Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/166 E. 2026/369 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/166
Karar No
2026/369
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 768-1012

I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan açılan davada mağdurun yaşı konusunda esaslı bir hataya düştüklerinden bahisle reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan sanık ...'un TCK'nın 104/1, 43... ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis; sanık ...'nin TCK'nın 104/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba; suça sürüklenen çocuk ... hakkında katılan mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle kamu davasının TCK'nın 73/4. maddesi delaletiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/8. maddeleri uyarınca düşürülmesine; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ve suça sürüklenen çocuğun ayrı ayrı beraatlerine ilişkin Çankırı Ağır Ceza Mahkemesince verilen 06.12.2016 tarihli ve 9-96 sayılı hükümlere yönelik katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili, katılan mağdur vekili ve sanıklar müdafileri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 29.11.2017 tarih ve 266-2343 sayı ile; İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümler kaldırılarak çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanık ...'un TCK'nın 103/2, 43/1, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 16... ay hapis; sanık ...'nin TCK'nın 103/2, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 13... ay hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise sanıkların TCK'nın 109/1, 109/3-b-f, 109/5, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezalarıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; çocuğun cinsel istismarı suçundan suça sürüklenen çocuk ...'un TCK'nın 103/1-1. cümle, 31/3, 62/1 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına; bu hükümlerin de sanıklar ile suça sürüklenen çocuk müdafileri ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 18.03.2019 tarih, 8261-8268 sayı ve oy çokluğu ile hata hükümlerinin tatbik edilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince 20.09.2019 tarih ve 1284-1312 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hükümler gibi sanıklar ve suça sürüklenen çocuğun mahkûmiyetlerine karar vermiş, bu hükümlerin de sanıklar ile suça sürüklenen çocuk müdafileri ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine "yeni hüküm" niteliğinde olduğu değerlendirilmek suretiyle dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 02.06.2020 tarih ve 2221-2362 sayı ile; ''...Mağdurenin, sanık ... ile yaklaşık 7-8 ay boyunca facebook sosyal paylaşım sitesi ve telefon aracılığıyla iletişim kurup, gerek sanık ... gerekse diğer sanık ... ve suça sürüklenen çocukla olay tarihinde ilk defa yüz yüze görüşmesi, sanıklar ile suça sürüklenen çocuğun aşamalardaki savunmalarında mağdurenin gerçek yaşını bilmediklerini, sorduklarında ise on sekiz yaşında olduğunu söyleyip, facebook hesabındaki profil sayfasını göstererek 1997 doğumlu olduğunu belgelediğini belirtmeleri, hastane doğumlu olan mağdurenin suç tarihinde 14... aylık olup on beş yaşını ikmal etmesine az bir zaman kalmış olması, ilk derece mahkemesince mağdureye ait fotoğraflar üzerinde inceleme yapılarak görünüm itibarıyla on beş yaşından büyük gösterdiğinin tespit edilmesi ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesi tarafından sanıklar haklarında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan beraat ve reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi ve suça sürüklenen çocuk hakkında açılan kamu davasına konu eylemin ise reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu kabul edilerek düşmesine dair karara yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile çocuğun cinsel istismarı suçundan beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden vaki istinaf başvurusunun kabulüyle hükümlerin kaldırılmasının ardından yapılan yargılamada suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hükümler kurulması,'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi ise 15.09.2020 tarih ve 768-1012 sayı ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanıklar ve suça sürüklenen çocuğun mahkûmiyetlerine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanıklar ile suça sürüklenen çocuk müdafileri ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.06.2021 tarihli ve 10135 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.12.2024 tarih ve 23280-11260 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Direnmenin kapsamına göre inceleme; sanıklar hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma; suça sürüklenen çocuk yönünden ise çocuğun cinsel istismarı suçlarından kurulan hükümler yönünden yapılmıştır. Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanıklar ... ve ... ile suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulama imkânı bulunup bulunmadığının, bu bağlamda eylemlerinin çocuğun cinsel istismarı suçunu mu yoksa reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu mu oluşturduğunun, 2- Sanıklar ... ile ... yönünden kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibari ile oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi gereğince öncelikle; Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sisteminden alınan güncel nüfus kaydında, direnme kararından sonra 26.08.2021 tarihinde öldüğü bilgisine yer verilen sanık ... hakkındaki kamu davasında TCK'nın 64 ve CMK'nın 223. maddeleri uyarınca düşme kararı verilmesi gerekip gerekmediği değerlendirilecektir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; MERNİS doğum formu, nüfus kayıt örneği ile Çankırı Devlet Hastanesi'nin 01.05.2001 tarihli raporuna göre 24.04.2001 tarihinde hastanede doğduğu; Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 27.05.2016 tarihli raporunda 28.04.2016 tarihli kemik grafilerine göre doğum kaydına uygun gelişim gösterdiği, suç tarihinde 14 yaşını bitirmiş olup 15 yaşı içinde bulunduğu, 15 yaşını bitirmediğinin kabulünün uygun olacağının mütalaa olunduğu; soruşturmada görevli sosyal çalışmacı ile kovuşturma aşamasında görevli sosyolog tarafından fiziksel gelişiminin yaşına uygun olduğu beyan edilen katılan