Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/558 E. 2026/370 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/558
- Karar No
- 2026/370
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 480-946
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/1, 87/1-c-son, 29/1 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesince 24.06.2014 tarih ve 313-390 sayı ile kurulan hükmün, katılan vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesince 26.04.2017 tarih ve 9544-5233 sayı ile "...a) Sanık ...’ın temyiz dilekçesi ekinde sunduğu ilaç kullanım raporundan unipolar depresyon tedavisi gördüğünün anlaşılması karşısında sanığın suç tarihi itibarıyla 5237 sayılı TCK'nın 32. maddesi gereğince işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadığı veya bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olup olmadığı saptandıktan sonra sonuca göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kabul ve uygulamaya göre; b) Katılanın beyanlarına göre sanıkların eylem ve fikir birliği içerisinde kendisini darp ettikleri anlaşılmakla TCK'nın 37/1 maddesi uyarınca müşterek fail olarak sanıkların en ağır neticeden sorumlu tutulmaları gerektiği gözetilmeksizin sanık ... hakkında katılanı vücutta kemik kırığına neden olacak şekilde yaralama suçundan hüküm kurulması..." isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesince 02.10.2018 tarih ve 524-599 sayı ile sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan TCK’nın 37/1 maddesi delaletiyle 86/1, 87/1-c-son, 29/1 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin kurulan hükmün katılan vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesince 30.01.2019 tarih ve 8417-1611 sayı ile; "...1) 26.04.2017 tarihli ve 2016/9544 Esas ve 2017/5233 Karar sayılı bozma ilamımız yönünde sanık ...’in suç tarihi itibariyle 5237 sayılı TCK'nin 32. maddesi gereğince işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadığı veya bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olup olmadığının saptanması için Üniversite Hastaneleri ile Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanelerinden ya da Adli Tıp Kurumundan heyet raporu alınması gerektiği gözetilmeden tek hekimli Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 08.02.2018 tarihli raporla yetinilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması, 2) Sanıklar hakkında mahkemece verilen 24.06.2014 tarih ve 2013/313 Esas ve 2014/390 Karar sayılı hükmün katılan vekili ve sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 26.04.2017 tarih ve 2016/9544 Esas ve 2017/5233 Karar sayılı kararı ile 'sanıkların eylem ve fikir birliği içerisinde kendisini darp ettikleri anlaşılmakla TCK'nin 37/1 maddesi uyarınca müşterek fail olarak sanıkların en ağır neticeden sorumlu tutulmaları gerektiği' gerekçesi ile bozulmasına ve bozmaya uyularak yapılan yargılama sonrasında sanıkların TCK'nin 37/1 maddesi uyarınca katılanı yüzünde sabit ize ve kemik kırığına neden olacak şekilde yaralama suçundan tecziyesine karar verilmesine karşın; bozma öncesi sanık ...’ı katılanı vücutta kemik kırığına neden olacak şekilde yaralama suçundan sorumlu tutan hüküm gerekçesine dayanılarak hüküm kurulması suretiyle hükümlerde karışıklığa yol açılması, 3) Dairemiz bozma ilamı ile birden fazla nitelikli hâl ihlal ederek eylemini gerçekleştiren sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nin 86/1. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayini lüzumundan bozulmasına ve mahkemece de bozma kararımıza uyulmasına karşın; sonuca etkili olacak şekilde teşdit uygulanması yerine yazılı şekilde uygulama ile sanıklara eksik ceza tayini..." isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesince 08.02.2022 tarih ve 286-126 sayı ile sanık hakkında TCK’nın 32/1 maddesi delaletiyle CMK’nın 223/3-a maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair hükmün, katılan vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.03.2023 tarih ve 13315-1178 sayı ile "...Sanığın suç tarihi itibarıyla 5237 sayılı Kanun'un 32 nci maddesi kapsamında akıl hastalığı bulunup bulunmadığının tespiti bakımından sanığın varsa önceki rapor ve tedavi evrakları da eklenerek tüm tahkikat dosyası ile birlikte Adlî Tıp Kurumuna sevk edilerek, Gözlem İhtisas Dairesinde müşahede altına aldırıldıktan sonra düzenlenecek raporla birlikte Adlî Tıp Kurumu 4. İhtisas Kuruluna gönderilmesi, suç tarihinde işlediği 'kasten yaralama' fiilinin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamayacağı veya bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olup olmadığına dair rapor aldırılması, Hacettepe Üniversitesi Hastanesinin raporu, Gözlem İhtisas Dairesinin raporu ile 4. İhtisas Kurulunun raporları arasında çelişki mevcut olması halinde, sanığın Adlî Tıp Üst Kuruluna gönderilmesi, muayenesi de yapılarak rapor aldırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken, Hacettepe Üniversitesi Hastanesinin 12.03.2020 tarihli yetersiz raporu hükme esas alınarak eksik araştırma ile hüküm kurulması..