Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/526 E. 2026/380 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2024/526
Karar No
2026/380
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 202-161

I. HUKUKİ SÜREÇ Kasten öldürme suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.02.2013 tarihli ve 44-50 sayılı hükmün, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.11.2014 tarih ve 1977-5006 sayı ile; "1- Sanıklar ve maktul arasında geçen olaylarda bilgisi olduğu anlaşılan tanık ... ile maktulün kaybolduğu tarihlerde sanığın yanında bulunan ve şüpheli hareketleri konusunda bilgi veren tanık ...'in sanık ve müdafii ile katılanlar ve vekilinin bulunduğu oturumda hazır edilerek ve taraflara soru sorma hakkı da tanınmak suretiyle ayrıntılı şekilde beyanlarının alınması, 2- Maktulün evden ayrılmasının ardından ikamet ettiği bölgede büfecilik yapan ...'ın kullandığı 232 469 **** numaralı telefon hattını arayan kişilerin tespit edilerek bu konuda ayrıntılı araştırmanın yapılması," nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamı sonrası devam olunan yargılama sonucunda İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesince 04.02.2015 tarih ve 406-12 sayı ile önceki hüküm gibi müsnet suçtan sanığın beraatine ilişkin direnme kararına konu hükmün, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 08.03.2017 tarihli ve 230-720 sayılı tevdii kararı uyarınca inceleme yapan Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 23.12.2021 tarih ve 60-666 sayı ile eksik araştırmaya dayalı olarak karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozma gereğini yerine getiren İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesince 31.03.2023 tarih ve 202-161 sayı ile sanığın kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 53... . maddeleri gereğince müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin hükmün, sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.02.2024 tarih ve 5288-705 sayı ile onanmasına, oy çokluğuyla karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; "...Sanığın hiçbir aşamada suçlamaları kabul etmediği, olaya ilişkin görgü tanığı bulunmadığı maktulün kesin ölüm nedeninin de belirlenemediği anlaşılan olayda, mahkemece hükme esas alınan delillerin şüpheyi yenebilecek bir kesinlikte mahkûmiyete yeterli ve elverişli nitelikte bulunmadığı ve bu itibarla sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı," açıklamasıyla karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 01.04.2024 tarih ve 56285 sayı ile; "...Sanığın müsnet suçu işlediğine dair yeterli delil bulunmadığı," görüşüyle itiraz yoluna başvurulmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 10.10.2024 tarih, 2795-6445 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI ve KONUSU İnceleme dışı sanık ... hakkında verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya içeriğinden; Katılanların, oğulları olan maktulün 24.10.2006 tarihinde saat 11.00 sıralarında ekmek almak amacıyla evden çıkıp bir daha geriye dönmediğini beyanla müracaatta bulunmaları üzerine soruşturmaya başlandığı, Maktulün ağabeyi olan tanık ...’nin, kardeşinin kaybolmasından önceki gün gece yarısı bir vakitte sabit ev telefonlarının çaldığını, aramaya cevap verdiğinde kendisini ... veya ... olarak tanıtan şahsın kardeşini telefona istediğini, kardeşinin görüşme yaptığı şahsa "Sen ... değilsin, ...’sin." deyip telefonu kapattığını, ne olduğunu sorduğunda "Beni evin ilerisindeki parka çağırıyorlar." dediğini, geç bir saat olduğu için onunla birlikte dışarıya çıktığını, ancak randevulaştıkları yerde kimseyi görmedikleri için eve geri döndüklerini ifade ettiği, bu kapsamda yapılan araştırmada 24.10.2006 tarihinde saat 00:35.21'de maktulün ikametinde bulunan 0 232 458 **** numaralı sabit hattın aynı bölgede büfe işleten ... ... adına kayıtlı 0 232 457 **** numaralı kontörlü telefondan aranarak 528 saniyelik bir görüşme yapıldığının tespit edildiği, ifadesine başvurulan ...’ın, arkadaşlarının kendisine ... (...) lakabıyla hitap ettiklerini, maktulü tanımadığı gibi evini de hiç aramadığını söylediği, 29.10.2006 tarihinde maktulün ikamet ettiği mahallede büfe işleten ...'ın polis karakoluna giderek kendini ... olarak tanıtan ancak sesini benzetemediği erkek bir şahsın iş yerine ait 0 232 469 **** numaralı telefonu aradığını ve "Ailem beni merak etmesin, amcam ile oğlunu vuracağım." diyerek telefonu kapattığını beyan ettiği, Katılanlar ve maktulün arkadaşları olan tanıklar ... ve ... tarafından ... ... isimli bir bayan nedeniyle maktul ve sanığın sık sık kavga ettiklerinin ileri sürülmesi üzerine sanığın ve adı geçen tanığın beyanlarına başvurulduğu ancak maktulün yaşayıp yaşamadığının henüz belli olmadığı bu aşamada herhangi bir delil elde edilemediği, 20.01.2008 tarihinde İzmir ili Bornova ilçesi ... Köyü ormanlık alanı içerisinde avcılık yapmakta olan bir şahsın insana ait olduğunu düşündüğü kemik parçaları gördüğünü ihbar etmesi üzerine suç mahallinde yapılan incelemede; olay yerinin Kayadibi doğal gaz istasyonu arazi yolunun 40-50 metre kadar içerisinde sık ağaçlı bir alan olduğu, yaklaşık 1,5-2 metre uzunluğunda, yarım metre genişliğinde, 20-25 cm içe çökmüş vaziyette çok da derin olmayacak şekilde bir çukur bulunduğu, bu yerin yakınında elbise parçaları, bir çift spor ayakkabı, insana ait alt çene kısmı olmayan kafatası ile 20-30 cm uzunluğunda kemik parçaları görüldüğü, üstü yabani hayvanlar tarafından dağıtılan bu çukurun derinleştirilmesi ile okuma gözlüğü, sigara, çakmak ve çamurlu kazağa ulaşıldığı, ele geçirilen kafatası ve kemiklerin İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesinin 07.02.2008 tarihli raporu ile maktule ait olduğunun tespit edildiği, ancak Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince düzenlenen 07.04.2008 tarihli raporda mevcut kemik parçalarında maktulün ölümünü izah edebilecek travmatik lezyon saptanmadığının bildirildiği, Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce olay yerinden alındığı belirtilen giysiler üzerinde alet izi tespit edilmesinin mümkün olmadığı, atış artıklarına da rastlanmadığı, aynı giysi ve eşya üzerinde bulunan kan örneklerinin yapılan genetik analizlere cevap vermediğinin belirtildiği, Maktulün cesedinin bulunduğu bölgenin suç tarihi itibarıyla çalıştığı yere yakın mesafede olması nedeniyle yakalanan sanığın, bayram olması nedeniyle çalıştığı yerden ailesini görmeye geldiği, bayramın ikinci günü saat 18.00 sıralarında çiftliğe geri döndüğünü savunması karşısında, suç tarihi itibarıyla kullandığı 543 479 **** numaralı cep telefonuna ait HTS kayıtlarının incelendiği; 23.10.2006 tarihi saat 02.21'den saat 19.28'e kadar Ankara Karayolu 25. km Kemalpaşa/İzmir, İzmir-Manisa Yolu Beşyol/İzmir civarından sinyal verdiği, 23.10.2006 tarihi saat 19.28'den itibaren İzmir/Merkez'e doğru hareket ettiği, bu zaman diliminden sonra tanık ... ile yoğun bir