Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/362 E. 2026/319 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/362
Karar No
2026/319
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1271 E., 2024/1789 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 27.03.2024 tarihli ve 2023/10975 Esas, 2024/3807 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1007. maddesine dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle; davalı Hazine yönünden davanın reddine, davalı Gebze Tapu Müdürlüğü yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Gebze ilçesinde çok sayıda taşınmazının bulunduğunu, organize şekilde dolandırıcılık yapan bazı şahısların müvekkilinin malvarlığından bir şekilde haberdar olduğunu ve müvekkilinin nüfus cüzdanını kaybettiğinden bahisle İstanbul ili, Fatih ilçesi, ... Mahallesi muhtarlığına başvurarak sahte ikametgâh ilmühaberi alarak nüfus müdürlüğünden sahte nüfus cüzdanı çıkarttıklarını, ... isimli şahsın bu nüfus cüzdanı ile 18.11.2003 tarihinde İstanbul 38. Noterliğinden ... yevmiye numaralı düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vekâletnamesini tanzim ettirdiğini, bu sahte vekâletname ile 18.11.2003 tarihinde Gebze 2. Bölge Tapu Müdürlüğünde 6900 yevmiye numaralı işlemle müvekkiline ait ... Köyü 5 88... parsel, 5 72... , 2, 3 ve 4 parsel ve 5 73... , 2, 3, 4, 5, 6 ve 7 parseller olmak üzere toplam 12 adet taşınmazı ... isimli şahsa gerçek değerlerinin çok altında bir bedelle sattığını, 05.12.2003 tarihinde yine müvekkiline ait toplam 18 adet taşınmazı sattığını, müvekkiline ait toplam 30 adet taşınmazın ... tarafından organize suç örgütündeki diğer kimselere satıldığını, ancak ... tarafından ... Köyü 5 72... parselin 01.12.2003 tarihinde ...; 5 72... parselin 05.12.2003 tarihinde ...; 5 73... parselin 08.12.2003 tarihinde 1/2 paylı olarak ... ve ... isimli şahıslara satıldığını ve bu yeni maliklerin iyi niyetli üçüncü kişi konumunda olduklarını, müvekkilinin bu satış işlemlerinden haberdar olur olmaz suç duyurusunda bulunduğunu, ayrıca taşınmazlar hakkında tedbir kararı alıp Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptali ve tescil davası açtığını, yapılan şikâyet üzerine sanıklar hakkında Gebze Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/130 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından mahkûmiyet kararı verildiğini, Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.11.2010 tarihli ve 2003/927 Esas, 2010/702 Karar sayılı kararıyla sahte vekâletname ile müvekkilinin elinden çıkmış olan tüm taşınmazların tapu kayıtlarının iptaline ve müvekkili adına tesciline karar verildiğini, bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince ..., ... ve ... yönünden onandığını, ..., ..., ... ve ... yönünden bozulduğunu, bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda kötü niyetli olmadıkları tespit edildiğinden bu davalıların edindikleri ... Köyü 5 72... parsel, 5 72... parsel ve 5 73... parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verildiğini, dava konusu bu taşınmazların sahte vekâletname ile satılması ve sonra bir kere daha el değiştirmesi sonucu müvekkilin elinden çıktığını, bütün hukuki imkânlara başvurmasına rağmen müvekkilinin tapu müdürlüğünde yapılan hatadan dolayı büyük bir zarara uğradığını, bu zarardan TMK’nın 1007. maddesi uyarınca Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107. maddesi uyarınca 200.