mağdur ...'nin; suç tarihinde ailesiyle birlikte yaşadığı, bekâr olduğu, herhangi bir işte çalışmadığı, beyanlara göre bir yıl önce okulu bıraktığı ve XXX93 numaralı telefonu kullandığı; süreçte dosya içeriğine giren başkaca tahkikat evraklarına göre, 08.12.2014 tarihinde bir şahsın sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel istismarına maruz kaldığı, suç tarihinden sonra yapılan bir soruşturmada 04.05.2016 tarihinde altı hafta ile uyumlu canlı gebeliği mevcutken 11.05.2016 tarihinde gebeliğinin bulunmadığının belirlendiği, yine 23.10.2015 tarihinde mağdur sıfatıyla adının geçtiği intihara teşebbüs olayında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, 24.12.1995 doğumlu sanık ...'un, suç tarihinde bekâr olduğu, çobanlık yaptığı, XXX24 numaralı telefonu kullandığı, 03.03.2016 tarihli araştırma formuna göre anne ve babasıyla birlikte köyde yaşadığı; Cumhuriyet Başsavcılığının 14.12.2021 tarihli yazısı, sanık müdafiinin dilekçeleri ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden alınan güncel nüfus kaydına göre 26.08.2021 tarihinde vefat ettiği, UYAP Bilişim Sisteminde maktul sıfatıyla kapalı durumda dava kaydının bulunduğu, 09.12.1988 doğumlu sanık ...’nin, suç tarihinde bekâr olduğu, XXX27 numaralı telefonu kullandığı, 02.03.2016 tarihli araştırma formuna göre abisiyle birlikte yaşadığı, 25.09.1998 doğumlu suça sürüklenen çocuk ...’un, suç tarihinde bekâr olduğu, XXX69 numaralı telefonu kullandığı, 20.02.2016 tarihli tutanağa göre babası ve kardeşiyle birlikte kendilerine ait hayvanlara baktığı ve babasının yanında ikamet ettiği, ilkokul mezunu olduğu, Suç tarihi öncesinde taraflar arasında resmî mercilere yansıyan herhangi bir husumet kaydı bulunmadığı; 03.12.2015 tarihinde yapılan kayıp başvurusu üzerine, 04.12.2015 tarihinde bulunan katılan mağdurun kollukta alınan beyanından sonra Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesiyle olayın adli mercilere intikal ettiği, Çankırı Devlet Hastanesinin 04.12.2015 tarihli genel adli muayene raporlarında yeni oluşmuş darp ve cebir izine rastlanılmadığı, gebelik testinin negatif çıktığı belirtilen; Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 07.12.2015 tarihli raporunda ise 04.12.2015 tarihinde yapılan muayenesinde 14 yaşında olduğunu beyan eden katılan mağdurun; dış muayenesinde, basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte boyun sağ yanda hiperemi bulunduğu, genital muayenesinde yeni travmatik lezyon bulunmadığı, hymenin sağlam olmadığı, anal muayenede anal ve perianal hiperemi ile yüzeysel sıyrık saptandığı, fiili livataya maruz kalıp kalmadığının tıbben tespit edilemediğinin bildirildiği, 04.12.2015 tarihli ve saat 17.28’de düzenlenen kolluk tutanağında, katılan mağdurun, E.Y. isimli arkadaşının eski erkek arkadaşı olan ... adlı şahsın aracına binerek gittiklerini beyan etmesi üzerine yapılan araştırmada, E.Y’nin eski erkek arkadaşı M.A'nın olayla bağlantısı bulunmadığının tespit edildiği, 04.12.2015 tarihli kamera inceleme tutanağı ile katılan mağdurun beyanlarında geçen benzinliğin kamera kayıtlarının incelendiği, kayıtlar gösterildiğinde katılan mağdurun araç ve sürücüyü teşhis ettiği; görüntüde ise aracın arka sağ kapısının açılıp kapandığı, benzinlikte çalışan bir personelin aracın yanına gelerek yakıt pompasını araca taktığı ve dolum yapılana kadar beklediğinin görüldüğü, 05.12.2015 tarihli ve saat 13.00’te düzenlenen kolluk tutanağında; katılan mağdurun sanıkları ve suça sürüklenen çocuğu tanımadığını, daha önce yüz yüze görüşmediğini ve görmediğini, kendisini ... olarak tanıtan, tanışma teklifinde bulunan ve telefon numarasının son dört hanesini hatırladığı kişiyle yaklaşık bir yıldır telefonla görüştüğünü, telefonunun sim kartının kırılmış şekilde araziye atıldığını beyan ettiğinin izah olunduğu, 05.12.2015 tarihli ve saat 15.05’te düzenlenen yakalama tutanağında; katılan mağdurla birlikte güzergâh ve gittikleri mezra evi araştırıldığı sırada, benzer bir aracın görülmesi ve katılan mağdurun aracın sürücü koltuğunda bulunan kişinin olay günü aracı kullanan şahıs olduğunu beyan etmesi üzerine sanık ...’nin yakalandığı; aynı tarihli telefon inceleme tutanaklarına göre üst aramasında ele geçen telefonda katılan mağdurun numarasının "..." adıyla kayıtlı olduğu, 04.12.2015 tarihinde saat 23.41’de arandığı, görüşme süresinin 00.00 olduğu, başkaca mesaj veya arama kaydı bulunmadığı, araçta bulunan telefonda ise katılan mağdura ait numarayla ilgili veriye rastlanılmadığının belirtildiği, 06.12.2015 tarihli ve saat 02.00’de düzenlenen yakalama ve teslim tutanağına göre; sanık ...'nin, soyadını bilmediğini ifade ettiği çobanlık yapan ... ile ...’un patronunun oğlu olduğunu belirttiği suça sürüklenen çocuk ...'un, sanık ...'nin yer göstermesi üzerine, ...'un babasına ait ahırların bulunduğu yerdeki çoban evinde yakalandıkları, 06.12.2015 tarihli üst arama ve rızaen teslim tutanakları ve 07.12.2015 tarihli tutanakla da uyumlu bilgiyi içerir bila tarihli bilirkişi raporu ile Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı uzmanlık raporuna göre; sanık ...’a ait telefonun arızalı olması nedeniyle içeriğine erişilemediği, katılan mağdurla arasında yapıldığı ileri sürülen mesaj ve kayıtların tespit edilemediği, 02.09.20 15... .12.2015 tarihleri arasına ilişkin katılan mağdurun iletişim kayıtlarının temin edildiği, sanık ...'nin kullandığını beyan ettiği telefonla 02.10.2015, 13.10.2015, 31.10.2015; sanık ...'un kullandığını beyan ettiği telefonla 14.09.2015,17.09.2015, 07.10.2015, 08.10.2015, 21.10.2015, 01.12.2015, 02.12.20 15... .12.2015; suça sürüklenen çocuk ...'un kullandığını beyan ettiği telefonla 01.10.2015 tarihlerinde irtibatının bulunduğu, 06.12.2015 tarihli kolluk tutanağı ile katılan mağdurun facebook hesabının herkese açık ekran görüntülerinin alındığı, profilin künye bilgilerinde doğum tarihinin " 24... ", ilişki durumunun "nişanlı" ve yaşadığı yerin "Şanlıurfa" olarak yazıldığının tespit edildiği, Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesinin 04.02.2016 tarihli raporunda; katılan mağdura ait giysilerde, araçtan ve ağıldaki evden alınan örneklerde meni yönünden pozitif sonuçlar alındığı, katılan mağdurdan alınan anal ve vajinal sürüntü örnekleri ile bazı eşyalar üzerinde sperm