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya direnen Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesince 07.12.2023 tarih ve 480-946 sayı ile sanık hakkında bozma öncesi hüküm gibi ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.02.2024 tarihli ve 12247 sayılı Bozma istemli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca görevli Özel Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.10.2024 tarih ve 2422-6590 sayı ile direnme kararına konu hükmün gerekçesinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU İnceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında kasten yaralama suçundan kurulan beraat hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle, inceleme dışı sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar itirazın reddine verilmesi suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme; sanık ... hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair kararla sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı ve buna bağlı olarak sanık hakkında TCK’nın 32. maddesinin uygulanmasının gerekip gerekmediği hususunda Hacettepe Üniversitesi Hastanesince tanzim edilmiş sağlık kurulu heyet raporunun yeterli olup olmadığının, bu bağlamda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. DOSYADAKİ BİLGİ VE BELGELER İncelenen dosya kapsamından; 09.10.2015 tarihli Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Engelli Sağlık Kurulu raporunda; sanığın zihinsel ruhsal davranışlar yönünden anksiyete bozukluğu ve tedaviyle iyileşebilir görülerek bir yıl sonra kontrolü uygun olmak üzere %25 oranında, kardiyoloji sisteminden %40 oranında kas iskelet sistemi bakımından %10 oranında engelli olduğunun, genel anlamda engellilik oranının %58 olduğunun ve 2022 sayılı kanundan yararlanabileceğinin yazılı olduğu, 08.02.2018 tarihli adli tıp uzmanınca hazırlanan adli tıp raporunda; 2007 yılında geçirdiği kalp ameliyatı sonrasında antidepresan kullanmaya başlayan sanığın ruhsal muayenesinde ceza sorumluluğunu etkileyecek akıl hastalığı ya da zeka geriliği saptanmadığı gibi olay tarihinde bir akli arızaya bulunduğunu gösterecek tıbbi bulgu veya belgeye de rastlanmadığı, bu nedenle 18.03.2013 tarihli sanığı bulunduğu iddia edilen kasten yaralama suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilecek ve ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olup cezai ehliyetinin tam olduğunun belirtildiği, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalından üç psikiyatri uzmanınca hazırlanan 12.03.2020 tarihli heyet raporunda; 06.02.2008 tariihnde Amasya Devlet Hastanesinde anksiyete bozukluğu tanısı konulan sanık ...'in alınan öyküsü, incelenen evrak ve yapılan muayenesi sonucu kalp ameliyatı sonrası başlayan belirtilerin sebat ettiği, sanığın işlevselliğinin ameliyat sonrası belirgin derecede bozulduğu, sanığın 20.11.2019 tarihinde psikiyatri adli sağlık kurulunda değerlendirildiği, 05.08.2020 tarihinde sanığa "Nöropsikolojik Test Bataryası" uygulanması sonucunda sanığın yürütücü işlevlerinde ağır, bellek ve uzaysal görsel becerilerinde orta derecede bozukluk olduğunun tespit edildiği, yapılan ruhsal durum muayenesinde öz bakımının azalmış olduğu, sorulara kısa yanıtlar verdiği, duygu durumunun ötimik, duygulanımının künt olduğu, kurulan kısıtlı iletişim sonnucu düşünce içeriği, yargılama ve algılamasının değerlendirilemediği, bilgisayarlı tomografide patolojik özellik saptamadığı, sonuç olarak; sanığa Demans tanısı konulduğu, kasten yaralama suçunun anlam ve sonuçlarını kavrayamadığı, davranışlarını yönlendirme yeteneğinde azalma olduğu, cezai ehliyetinin olmadığı ve TCK'nın 32/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifadelerine yer verildiği, Anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna Dair Açıklamalar TCK'nın 32. maddesi; "1- Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. 2- Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir." şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde ise; "Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli ölçüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olamayacağından, hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı niteliğe sahip olduğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulacaktır. Ayrıca işaret etmek gerekir ki, akıl hastalığı kişinin işlediği her fiil açısından algılama veya irade yeteneği üzerinde etkili olmayabilir. Örneğin, kleptomani akıl hastası olan kişinin hafif değerdeki şeylere yönelik olarak işlediği hırsızlık suçu açısından irade yeteneğinin olmadığı söylenebilir. Ancak, bu kişinin kasten adam öldürme suçunu işlemesi durumunda, malûl olduğu akıl hastalığı bu fiille ilgili olarak algılama ya da irade yeteneğini etkilemez. Kişinin akıl hastası olup olmadığının tespiti ile