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, talep artırım dilekçesi ile talebini 2.517.699,95 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; zararın oluşmasında Hazinenin kusurunun bulunmadığını, vekâletnamenin aslına uygun olup sahte olmadığı tespit edildikten sonra satış işlemlerinin gerçekleştirildiğini, vekâletname düzenlerken gerekli dikkat ve özeni göstermeyen İstanbul 38. Noteri ...’nın ve sahte vekâletname ile iş gören ...'in kusurlu eylemlerinin zarara yol açtığını, illiyet bağının bulunmadığını, istenen tazminatın fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 12.01.2022 tarihli ve 2016/28 Esas, 2022/7 Karar sayılı kararıyla; davacı adına kayıtlı dava konusu taşınmazların sahte vekâletname ile satıldığı ve iyiniyetli üçüncü kişiler adına tescil edildiği, Gebze Ağır Ceza Mahkemesince davacı adına sahte vekâletname çıkaran ve kullanan ..., ... ve ...'ın cezalandırılmalarına karar verildiği, açılan tapu iptali ve tescil davasının dava konusu taşınmazlar yönünden reddine karar verilmiş olması nedeni ile davacının zarar gördüğü, oluşan zarardan TMK’nın 1007. maddesi gereğince Devletin sorumlu olduğu, dava konusu taşınmazların değerlerini hesaplayan bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, davalı Tapu Müdürlüğünün tek başına tüzel kişiliğinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı Gebze Tapu Müdürlüğü yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, 1.252.977,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 21.09.2023 tarihli ve 2022/1319 Esas, 2023/1169 Karar sayılı kararıyla; dava dışı kişilerce davacının fotoğrafı ele geçirilip bu fotoğraf ve davacıya benzeyen dublör bir kadın kullanılmak suretiyle yeni bir nüfus cüzdanı çıkarıldığı, aynı dublör kadın vasıtasıyla noterde ihbar olunan ...'e vekâletname verildiği, tapu dairesine dublör kadının gitmediği, dava dışı sahte vekil ... ile dava dışı ...'ın yetkili vekilinin tapuda satış işlemini gerçekleştirdikleri, bu durumda nüfus cüzdanında ve sahte vekâletnamede malikin kendi fotoğrafı yer aldığından malikin tapu dairesinde bulunan önceki fotoğraflarının kontrol edilmesinin sonuca etkisinin olmayacağı, işlemlerin dublör olmadan vekiller vasıtasıyla gerçekleştirilmesi, ceza dosyasına göre tapu görevlilerinin noterden vekâletname hususunda teyit almaları ve sahte nüfus cüzdanının iğfal kabiliyetinin bulunması karşısında, tapu sicilinin tutulmasında kusursuz sorumluluk yönünden illiyet bağının noter aşamasında, ihbar olunan üçüncü kişiler İstanbul 38. Noteri ... ve ...'in eylemleri ile kesildiği gerekçesiyle davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davalı Hazine aleyhine açılan davanın reddine, davalı Gebze Tapu Müdürlüğü aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ''... 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Dosyada bulunan bilgi ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; tapu maliki ...'a ait nüfus cüzdanı kayıp ve değiştirme belgesini temin eden dava dışı ..., ... ve ...'ın, tapu maliki ... yerine başka bir kadını dublör olarak kullanmak suretiyle Fatih Nüfus Müdürlüğüne başvurdukları, ilgili müdürlükçe 18.11.2003 tarihinde düzenlenen nüfus cüzdanına, tapu malikine ait fotoğrafın yapıştırıldığı, davalıların aynı gün bu nüfus cüzdanı ile tapu maliki yerine yine dublör kadını kullanmak suretiyle ihbar olunan ...'nın görevli olduğu İstanbul 38.Noterliğine müracaat ederek dava konusu taşınmazın satış yetkisini içeren vekâletnamenin düzenlenmesini sağladıkları, ihbar olunan ...'in sahte vekâletnameyi kullanmak suretiyle 12 adet taşınmazı 18.11.2003 gün ve 6900 yevmiye numarası ile ...’a, 05.12.2003 gün ve 7222 yevmiye numarası ile 17 adet taşınmazı ...'e, diğer iki taşınmazı da ... ve ... adına gerçek rayiç değerlerinin çok altında satılmıştır. Davacı ...'