Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1663 E. 2026/518 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1663
- Karar No
- 2026/518
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1663
KARAR NO: 2026/518
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 15/06/2022
NUMARASI: 2018/711 Esas - 2022/527 Karar
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 13/03/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı müvekkilinin ülkemiz ve dünya çapında deniz ile ilgili her nevi spor malzemesi, araç, gereç, tekne aksamı ithalat ve ihracatı ile gemi ve yat işletmeciliği sektöründe faaliyet gösteren tanınmış ve en büyük şirketlerinden birisi olduğunu, davalının davacı şirketin yönetim kurulu üyesi ve şirket genel müdürü olduğunu, davalının dava dışı ... ile ... şirketlerinin yetkilileri ... ve..., bir kısım başka kişilerle iş birliği içerisine girerek davacı şirketi dolandırarak zarara uğrattığını, bununla ilgili savcılığa şikayette bulunulduğunu, ...’nin piyasadan satın aldığını söylediği spor malzemelerini düzenlediği faturalarla davacı şirkete gerçekte satmış gibi gösterdiği, davalının yönetim kurulu üyesi olarak sahip olduğu imza yetkisini de aşarak aslında hiçbir malı görmeksizin ve teslim almaksızın almış gibi belge düzenlenmesini kabul ederek fatura bedellerini davacı şirkete nekden ödettirdiğini, akabinde ... fatura bedeline %20 kar ekleyerek malları ...’e satıyormuş gibi fatura ettiğini, ...’in de fatura bedellerine karşılık ...’e uzun vadeli çek ya da senetler verdiğinin anlaşıldığını, davalının müvekkil şirket ve kendi şahsi banka hesaplarından dava dışı kişi ve şirketlere yüksek meblağlı transferler yaptığını, müvekkil şirketin banka hesaplarından kendi şahsi banka hesaplarına da transferler yaptığını, davalının kasten müvekkili şirketi yaklaşık 8.765,00 TL tutarında zarara uğrattığını, şu ana kadar tespit edilen bilgilere göre ekteki bulunan cari hesap ekstresinde de görüleceği üzere şirket hesabından kendine yaklaşık 800.000,00 TL haksız menfaat sağladığının anlaşıldığını, davalının şirketi uğratmış olduğu bu zarar nedeni ile fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 200.000,00 TL ile şirket hesaplarından kendi hesabına transferler yaptırarak haksız menfaat sağladığı 800.000,00 TL olmak üzere şimdilik cem’an 1.000.000,00 TL nin tahsili için mahkemeye başvurduklarını, sonuç olarak manevi zararlara dava hakları saklı kalmak kaydıyla maddi zararlar nedeni ile şimdilik 200.000,00 TL lik kısmının tazminine ve davalının kendisine haksız menfaat sağlayarak fazladan hukuki dayanaktan yoksun olarak kendisine ödetmiş olduğu şimdilik 800.000,00 TL lik kısmın toplamı 1.000.000,00 TL.nin davalıdan istirdatına ve müvekkili davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu olayın Türk Ticaret Kanununa göre görülmesi gereken davalardan olduğunu, bu nedenle Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini, görev itirazında bulunduklarını, davaya konu iş ve işlemlerin tamamının şirketin patronu ...’ın bilgisi, bankaya bizzat verdiği yazılı talimatları ve onayı ile yapıldığını, müvekkilinin kusuru bulunmadığını, ...’ın talimatı dışında şirkette işlem yapılmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin de kendisinin talimatı dışında hiçbir iş ve işlem yapmadığını, ayrıca bahsi geçen iş ve işlemlerle ilgili ödeme yapmak için ...’ın bankalardan her defasında kredi kullandığını ve ödemeleri bu şekilde yaptığını, müvekkilinin kendi banka hesabına hukuka aykırı bir ödeme yaptırmadığını, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ,...Dosya kapsamına göre; davaya konu zararın dava tarihi itibariyle kesinleşip kesinleşmediğin belli olmadığı, bu hususta ilgili olarak ipoteğin paraya çevrilmesi ve diğer icra takipleri ile dava dışı borçlulara takip başlatılıp ilgili takiplerin alacağı karşılamadığını gösterir bir aciz vesikasına rastlanmadığı, Davalının B grubu imza yetkilisi olduğu ve imza yetkisinin 250.000,00 TL ile sınırlandırıldığı, buna karşın dava dışı 3. Kişi yönetim kurulu başkanının münferiden temsil ve ilzama yetkili olduğu, yönetim kurulu başkanının Savcılık tarafından alınan ifadesinde tüm işlemlerden haberdar olduğunu