Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/207 E. 2025/326 K. – Hizmet Tespiti
Konu: Hizmet Tespiti
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/207
- Karar No
- 2025/326
- Karar Tarihi
- Konu
- Hizmet Tespiti
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/270 E., 2023/3 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 18.05.2022 tarihli ve 2022/2888 Esas, 2022/7369 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirkete ait işyerinde 03.11.1997 tarihinden işyerinin kapandığı 11.09.2015 tarihine kadar temizlik elemanı olarak kesintisiz çalışmasına rağmen çalışmalarının Kuruma bildirilmediğini, çalışma şeklinin davalı işverenin ay içerisinde çalışılacak işyerlerinin isim ve adreslerinin listesini temizlik personellerine vermesi ve personelin de listede belirtilen adreslerde çalışması şeklinde olduğunu ileri sürerek müvekkilinin davalı işyerinde sürekli ve kesintisiz olarak 03.11.1997-11.09.2015 tarihleri arasında çalıştığının ve sigorta başlangıç tarihinin 03.11.1997 olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili; usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir. 2. Fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; Kurum işlemlerinin mevzuata uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 08.07.2021 tarihli ve 2016/336 Esas, 2021/190 Karar sayılı kararı ile; tanık beyanları, davalı işyerinin kanun kapsamına alınma ve çıkarılma tarihleri, denetmen raporu, banka ve Kurum kayıtları, hizmet alımına ilişkin şirketlerin cevapları ve özellikle tanık ...'nın hizmet süresine göre davacının hizmet başlangıcının 15.01.1998, hizmet süresi sonunun da davalı işyerinin kanun kapsamından çıkarılma tarihi olan 31.07.2015 olarak kabulünün gerektiği, bildirim yapılan süreler yönünden karar verilmesinde hukuki yarar bulunmadığı, 15.01.1998 tarihi öncesi ve 31.07.2015 tarihi sonrasına ilişkin çalışma iddiası yönünden ise çalışmanın usulüne uygun deliller ile ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının 10...02 sicil numaralı davalı işyerinde 15.01.1998-31.07.2015 tarihleri arasında Kuruma bildirimi yapılan süreler dışında da hizmet akdine dayalı sürekli ve kesintisiz olarak çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'î müdahil Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 02.12.2021 tarihli ve 2021/1902 Esas, 2021/1894 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'î müdahil Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir.İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir. Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir. HMK m. 31 gereğince, Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim,m. 31 ve 119/1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir. Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır. Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir. Somut olayda, mahkemece davacının çalıştığını iddia ettiği davalı şirketin davalı şirket tarafından iş alınan dava dışı işyerlerine gönderilmek suretiyle çalıştırılıp çalıştırılmadığı açıklığa kavuşturulmadığı ve eksik araştırma ile hüküm kurulduğu anlaşılmakla yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular ışığında davanın somutlaştırılması yükümlülüğü çerçevesinde, davacının davalı şirket bünyesinde 03/11/1997-11/09/2015 tarihleri arasında aralıksız çalışma iddiası karşısında mahkemece öncelikle davacının beyanı alınarak çalışmaya ara verip vermediği, başka işyerinde çalışması olup olmadığı, çalışma ve işten ayrılış süreleri, talep ettiği dönemlerde hangi süre ve tarihlerde hangi işyerlerine temizliğe gittiği, buralarda tek mi yoksa başka işçilerle mi gittiği, bu işyerlerinde iş bittiğinde evinde mi şirkete ait işyerinde mi beklediği, bu süreler içinde ücret alıp almadığı sorularak talebi tam olarak açıklattırılmalı, davacının çalışmasını bilecek nitelikte olan tanık tespiti yapılarak ayrıntılı beyanlarına başvurulmalı, uyuşmazlık konusu husus hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. Yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalı kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm sair hususlar incelenmeksizin bozulmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten, davacının beyanlarını dava dilekçesinde ayrıntılı olarak yeterli açıklıkta belirttiği ayrıca usulünce tanık araştırması yapıldığı ve tespit edilen tanıkların duruşmada dinlendiği gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde fer'î müdahil Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Fer'î müdahil Kurum vekili, Kurumca yapılan işlemlerde bir yanlışlık bulunmadığını, fiili çalışmanın varlığının yazılı belgelerle ispat edilmesi gerektiğini, sigortalının primlerinin ödenmesinin işverene ait bir yükümlülük olduğunu ve davanın açılmasına sebebiyet vermeyen Kurum yönünden davanın reddi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının 03.11.1997-11.09.2015 tarihleri arasında davalı şirket bünyesinde aralıksız çalıştığı iddiasına dayalı olarak açılan eldeki davada, davacının 15.01.1998-31.07.2015 tarihleri arasında Kuruma bildirimi yapılan süreler dışında da hizmet akdine dayalı sürekli ve kesintisiz olarak çalıştığının tespitine karar veren İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre bozma kararında belirtilen araştırmalar yapılarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 31, 119. ve 194. maddeleri. 2. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) geçici 7/1, 86/9. maddeleri ile Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun (506 sayılı Kanun) 79/10. maddesi. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların üzerinde durulmalıdır. 2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194. maddesi uyarınca; “(1) Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. (2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.” 3.Anılan maddenin gerekçesinde maddenin amacının, bir yandan ispatın genel hükümleri çerçevesinde temel bir kavrama yer vermek iken diğer yandan da uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğu belirtilmiştir. Gerekçenin devamında “…Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi söz konusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır…” şeklindeki ifadelere yer verilerek somutlaştırma yükünün anlam ve önemi vurgulanmıştır. 4. Diğer taraftan, HMK’nın “Dava dilekçesinin içeriği” başlıklı 119/1-e maddesi uyarınca, davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin dava dilekçesinde yer alması zorunludur. Bununla birlikte vakıaların açık ve somut olarak gösterilmesi yeterli görülmemiş, aynı maddenin “f” bendinde yer alan hükümde ayrıca açık ve somut olarak gösterilmesi gereken her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğinin de belirtilmesi aranmıştır. Keza bu durum yukarıda açıklanan 194. maddenin 2. fıkrasının da tereddüt uyandırmayacak derecede açık hükmünün bir gereğidir. 5. Davacının dava dilekçesinde talebine dayanak yaptığı bazı iddialar (vakıalar) olmakla birlikte bunlar somut ve açık değilse somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilmelidir. Somutlaştırma yükü yerine getirilmeden karşı tarafın sağlıklı bir savunma yapması ve sağlıklı bir hüküm verilmesi mümkün değildir. Çünkü karşı tarafın hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak açıklama ve ispat hakkını kullanabilmesi için öncelikle kendisine yöneltilen iddialar hakkında tam olarak bilgilenmesi zorunludur (HMK md. 27). Keza hükümde yer alması gereken unsurların belirtildiği HMK’nın 297. maddesi gereğince tarafların iddia ve savunmalarının, uyuşmazlık noktalarının, hükmün dayandığı ve sabit görülen vakıaların gerekçeli kararda tam olarak gösterilmesi gerekmektedir (HMK md. 297/1-c). Somut vakıalar ortaya konulmadan hâkimin sağlıklı bir yargılama gerçekleştirmesi ve hüküm kurması da mümkün değildir. 6. Öte yandan davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur. Somutlaştırmak, bir iddiayı zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya ve ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. Vakıaların somutlaştırılmasından sonra karşı tarafça cevap verilebilir, mahkemece vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve bu suretle vakıa hakkında karar verilebilir. 7. Somutlaştırma yüküne riayet edilmemesi durumunda dikkate alınması gereken kurallardan biri hâkimin davayı aydınlatma ödevidir. 8. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun“Hâkimin davayı aydınlatma ödevi” başlıklı 31. maddesine göre; "Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir". Söz konusu düzenlemeye göre hâkim tarafından öncelikle davacının talep sonucu açıklattırılmalı ve daha sonra HMK'nın 194. maddesi gereğince tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmaları somutlaştırması istenmelidir. 9. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku, Ankara, Onbirinci Baskı, 2011, s.248 vd). 10. Görüldüğü üzere hâkimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31. maddede, hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. 11. Sonuç olarak HMK’nın 119/1-e ve 194. maddeleri gereğince dava dilekçesinde somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olması hâlinde davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği hâkim, soyut ve belirsiz hususların somutlaştırılmasını (yeni bir vakıa ileri sürülmeden, sadece mevcut vakıa çerçevesinde) davacıdan istemeli, bu eksiklik tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek karar verilmeli, bu eksiklik tamamlanmaz, somutlaştırma gerçekleşmezse ispat edilemeyen dava reddedilmelidir. 12. Gelinen noktada hizmet tespiti davasına yönelik açıklama yapmak gerekmektedir. 13. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 7. maddesinin 1. fıkrasında, "Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir." yönünde düzenleme bulunmaktadır. 14. Bu durumda 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin hizmet tespiti uyuşmazlıklarında mülga 506 sayılı Kanun; bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Mülga 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinin 10. fıkrasında "Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır." hükmü bulunmaktadır. 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinin 9. fıkrası da aynı doğrultudadır. 15. Öte yandan 5510 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi uyarınca uygulama yeri bulan 506 sayılı Kanun'un 2 ve 6. maddelerinde öngörülen koşulların oluşmasıyla birlikte çalıştırılanlar, kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Ancak, bu kimselerin ayrıca aynı Kanun’un 3. maddesinde sayılan istisnalara girmemesi gerekir. Çalıştırılanların, başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları 506 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan açık hüküm gereğidir (5510 sayılı Kanun 4 ve 92. maddeleri). 