ın bu satışlar neticesinde Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açmış olduğu tapu iptal ve tescil davası ile davanın kabulü üzerine taşınmazların bir kısmını mülkiyetine geri almış ancak dava konusu taşınmazlar da olan ... Köyü 5 72... , 5 72... ve 5 73... parsel sayılı taşınmazlar 3.iyi niyetli kişilerin iyiniyetlerinin aksinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle haklarındaki davanın reddi kararı Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 07.02.2019 tarihli ve 2016/3592Esas ve 2019/751 Karar sayılı kararıyla onanarak, kesinleşmiştir. 3. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine göre tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devlet'in sorumluluğu gereği sahte nüfus cüzdanı ile alınan sahte vekâletname ile aynı gün içerisinde birden fazla taşınmazın gerçek rayiç değerinin altında satılması eylemi şüpheli olup, tapu memurunun ihmali de nazara alındığında, 3. Kişilerin kusurunun olduğu gerekçesiyle davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi bozmayı gerektirir. ....'' gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karardaki gerekçeye ilaveten, davacıya ait bir kısım taşınmazları satın alan ... tarafından Hazine aleyhine TMK'nın 1007. maddesi gereğince tazminat istemiyle açılan davanın kabulüne karar verildiği, bu kararın istinaf incelemesinde eldeki dava ile aynı gerekçelerle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verildiği, kararın temyizi üzerine Özel Dairece onandığı, aynı maddi ve hukuki nedene dayalı dosyaların birinde onama birinde bozma kararı verildiği, eldeki davada davacının zararı ile tapu görevlilerinin eylemleri arasındaki illiyet bağının üçüncü kişiler İstanbul 38. Noteri ... ve ...'in eylemleri ile kesildiği, bu nedenle davacı yönünden TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazminat isteme koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; TMK’nın 1007. maddesi uyarınca davalı Hazinenin kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu, davalının illiyet bağının kesildiğine ilişkin itirazlarının haksız olduğunu, taşınmazların gerçek değerlerinin daha yüksek olmasına rağmen bilirkişi kurulu raporunda düşük hesaplandığını ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı Hazine vekili; karar tarihinde geçerli olan 2023 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 5/2. maddesi uyarınca müvekkili Hazine lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken, maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili Hazine lehine dava değeri üzerinden nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, çekişmeli taşınmazların sahte nüfus cüzdanı ile alınan sahte vekâletnameyle tapuda satılması ve tapu iptali ve tescil davasının reddine karar verilmesi nedeniyle uğranılan zararın TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin eldeki davada; davacının uğradığı zarar ile tapu sicilinin tutulması işlemi arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığı, TMK'nın 1007. maddesinin koşullarının oluşup oluşmadığı, buradan varılacak sonuca göre davanın kabulüne karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi 2. Değerlendirme A- Davalı Hazine vekilinin temyiz istemi yönünden; Hukuki yarar dava şartı olduğu gibi temyiz istemi için de gerekli bir şarttır. Bölge Adliye Mahkemesince verilen ilk kararda da maktu vekâlet ücretine hükmedilmesine rağmen davalı Hazine vekilinin bu hususa ilişkin olarak temyiz isteminde bulunmadığı, kararın sadece davacı vekili tarafından temyiz edildiği dikkate alındığında, bozma öncesi kararı temyiz etmeyen davalı Hazine vekilinin aynı sebeplerle direnme kararını temyiz etmekte hukuki yararı bulunmadığından temyiz talebinin hukuki yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir. B- Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden; 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle TMK'nın 1007. maddesine dayalı tazminat davası ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. 