Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/493 E. 2026/449 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/493
Karar No
2026/449
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1351 E., 2024/1933 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.04.2024 tarihli ve 2022/6763 Esas, 2024/2783 Karar sayılı Bozma kararı

Taraflar arasındaki marka hükümsüzlüğü, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, meni, refi, maddi ve manevi tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmesi sonrasında verilen ek karar ile davalı vekilinin temyiz isteminin feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, davacı tarafın temyizi bakımından Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkillerinin sektörünün öncü firmalarından biri olduğunu, Türk Patent ve Marka Kurumu (TPMK) nezdinde tescilli birçok markaları olduğunu, bu markalar içerisinde en önemlilerinin “...” ibareli marka olduğunu, müvekkilinin “...” markasının 03, 05... . sınıfta tescil ettirdiklerini, davalı adına tescilli “...” ibareli markanın müvekkillerinin markaları ile iltibas yarattığını, markanın esas unsurunun “Kill Tox” ibaresi olduğunu, davalının bunu birebir kullanarak önüne sadece “...” ibaresini koyduğunu, “...” ibaresinin anlamının “Tüm” olduğunu ve bu ibarenin markaya ayırt edicilik katmadığını, aksine markaya seri marka izlenimi kattığını, davalının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 155. maddesi gereğince tescilli markasını savunma gerekçesi olarak ileri süremeyeceğini, davalının markasının hükümsüz kılınması gerektiğini, davalının dava konusu markayı kullanmasının müvekkilinin markadan doğan haklarını ihlal ettiğini, davalının müvekkilinin ambalajlarına benzer şekilde ambalaj kullandığını ve bu durumun iltibası kuvvetlendirdiğini, davalı tarafın kötüniyetli olduğunu, davalının ayrıca müvekkilinin üretim yaptığı ... Kozmetik isimli bir başka firmanın “...” ibareli markasını ihlal ettiğinden bahisle mahkemenin 2018/186 D. İş dosyası ile tespit işlemi yaptırdığını, tespit sırasında anılan firmaya ait ürünlerin tespit edildiğini, yapılan tespitlerde davalının kendisine ait marka kullanımının iltibasa meydan verebilecek niteliği haiz olduğunu, bu durumun aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğini, müvekkilinin markalarının tanınmışlığından ve itibarından haksız bir yararlanma amacı taşıdığını ileri sürerek davalı adına tescilli 2017/86446 sayılı ve "... ..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne, davalı kullanımlarının SMK’nın 29... . maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 55 vd. maddeleri kapsamında tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, giderilmesine, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak SMK’nın 151/2-1 maddesine göre belirlenmek üzere şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek reeskont faiziyle, 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle maddi tazminat miktarını 21.470,00 TL’ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkilinin “...” ibareli markanın sahibi olduğunu, davacının hükümsüzlük talep ettiği “...” ibareli markanın bu markanın seri markası olduğunu, “...” ibareli 2012/39897 tescil numaralı markanın 12.06.2013 tarihinde tescil edildiğini ve beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, “...” ibareli markalar üzerinde müktesep hakka sahip müvekkilinin seri markası niteliğinde olan “...” ibareli markasının hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceğini, davacı yan markaları ile müvekkili markalarının iltibas teşkil etmediğini, davacı markalarında şekil unsurlarının bulunduğunu, müvekkili markasında ise şekil unsuru bulunmadığını, müvekkilinin markasında yer alan “...” ibaresinin markayı farklılaştırdığını, davacı markalarının zayıf markalar olduğunu, piyasada bulunan pek çok firma tarafından bu ibarelerin kullanıldığını, “kill” ibaresinin öldürmek, “Tox” ibaresinin ise ürünün etken maddesi olan “toxicide”in kısaltılmışı olduğunu, davaya konu