hücresi görüldüğü; araçtan alınan battaniyede, katılan mağdurun külot ile kot pantolonunda sanık ...'nin; araçtan alınan battaniye, barakadan alınan sigara izmaritlerinin bir kısmı, yastık kılıfı, örtüler, eşofman üstü, bir pantolon ve gömlek ile katılan mağdurun külot ve kot pantolonunda sanık ...'un; katılan mağdurun külotu, barakada bulunan bir kısım sigara izmaritleri ve bir pantolonda suça sürüklenen çocuk ...'un DNA profillerinin; katılan mağdurun perianal ve anal sürüntü örnekleri ile kot pantolon ve külotunda tespit edilen birden fazla şahsa ait karışım DNA profillerinde sanıkların, labia minör sürüntü örneğinde sanık ...'un DNA profillerinin tespit edildiği; 21.12.20 15... .02.2016 tarihli dilekçeleriyle katılan mağdurun; barınağa geleceğinden haberi olmayan suça sürüklenen çocuk ...’un kendisine yönelik bir eylemde bulunmadığını, ilk ifadesinde suça sürüklenen çocuktan bahsetmediğini ancak kendisine zarar verebilecekleri düşüncesi ve diğer iki sanığın da arkadaşı olması nedeniyle korktuğu için hepsinden şikâyetçi olduğunu, fakat şu an pişman olduğundan, suça sürüklenen çocuk ...’tan şikâyetçi olmadığını ifade ettiği, Anlaşılmıştır. Katılan mağdur ..., 04.12.2015 tarihli kolluk ifadesinde; 03.12.2015 tarihinde saat 20.30 sıralarında halasının evinden pasta almak için dışarı çıktığını, kısa süre sonra yaklaşık bir yıldır kendisini telefonla arayıp arkadaşlık teklif etmesi nedeniyle tanıdığı ancak teklifini kabul etmediği ve daha önce yüz yüze oturup konuşmadığı ... isimli şahsın yanında kendisini ... olarak tanıtan ve daha önce hiç görmediği kişiyle birlikte bir araçla geldiğini, ...’ın ağzını kapatıp kolundan tutarak kendisini zorla araca bindirdiğini ve zorla yanağından öptüğünü, bırakmasını istemesine rağmen zorla götürdükleri tarlada iki saat kaldıklarını, ...’dan yardım istediğinde kendisini bırakamayacağını söylediğini, ...’ın kendisine bir kez vurduğunu, yardım istememesi için telefonunu alıp sim kartını kırıp attığını, telefonunun ekranını ve arka kapağını kırdığını, telefonunun değerinin tahminen 650 TL olduğunu, sonra kendisini köyde bulunan bir eve götürdüklerini, evde ... isimli bir şahsın bulunduğunu, bir saat kadar oturup çay içtiklerini, saat 01.30 sıralarında ...’ın arabasıyla kendisini il merkezine bıraktığını, evden ayrılırken ...’ın ...’a "..." diye hitap etmesi üzerine bu kişinin adının ... olduğunu öğrendiğini, ...’ın kendisini bırakırken "Seni dudaklarından öpebilir miyim?" dediğini ancak izin vermediğini, cinsel manada bir şey yaşamadığından doktor raporu talebinin olmadığını, ...’tan kendisini zorla alıkoyması, darp etmesi, telefonunu kırması ve zorla öpmesi; ... yani ...’dan ise ...’a yardım etmesi ve kendisini öpmek istemesi nedeniyle şikâyetçi olduğunu, ... isimli şahıstan şikâyetçi olmadığını, Aynı tarihte Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesinde ise; ayrıca, kendisini bir yıldır taciz eden ve ilk kez yüz yüze gördüğü ... ile ismini ... ya da ... olarak bildiği şahsın, araç içerisinde fiili livata suretiyle kendisiyle zorla ilişkiye girdiklerini, Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği 10.12.2015 tarihli ifadesinde; kendisini ... olarak tanıtan fakat gerçek ismini ... olarak öğrendiği ve geçmişte de telefonla görüştüğü kişinin aradığını, bulunduğu yeri söyleyince arabayla geleceklerini belirttiğini, geldiklerinde ...'ın arabaya binmesini istediğini, kabul etmeyince kolundan tutup konuşmak istediğini söyleyerek kendisini arabaya bindirdiğini, yolda benzin aldıklarını fakat kaçırıldığını anlamadığı için yardım istemediğini, araçta kendisine yaklaşan sanık ...'a on üç yaşında olduğunu söyleyerek tepki gösterdiğini, bunun üzerine sanık ...'un para vermeyi teklif ettiğini ancak kabul etmediğini, sanık ...'un zorla ilişkiye girdiği sırada ismini ... olarak tanıtan sanık ...'nin şoför mahalinde kek yediğini, sanık ...'un eyleminden sonra sanık ...'nin de aynı şekilde zorla ilişkiye girdiğini, gittikleri kulübe gibi evde sanık ...'un zorla kıyafetlerini çıkardığını ve üzerine battaniye örttüğünü, daha önce hiç görmediği suça sürüklenen çocuk ...'un ise yalvarması üzerine ilişkiye girmeyip sadece kalçasına temas ettiğini, ardından sanık ...’un tekrar zorla kendisiyle ilişkiye girdiğini, sanık ...'nin ise çay içip banyo yaptığını, sanık ...'un cep telefonuyla suça sürüklenen çocuk ... ve kendisini kameraya çekmek istediğini, sanıklar ..., ... ve suça sürüklenen çocuk ...'tan şikâyetçi olduğunu, on üç yaşında olduğunu söylemesine rağmen bilerek ve isteyerek kendisine istismarda bulunduklarını, Mahkemede ise; kendisini ... olarak tanıtan, maddi durumunun iyi olduğunu, kendisine sahip çıkacağını da söyleyen sanık ... ile telefonda tanıştıklarını, facebooktan konuştuklarını hatırlamadığını, sanığa paraya ihtiyacı olduğunu söylediğini, sanık ...'un önce 600 TL sonra ise 400 TL’si olduğunu söylediğini fakat bu parayı cinsel ilişkiye girmek karşılığında istemediğini, sanık ...'u daha önce telefonda cinsel içerikli konuşmalar yapmaması için uyardığını, araç içerisinde sanık ...’un, sonra ise sanık ...’nin zorla ilişkiye girdiklerini, daha sonra ...’un bir kez daha aynı şekilde ilişkiye girdiğini, ağılda daha önce facebookta gördüğü hatta bir arkadaşının kendisine arkasından konuştuğunu söylediği suça sürüklenen çocuk ...’un bulunduğunu, burada sanık ...’un kendisini yeniden zorla soyduğunu, suça sürüklenen çocuğun kendisini sırtından öptüğünü ve cinsel organıyla sürtündüğünü ancak yalvarması üzerine ilişkiye girmediğini, sanık ...'un ise kendilerini telefonla kameraya çekmeye çalıştığını, suça sürüklenen çocuğun ilişkiye girmeyince sanık ...’un üçüncü kez aynı şekilde kendisiyle zorla ilişkiye girdiğini, suça sürüklenen çocuktan şikâyetçi olmadığını, sanık ...’un araçta ikinci kez livatada bulunduğu sırada cinsel bölgesine sürtündüğünü ancak normal yolla ilişki olup olmadığını fark etmediğini, daha önce kimseyle ilişkiye girmediğini, kollukta korktuğu için olayı anlatmadığını, facebook adresinin arkadaşına ait olduğunu, sonradan kendisinin kullanmaya başladığını, doğum tarihini değiştiremediğini, araçta sanıklara on dört yaşında olduğunu söylediğini, hatta sanık ...'un dalga geçtiğini, iki yıldır görüştüğü birisinin olduğunu, ailesi izin vermeyeceği için bu olaydan sonra Urfa'ya yanına gittiğini, ancak kesinlikle bu şahısla aralarında bir şey geçmediğini, daha önce yüz yüze görüşmediği ...’la kendisini bir daha aramamasını söylemek için gece vakti buluştuğunu, Müşteki ...’