2. Tapu sicili, ayni haklarda aleniyet prensibine hayat vermek ve hukuki işlem güvenliğini sağlamak amacıyla tutulan resmî kayıtlar olarak tanımlanabilir. Taşınmazlara ilişkin hak ve işlem güvenliğinin tesis ve temin edilebilmesi bakımından tapu sicil kayıtlarını tutma ödevi Devlet tarafından üstlenilmiştir. Bu çerçevede taşınmazlar üzerindeki ayni hakkın herkese karşı ileri sürülebilmesi, taşınmaz üzerinde hak iktisap edecek kişilerin hakkın sahibi ve taşınmazın hukuki durumu hakkında bilgi sahibi olması ihtiyacı, taşınmaz üzerindeki ayni haklar bakımından devletin sorumluluğunda tutulan tapu siciliyle sağlanmıştır. 3. Ülke genelinde taşınmazlarla ilgili olarak sağlıklı bir hukuk düzeninin inşası, kamu mallarının korunması ve kişilerin mülkiyet haklarının zedelenmemesi bakımından tapu sicili kayıtlarının gerçek hak ve hukuki duruma uygun tutulması gerekir. 4. Devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan öteki unsur da topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiştir. 5. Devlet tarafından tutulan, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Böyle bir yer özel mülkiyet kapsamından çıkarılarak kamu malı niteliğini kazansa dahi, kişinin ya da kişilerin söz konusu tapuya dayalı hakkının hukuki güvenlik ilkesinin sonucu olarak korunması gerektiği muhakkaktır. Aksi düşünce tarzının, Devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek hiçbir karşılık ödemeksizin iptalinin istenmesi, zamanında geçerli bir şekilde ve kayda dayalı olarak oluşturulan mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi kamu vicdanını yaralaması yanında hukuk devleti ilkesini de zedeleyen bir tutum oluşturacaktır. 6. Devletin, tuttuğu tapu kayıtlarının eksik ya da hatalı olması nedeniyle sorumlu tutulması mülkiyet hakkının korunması için çok önemli bir güvencedir. İşte tam bu noktada Devletin tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan sorumluluğuna ve bu sorumluluğun hukuktaki niteliğine değinmekte yarar vardır. 7. Sorumluluk hukukunun tarihsel gelişim süreci içerisinde, kusur sorumluluğundan kusursuz sorumluluğa uzanan bir yol izlenir. Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür (Haluk, Tandoğan: Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara 1967, s. 89). Kusur sorumluluğunda “kusur”, sorumluluğun öğesidir (Fikret, Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2017, s. 594). 8. Diğer bir anlatımla tazminat yükümlülüğünü kusura dayandırmak, önceleri adalete uygun ve yeterli görülmekte iken, zarar olasılıklarını çoğaltan büyük sanayinin gelişmesi, üretim ve taşıt araçlarının makineleşmesi, yeni enerji kaynaklarının bulunması, halkın büyük şehirlerde yoğunlaşması ile modern hayatta zarar olasılıklarının çoğalması, böylece teknik ilerleme ve ona bağlı tehlikelerin artması ile birlikte kusura dayalı sorumluluk, zarar görenlere etkili bir koruma sağlamaya elverişsiz ve dolayısıyla adaleti sağlama bakımından da yetersiz kalmaya başlamıştır. 9. Böylece sanayileşme ile birlikte doğan tehlikeler hukuk alanında da etkisini doğurmuş ve bir kimsenin kusurlu olmasa dahi kendisinin verdiği zarar nedeniyle tazmin sorumluluğunu, kısacası kusursuz sorumluluğu getirmiştir (Haluk, Tandoğan: Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Ankara 1991, s. 1-4). 10. Kusursuz sorumluluk türünün özel görünümlerinden biri olan tapu sicilinin tutulması sebebiyle Devletin sorumluluğu, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescil sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. 