ancak dolandırıldığını ifade ettiği, bu kapsamda tüm işlemlerin yönetim kurulu başkanının bilgisi ve onayı ile gerçekleşmesi ve davalının sınırlı imza yetkilisi olması karşısında imza yetkisini aşan işlemlerde yönetim kurulu başkanının onayının olması karşısında, davalının tek başına tutulmasının mümkün olmadığı, Bedelsiz faturalara ilişkin olarak; davacı şirkette yıllık genel kurulların yapılıp her yıl ilgili hesapların oy birliği ile onandığı,davalının yalnızca 06.12.2016 tarihli genel kurulda ibra edilmediği ve bir önceki yıllarda teamül haline gelen prim ve ücretlerin geri ödenmesi için gerekli şartların oluşmadığı kanaatine varılmakla, davanın reddine," karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporları arasındaki açık çelişki giderilmeden dava hakkında nihai karar verilmesinin usule ve hukuka aykırı olduğunu, davacı şirket tüzel kişiliğinin maddi zararının bulunduğunun ve bunun kesinleşmediğinin kabulü için öncelikle zarara yol açan kusur ve bunun sorumlu/sorumluları ve kusur ile zarar arasındaki neden sonuç ilişkisinin belirlenmesi gerektiğini, ancak kararda zararın varlığına ve kesinleşmediği tespitine yer verilmesinin, sonrasında ise davalının bu zarardan “tek başına” sorumlu olmadığı sonucuna ulaşılmasının çelişkili olduğunu, davalı tarafın davacı şirket tüzel kişiliğini iş ve eylemleri ile zarara uğrattığını, bunu ortaya koyan somut deliller olduğunu ve bu delillerin dosyada da yer aldığını, davalı ve davalının birlikte hareket ettiği diğer kişiler hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde suç duyurusunda bulunulduğunu, uyuşmazlığın ticari nitelikte hukuki çekişmeye dayalı olaması nedeniyle takipsizlik kararı verildiğini, davalının şirket çıkarlarını korumakta kötü niyet olduğunu, ibranın kapsamının, sunulan belge, hesap ve açıklamalara göre genel kurul tarafından öğrenilen konularla sınırlı olduğunu, Genel kurulun bilgisine ulaşmadığı ve karar tarihinde öğrenilmesine olanak bulunmayan iş ve işlemlerin ibranın kapsamına girmeyeceğini, başka bir ifadeyle ise ibranın sadece genel kurul tarafından fiilen bilinen işlemleri, hesapları ve konuları değil, sunulan hesaplardan ve açıklamalardan anlaşılmasının olanaklı olanları da kapsadığını, davalının görev dönemlerine ilişkin olarak bilançonun onaylanması yoluyla kapalı olarak veya yönetim kurulu üyelerinin ayrı ayrı ibrasına ait açık irade beyanı ile davalının kendi takdiriyle belirlediği dayanağı ve ölçütü olmayan “prim” adı altında şirket malvarlığından edindiği değerin geri istenilmesine engel olmadığını, kararın bu yönüyle de hukuka ve usule aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Dava; anonim şirket yöneticisinin TTK'nın 553/1 maddesi uyarınca sorumluluğuna ilişkin tazminat istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince yukarıda yazılı sebepler ile istinaf isteminde bulunulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; şirket yöneticisinin şirketi kusuruyla zarara uğratıp uğratmadığı noktasındadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 553/1. maddesi uyarınca; kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. TTK'nın 555 maddesi gereğince; şirketin uğradığı zararın tazminini şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler.
Yönetim kurulu üyeleri görevlerini ifa ederken ve verilen yetkileri kullanırken, tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket etmeli ve şirket menfaatlerini gözetmelilerdir. Yönetim kurulu üyelerinin özen ve dikkat yükümlülüğünün kapsamı, şirket ana sözleşmesi, kanun, iç yönerge ve yönetim kurulu tarafından verilen tüm yetki ve görevleri kapsar. Ancak, yönetim kurulu üyesinin özen yükümlülüğünün, genel kurulda kendisine tanınan yetki ile sınırlı olduğuna şüphe yoktur. Bunun yanı sıra yönetim kurulunun sorumluluğu kusura dayanan bir sorumluluktur. Ayrıca, yönetim kurulu üyesinin sorumlu tutulabilmesi için kusurlu hareketin o üyeye izafe edilmesi de gereklidir. Yönetim kurulu üyelerinin şirket nam ve hesabına yapmış oldukları işlem ve sözleşmeler nedeniyle sorumlu tutulabilmeleri, ancak kendilerine kusurlu bir eylemin yüklenmesi durumunda mümkündür.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.