ın aşamalarda verdiği ifadelerinde; kızı olan katılan mağdurun ortaokulu yedinci sınıfta bıraktığını ve herhangi bir işte çalışmadığını, olaya dair bilgisinin olmadığını, olaydan sonra kızının Urfa’da bulunan bir arkadaşının yanına habersiz gittiğini ve kendisinin giderek kızını geri getirdiğini, İfade etmişlerdir. Sanık ..., kollukta verdiği ifadesinde; katılan mağdurla altı-yedi aydır facebook üzerinden tanışıp telefonla görüştüklerini, olay günü katılan mağduru arayarak buluşma teklif ettiğini, çobanlık yapması nedeniyle gündüz gelemeyeceğini söyleyip akşam saat 19.00’a sözleştiklerini, sanık ...’yi arayıp konuyu anlatarak kendisini götürmesini istediğini, katılan mağduru sanık ...’nin de tanıdığını ve telefonla/facebooktan konuştuğunu, halasından kendisini almalarını söyleyen katılan mağdurun yolda kendisinden pasta almasını istediğini ayrıca 600 TL paranın lazım olduğunu belirtmesi üzerine 300 TL verebileceğini söylediğini ve katılan mağdurun da kabul ettiğini, facebookta adını ... olarak yazması nedeniyle katılan mağdurun kendisini bu isimle bildiğini, sanık ...’yi ise adının çıkmaması için ... olarak tanıttığını, katılan mağdurun tarif ettiği yerde kendilerini beklediğini ve araca rızasıyla bindiğini, katılan mağdura gidelim diye sorduğunda ''Zaten beni burada herkes tanır, buradan gidelim, babam görür." demesi üzerine arabayla hareket ettiklerini, yolda kendisiyle birlikte olacaklarını katılan mağdura söylediklerini, zaten gelirken de bu konudan bahsettiği için katılan mağdurun ne amaçla geldiklerini bildiğini, önce bir benzinlikten gaz aldıklarını, burada aracın kapısını açarak dışarıya sigara izmariti attığını, gittikleri arazide araç içerisinde katılan mağdurun normal yolla ilişkiye girmeyeceğini söylemesi nedeniyle kendisinin anal yolla iki defa, ilk ilişkiden sonra sanık ...'nin de aynı şekilde bir defa ilişkiye girdiğini, bu sırada babası veya halasının araması nedeniyle katılan mağdurdan telefonunu kapatmasını istediğini, katılan mağdurun telefonunu uçak moduna aldığını, kendisinin de camı kırık olan telefonu alıp sanık ...'ye verdiğini ve sanık ...'nin de torpidoya koyduğunu, sonrasında katılan mağdurun bilgisi dahilinde yaşadığı ağıla gittiklerini, yolda sanık ...'nin isteği üzerine patronunun oğlu suça sürüklenen çocuk ...'u aradığını ve katılan mağdurla birlikte geldiklerini söylediğini, sanık ...'nin de suça sürüklenen çocuğa su ısıtmasını, banyo yapacağını söylediğini, ağıla vardıklarında katılan mağdura telefonunu verdiğini, çay, sigara içip müzik dinlediklerini, suça sürüklenen çocuk ...'un katılan mağduru facebooktan tanıdığını konuşmalarından öğrendiğini, sanık ... banyo yaparken suça sürüklenen çocuğun katılan mağdurla ilişkiye girmek istediğini, suça sürüklenen çocuğun katılan mağduru öptüğünü gördüğünü ancak suça sürüklenen çocuğun yapmadığını ve cinsel isteğinin uyanmadığını söylemesinden ilişkiye girmediğini anladığını, iki saat kadar kaldıktan sonra sanık ...'nin katılan mağduru evine bıraktığını, katılan mağdura internette görüşmelerinde ilişkiye gireceğini söylediğini ve katılan mağdurunda kabul ettiğini, katılan mağdurun arkadaşlarının da zaten ilişkiye girdiğini internette söylediklerini, yolda giderken katılan mağdura 300 TL vereceğini söylediğini ancak parası olmadığı için veremediğini, katılan mağdurun yaşının küçük olduğunu bilmediğini, on dokuz yaşında olduğunu bildiğini zira facebookta doğum yılını 1997 olarak yazdığını, bu nedenle yaşını sorma gereği duymadığını, Cumhuriyet savcılığında verdiği ifadesinde ayrıca; buluşma yerine sanık ... ile geleceğini katılan mağdurun bildiğini ancak eskiden birbirlerini tanıyıp tanımadıklarını bilmediğini, araç içerisinde ilk ilişkisinden sonra sanık ...'nin katılan mağdura yaşını sorduğunu, katılan mağdurun on sekiz yaşında olduğunu söylediğini, suça sürüklenen çocuk ...'un katılan mağdurla facebook üzerinden tanıştıklarını fakat yüz yüz hiç görüşmediklerini anladığını, katılan mağduru suça sürüklenen çocuğun omzundan öptüğünü gördüğünü ancak sonrasında katılan mağdurun suça sürüklenen çocuk için "Yapamadı." dediğini hatta dalga geçtiklerini, telefonda görüşürken katılan mağdurun kendisine yaşını on dokuz olarak söylediğini, facebookta doğum tarihini 24... olarak yazdığından katılan mağdura yaşını sormadığını, telefonunda bulunan mesajlardan zorla ilişkiye girmediğinin anlaşılacağını ancak şu an cep telefonunun bataryası bozuk olduğu için açamadığını, incelemesini ve mesajların kayıt altına alınmasını istediğini, Sulh Ceza Hâkimliğinde de; katılan mağdurla bir gün öncesinde telefonda yaptıkları görüşmede para karşılığında ilişkiye girmek için anlaştıklarını, sanık ...'ye de bu durumu söylediğini, sanık ...'nin de katılan mağduru facebooktan tanıdığını, araçta katılan mağdurla bir defa ilişkiye girdiğini, ikinci kez ilişkiye girmek istemesine rağmen olmadığını, katılan mağdura iki kişi geleceklerini söylediğini, iki kişi olarak ilişkiye girme karşılığında 300 TL ye anlaşmalarına rağmen katılan mağdurun 600 TL parayı almadan eve dönmeyeceğini söylemesi nedeniyle çoban evine gittiklerini, ağılda katılan mağdurun parasını istediğini, parasının olmadığını söylemesi üzerine katılan mağdurun kızıp küfrettiğini, yolda giderken katılan mağdurun parayı sanık ...'den de istemiş ancak sanığın da para vermemiş olduğunu, sanık ...'nin iki defa katılan mağdura yaşını sorduğunu, katılan mağdurun on sekiz olduğunu söylediğini, hatta sanık ...'nin facebooktan yaşına bakacağını söylemesi üzerine katılan mağdurun on sekiz yaşında olduğunu ve neden kendisine inanmadığını söyleyerek çıkıştığını, katılan mağdurla ilk kez olay günü yüz yüze görüştüğünü, görünüşüne göre de on sekiz- on dokuz yaşlarında olduğunu, kendi facebook hesabını ... adıyla açtığını, arkadaşlarının da bu isimle kendisini bildiğini, sanık ...'nin de takma adının ... olduğunu; tutukluluk incelemelerinde de pişman olduğunu, katılan mağdurun yaşını bilmediğini, telefon, mesaj ve konuşma kayıtları incelendiğinde katılan mağdurun yaşını büyük söylediğinin ortaya çıkacağını, yaşının küçük