11. Öğretide kusursuz sorumluluk hâlleri “olağan sebep sorumluluğu - tehlike sorumluluğu” gibi ikili ayırıma tabî tutulduğu gibi (Eren, s. 6 41... ); “hakkaniyet sorumluluğu-nezaret ve ihtimam gösterme yükümünden doğan sorumluluk-tehlike sorumluğu” şeklinde üçlü ayırım yapanlar da vardır (Selahattin Sulhi Tekinay Vd.: Tekinay Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, İstanbul, 7. Baskı, 1993, s. 498). 12. Öte yandan, “objektif sorumluluk” üst başlığı altında kusursuz sorumluluk hâlleri olarak da düzenlemeler bulunmaktadır. Tehlike sorumluluğu, terminolojide “ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu”; “ağırlaştırılmış objektif sorumluluk” olarak yer alır (Cengiz, Koçhisarlıoğlu: Objektif Sorumluluğun Genel Teorisi, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1984, s. 183). Diğer sorumluluk türlerinden farklı olarak kurtuluş beyyinesi (kanıtı) yasalarda bulunmamaktadır. Ancak, uygun illiyet bağını kesen sebepler sorumluyu sorumluluktan kurtarır. 13. Taşınmazların tapu siciline kaydedilmesinde ve doğru sicillerin oluşturulmasında Devletin sorumluluğu o kadar önemlidir ki, TMK'nın 1007. maddesinde, “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür” hükmü öngörülmüştür. Bu madde ile kanun koyucu bizzat Devlet eliyle tutulan tapu sicilindeki kayıtların doğruluğuna güvenen kişilerin bu güven yüzünden uğradığı zararlardan Devletin sorumlu olduğunu kabul etmiştir. 14. Taşınmazda Devletin tapu sicilini tutması, hak ve işlem güvenliğinin sağlanabilmesinin bir güvencesi niteliğindedir. Ancak sistemin tam olarak işlemesi, tapu siciline duyulan güvenin sürekliliğine bağlıdır. İşte TMK'nın 1007. maddesinde kanun koyucu sicilin doğru tutulduğuna güvenenlerin, sicilin yolsuz tutulmasından dolayı uğradıkları zararların Devlet tarafından ödeneceği ilkesini düzenleyerek güveni sağlamayı amaç edinmiştir. 15. Devletin tapu sicilini çok düzgün tutması ve taşınmazların durumunu tespit ve tescil bakımından gerekli düzenlemelerin yapılarak açık hâle getirilmesi konusuna büyük önem verilmiş, bu sicillerin Devlet memurlarınca tutulmasından ileri gelecek bütün zararlardan dolayı vatandaşlara karşı fer’î değil, aynen İsviçre’de olduğu gibi asli bir sorumluluk yüklenmiştir (Hıfzı Veldet Velidedeoğlu / Galip, Esmer: Gayrimenkul Tasarrufları, İstanbul 1969, s. 512 vd; Jale, Akipek: Eşya Hukuku, Ankara 1972, s. 303). 16. Devletin sorumluluğundan söz edebilmek için, tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekmekle birlikte, eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bir önemi yoktur. Başka bir anlatımla Devletin sorumluluğu, kusursuz bir sorumluluktur. Dolayısıyla Devletin "tapu sicilinin tutulmasından doğan sorumluluğuna" ilişkin olarak, kusursuz sorumluluk/ağırlaştırılmış sebep/ağırlaştırılmış objektif sorumluluk/tehlike sorumluluğa ilişkin kurallar uygulanır. 17. Burada kusursuz sorumluluğun dayanağı, tapu siciline bağlı büyük çıkarların ve hatalı tesciller sonucunda ayni hakların, sicile güven ilkesi yüzünden yerinin doldurulmaz biçimde değişmesi ve bu hakların sahiplerinin onlardan yoksun kalmaları tehlikesinin varlığı ile açıklanabilir. 18. Görüldüğü üzere, tapu sicilinin tutulmasını üzerine alan Devlet, tapu siciline tanınan güvenden ötürü, hak durumuna aykırı kayıtlardan doğan tehlikeyi de üstlenmektedir. Tapu müdür ya da memurunun kusuru olsun veya olmasın, tapu sicilinin tutulmasında kişilerin mameleki çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir. Kusurun varlığı ya da yokluğu Devletin sorumluluğu için önem taşımamakta, sadece TMK'nın 1007. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Devletin memuruna rücu hâlinde iç ilişkide etkisi söz konusu olmaktadır. 