16. Ne var ki sigortalılığın oluşumu için fiili çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Fiili ve gerçek bir çalışmanın varlığı tespit edilmediği sürece sigortalılıktan söz edilemez. 17. Fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği konusu üzerinde de durulmalıdır. 18. Sosyal güvenlik hukukunun hem kamu hukuku hem de özel hukuk alanında kalan özellikleri dikkate alındığında özellikle hizmet tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin ağır bastığı görülür. Gerçekten de hizmet tespiti davaları, taraflarca hazırlama ilkesi kapsamı dışında olup kendiliğinden araştırma ilkesi uygulandığından bu tür davalarda ispat yükü bir tarafa yükletilemez. 19. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabileceğinden bu davalarda işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, mümkün oldukça tespiti istenen dönemde işyerinin yönetici ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde, tarafları veya işyerini bilen veya bilebilecek durumda olanlar kolluk aracılığıyla araştırılarak saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı, çalışmanın konusu, sürekli, kesintili, mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında beyanları alınarak tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli, beyanları diğer yan delillerle desteklenmelidir. 20. Bu amaçla tanıkların hizmet tespiti istenen tarihte işyeri veya komşu işyeri sigortalısı ya da işvereni olup olmadıkları araştırılmalı, davalı Kurumdan, bu kişilerin belirtilen tarihte sigortalılık bildirimlerinin hangi işyerinden yapılmış olduğu da sorularak elde edilen bilgilerin beyanlarında belirttikleri olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenmeli, işyerinin kapsamı ve kapasitesi ile niteliği bu beyanlar çerçevesinde kontrol edilmelidir. 21. Diğer taraftan bu davalarda işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır. 22. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 27.05.2021 tarihli ve 2017/(21)10-2130 Esas, 2021/640 Karar; 09.11.2022 tarihli ve 2021/(21)10-553 Esas, 2022/1475 Karar; 27.09.2023 tarihli ve 2022/10-848 Esas, 2023/853 Karar; 25.09.2024 tarihli ve 2023/10-369 Esas, 2024/462 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. 23. Somut olayda davacı vekilinin dava dilekçesinde müvekkilinin 03.11.1997-11.09.2015 tarihleri arasında temizlik şirketi olan davalıya ait işyerinde temizlik personeli olarak kesintisiz çalıştığını ileri sürdüğü, çalışma şeklinin davalı işverenin ay içerisinde çalışılacak işyerlerinin isim ve adreslerinin bulunduğu iş listesini çalışan personele vermesi ve personelin de listedeki adreslerde çalışması şeklinde olduğunu ifade ettiği, sosyal güvenlik denetmeni tarafından düzenlenen inceleme raporunda bankaya yatırılan ücretleri gösterir belgelerden davalı işyerinden davacı adına muhtelif aylarda maaş ödemesi adı altında ücret ödemelerinin yapıldığı tespit edildiğinden maaş ödemelerinin süreklilik gösterdiği 01.12.2006-31.12.2007 ila 01.05.2008-31.12.2008 tarihleri arasında sigortalı olması gerektiğinin tespit edilmesi üzerine dosya içerisindeki hizmet cetvelinde görüldüğü üzere davacı adına 01.12.2006-31.12.2007, 01.05.2008-31.12.2008 tarihleri arasında Kuruma hizmet bildirimi yapıldığı, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda toplanan delillere ve özellikle tanıklardan ...'nın hizmet süresine göre davacının 15.01.1998-31.07.2015 tarihleri arasında Kuruma bildirimi yapılan süreler dışında da hizmet akdine dayalı sürekli ve kesintisiz çalıştığının tespitine karar verildiği anlaşılmıştır. 24. Mahkemece Kurum kayıtları celbedilmiş, bordro tanıkları dinlenerek davalı şirketten temizlik hizmeti alan dava dışı birkaç şirketten sözleşme suretleri ile davacının çalıştığı dönemleri gösterir belgeler istenmiş ise de dava dışı şirketler 2013 yılı ve sonrasına ilişkin bilgi verdiği gibi dinlenen tanıkların da davacı ile sürekli birlikte çalışmadıklarının anlaşılması karşısında Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli olmadığının kabulü gerekmektedir. 25. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, Mahkemece öncelikle hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacının çalıştığını iddia ettiği davalı şirketteki çalışmasının davalı şirketten iş alan dava dışı işyerlerine gönderilmek suretiyle olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalı, somutlaştırma yükümlülüğü çerçevesinde davacının beyanı alınarak çalışmaya ara verip vermediği, başka işyerlerinde çalışması olup olmadığı, çalışma ve işten ayrılış süreleri, talep ettiği dönemlerde hangi süre ve tarihlerde hangi işyerlerine temizliğe gittiği, bu yerlere tek başına mı yoksa başka işçilerle birlikte mi gittiği, bu işyerlerinde iş bittiğinde evinde mi şirkete ait işyerinde mi beklediği, bu süreler içinde ücret alıp almadığı sorularak talebi tam olarak açıklattırılmalı, davacının çalışmasını bilecek nitelikte olan tanıklar tespit edilerek ayrıntılı beyanlarına başvurulmalı, bu suretle uyuşmazlık konusu husus hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip deliller hep birlikte değerlendirilerek çıkacak sonuca göre karar verilmelidir. 26. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekillinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Dosyanın HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.05.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.