markaların böcek ve sinek öldürme ilaçları olduğunu, alıcı kitlesinin, ürünlerin kimyasal madde içeren ve yanlış kullanımı durumunda tehlikeli ve insan sağlığını olumsuz etkileyecek özellikler barındırması nedeniyle daha dikkatli olacağını, tüketici tarafından daha dikkatli olarak seçileceğinden, dikkat düzeyi yüksek olan tüketicinin mezkur markaları karıştırmayacağını, davacı tarafa ait markaların zayıf markalar olduklarını, ürünlerin ambalajlarının farklı olduğunu, müvekkillerinin kötüniyetli olmadığını, Bakırköy 1. FSHHM 2018/186 D. İş sayılı dosyasının tarafları ve konusunun farklı olduğunu, bu nedenle bu davada nazara alınmayacağını, davacı yanın ambalaj açısından da sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını, müvekkillerinin “...” ibareli markası altında aynı tasarımı beş yıldan fazla süredir kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 26.11.2019 tarihli ve 2018/280 Esas, 2019/401 Karar sayılı kararı ile; davacı markaları ile davalı markasının asli unsurlarının benzer olması nedeniyle markalar arasında karıştırılma tehlikesinin bulunduğu, davalı tarafın markasını davacı tarafın tescilli emtiaları üzerinde kullandığı, bu kullanımların davacının marka tescilinden doğan haklarına tecavüz teşkil ettiği, davalının ürünlerinde davacı ürünlerine benzer ambalajlar kullanarak ve markasını davacı markasına yakınlaştırarak kullanması nedeniyle haksız rekabete sebebiyet verdiği, davacı tarafın markasını, davalı taraftan önce tescil ettirmesi nedeni ile hak sahibi olarak kendi markasına benzer veya iltibas içeren markaların tescilinin iptalini talep etmeye hak sahibi olduğu, davacı tarafın 2081 52... /68725 tescil sayılı markaları ile davalı markasının benzerlik içerdiği ve iltibasa sebebiyet verdiği, maddi ve manevi zararın oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı adına tescilli 2017/86446 sayılı markanın hükümsüzlüğüne, davalının davacı adına tescilli "..." esas unsurlu marka haklarına tecavüz ve haksız rekabetinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, giderilmesine, toplam 21.470,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 20.06.2022 tarihli ve 2020/604 Esas, 2022/1155 Karar sayılı kararı ile; davacı tarafça kullanılan ve davalı tarafça kullanılan siyah ve mavi arka fonlu her iki ambalaj görseli incelemesinde davacının ambalajında mavi arka plan üzerinde tek büyük böcek görseli ve siyah bir üçgen üzerinden “...” ibaresinin olduğu, davalının ambalajlarında açık mavi veya siyah renkli arka plan üzerinde üç adet küçük boyda sinek/böcek görselinin "... ..." markasının yer aldığı, ambalajların yer aldığı şişelerin kapak yapısının da birbirinden farklı olduğu, her iki ürünün böcek/sinek ilacına ilişkin olduğu görülmekle ambalaj yönünden haksız rekabet koşullarının oluştuğundan bahsedilemeyeceği, Özel Daire içtihatları dikkate alındığında davacının markasal haklarına ilişkin haksız rekabet iddiası yönünden kümülatif korumadan da yararlanamayacağı gerekçesi ile davacının haksız rekabet isteminin reddine karar verilmesi gerekirken kabulünün yerinde görülmediği, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf isteminin kabulü gerektiği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, davacı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılarak davanın kısmen kabulüne, davalı adına tescilli 2017/86446 tescil numaralı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının davacı adına tescilli "..." esas unsurlu marka haklarına tecavüz oluşturduğunun tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, giderilmesine, tecavüz teşkil eden "... ..." ibareli ürünler ile münhasıran bunların üretiminde kullanılan kalıplara el konularak imhasına, haksız rekabet isteminin reddine, toplam 21.470,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, toplam 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Bölge Adliye Mahkemesince verilen 29.09.2022 tarihli ek karar ile davalı vekilinin temyiz başvurusunun feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. 3. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...1.Davacının haksız rekabetin tespiti talebi yönünden, Dairemizin 14.03.20 22... /5189 E., ve 2022/1852 K. sayılı ilamına atıf yapılmak sureti ile ret kararı verilmiş ise de; somut olayda davacı daha üstün bir hukuki koruma sağlayan 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'na değil, daha dar kapsamlı bir korumaya yer verilen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 56 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerine dayalı olarak talepte bulunmuştur. 2. Bu durumda 6769 sayılı Kanun'nun 155 nci maddesinde yer alan marka, patent veya tasarım hakkı sahibinin, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremeyeceği hükmü çerçevesinde, sonraki tescilli markanın hükümsüz kılındığı da gözetilerek, davacının haksız rekabet talebi yönünden değerlendirme yapılması, haksız rekabet koşullarının oluşup oluşmadığının tespiti ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile haksız rekabet talebinin reddi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilaveten; davalı adına tescilli 2017/86446 tescil No.lu markanın hükümsüzlüğüne, marka haklarına tecavüz oluşturduğunun tespitine, durdurulmasına, önlenmesine karar verilmesinin yerinde olduğu, Özel Dairenin 14.03.2022 tarihli ve 2019/5189 Esas, 2022/1852 Karar sayılı kararı dikkate alındığında, davacının markasal haklarına ilişkin haksız rekabet iddiası yönünden kümülatif korumadan da yararlanamayacağı dikkate alınarak davacının haksız rekabet isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf isteminin yerinde olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; bir istinaf itirazı olmamasına rağmen haksız rekabet talebinin reddinin hatalı olduğunu, SMK koruması yanında haksız rekabete dair korumanın da mümkün olduğunu, davalı eylemlerinin hem marka hakkına tecavüz hem de haksız rekabet teşkil ettiğini, kümülatif korumanın mümkün olduğunu belirterek direnme kararını temyiz etmiştir. 2. Davalı vekili; tecavüz ve marka hükümsüzlüğü iddiaları bakımından incelemenin ayrı ayrı yapılması gerektiğini, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, müvekkilinin önceki markasından doğan müktesep hakkının bulunduğunu, dava konusu markanın önceki markanın serisi niteliğinde olduğunu, ambalaj kullanımında sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olduğunu, tecavüz tespitinin yerinde olmadığını, davacı markasındaki ibarelerin zayıf nitelikte olup bu ibarelerin kimsenin tekeline verilemeyeceğini, zayıf ibarelerdeki korumanın daha dar tutulması gerektiğini, tecavüz iddiasının hakkın kötüye kullanımı niteliğini haiz olduğunu, ayrıca kullanımların tecavüze neden olacak düzeyde benzer olmadığını, tüketici kitlesinin farklılıkları algılayabileceğini, haksız rekabet koşullarının oluşmadığını, tazminat hesabının hatalı olduğunu, farklı ambalajların kullanımının mevcudiyetinin tazminat hesabında dikkate alınmadığını, tecavüz teşkil etmeyen ambalaj kullanımlarının da tazminat hesabında nazara alındığını belirterek direnme kararını temyiz etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının 6102 sayılı TTK’nın haksız rekabete dair korunma talebinin SMK hükümlerine dair korunma talebiyle birlikte ileri sürülüp sürülmediği, buradan varılacak sonuca göre davacının haksız rekabetin tespitine dair talebinin reddine ilişkin direnme kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 1 ve 58. maddeleri. 2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 54... . maddeleri. 3. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 56... . maddeleri. 4. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun (FSEK) 83, 84, 85... . maddeleri. 5. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 60. maddesi. 