19. Buna göre Devlet, illiyet bağının kesildiğini ispat etmediği sürece sorumluluktan kurtulamaz. İlliyet bağının kesilebilmesi için zarar görenin ağır kusurunun bulunması veya üçüncü bir kişinin illiyet bağını kesebilecek nitelikte ağır kusurunun olması ya da zarar doğuran sonucun meydana gelmesinde öngörülemeyen hâlin bulunması gerekir. 20. Tapu sicilinin tutulmasında kişi çıkarlarının korunması bakımından uyulması gereken kurallar tapu mevzuatı ile sınırlı olmayıp, bu mevzuat dışındaki hukuk kurallarına ve hukukun genel ilkelerine de uyulması gerekmektedir. Tapu müdür ya da memurlarının ihlâl ettikleri hukuk kuralları ister genel olsun ister salt sicilin tutulmasıyla ilgili olsun her iki hâlde de ortaya çıkan sonuç tapu sicilinin hukuka aykırı tutulmuş olmasıdır (Lale Sirmen, Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Zararlardan Devletin Sorumluluğu, Ankara 1976, s. 63 vd.). Bu nedenle sicilin hukuka uygun tutulması kavramı tapu mevzuatına uygunlukla sınırlı bir kavram olmayıp, hukukun genel ilkelerine uygunluk da gerekmektedir. Bunun dışına çıkan her hukuka aykırı davranıştan Devletin sorumluluğu asıldır (Süleyman Sapanoğlu, Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Zararlardan Devletin Sorumluluğu, Ankara 2020, s. 211). 21. Devletin sorumluğunun dayandırıldığı tapu sicilinin doğru tutulmasına ilişkin güvenin devamını sağlama amacı, tapu siciline güven ilkesinden daha geniş bir anlam taşımaktadır. Söz konusu ilkenin uygulanamadığı ve yolsuz tescile güvenen iyiniyetli üçüncü kişilerin iktisaplarının korunamadığı bazı hallerde dahi, onların bu yüzden uğradıkları zarardan da Devlet sorumlu tutulur. 22. Bu kapsamda konunun 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı yönünden de incelenmesi gerekmektedir. 23. Anayasanın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve ondan tasarruf etme olanağı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19.12.2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 02.02.2017, § 53). 24. Anayasanın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasanın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasaya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62). 25. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15.02.2017, § 58). İdarenin ölçülülük bağlamında iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu mevzubahis olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 03.04.2014, § 68). Bu bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri gerekir (Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 01.02.2018, § 100). 26. AİHM de, tapu siciline güven ilkesi çerçevesinde satın alınan bir taşınmazın tapu kaydının tazminat ödenmeksizin iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Devecioğlu/Türkiye, B. No: 17203/03, 13/11/2008 §§ 31-41; Hasan Durmuş [GK], B. No: 2019/19126, 23/1/2025, § 30). 27. Bu itibarla; tapu sicilinin tutulmasındaki hukuka aykırılık nedeniyle taşınmazın yolsuz olarak başkası adına tescil edilmesi ve sonrasında iyiniyetli üçüncü kişilerin iktisapları korunmasından dolayı taşınmazın mülkiyetinin kaybedilmesi şeklindeki müdahale hukuken öngörülebilir olup meşru bir amaç içeriyor olsa da, TMK'nın 1007. maddesi kapsamında tazminat koşullarının oluşmayacağı yönündeki yaklaşımın anılan maddede öngörülen Devletin tapu sicil kayıtlarının tutulması nedeniyle kusursuz sorumluluğuna ilişkin düzenlemenin yanı sıra Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağdaşmadığı kuşkusuzdur. 28. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacı ...’