ticari defterine işleyen, daha sonra iade faturaları, fiyat farkı ve mal iadesi faturaları düzenlemesine rağmen bu kapsamdaki alacağını ispat edemeyen davalının, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini yazılı delille ispatla yükümlü olduğu, ancak davalının bunu da ispat edemediği, bu yönde bir delil de sunamadığı görülmüştür. Bu sebeple mahkemece, davacının düzenlediği ancak davalının defterine kaydetmediği 15 adet fatura karşılığı 4.395,81 TL alacağının dava konusu talep ettiği alacak miktarından düşülmesinde sonra kalan 56.761,84 TL üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 2.898,40 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline,
3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 25.06.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.