2. Değerlendirme A-) Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden Hukuki yarar dava şartı olduğu gibi temyiz istemi için de gerekli bir şarttır. Özel Dairenin bozma kararı öncesinde Bölge Adliye Mahkemesince verilen ilk kararın davalı vekilince temyizi sonrasında davalı vekilince sunulan 23.09.2022 tarihli dilekçeye istinaden verilen 29.09.2022 tarihli ek karar ile davalı vekilinin temyiz başvurusunun feragat nedeniyle reddine karar verilmiş olduğu nazara alındığında, bozma öncesi kararı temyiz etmeyen davalı vekilinin aynı sebeplerle direnme kararını temyiz etmekte hukuki yararı bulunmadığından temyiz talebinin hukuki yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir. B-) Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenleme ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. Kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması hâlinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesi olup bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması durumunda hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir. Bu kapsamda kümülatif koruma, somut olayda olduğu gibi markanın izinsiz kullanımına karşı hem marka hakkına tecavüz hem de haksız rekabet hükümlerine göre korunmasıdır. 3. Belirtmek gerekir ki fikri ve sınai haklar, belli şartların varlığı hâlinde kendi özel kanunları ile birlikte haksız rekabet hükümleri ile de korunabilir. Ancak bu hakların haksız rekabet hukuku kapsamında da korunup korunmayacağının tespitinde ilgili hakkı düzenleyen özel mevzuatın dikkate alınması gerekir. 4. Bu bağlamda sınai mülkiyet hakkı, özel mevzuatın kapsamı dışında bırakılmışsa anılan hakkın haksız rekabet hükümleri ile korunması mümkündür. Özel düzenleme tescilsiz hakkı da koruma kapsamına alarak koruma şartlarını tespit etmişse artık haksız rekabet hükümleri uygulama imkanı bulmaz. Öte yandan özel düzenlemede haksız rekabet korumasına ilişkin ayrı bir hüküm de mevcut ise kümülatif koruma söz konusu olabilecektir. Bu kapsamda tescilli haklar bakımından kural olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacak olmakla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin de uygulanacağına ilişkin bir hüküm olması hâlinde haksız rekabet hükümleri de aynı anda devreye girer. Dolayısıyla sınai hakka ilişkin kümülatif koruma, ancak özel bir yasa hükmünün bulunması hâlinde gündeme gelebilir. 5. Özel düzenlemeler çerçevesinde koruma süresinin tespit edildiği hâllerde sürenin sona ermesiyle birlikte hakkın da sona erip ermediğine göre değerlendirme yapılması gerekir. Bu bağlamda eldeki dava özelinde marka hakkının kazanılması, koruma süresi, korumanın kapsamı SMK'da özel olarak düzenlenmiş ve haksız rekabet hükümlerine göre daha üstün koruma sağlanmıştır. Sınai Mülkiyet Kanunu ile sağlanan koruma, haksız rekabet hükümlerinin koruduğu menfaatleri de birebir karşılamaktadır. Bu hakların ayrıca haksız rekabet hükümleri ile de korunacağı yönünde ne SMK'da ne de 6102 sayılı TTK'da özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hakların korunması için ayrıca haksız rekabet korumasına ihtiyaç duyulmadığı gibi hukuki menfaat de yoktur. Zira SMK'nın uygulanması ile tecavüz, tüm etkileri ile birlikte ortadan kalkmakta olup hüküm herkese karşı ileri sürülerek tecavüz mahsulü ürünler nerede olursa olsun toplatılabilmekte, ürünlere ve münhasıran ürünlerin üretiminde kullanılan araçlara el konulabilmekte ve tecavüzün giderilmesi için zorunlu ise imha edilebilmekte, fiili zarar, yoksun kalınan kâr ve itibar tazminatı adı altında zararı aşan maddi tazminat yanında, manevi tazminata da hükmedilebilmekte olduğundan ayrıca haksız rekabet hükümleriyle korunması gereken bir alan kalmamaktadır. 6. Bu durum fikri mülkiyet hukuku ilkelerinden olan kümülatif korumanın yadsındığı anlamına gelmez. Zira kümülatif korumanın uygulanması özel bir kanun hükmünü gerektirir. Nitekim FSEK kapsamındaki ad, alamet ve şekillerin hem anılan Kanun hem de şartların bulunması durumunda 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca korunmasının düzenlenmiş olması, yine FSEK kapsamındaki bu işaretlerin mal ve hizmetlerin kaynağını belirtmede ayırt edici nitelik taşıması hâlinde SMK'nın markaya ilişkin 6. maddesinin 6. fıkrası ve sair hükümleri ile de korunacağının düzenlenmiş olması, bundan başka tescilli veya tescilsiz tasarımın aynı zamanda marka olarak da tescil edilmiş olması veya tescil edilmese bile markasal kullanılması hâlinde marka hükümleri ile de korunacağının düzenlenmiş olması, ayrıca SMK'nın 58. maddesinin 3. fıkrasında belirtildiği üzere tasarımın aynı zamanda eser niteliğinde olması hâlinde FSEK kapsamında da korunacağının düzenlenmiş olması kümülatif korumanın devreye girmesi için yasal bir düzenlemenin gerekliliğini açıkça göstermektedir. 7. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 57/5. maddesinde ad, ünvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hâllerinden olduğu düzenlenmişti. Öte yandan 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'da, 6762 sayılı TTK'da değinilen hükmün yerine getirilen 55/1-a-4 maddesinde "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" ibaresine yer verilmemiştir. 6102 sayılı TTK'nın 55/1-a-4 maddesi "...başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak..." şeklindedir. 8. Bunun temel nedeni mülga 6762 sayılı TTK'dan farklı olarak, tescilli işletme adı ve ticaret ünvanının 6102 sayılı TTK'nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle, marka vs. tanıtma vasıtalarının da kendi özel mevzuatında düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. Bu değişikliğin gerekçesi, 6102 sayılı TTK'nın 55/1-a-4 maddesi gerekçesinde "...anılan ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarına ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, EndTasKHK'da, CoğİşKHK'da ve tescilli işletme adı ve ticaret unvanı ise TTK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez..." şeklinde ifade edilmiştir. 9. Bu kapsamda mevcut yasal durum itibariyle 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda tescilli sınai haklar ile tescilsiz tasarımlar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup 6102 sayılı TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Başka bir anlatımla 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğü sonrasında açılan davalarda tescilli sınai haklar ile tescilsiz tasarımlar bakımından SMK hükümleri için ayrıca haksız rekabet hükümleri kapsamında kümülatif koruma söz konusu olmayacaktır. 10. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafça "..." ibareli markalarına dayalı olarak davalıya ait "... ..." ibareli markanın hükümsüzlüğünün talep edildiği, bunun yanında davalının "... ..." ibaresini içeren kullanımlarının SMK'nın 29... . maddeleri ile 6102 sayılı TTK'nın 55 ve devamındaki maddeleri kapsamında tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti, meni, refi ile maddi ve manevi tazminat talep edildiği anlaşılmaktadır. 11. Her ne kadar Özel Dairece, davacının fikri haklarına ilişkin olarak SMK yerine 6102 sayılı TTK'da düzenlenen haksız rekabet hükümlerine dayalı olarak talepte bulunulduğu kabul edilerek davacının haksız rekabet talebi yönünden değerlendirme yapılması, haksız rekabet koşullarının mevcut olup olmadığı tespit edilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozma kararı verilmiş ise de; dava dilekçesinde SMK'nın 29... . maddeleri ile 6102 sayılı TTK'nın 55 ve devamındaki maddeleri kapsamında marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, meni ve refi açıkça talep edilmiştir. Nitekim SMK'nın 29. maddesi marka hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin düzenlendiği hüküm olup aynı Kanun'un 155. maddesi ise marka, patent veya tasarım hakkı sahibinin kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremeyeceğinin düzenlendiği hükümdür. Bu anlamda davacının haksız rekabete dair koruma talepleri yanında SMK'nın 29... . maddeleri kapsamında SMK korunması talebinin de mevcut olduğu açıktır. 