ın kimlik bilgilerini ve fotoğrafını ele geçiren dava dışı şahıslar, muhtarlıktan davacıya ait nüfus cüzdanı kayıp ve değiştirme belgesi temin etmişler, davacının yerine başka bir kadını dublör olarak kullanmak suretiyle 18.11.2003 tarihinde Fatih Nüfus Müdürlüğünde davacıya ait fotoğraf yapıştırılarak yeni bir nüfus cüzdanı düzenlenmesini sağlamışlardır. Aynı gün bu nüfus cüzdanı ile davacının yerine geçen dublör kadın aracılığıyla ihbar olunan ...'nın görevli olduğu İstanbul 38. Noterliğinde davacıya ait taşınmazların satış yetkisinin ihbar olunan ...’e devredilmesini içeren vekâletname düzenlenmiştir. Daha sonra ihbar olunan ... tarafından bu sahte vekâletname kullanılarak 18.11.2003 tarihinde Gebze 2. Bölge Tapu Müdürlüğünde dava konusu taşınmazların da aralarında bulunduğu davacıya ait toplam 12 adet taşınmaz ...’a, 05.12.2003 tarihinde 17 adet taşınmaz ...'e, diğer bir taşınmaz da ...’e satılmıştır. Davacıya ait toplam 12 adet taşınmazı satın alan ... da bu taşınmazlardan ... Köyü 5 72... parseli 01.12.2003 tarihinde dava dışı ...'e, 5 72... parseli 05.12.2003 tarihinde dava dışı ...'ya ve 5 73... parseli de 08.12.2003 tarihinde 1/2’şer pay ile dava dışı ... ve ...'ya satmış, durumu öğrenen davacının şikâyeti üzerine sanıklar hakkında Gebze Ağır Ceza Mahkemesince cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından mahkûmiyet kararı verilmiştir. 29. Davacı ...'ın açtığı tapu iptali ve tescil davasında Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.11.2010 tarihli ve 2003/927 Esas, 2010/702 Karar sayılı kararıyla sahte vekâletnameye dayalı tescil işleminin yolsuz olduğu gerekçesiyle davacının elinden çıkmış olan tüm taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiş, bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince hüküm ..., ... ve ... yönünden onanmış, ..., ..., ... ve ... yönünden bozulmuş, bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda adı geçen kişilerin iyiniyetli üçüncü kişi oldukları tespit edildiğinden bu davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiş, anılan karar Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onanmış, taraflarca süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmaması üzerine karar kesinleşmiştir. 30. Böylece davacı, kamu görevlilerinin gerçekleştirdiği tapu işlemi üzerine dava dışı kişiler adına yolsuz olarak tescil edilen taşınmazların bir kısmını tapu iptali ve tescil davası sonucunda geri almış iken eldeki davaya konu ... Köyü 5 72... parsel, 5 72... parsel ve 5 73... parsel sayılı taşınmazlar davacının mülkiyetinden çıkmıştır. Bu durumda, dava konusu taşınmazların sahte vekâletnameyle tapuda satılması, tapu iptali ve tescil davasının bu taşınmazlar hakkında reddine karar verilmesi nedeniyle davacının zarara uğradığı açıktır. Ayrıca bu durum, mülkiyet hakkına yönelik mülkten yoksun bırakma şeklinde bir müdahale teşkil etmektedir. 31. Satış işleminin sahte vekâletnameye dayalı olarak yapılmış olması hukuka aykırı olup bu hukuka aykırılıkta tapu memurlarının kusurunun olup olmaması Devletin tazminat sorumluluğu açısından önem arz etmemektedir. Kaldı ki, muhtarlıktan alınan nüfus cüzdanı kayıp ve değiştirme belgesi ile nüfus müdürlüğünde düzenlenen nüfus cüzdanı, yine aynı gün içerisinde bu nüfus cüzdanı ile noterde düzenlenen taşınmaz satış vekâletnamesi ve yine aynı gün içerisinde tapuda her iki tarafın vekili aracılığıyla aynı malike ait çok sayıda taşınmazın gerçek rayiç değerinin altında satılmak istenmesi oldukça şüphelidir. Dolayısıyla davacının zararı, tapu dairesinde yapılan işlemden kaynaklandığından bu hukuka aykırı eylem ve işlem ile davacının uğradığı zarar arasında bir nedensellik bağı bulunduğu şüphesizdir. 