şekilde mesajlaştığı ve Gültepe-Yenişehir baz istasyonundan sinyal aldığı, aynı günün sabahında telefonunu saat 10.37’den itibaren kullanmaya başladığı ve maktulün kaçırıldığı iddia edilen saat itibarıyla Gültepe Mahallesi'nde olduğu, saat 12.16’dan itibaren araç ile harekete geçip güzergâhtaki baz istasyonlarını takip ederek saat 13.21.17'de Bornova-Kayadibi mevkiinde bulunan çalışmış olduğu at çiftliğine geri döndüğü ve bu zaman diliminden sonra maktule ait kemik parçalarının bulunduğu mevkiden sinyal aldığı, aynı gün saat 09.00’dan itibaren gün boyunca tanık ... ile yoğun şekilde mesajlaştıklarının tespit edildiği, sanık ile tanık ... arasında yaşanan mesaj trafiğinin 24.10.2006 tarihinde saat 13.37 ila saat 16.00 arasında kesildiği ve sanığın bu süre boyunca telefonunu hiç kullanmadığı, inceleme dışı sanık ...'ın ise Gültepe Mahallesi'nden herhangi bir baz verisinin olmadığı, olay tarihinde sanık ile ... arasında bir telefon görüşmesinin de gerçekleşmediği gibi aynı zaman dilimlerinde farklı bölgelerde olduklarının tespit edildiği, Sanığın kullandığı tespit edilen 543 479 ****, 537 481 ****, 554 317 **** ve 0 232 459 **** numaralı hatlar ve inceleme dışı sanık ...’ın kullanımında olan 536 685 **** ve 0 232 449 **** numaralı hatlar ile ...'ın iş yerine ait 0 232 469 **** numaralı hat arasında maktulün kaybolduğu tarih ve sonrasında bir görüşme kaydı olmadığının anlaşıldığı, Sanığın çalıştığı çiftlik ile maktulün cesedinin bulunduğu yer arasının kuş uçuşu ile 760 metre olup aynı baz istasyonundan sinyal aldıkları, Anlaşılmaktadır. Katılanlar; 2006 yılı Ramazan Bayramının ikinci günü saat 11.00 sıralarında oğullarını ekmek almaya gönderdiklerini, oğullarının giderken arkadaşı ...’e de uğrayacağını söylediğini, telefonunu ve cüzdanını almadan evden ayrıldığını, çevreden duydukları kadarıyla fırının bulunduğu sokağa girmiş olduğunu, sonrasında ise ondan hiç haber alamadıklarını, sanığın da aynı mahallede ikamet edip farklı bir sokakta oturduğunu, olaydan bir hafta sonra sanığın çalıştığı çiftliğe giderek oğulları ile evde sözde kavga ettiklerini söylediklerini, sanığın da "...’in kayıp olduğunu biliyorum, ...’dan duydum." dediğini, oğullarının kaybolmasıyla ilgili sanık ve ...’dan şüphe duyduklarını, Katılan ... ilaveten; sonradan sanığın babası ile mahallede karşılaştıklarında münakaşa ettiklerini, sanığın babasının "Benimle ne alakası var, oğlum öldürmüş." dediğini, Tanık ... ...; maktulün kendisine ilgi duyduğunu, sürekli evinin etrafında dolaşarak rahatsızlık verdiğini, bayramın birinci günü kız arkadaşı ile dışarıya eğlenmeye gittiğini, maktul ve arkadaşlarının da peşlerinden aynı mekana geldiklerini, beyanlarda bahsi geçtiği gibi maktul ile birlikte aynı masada oturmadıklarını, eve dönüş yolunda maktulün kendisini zorla otobüsten indirmeye çalıştığını, bu hususu o zamanlar arkadaşlık yaptığı sanığa anlatmış olabileceğini, ancak sanığın kendisine maktulü öldüreceği ya da herhangi bir kötü muamele yapacağı konusunda bir şey demediğini, olayla ilgisinin bulunmadığını, kaybolduğu tarihi takip eden günlerde maktulün annesinin evlerine geldiğini, eşi ile yeğeni ...’ın kavga ettiğini, oğlunun da saklanarak ...’a zarar vereceğini düşündüğünü anlattığını, Tanık ... 