12. Davacı tarafın koruma taleplerine dayanak olan "..." esas unsurlu markaları TPMK nezdinde tescilli olup anılan markalardan doğan sınai haklar, SMK ile getirilen özel hükümlerle haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün şekilde korunmaktadır. Bu anlamda davacıya ait markadan doğan haklara ilişkin SMK'ya dayalı olarak ortaya çıkan koruma kapsamı ile 6102 sayılı TTK'nın haksız rekabete dair koruma kapsamı kesişmekte olup SMK'daki özel hüküm yanında 6102 sayılı TTK'nın haksız rekabete dair hükümlerinin de kümülatif olarak uygulanabileceğine dair yasal düzenleme SMK'da yer almadığından özel kanun olan SMK hükümleri dahilinde marka hakkına sağlanan koruma yanında genel kanun niteliğindeki 6102 sayılı TTK'nın haksız rekabete dair hükümlerinin uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. 13. Bu itibarla davacının 6102 sayılı TTK’nın haksız rekabete dair korunma talebi, SMK hükümlerine dair korunma talebiyle birlikte ileri sürülmüştür. Dolayısıyla davalının “... ...” ibaresini içeren kullanımlarına ilişkin olarak davacıya ait sınai hakların korunması bağlamında SMK hükümleri ile 6102 sayılı TTK’nın haksız rekabete dair hükümlerin birlikte uygulanmasında hukuki yarar bulunmamakla somut olayda SMK ile haksız rekabet hükümlerinin kümülatif olarak uygulanması, mevcut yasal çerçeve içerisinde mümkün olmadığından haksız rekabet koruması kapsamında ileri sürülen taleplerin reddine ilişkin olarak verilen direnme kararı usul ve yasaya uygundur. 14. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; somut olayda talep/dava yığılmasının söz konusu olduğu, tek bir dava ile ileri sürülmüş olsa bile her bir talep bakımının ayrı ayrı davaların mevcut olduğu, SMK ile 6102 sayılı TTK'nın haksız rekabet hükümleri arasında özel kanun-genel kanun ilişkisinin bulunmadığı, zira her iki düzenlemelerin farklı hukuki menfaatleri koruduğu, bu anlamda her iki kurumun farklı amaçlarla farklı kanunlarda düzenlendiği, talep yığılmasının söz konusu olduğu somut olayda aynı vakıa için farklı hukuki sebeplere dayalı olarak korunma talebinde bulunulması karşısında haksız rekabet hükümlerinin fikri ve sınai haklar yanında tali değil doğrudan uygulama alanı bulabileceği, bu hususta özel bir kanun hükmüne ihtiyacın bulunmadığı, bu anlamda taleplerin birbirinden bağımsız olduğu, marka hakkına tecavüzün tespiti ile haksız rekabetin tespitine dair taleplerin dayanağı hukuki sebeplerin farklılaştığı, bu anlamda davacının her iki hukuki kuruma dayalı olarak koruma talep edebileceği, ortaya çıktığı iddia edilen zarar bakımından ise TBK'nın 60. maddesi kapsamında tek bir tazminata hükmedileceği, 6102 sayılı TTK'nın 55/1-a-4 maddesinde, mülga 6762 sayılı TTK'nın 57/5. maddesinde yer alan ifadelere yer alan "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" ibarelerine yer vermemiş olmasının sınai haklara ilişkin olarak hem SMK hem de haksız rekabet hükümleri çerçevesinde kümülatif korumadan vazgeçtiği şeklinde yorumlanamayacağı, nitekim bu hususun 6102 sayılı TTK'nın 55/1-a-4 maddesine ilişkin gerekçede de "...Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez..." şeklinde açıkça ifade edildiği, bu ifadenin kümülatif koruma ilkesini desteklediği, bu kapsamda mülga 6762 sayılı TTK ile 6102 sayılı TTK'nın uygulanması arasında kümülatif koruma yönünden herhangi değişikliğin söz konusu olmadığı, her iki hukuki kurum vasıtasıyla sağlanan korumanın kendi içerisinde farklılaştığı, bu kapsamda 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğünden sonra da fikri haklara tecavüz teşkil eden bir fiilin SMK hükümleri yanında ilgili koşullarını sağlaması hâlinde haksız rekabete ilişkin 6102 sayılı TTK hükümleri kapsamında da kümülatif olarak korunabileceği, aksi yorumun kanun koyucunun amacına aykırı olduğu, bu itibarla direnme kararının anılan değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir. 15. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; I- (A) bendinde belirtilen nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan oy birliğiyle REDDİNE, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, II- (B) bendinde belirtilen nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle direnme kararının oy çokluğuyla ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.07.2026 tarihinde kesin olarak karar verildi.