Davacı şirket spor malzemelerinin ve deniz ekipmanlarının alım satımı konusunda faaliyet göstermektedir. Davalı ..., davacı şirketin ortağı değildir. Davacı şirketin 28-03-2016 tarihinde yapılan 2015 senesine ilişkin olağan genel kurul toplantısında; ...'ın, ...'ın ve ...'nın üç yıl süreyle görev yapmak üzere yönetim kurulu üyeliklerine seçilmelerine, Yönetim Kurulu Başkanlığına ...”'ın, Başkan Yardımcılığa ...'nın, Üyeliğe ...'ın getirilmesine, Yönetim Kurulu Başkanı ...'ın şirketi üç yıl süreyle münferiden temsil ve ilzam etmesi kararlaştırılmıştır. Genel kuruldan sonra yapılan 04-04-2016 tarihli yönetim kurulu toplantısında; genel kuruldaki gibi görev taksimi yapılmış, imza yetkileri A, B ve C olmak üzere üç gruba ayrılmış, B grubunun imza yetkisi 250.000.- TL. sı, C grubunun imza yetkisi de 150.000.- TL. sı ile sınırlandırılmıştır. Buna göre; A grubu imza yetkilisi Yönetim Kurulu Başkanı ..., üç yıl süreyle şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili kılınmıştır. B grubu imza yetkilisi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdür ..., üç yıl süreyle şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili kılınmıştır. C grubu imza yetkilisi olarak da ... ve ... belirlenmiş, davacı şirketin davada bahsi geçen olaylardan sonra yapılan 25.11.2016 tarihli yönetim kurulu toplantısında; ...'nın istifasının kabulüne, yerine ilk genel kurulun onayına sunmak üzere ...'in atanmasına karar verilmiştir. Davacı şirketin 06-12-2016 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında da; ...'nın, istifasının kabulüne, yönetim kurulu üyesi olduğu dönem ve hesaplara ilişkin ibra edilmemesine, yerine ...'in seçilmesine karar verilmiştir. Bu kararlar tescil edilmiş ve Ticaret Sicil gazetesinde yayınlanmıştır.
Yargılama aşamasında 20 Şubat 2019 tarihili olağanüstü genel kurul kararı ile davalı hakkında tazminat ve istirdat davası açılmasına, açılmış istirdat tazminat davalarının devamına oy birliği ile karar verildiği, kararın onaylı bir suretinin dosyaya ibraz edildiği görülmektedir.
Dava dilekçesindeki anlatımdan temel olarak davacı şirketin 2016 yılında Ankara'da bulunan ... (...) işletmeden ve Erzurum'da yerleşik ... Ltd.Şti yaptığı mal alışları ile Erzurum'da bulunan .... Ne yapılan satışlardan kaynaklı zarar oluştuğu iddia edilmektedir.
Dosyaya kazandırılan denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli bilirkişi heyet raporu ile; zarar oluşturduğu iddia edilen işlemlerle ilgili...'un taşınmazının üzerine davacı şirket lehine 4.000.000 TL. lik ipotek tesis edildiği, ...'e yapılan 31-10-2016 tarihli satıştan ötürü alınan 1.576.355,03 TL. lik senedin vade tarihi 30.01.2017 olduğu, dava tarihi itibarıyla söz konusu senedin vadesi henüz gelmediği, ...'ın taşınmazı üzerine, İstanbul .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile 2.759.034 TL. lik ihtiyati haciz konulduğu, bu işlemlerin sonucu dava tarihi itibariyle belli olmadığı, bu aşamada şirketin 6.654.472,60 TL. lik zararının kesin bir zarar olduğundan bahsedilemeyeceği belirlenmiştir.
Yine davalı ...'nın davacı şirkette tek yetkili olmadığı, şirkette Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdür olarak görev yaptığı, imza yetkisinin B grubu olup temsil yetkisinin 250.000 TL ile sınırlandırıldığı, davacının asıl yetkilisi ...'ın Yönetim Kurulu Başkanı, A grubu münferit sınırsız imza yetkilisi olduğu sabittir.
Davaya konu işlemlerin davacı şirketin ticari defter ve muhasebe kayıtlarına işlendiği, davacı şirket ortaklarının CBS'da verdiği ifadelere göre zarar doğurduğu iddia edilen işlemlerden şirket yönetiminin haberdar olduğu, yönetim kurulu başkanının Savcılık tarafından alınan ifadesinde tüm işlemlerden
haberdar olduğunu ancak dolandırıldığını ifade ettiği, bu kapsamda tüm işlemlerin yönetim kurulu başkanının bilgisi ve onayı ile gerçekleşmesi ve davalının sınırlı imza yetkilisi olması karşısında imza yetkisini aşan işlemlerde yönetim kurulu başkanının onayının olduğu, davalının tek başına sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, davacı şirkette yıllık genel kurulların yapılıp her yıl ilgili hesapların oy birliği ile onandığı, davalının yalnızca 06.12.2016 tarihli genel kurulda ibra edilmediği ve bir önceki yıllarda teamül haline gelen prim ve ücretlerin geri ödenmesi için gerekli şartların oluşmadığı sonuç itibarıyla ispatlanmayan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı görülmektedir.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 13/03/2026