olduğunu bilse böyle bir eylemi gerçekleştirmeyeceğini, zorla yapmış olsa normal yolla ilişkiye gireceğini, Kovuşturma aşamalarında ise benzer savunmalarını sürdürerek ayrıca; 300 TL ilişkiye girmek üzere anlaştıkları katılan mağdurun tele kız olduğunu söylediğine dair mesajların telefonunda bulunduğunu; altı yedi aydır facebook üzerinden tanıdığı ve daha önce hiç yüz yüze görüşmediği katılan mağdurun yaşını on sekiz olarak söylediğini, zaten on sekiz yaşından büyük olduğunu düşündüğünü, sanık ...'nin de arabada katılan mağdura yaşını sorduğunu ve katılan mağdurun da on sekiz yaşında olduğunu facebook profilini göstererek söylediğini, açıktan liseyi bitirdiğini, açıktan üniversite okuduğunu ifade ettiğini, katılan mağdura isteği üzerine yaş pasta ve sigara aldığını, süreçte 180 TL parasının kaldığını, bunu katılan mağdura vermek istemesine rağmen katılan mağdurun parayı 300 TL’ye tamamlamasını söyleyerek kabul etmediğini, katılan mağdurla araçta bir kez ilişkiye girdiğini, sonrasında ise katılan mağdurun kendisiyle bir daha ilişkiye girmek istediğini ancak kabul etmediğini, Sanık ..., kollukta verdiği ifadesinde; 03.12.2015 tarihinde soyadını bilmediği ancak tanıdığı sanık ...'un aradığını ve kız arkadaşıyla görüşmek için götürmesini istediğini, önce kabul etmediğini fakat ısrarına dayanamayıp kabul ettiğini, yolda sanık ...'un katılan mağdurla telefonda konuştuğunu, tarif ettiği yerde bekleyen ve daha önce hiç görmediği katılan mağdurun araca bindiğini, benzinlikten gaz aldıklarını, katılan mağdurun sanık ...'a yaş pasta, hediye, sigara alıp almadığını sorduğunu, sanık ...'un ise unuttuğunu daha sonra alacağını söylediğini, ayrıca katılan mağdura kendisini ..., kendini de ... olarak tanıttığını, gittikleri arazide araç içerisinde sanık ... ile katılan mağdurun anal yolla ilişkiye girdiklerini, katılan mağdurun normal yolla ilişkiye girmeyeceğini sanık ...'a söylediğini, daha sonra istememesine rağmen sanık ...'un dalga geçeceğini düşünerek katılan mağdurla kendisinin de anal yolla ilişkiye girdiğini, bu sırada katılan mağdurun telefonunun sürekli çalması nedeniyle sanık ...’un telefonu kapatmaya çalışırken telefona zarar verdiğini, daha sonra sanık ...’u kaldığı mezraya bırakmak için gittiklerini ve katılan mağdurun buna itiraz etmediğini, yolda sanık ...’un suça sürüklenen çocuk ...’u arayarak kızla geldiklerini ve sobayı yakmasını söylediğini, ağılda kendisinin banyo yaptığını, bu sırada ... ile katılan mağdurun birlikte olduklarını düşündüğünü ancak bir şey görmediğini, sonra katılan mağduru alarak ağıldan ayrıldığını ve istediği yerde bıraktığını, katılan mağdurun yaşını bilmediğini, yaşını sormadığını ancak izlenimine göre yirmi yaşında olması gerektiğini, Savcılıkta verdiği ifadesine ayrıca; kız arkadaşı ile buluşmak için kendisini götürmesini isteyen sanık ...'un, daha öncesinde katılan mağdurla görüşeceklerini söylediğini, katılan mağduru daha önce hiç görmediğini, görüşmediğini ve tanımadığını, sanık ...'un arabada ikinci defa katılan mağdurla birlikte olup olmadığını hatırlamadığını, buluştuklarında arabaya binmesi sırasında katılan mağdura bir iki defa yaşını sorduğunda on sekiz yaşında olduğunu söylediğini, katılan mağdura inanmaması üzerine facebook profiline baktığında on sekiz yaşını doldurduğunu gördüğünü, katılan mağdurun görünüş itibarıyla da on sekiz yaşında gösterdiğini, Sulh Ceza Hâkimliğinde de; sanık ...'un kız arkadaşıyla görüşmeye götürmesini isterken aynı zamanda ilişkiye gireceğini de söylediğini, katılan mağdurla ilk ilişkisinin ardından sanık ...'un katılan mağdurun bu işi para karşılığında yaptığını söylediğini, ilişki teklifini sanık ...'un yoksa kendisinin mi teklif ettiğini hatırlamadığını, ücret konusunun konuşulmadığını, şikâyet sonrası sanık ...'un 400 TL karşılığında katılan mağdurla anlaştığını öğrendiğini, katılan mağdura yaşını sorduğunda on sekiz olduğunu söylediğini, ayrıca facebook hesabından da bilgilerine baktığını ve on sekiz yazdığını, görünüşünün on sekiz - on dokuz yaşlarında gösterdiğini, daha önceden katılan mağduru tanımadığını, sanık ...'un tanıdığına dair beyanının doğru olmadığını, katılan mağdur ile sanık ...'un facebookta arkadaş olduklarını, ağılda suça sürüklenen çocuk ile katılan mağdurun facebooktan tanıştıklarını anlattıklarını, kendisinin katılan mağdura para vermediğini, sanık ...'un para verip vermediğini bilmediğini ve katılan mağduru bırakırken sanık ...'un kendisine para vereceğini söylediğini ancak kendisinin vermesi gerektiğine dair istekte bulunmadığını; tutukluluk incelemelerinde pişman olduğunu, katılan mağdurun yaşını on sekiz - on dokuz olarak bildiğini, Kovuşturma aşamalarında ise; sanık ...'un olay tarihine parayla ilişkiye girebilecekleri birisinin olduğunu söylediğini ve kendisinin de kabul ettiğini, arabada katılan mağdurun sanık ... ile ikinci kez tekrar ilişkiye girmek istediğini ancak sanığın kabul etmediğini, daha sonra katılan mağdurun şiddet gördüğünü ve sabah Urfa'ya gideceğini söyleyerek kendileri ile birlikte ağıla gelmek istediğini, ilk buluştuklarında katılan mağdurun yaşını on sekiz olarak söylediğini, iki defa yaşını sorduğunu ve nüfus cüzdanına bakmak istediğini söylediğinde kendisine kızdığını ve facebook profilini gösterdiğini, doğum tarihinin 1997 olarak yazılı olduğunu gördüğünü, katılan mağdurun ağılda kalmak istediğini fakat sabah babası geleceği için suça sürüklenen çocuğun bunu kabul etmediğini, araçta iken katılan mağdur ile ilişkiye giremeden boşaldığını, ilişkiye girmediğini, sanık ...'un 180 TL parayı vermek istediğinde katılan mağdurun kabul etmeyip kızdığını, Suça sürüklenen çocuk ..., Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesinde; kendilerine çobanlık yapan sanık ... ile birlikte kulübede kaldığını, suç tarihinde sanık ...’nin gelerek sanık ...’u aldığını ve kız için gittiklerini, akşam saatlerinde sanık ...’nin kendisini arayıp çay koymasını istediğini, bir süre sonra sanıkların katılan mağdurla birlikte kulübeye geldiklerini ve çay içtiklerini, sanık ...’nin bu sırada banyo yaptığını, katılan mağdurun Facebook hesabında ekli olduğunu ancak hiç görüşmediklerini, kendisiyle herhangi bir ilişkiye girmediğini, cinsel anlamda temasının veya dokunmasının olmadığını, yanına gelmeden önce neler yaşandığını