22.05.2008 tarihinde dinlenmesinde; sanığın askere gitmeden bir gün önce mahalledeki kahvehane önünde oturdukları sırada "Abi kafam rahat, manitamı rahatsız edecek insan da yok, askerden geldikten sonra manitam da hazır, kafam rahat olarak askere gidip geleceğim, geldiğimde de manitamla evleneceğim." dediğini, bununla maktulü ve tanık ...'yu kastettiğini düşündüğünü, Tanık ...; maktulün çok samimi arkadaşı olduğunu, ...’nun maktulden ayrılıp sanıkla arkadaşlık yapmasından sonra aralarında husumet oluştuğunu, çok kez maktulün sanığı dövdüğünü bildiğini, Tanık ...; maktul ve sanığı ... yüzünden kavga ederken görmediğini ancak bir kavgalarından sonra maktulün yanına geldiğinde elinin yüzünün şişmiş vaziyette olduğunu gördüğünü, sorduğunda dağa çıkıp sanıkla kavga ettiklerini anlattığını, Tanık ...; 23.10.2006 tarihinde maktul, tanık ... ve bir arkadaşı ile birlikte dışarıya eğlenmeye gittiklerini, saat 20.00 sıralarında evlerine döndüklerini, ertesi günden sonra maktulden haber alamadıklarını, bildiği kadarıyla maktul ile ...’nun arkadaş olduğunu, bu nedenle maktul ve sanığın devamlı kavga ettiklerini, Tanık ...; maktulün kuzeni olduğunu, kız meselesi nedeniyle maktul ve sanık arasında kavgalar yaşandığını, sanığın maktulü kast ederek "Yaşatmayacağım!" dediğini mahalleli gençlerden duyması üzerine sanığın babasının yanına gittiğini, "Bu duruma bir çare bulalım, işin sonu iyiye gitmiyor." şeklinde uyarıda bulunduğunu, Tanık ...; kuzeni olan maktulün tanık ... ile flört ettiğini, ...’nun maktule; "Benim ... ile hiç bir ilgim yok, ben seni seviyorum, ... beni rahatsız ediyor." dediğini, kaybolduğundan bir önceki gün kuzeninin ... ile dışarıda eğlenmeye gideceklerini söyleyerek kendisinden para istediğini, aynı gün akşam saatlerinde yanına gelip "Bugün hayatımın en güzel gününü yaşadım." dediğini, ertesi gün de kaybolduğunu, Tanık ...; kaybolmasından sonra maktulün ailesinin televizyonda canlı yayına katıldıklarını, ...’nun da aynı yayına telefondan bağlanıp maktulün uyuşturucu kullandığını ileri sürdüğünü, arkadaşı olan maktulün uyuşturucu kullanmadığını belirtmek için kendisinin de aynı yayına katıldığını ve yayın sırasında ... ile tartıştıklarını, aynı gün birkaç saat sonra mahallede karşılaştığı sanığın kendisine yumruk atıp "... ile neden böyle konuşuyorsun?" dediğini, Tanık ...; katılan ... ile sanığın babasının mahallede bulunan kahvehanenin önünde maktulün kaybolması nedeniyle tartıştıklarını gördüğünü, bu esnada sanığın babasının; "Ben öldürmedim, oğlum öldürdü, gidin onu bulun." dediğini, Tanık ...; 2005 yılında ...’ya at yetiştirmesi için yer kiraladığını, ...'in buraya kulübe ve ahır inşa ederek at yetiştirmeye başladığını, ancak işlerinin çoğunlukla yeğeni olan sanık tarafından takip edildiğini, kendisinin yurt dışında yaşadığını, tatile geldiğinde zaman zaman sanık ile sohbet ettiklerini, sanığın geceleri uyuyamadığını anlatıp 2006 yılının son aylarına doğru özellikle geceleri elinde av tüfeği ve yanında kurt köpeği ile ormanlık alana doğru sık sık gelip gittiğini gördüğünü, birçok kez bağırdığını duyduğu sanığa durumun sebebini sorduğunda "Hayır, ben bağırmıyorum." şeklinde cevap verdiğini, sonradan sanığın geceleri devamlı dolaştığı bu yerde maktulün kemiklerinin ele geçirildiğini öğrendiğini, Bozma sonrası dinlenmesinde; önceki beyanında sanığın av tüfeği ve köpek ile çiftliğin üst taraflarında gezdiğini söylemekle cesedin olduğu yere gittiğini kast etmediğini, bulundukları yerin ıssız bir mahal olup herkesin tüfek ile dolaştığını, zaten sanığın korkak bir yapısı olduğunu, olaydan sonra karşılaştığında sanığın kendisine iftira atıldığından bahsettiğini, İnceleme dışı sanık ...; cesedin bulunduğu yerin yaklaşık bir kilometre ilerisinde yarış atı çiftliğinin olduğunu, haftada birkaç kez buraya malzeme götürdüğünü, kuzeni olan sanığın devamlı burada kalıp işlerinde kendisine yardım ettiğini, maktulü mahalleden tanıdığını, ancak olayla bir ilgisinin bulunmadığını, Beyan etmişlerdir. Sanık aşamalarda; maktulün çocukluk arkadaşı olduğunu, aynı mahallede büyüdüklerini, evlerinin arasının 100 metre olduğunu, 2004 ya da 2005 yılında ... ile arkadaşlık yaptığını, ...’nun maktulle bir ilişkisi olup olmadığını bilmediğini, bu sebebe dayalı olarak maktulle kavga etmediğini, maktulün çoğu zaman alkollü olması nedeniyle tartışmakta olduklarını, ancak onu öldürmediğini, kaybolduğunu da çalıştığı çiftliğe gelen ailesinden öğrendiğini, olaydan önce maktulün evini arayıp onu dışarıya çağırmadığını, 2007 yılı sonlarına doğru askere gittiğini, tanık...’in beyanını kabul etmediğini, kız arkadaşı olan ... ile olay günü yoğun şekilde görüşmelerinin normal olduğunu savunmuştur. V. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 11.06.2013 tarihli ve 36-294, 15.10.2025 tarihli ve 365-403 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, suçun işlenmesi ile bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrinde ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Şu hâlde, isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira, kabili te'lif olmayan şüphe ve gerçeğin yan yana mevcudiyeti üzerinden salt bir kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kurallarına uygun olduğu söylenemeyeceği gibi maddi gerçekliğin bütünüyle ortaya çıkarıldığı da ileri sürülemeyecektir. B. Hukuki Değerlendirme Sanığın, aynı kıza ilgi duymaları nedeniyle aralarında husumet bulunan mahalleden tanıdığı maktulü kasten öldürdüğünün iddia ve kabul edildiği olayda; Tanık ...’nin 24.10.2006 tarihinde gece yarısı bir vakitte ev telefonlarının çaldığı, kendisini ... olarak tanıtan ancak sesinden sanığa benzettiği karşıdaki şahsın kardeşini telefona istediği, kardeşinin de görüşme sırasında bu şahsa "Sen ... değilsin, ...’sin." dediği yönündeki beyanına karşılık yapılan araştırmada, bahse konu aramanın maktulün ikamet ettiği bölgede büfe işleten ... adına kayıtlı kontörlü telefondan gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Beyanına başvurulan iş yeri sahibi aradan geçen zaman nedeniyle aramayı yapan şahsı hatırlamadığını ifade ettiğinden bu şahsın sanık olup olmadığı ortaya çıkarılamamıştır. Bir an için sanığın maktulü arayıp konuşmak amacıyla dışarıya çağırdığının kabulü hâlinde dahi eylemin sanık tarafından ika edildiği sonucuna ulaşmak mümkün görünmemektedir. Diğer taraftan, yine aynı mahallede başka büfe işleten tanık ..., maktulün kaybolmasından birkaç gün sonra iş yeri telefonunun arandığını, kendisini maktul olarak tanıtan ancak sesini benzetemediği erkek bir şahsın "Ailem beni merak etmesin, amcam ile oğlunu vuracağım." deyip telefonu kapattığını beyan etmiş, yapılan araştırma neticesinde sözü edilen iş yeri telefonunun sanığın suç tarihi itibarıyla kullandığı hatlar tarafından aranmadığı saptanmıştır. Maktulün cesedine ait kemik parçalarının bulunduğu yerin, sanığın çalıştığı çiftliğe birkaç kilometre mesafedeki ormanlık alanda bulunması şüphe uyandıracak mahiyettedir. Bu hâl, iş yerine yakın olması nedeniyle sanığın iyi bildiği ormanlık alana cesedi sakladığı şeklinde yorumlanabilmekle beraber, olay yeri inceleme tutanağında, cesedin derin olmayan