32. Yukarıda değinildiği üzere TMK'nın 1007. maddesi uyarınca Devletin sorumluluğu, kusursuz sorumluluktur. Bu nedenle, davacının uğradığı zarar ile tapu sicilinin doğru tutulmaması işlemi arasındaki illiyet bağını kesecek unsurların bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir. Burada sözü edilen illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre sebebin, meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır (Eren, F.:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2009, s.611, s.617). Başka bir deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır. 33. İlliyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru veya üçüncü kişinin kusuru nedeniyle kesilebilir. TMK’nın 1007. maddesi kapsamında sorumluluğun doğabilmesi için illiyet bağının kesilmemiş olması gerekir. Doktrinde kabul edilen görüşe göre illiyet bağının kesilmesi olasılığı dar yorumlanmalıdır. Her üç neden açısından da illiyet bağının kesildiği iddiası, sorumlu kişiler tarafından açıkça ispatlanmadıkça kabul edilmemelidir. Bu bakımdan sorumluluktan kurtulmak oldukça zorlaştırılmıştır (Erten, s.230; Baş, s.113; Deschenaux Henri, Tercier Pierre, Sorumluluk Hukuku, Çeviren Salim Özdemir, Ankara 1983, s.37). 34. Eldeki davada illiyet bağını kesen bu sebeplerden; davacının uğradığı zarara “üçüncü kişilerin eylemleriyle sebep olup olmadığı” irdelenmelidir. Kural olarak hiçbir kimse, aynı zarardan üçüncü kişinin de sorumlu olduğunu ileri sürerek kendi sorumluluğundan kurtulamaz. Her biri zincirleme sorumluluk kuralları uyarınca zararın tamamından sorumlu olur. Bununla birlikte, üçüncü kişinin kusurunun çok ağır olması veya olaya neden olan eylemin çok önemli olması nedeniyle birinci eylemin geri plana itilmesi durumunda sonuç değişebilir. 35. Belirtmek gerekir ki, üçüncü kişinin kusuru gerekli objektif yoğunluğa, başka deyişle gerekli ağırlığa ulaşmadıkça zarar görenin kusurunda olduğu gibi illiyet bağını kesmeye yetmeyecektir. Diğer bir anlatımla, üçüncü kişinin kusuru yeterli ağırlığa ulaşıp, illiyet bağını kesmedikçe sonuç doğurmayacaktır. 36. İlliyet bağının üçüncü kişinin eylemi ile kesilmesinde asıl kural, illiyet bağının varlığıdır ve bu bağın kesildiğini davalı Hazine kanıtlamak zorundadır. Hâkim illiyet bağının kesilip kesilmediğini değerlendirirken uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığını değerlendirmeli ve üçüncü kişinin fiilinin illiyet bağını kestiğini çok dar yorumlamalıdır. 37. Somut olayda, tapudaki işlemin dayanağı olan vekâletnamenin sahtecilik yoluyla elde edildiği ve tescilin yolsuz olarak gerçekleştiği yargı kararları ile belirgindir. Davacı zararının kaynağı yolsuz tescil işlemi olup ihbar olunan üçüncü kişiler İstanbul 38. Noteri ... ve ... kusurlu olmakla birlikte bu eylemlerinin, tapu memurlarının hukuka aykırı eylem ve işlemleri ile zarar arasındaki uygun illiyet bağını kestiğinden söz edilemez. Bu itibarla üçüncü kişilerin kusurlu eylemlerinin, Devletin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldıracak nitelikte olmadığı sonucuna varılmıştır. 38. Dolayısıyla TMK'nın 1007. maddesi uyarınca Devletin tapu sicilinin doğru tutulmamasından kaynaklanan tazminat sorumluluğuna ilişkin koşulların oluştuğu açıktır. Bu durumda davacının uğradığı gerçek zararın belirlenmesi ve bu tutarın tazminat olarak ödenmesi yoluna gidilmelidir. 39. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 40. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; I- A bendinde belirtilen nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, II- B bendinde gösterilen gerekçelerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.05.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/362, K. 2026/319, T. 13.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-362-e-2026-319-k-0bcf52aa319e