bilmediğini, katılan mağdurun rahat şekilde sohbet edip güldüğünü ve herhangi bir baskı ya da zorlamaya şahit olmadığını, bu nedenle de sanıkların kendisiyle dalga geçtiklerini Sulh Ceza Hâkimliğinde ise; sanık ... aradığında yanlarında katılan mağdurun bulunduğundan haberdar olmadığını, katılan mağdurun zorla getirilip getirilmediğini ve öncesinde neler yaşandığını bilmediğini, kulübede çay içip sohbet ettiklerini ancak katılan mağdurun kendisine yaşananlardan bahsetmediğini, kulübede hiç kimsenin katılan mağdurla ilişkiye girmediğini, sanık ...’nin katılan mağdurla ayrılmasından sonra sanık ...’un "Keşke kızı getirmeseydim, almasaydım" dediğini, kendisinin de "Keşke getirmeseydin!" diyerek hak verdiğini, sanık ...’un takma isminin ... olduğunu ve bu lakapla anıldığını, katılan mağdurun on sekiz yaşında göründüğünü, sanık ... ile katılan mağdur arasında geçen konuşmalarda katılan mağdurun on sekiz-on dokuz yaşında olduğunu söylediğini duyduğunu, facebook profilinde de on sekiz yaşında olduğuna dair bilgi bulunduğunu, başı belaya girebilir düşüncesiyle o gün katılan mağduru facebook hesabından çıkardığını, Kovuşturma aşamalarında ise; olay tarihinde sanık ...'un para karşılığında ilişkiye girmek için sanık ... ile gideceğini söylediğini, sanık ... telefonla sorduğunda katılan mağdurun yaşını on sekiz olarak söylediğini duyduğunu, Savunmuşlardır. IV. GEREKÇE 1- Sanık ... hakkındaki kamu davasında TCK'nın 64 ve CMK'nın 223. maddeleri uyarınca düşme kararı verilmesi gerekip gerekmediği; A. Ön Soruna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 06.11.2024 tarihli ve 440-333 sayılı kararında açıklandığı üzere; TCK'nın, "Sanığın ve hükümlünün ölümü" başlıklı 64. maddesinde; sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşürüleceği, sadece niteliği itibarıyla müsadereye tabi olan eşya ve maddi menfaatler hakkında yargılamaya devam olunacağı, hükümlünün ölümü hâlinde ise hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarının ortadan kalkacağı ancak müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hükmün infaz olunacağı belirtilmek suretiyle hükümlü ile sanığın ölümüne farklı sonuçlar bağlanmıştır. Bu nedenledir ki, hükümden sonra ve fakat hüküm kesinleşmeden kanun yolu safhasında sanığın ölmesi hâlinde hükmün kesinleşmesinin önlenmesi gerekir. Kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi durumunda kovuşturma imkânının bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına, kamu davası açıldıktan sonra sanığın ölmesi hâlinde ise derece mahkemesince davanın düşmesine karar verilecektir. Ölü şahıs hakkında yargılama yapılamayacağından esas itibarıyla dava, ölüm gününde düşmüş sayılır. Ölüm nedeniyle davanın düşürülmesine dair verilecek karar da nitelik olarak beyani/ihbari bir karardır. Ölümün ceza ilişkisini sadece ölen kişi bakımından sona erdirmesi nedeniyle iştirak hâlinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edilecektir. Sanığın ölümü, niteliği itibarıyla müsadereye tabi olan, yani üretilmesi, bulundurulması, kullanılması, taşınması ve ticareti suç teşkil eden eşya (TCK madde 54/4) ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak müsadere kararı verilmesine engel olmaz. Fakat sanığın ölümünden sonra suç ile ilgili eşyanın (TCK madde 54/1-2) müsaderesine karar verilemez. UYAP sisteminden diğer adli makamların olduğu gibi Yargıtay Dairelerinin de gerek nüfus kayıt bilgilerini gerekse diğer bilgileri çıkartarak kullanmasında ve kararlarına dayanak yapmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ekonomisi de gözetilmek suretiyle yargılamaların süratle sonuçlandırılabilmesi için gerektiğinde temyiz aşamasında UYAP sistemi kullanılarak nüfus kayıt örneği ve adli sicil kaydı çıkarılmalı ve inceleme sırasında göz önüne alınmalıdır. Böylece yargılamaların gereksiz yere uzamasının önüne geçilebilecektir. Anayasa'mızın 141 ve AİHS’nin 6. maddeleri de yargılamanın makul sürede ve en az masrafla icra ve tamamlanmasını amirdir. Şu hâle göre, mer'i mevzuat, süregelen uygulamalar ve yapılan açıklamalara istinaden şu sonuçlara ulaşmak mümkündür: Hükümden sonra ve fakat temyiz aşamasında sanığın ölmesi durumunda,Yüksek Genel Kurulun "ahvali şahsiyenin tespitinde ancak nüfus kayıtlarının esas olabileceği" (CGK'nın 16.06.1952 tarihli ve 98/88 sayılı kararı) yönündeki kabulü ve nüfus kütüğünün delil niteliği gözetilerek; a. Müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gerekmeyen hâllerde, özellikle sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphe yoksa ve yargılama aşamasında temin edilerek duruşmada sanığa vicahen okunan nüfus kaydı ile aynı bilgileri taşıyan, UYAP ortamından temin edeceği nüfus kayıt örneğine dayanarak Yüksek Ceza Genel Kurulunun ya da Özel Dairelerin kamu davasının düşürülmesine karar vermesi gerektiğinin, b. Düşme kararı ile birlikte müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gereken hâllerde, olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden davanın düşmesine hükmolunmasının mümkün olması ve özellikle sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphenin bulunmaması hâllerinde, yargılama aşamasında temin edilerek duruşmada sanığa vicahen okunan nüfus kaydı ile aynı bilgileri taşıyan, UYAP ortamından temin edeceği nüfus kayıt örneğine dayanarak Yüksek Ceza Genel Kurulunun ya da Özel Dairelerin kamu davasının düşürülmesine karar vermesine yasal bir engelin bulunmadığının, c. Davanın düşmesine hükmolunması, sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphenin ortadan kaldırılması ya da müsadere yönünden olayın daha ziyade aydınlanmasının gerektiği durumlarda mahallinde gerekli araştırma yapılarak müsadereyi de kapsayacak biçimde düşme kararı verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmesinin zorunlu olduğunun, Kabulü gerekir. B. Ön Soruna İlişkin Hukuki Değerlendirme; UYAP sistemi kullanılarak alınan güncel nüfus kayıt örneğinde; sanık ...'nün 26.08.2021 tarihinde öldüğü bilgisinin yer alması, sanık müdafii ile Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığının 14.12.2021 tarihli ve 2020/364 adli kontrol No.lu yazıları da dikkate alındığında, olayın daha ziyade aydınlanmasını gerekli kılan müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesinin gerekmemesi, sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphenin bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; ölümle ilgili ayrıca mahallinde araştırma yapılmasına gerek olmaksızın sanık hakkındaki kamu davasının ölüm nedeniyle düşürülmesine karar verilmelidir. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu hükümlerinin bozulmasına ve sanık hakkındaki kamu davasının TCK'nın 64 ile CMK'nın 223. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmelidir. 2- Sanık ... ile suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulama imkânı bulunup bulunmadığı, bu bağlamda eylemlerinin çocuğun cinsel istismarı suçunu mu, yoksa reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu mu oluşturduğu ve sanık ... yönünden kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibari ile oluşup oluşmadığı; A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 10.06.2014 tarihli ve 551-311, 12.11.2013 tarihli ve 511-4 49... .03.2008 tarihli ve 253-52 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; TCK'nın 6/1-a maddesinde, "henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi" olarak tanımlanan çocuk kavramının, kanun koyucu tarafından cinsel dokunulmazlığa karşı suçların düzenlendiği bölümde, "onbeş yaşını bitirmiş", "onbeş yaşını tamamlamamış" şeklinde iki ayrı dönem olarak ele alındığı görülmektedir. Buna göre bu bölümde "onbeş yaşını tamamlamamış" çocuklar ile "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar farklı kategoride mütalaa edilmiştir. TCK'nın 103/1-a maddesinde "onbeş yaşını tamamlamamış" olan çocuklara karşı her türlü cinsel davranış cinsel istismar olarak tanımlanmışken, aynı maddenin (b) bendinde; diğer çocuklar ifadesiyle "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" çocuklar kastedilerek bunlara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışların cinsel istismar suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Böylece kanun koyucu bu maddede "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" olan çocuklara karşı rızalarıyla işlenen cinsel davranışları cinsel istismar suçu kapsamına almamış ve bu kategorideki çocukların rızalarına önem vermişken, "onbeş yaşını tamamlamamış" çocuklara karşı yapılan her türlü cinsel davranışı rızaları olsa bile çocukların cinsel istismarı suçu kapsamına almıştır. TCK'nın 104. maddesinde de; cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunmayı şikâyete bağlı bir suç olarak hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemeden hareketle çocuklara karşı işlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun da iki kategoride ele alınması gerekmektedir; birinci kategoride yer alan "onbeş yaşını tamamlamamış" olan çocukların kendi özgür iradeleri ile serbestçe hareket etme hakkı, niteliği itibarıyla üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabilecekleri bir hak olmadığından, bu haklarının ihlaline yönelik olarak gerçekleştirilen eylemlerle ilgili gösterdikleri rıza, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemeyecektir. Buna karşın ikinci kategoride yer alan "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" çocuklara karşı işlenen suçlarda ise mümeyyiz olmaları hâlinde rızaları hukuka uygunluk nedeni olabilecektir. Diğer taraftan, Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (CGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu genel açıklamalardan sonra TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümleri üzerinde durulmalıdır. TCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesinde, ''(1) Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır. (2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. (3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. (4) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz" hükümleri yer almaktadır. Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi). Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata hâlleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara 2016, sayfa 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır. Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır. Hatanın kaçınılmaz olup olmadığı, her olay özelinde exante bir değerlendirme ile kişinin bilgi ve eğitim düzeyi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları gibi kriterler yardımıyla belirlenmelidir. Hatanın kaçınılmaz olduğunun kabulü için; failin mağdur/suçun pasif sujesi hakkında inceleme yükümlülüğü bulunduğunun da gözetilmesi lazım gelir. İnceleme yükümlülüğü altında yanılgının bertaraf edilmesini sağlayan üç araçtan söz edilebilir: vicdan muhasebesi, tefekkür ve bilgi edinme. (Göktürk Neslihan, Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi Seçkin sh.159) Sanığın, mağdurun yaşını bildiği veya bununla ilgili olarak karşılaştığı koşullar/olgular itibarıyla şüphelenmesi gerektiği hallerde hatanın da kaçınılabilir olduğu kabul edilmelidir. B.Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Bölge Adliye Mahkemesince; hastane doğumlu ve suç tarihinde on beş yaşını tamamlamamış katılan mağdur ...’nin, yaklaşık yedi ay önce tanışıp telefonla görüştüğü sanık ... ve sanık ...’nin bulunduğu araca bindikten sonra önce boş araziye, ardından suça sürüklenen çocuk ...’un bulunduğu çoban evine götürüldüğü, sanık ...’un araçta ve çoban evinde, sanık ...’nin ise araçta fiilî livata suretiyle katılan mağdura yönelik nitelikli cinsel istismarda bulundukları, facebook üzerinden katılan mağdur hakkında bilgisi ve görgüsü olan suça sürüklenen çocuk ...’un da çoban evinde cinsel istismarda bulunduğu, süreçte katılan mağduru cinsel amaçla hürriyetinden yoksun bıraktıkları kabul edilen olayda; Suç tarihinde 14... aylık ve hastane doğumlu olan, fiziksel gelişiminin yaşına uygun olduğu görevli uzmanlarca belirtilen ve Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunca da doğum kaydına uygun gelişim gösterdiği mütalaa olunan katılan mağduru bizzat dinleyip gören heyet ile hüküm kuran İlk Derece Mahkemesi heyetinin aynı olmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, dosya içeriğinde bulunan fotoğraf ve görüntülere istinaden İlk Derece Mahkemesince katılan mağdurun görünüm olarak 15 yaşından büyük olduğunun, buna karşılık Bölge Adliye Mahkemesince 15 yaşından büyük görünmediğinin kabul edilmiş olması ehemmiyet arz