hastalığının algılama ve irade yeteneği üzerinde ne gibi etkilerinin olabileceğini, davranışlarını ne surette etkilediğini genel olarak belirleme, tıbbî bir konudur. Uzman bilirkişi bu hususu ortaya koyduktan sonra, akıl hastası olan kişinin somut olay açısından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini normatif olarak belirleme görevi, hâkime aittir." ifadelerine yer verilerek, akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olanlar hakkında mahkemenin nasıl bir yol izlemesi gerektiği hususuna da açıklık getirilmiştir. Hâkim, çözümü ancak özel veya teknik bir bilgi gerektiren hâllerde bilirkişi dinleyebilecek veya rapor isteyebilecektir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bir bilgi ile çözümü mümkün bulunan konularda ise bilirkişiye başvurulmayacaktır. Kanun koyucunun uzmanlığa, özel veya teknik bir bilgiye ihtiyaç bulunduğunu baştan kabul ettiği akıl hastalığı, parada sahtecilik, moleküler genetik inceleme, yaş grubuna göre kusur yeteneği gibi hususlarda hâkimin bilirkişi raporu alması zorunludur. TCK'nın 32. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere, sanığın akıl hastası olup olmadığının tespiti bakımından Yerel Mahkemece rapor alınması zorunlu olup rapor alındıktan sonra, akıl hastası olan kişinin somut olay açısından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini normatif olarak belirleme görevi, hâkime aittir. Öte yandan, ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli ve 540-264 sayılı kararında açıklandığı üzere; Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür. Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas - 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez. B. Uyuşmazlığa Dair Hukuki Nitelendirme Sanık müdafii tarafından dosyaya sunulan ve Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 09.10.2015 tarihli engelli sağlık kurulu raporunda; sanığın zihinsel ruhsal davranışsal bakımdan yüzde yirmi beş oranında genel olarak yüzde elli sekiz oranında engelli olduğunun, Adli Tıp Kurumu Ankara Şube Müdürlüğünün 08.02.2018 tarihli tek hekimli adli tıp uzmanınca düzenlenen raporda; sanığın üzerine atılı kasten yaralama suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabileceğinin, fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olduğunun ve cezai ehliyetinin tam olduğunun, Hacettepe Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalının 12.03.2020 tarihli raporunda; sanık hakkında Amasya Devlet Hastanesince 06.02.2008 tarihinde anksiyete bozukluğu teşhisi konulduğunun, sanığa ilaç başlandığının, 05.08.2020 tarihinde uygulanan Nöropsikolojik Test Bataryası sonucunda sanığın yürütücü işlevlerinde ağır, bellek ve uzaysal görsel becerilerinde bozukluk olduğunun ve isnat edilen kasten yaralama suçunun anlam ve sonuçlarını kavrayamadığının, davranışlarını yönlendirme yeteneğinde azalma olduğunun, cezai ehliyetinin olmadığının ve TCK’nın 32/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesinin uygun olacağının mütalaa edildiği anlaşılmaktadır. Bu bilgiler çerçevesinde, sanığın cezai sorumluluğunun belirlenmesi ve hakkında uygulanacak güvenlik tedbirinin isabetli şekilde tespit edilmesi amacıyla Yerel Mahkemece; öncelikle Sağlık Bakanlığından sanığın kayıtlı tüm tedavi ve kullandığı ilaçların listesinin istenerek dosyada mevcut tüm raporların da eklenmesiyle birlikte CMK'nın 74. maddesi uyarınca Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kuruluna sevk edilmesi ve suç tarihinde işlediği kasten yaralama suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamayacağı veya bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olup olmadığına dair bir rapor aldırılması, Hacettepe Üniversitesi Hastanesinin raporu ile Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulu raporu arasında çelişki hasıl olması hâlinde sanığın dosyada mevcut tüm raporlarla birlikte Adlî Tıp Üst Kurulunca da muayenesi yapılarak rapor aldırılması ve sonucuna göre hukuki durumunun tayini gerekirken, sanık hakkında gözlem altına alınmaksızın düzenlenen denetime elverişsiz ve önceki raporlarla çelişen heyet raporuna istinaden ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla direnme kararına konu hükmün sanık hakkında eksik araştırma sonucu hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.12.2023 tarihli ve 480-946 sayılı direnme kararına konu hükmün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığın suç tarihinde işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığı, buna bağlı olarak da hakkında TCK’nın 32. maddesinin birinci ya da ikinci fıkralarının uygulanmasının gerekip gerekmediği hususunda Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulunca gözetim altına alınmak suretiyle düzenlenecek rapora istinaden hukuki durumunun tayini gerekirken eksik araştırma sonucu hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.06.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.