"K A R Ş I O Y"

Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, meni, refi ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Bu anlamda dava dilekçesinde hem SMK hem de 6102 sayılı TTK’nın haksız rekabet hükümleri kapsamında koruma talep edildiği hususu da Sayın Çoğunluğun kabulündedir. Davacı tarafça, “...” esas unsurlu markalara dayalı olarak davalının “... ...” ibareli kullanımının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği iddia edilip anılan eylemlerin sınaî haklarına tecavüz yanında haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine karar verilmesi talep edilmiştir. Bu anlamda davacı tarafça aynı eylem için her 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’ndaki sınai hakkına (SMK) hem de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndaki (6102 sayılı TTK) haksız rekabet hükümlerine göre kümülatif koruma talep edilmiştir. Somut uyuşmazlık bağlamında kümülatif koruma ile kastedilen, fikri bir hak sahibinin mevzuatta yer alan fikri haklara ilişkin hükümler ile birlikte haksız rekabet hükümleri çerçevesinde de korunması olup fikri hak sahibinin, koşulların bulunması hâlinde herhangi bir seçim yapmak durumunda kalmaksızın karşı tarafın eylemi nedeniyle her iki hukuki kuruma ilişkin düzenlemeler kapsamında korunmasını ifade eder. Bu gibi durumlarda seçimlik talepten ziyade taleplerin yığılması söz konusu olup davacı tarafça birbirinden bağımsız birden fazla talebin birbirinden bağımsız olarak aynı dava dilekçesinde ileri sürülmesi ile her iki kuruma ilişkin düzenlemeler kapsamında koruma talep edilmiştir. Bu anlamda aynı eylem için talep edilen kümülatif koruma farklı hukuki sebeplere dayanmaktadır. Eldeki uyuşmazlık bağlamında üzerinde durulması gereken husus ise marka ve tasarım hakkının ihlali durumunda SMK hükümleri yanında ve ondan bağımsız olarak 6102 sayılı TTK’nın haksız rekabet hükümlerine dayalı koruma koşullarıdır. Bu koşulların belirlenmesi ise öncelikle SMK ile 6102 sayılı TTK’nın haksız rekabete ilişkin hükümleri arasındaki ilişkinin belirlenmesini gerektirir. Sınai Mülkiyet Kanunu’nun amacı Kanun’un 1. maddesinde “Bu Kanunun amacı; marka, coğrafi işaret, tasarım, patent, faydalı model ile geleneksel ürün adlarına ilişkin hakların korunması ve bu suretle teknolojik, ekonomik ve sosyal ilerlemenin gerçekleştirilmesine katkı sağlamaktır.” şeklinde belirtilmiştir. Öte yandan haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin amacı ise 6102 sayılı TTK’nın 54/1. maddesinde “Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır.” şeklinde açıkça ifade edilmiş olup aynı maddenin 2. fıkrasında, “Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar…” haksız rekabet fiilinin niteliği olarak tanımlanmıştır. Buradan hareketle somut uyuşmazlık özelinde SMK korumasının amacı bireyin kişisel nitelikte ve kısmen tekelci yetkiler sağlayan sınai mülkiyet haklarının korunmasıdır. Öte yandan haksız rekabet hükümlerinin amacı ise dürüst ve bozulmamış rekabet ortamının korunmasıdır. Bu anlamda fikri hak korumasında yalnızca hak sahibi talepte bulunabilecekken haksız rekabet korumasını talep edebilecek kimseler rakiplerle sınırlı olmayıp dürüst rekabet ortamının tesisinde menfaati olan tüm piyasa aktörleridir. Bu hâliyle fikri haklara dayalı koruma taleplerinde hukuki yarar bireysel menfaatlerle ilgiliyken haksız rekabet korumasında bireylerin yanında bir anlamda dürüst ve adil rekabetin işleyişiyle alakalı kamusal menfaatlerin de korunması söz konusudur. Bu hâliyle