etmektedir. Bilgi ve eğitim düzeyleri, içinde bulundukları sosyal ve kültürel çevre koşulları yönünden, sanık ..., sanık ...'nin soruşturma aşamasında soyadını bilmediğini de beyan ettiği sanık ... ve sanık ...'un çalıştığı ağılın sahibinin oğlu olan suça sürüklenen çocuk ...'un katılan mağdurla aynı yer ve sosyal çevrede yaşamadıkları dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan katılan mağdurun sosyal ve kültürel çevresiyle ilgili olarak örgün eğitimini bıraktığı, çalışmadığı daha sonra Urfa’da bulunan arkadaşının yanına ailesinden habersiz gittiği gibi hususlarda dosya içeriğine yansımıştır. Katılan mağdurun facebook hesabında doğum tarihi 24... , ilişki durumu nişanlı ve yaşadığı yer Şanlıurfa olarak yazılıdır. Sanık ... ile katılan mağdur facebook üzerinden veya telefonla daha önceden tanışıp görüştüklerini, suça sürüklenen çocuk ise facebook hesabında katılan mağdurun ekli olduğunu beyan etmişlerdir. Lakin, tüm tarafların suç tarihi öncesinde yüz yüze bir görüşmelerinin olmadığı ve birbirlerini görmedikleri hususunda mutabık kaldıkları da aşikârdır. Katılan mağdurun iletişim kayıtlarından taraflar arasında önceki tarihlerde sınırlı sayıda irtibat bulunduğu, süreklilik arz eder mahiyette bir irtibatın bulunmadığı; telefon inceleme tutanaklarında da aksini ortaya koyacak bir veriye rastlanmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, bu yöndeki delilin telefonunda bulunduğunu ileri sürerek defaatle incelenmesini isteyen sanık ...’un telefonunun arızası nedeniyle incelenemediği de raporlarda belirtilmiştir. Kollukta verdiği ifadesinde 650 TL değerindeki telefonunu kıran, darp eden, zorla alıkoyan, öpen/öpmek isteyen yaşı büyük sanıklardan şikâyetçi olan katılan mağdur, istismara konu eylemlerden bahsetmemiş; bilahare verdiği ifadelerinde ise yaşını on üç/on dört olarak sanıklara söylediğini de belirterek istismara maruz kaldığını ayrıntılarıyla anlatmış, ancak daha sonra suça sürüklenen çocuk yönünden de şikâyetinden vazgeçmiştir. Uğranılan benzinlikte, aracın kapısının açıldığı ve benzinlik görevlisinin aracın yanında bulunduğu ana ilişkin görüntülere yansıyan olumsuz bir durumda yoktur. Katılan mağdur, özellikle sanıkların, ücret karşılığında ilişkiye girme konusunda anlaştıklarını ancak parasını vermediklerini yönünde yaptıkları isnatları şiddetle reddetmiştir. Soruşturmada kendisine para teklif edildiğini ve kabul etmediğini, kovuşturmada ise paraya ihtiyacı olduğunu söylediğini sanık ...'un da 600 TL/400 TL si olduğunu belirtmesi üzerine "Tamam." dediğini ancak bu parayı ilişkiye girme karşılığında istemediğini açıkça ifade etmiştir. Katılan mağdur hakkında düzenlenen raporlarda cinsel eylem sırasında oluşabilecek bulgular saptanmış fakat anlatımlarında belirttiği cebir olgusunu doğrulayacak yeterlilikte bir bulguya yer verilmemiştir. Olay yeri inceleme ve Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu raporlarında da bulguları bulunan eylemlerine yönelik sanıklar süreçte pişmanlıklarını dile getirmiş, suça sürüklenen çocuk ise inkârla hata savunmasında bulunmuştur. Tüm bu hususlar ile toplanan deliller kapsamında; görüntü ve fotoğraflarına istinaden yaşını büyük gösterip göstermediği hususunda mahkeme heyetlerince dahi farklı değerlendirmelerde bulunulan, sosyal medya hesabında doğum tarihini yanılgıya düşürecek şekilde farklı belirten, suç tarihinde on beş yaşını ikmal etmesine az bir süre kalan katılan mağdurla telefon/sosyal medya üzerinden tanışan fakat suç tarihi öncesinde yüz yüze bir görüşmesi de olmayan, iletişim kayıtlarında suç tarihinde irtibatının bulunduğu da görülen sanık ...'un aracılığıyla, katılan mağduru olay günü ilk defa gören sanık ... ile suça sürüklenen çocuk ...'un; aşamalarda özünü koruyan ve birbirini tamamlayan savunmalarında, ısrarlı ve tutarlı biçimde katılan mağdurun yaşının on sekiz olduğunu söylediğini ve söylediğini duyduklarını, gösterdiği sosyal medya hesabında bu yönde bilgi bulunduğunu, görünüş itibarıyla da büyük gösterdiği için yaşının küçük olduğundan şüphelenmediklerini belirtmeleri, katılan mağdurun da ilk defa yüz yüze görüştüklerini ve gördüğünü teyit etmesi karşısında; sanık ... ve suça sürüklenen çocuğun, gerçekte katılan mağdurun 15 yaşından küçük olduğunu bildikleri veya bilmeleri gerektiğini gösteren her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir delil bulunmadığından, ''in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır'' ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık ve suça sürüklenen çocuk lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu da gözetilerek, içinde bulundukları durum itibarıyla katılan mağdurun yaşı konusundaki yanılgılarının esaslı bir hata niteliğinde olduğu, TCK’nun 30. maddesi hükümlerinin uygulama koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir. Sanık ... ile suça sürüklenen çocuk ... bakımından ulaşılan bu sonucun suç vasfına ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna etkisi gözetilerek; sanık ...’nin eyleminin reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, suça sürüklenen çocuk ... yönünden ise çocuğun cinsel istismarı suçundan beraat kararı verilmesi gerektiğine havi Özel Daire ilamına karşı verilen Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu hükümlerin, TCK’nın 30. maddesinin uygulama koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 15.09.2020 tarihli ve 768-1012 sayılı direnme kararına konu sanık ... hakkındaki hükümlerin, sanığın, direnme kararından sonra ölmüş olması nedeniyle BOZULMASINA, sanık ... hakkındaki kamu davasının TCK'nın 64 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE, 2- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 15.09.2020 tarihli ve 768-1012 sayılı direnme kararına konu sanık ... ile suça sürüklenen çocuk ... hakkındaki hükümlerin gerekçelerinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin, sanık ve suça sürüklenen çocuk hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Dava dosyasının, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.06.2026 tarihinde yapılan müzakerede ön sorun ve uyuşmazlık konusu yönünden oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/166, K. 2026/369, T. 10.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-166-e-2026-369-k-43b3d91981d3