SMK ile 6102 sayılı TTK’nın haksız rekabete ilişkin hükümleri arasında, her iki düzenlemenin farklı hukuki menfaatleri koruması sebebiyle özel kanun-genel kanun ilişkisi bulunmamaktadır. Bu sebeple davacı tarafından aynı fiil için hem fikri haklara hem de haksız rekabete ilişkin düzenlemelere dayalı olarak talepte bulunulması, taleplerin yığılması niteliğinde olup her iki hukuki kuruma dayalı olarak birbirlerinden bağımsız olarak koruma talep edilebilmesi mümkündür. Zira bahsedilen amaç farklılığı dolayısıyla fikri hak koruması ile haksız rekabet koruması birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen hukuki kurumlardır. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 57/5. maddesinde “…ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları…” şeklindeki kelimelerin 6102 sayılı TTK’nın 54/1-a-4 maddesinde tekrar edilmemiş olması, kanun koyucunun kümülatif koruma ilkesinden vazgeçtiği şeklinde yorumlanamaz. Nitekim bu husus 6102 sayılı TTK’nın 54/1-a-4 maddesinin gerekçesinde; kümülatif korumanın uygulanması için eski kanunda kullanılan “marka” vs. gibi ibarelerin yeni kanunda yer almasına gerek olmadığı açıkça belirtilmiştir. Bu itibarla bir fikri hakkın ihlali aynı zamanda haksız rekabet teşkil etmesi durumunda hem SMK hem de haksız rekabet hükümlerine göre kümülatif koruma mümkün olup kümülatif koruma için özel kanun hükmüne ihtiyaç yoktur. Bir fikri hak sahibinin hem SMK hem de haksız rekabet hükümleri çerçevesinde korunması sırasında her iki hukuki kurumun tazminat vs. gibi zarar giderim hâlleri dışında tespit, men ve ref anlamında farklı yaptırımlar söz konusu olacaktır. Bu kapsamda marka hakkına tecavüz teşkil eden eylemin tespiti, meni ve refi ile aynı zamanda haksız rekabet teşkil eden eylemin tespiti, meni ve refinde ortaya çıkacak bu farklılıklar sebebiyle davacının hem SMK’ya hem de haksız rekabet hükümleri dâhilinde korunma hususunda hukuki yararı mevcuttur. Ortaya çıkan zararın giderimi anlamında da 6098 sayılı TBK’nın 60. maddesi kapsamında tek bir tazminata hükmedileceği hususunda da bir duraksama bulunmadığından fikri hak korunmasının yanında haksız rekabet korunmasının dışlanması, kanun koyucunun amacı ile mevzuattaki sistematiğe aykırı sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Dolayısıyla bir eylem, bir kişinin fikri hakkını ihlal edebilirken aynı zamanda bu davranış dürüst ve adil rekabeti bozan, haksız rekabet teşkil eden bir eylem niteliğinde olabilir. Her birinin koşullarına bakılarak mümkün ise her iki koruma da söz konusu olabilir. Bu bağlamda salt sınai hakkın ihlalinin varlığı hâlinde başka bir koşula bakılmaksızın haksız rekabetin bulunduğu söylenemeyecek ise de eylemin bünyesinde hem sınai hakkın ihlaline hem de haksız rekabete neden olan koşulların mevcudiyeti hâlinde fikri hak koruması ile haksız rekabet koruması birbirinden bağımsız ve kümülatif olarak tesis edilebilecektir. Tüm bu hususlardan hareketle; davalının “... ...” ibaresini içeren kullanımlarına ilişkin olarak davacıya ait sınai hakların korunması bağlamında SMK hükümleri ile 6102 sayılı TTK’nın haksız rekabete dair hükümlerin kümülatif olarak uygulanması mümkündür. Dolayısıyla direnme kararının yukarıda açıklanan ilkelere dayalı olarak değişik gerekçeyle bozulması gerekir. Hâl böyle olunca, direnme kararının onanmasına ilişkin Değerli Çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/493, K. 2026/449, T. 01.07.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-493-e-2026-449-k-76e685836d70