bir çukura gömülmesi nedeniyle sonradan yabani hayvanlar tarafından bütünlüğünün bozulmuş olduğu tespitlerine yer verilmesi karşısında, sanığın maktulün cesedini kolaylıkla bulunabilecek bir vaziyette ve kendisi aleyhine kuşkuya yol açacak bir mahale gömmüş olması genel hayat tecrübeleri ile bağdaşmamaktadır. Kaldı ki, herkesin girmesi olası bu bölgede avlanmakta olan bir şahsın ihbarı üzerine kemik parçalarına ulaşılmış olup eylemin maktul ve sanık arasındaki önceye dayalı anlaşmazlığı bilen üçüncü bir kişi tarafından gerçekleştirilmesi de ihtimal dâhilindedir. Nitekim tanık ..., kaybolduğu tarihten birkaç gün önce maktulün babasının, akrabaları ile tartıştığını, maktulün de babasını döven akrabalarına karşılık vermek üzere saklanmış olabileceğini katılan ...’den duyduğunu dile getirmiştir. Diğer taraftan maktulün ne zaman ve ne şekilde öldürüldüğü hususu da açıklığa kavuşmuş değildir. Maktulün cesedinin bulunduğu 20.01.2008 tarihinden sonraki aşamada yakalanan sanık, bayram olması nedeniyle çalıştığı yerden ailesini görmeye geldiğini, bayramın ikinci günü saat 18.00 sıralarında çiftliğe geri döndüğünü savunmuştur. Sanığın suç tarihi itibarıyla kullandığı cep telefonuna ait HTS kayıtları araştırılmış, 23.10.2006 tarihi saat 19.28'den itibaren ailesinin ikamet ettiği Gültepe-Yenişehir baz istasyonundan sinyal aldığı, ertesi gün saat 12.16’ya kadar aynı baz istasyonunu kullandığı, bu zaman diliminden sonra mahalleden ayrılarak saat 13.21’de çalıştığı çiftliğe geri döndüğü saptanmıştır. İfadesine başvurulduğu tarihten yaklaşık bir yıl öncesine ait saat bilgisini hatalı söylemiş olması aleyhine yorumda bulunmayı gerektiren bir özellik taşımadığı gibi beyanında bahsettiği diğer hususlar HTS kayıtları ile uyum içindedir. Maktul ve sanığın ailesi farklı sokaklarda ancak aynı mahallede ikamet etmekte olup maktulün kaçırıldığı iddia edilen saat itibarıyla sanığın telefonunun bu yerden sinyal aldığının tespiti, halihazırda bayram nedeniyle mahallede olduğunu kabul eden sanığın maktulü kaçırıp öldürdüğü sonucuna ulaşmak için yeterli değildir. Maktulü en son sanıkla ya da onun aracına binerken gören herhangi bir tanık bulunmamaktadır. Sanığın çalıştığı çiftlik ile maktulün cesedinin ele geçirildiği yerde tek bir baz istasyonu bulunduğunun belirtilmesi nedeniyle sanığın telefonunun bu bölgeden sinyal almış olması da özellik arz eden bir delil niteliği taşımamaktadır. Maktulün cesedinin bulunmasından sonraki evrede dinlenen tanık...’in, sanığın askere gitmeden evvel "Kafam rahat, manitamı rahatsız edecek kimse yok." dediği yönündeki ifadesinin maktulü işaret edip etmediği de belli değildir. Maktulün kast edilmesi hâlinde dahi uzunca bir süredir kendisinden haber alınamadığı veçhile sanıktan sadır olduğu iddia edilen bu ifadeler maktulü öldürdüğü şeklinde aleyhe yorumlanamaz. Tanık ... da, sanığın maktulü kast ederek "Yaşatmayacağım!" dediğini mahalleli gençlerden duyduğunu söylemiş olup adı geçen tanığın görgüye dayalı bir bilgisi bulunmamaktadır. Katılan ..., oğlunun kaybolmasından sonra mahallede karşılaştığı sanığın babası ile bu sebeple tartıştıklarını, sanığın babasının "Benimle ne ilgisi var, oğlum öldürmüş." dediğini beyan etmiş, tanık ... de bu anlatımı doğrulamış ise de, kız meselesi nedeniyle sanığın oğullarını kaçırdığı yönünde katılanın başlattığı tartışmanın devamında sanığın babası tarafından söylenmesi muhtemel "Öldürmüşse oğlum öldürmüştür, benim ilgim yok." makamındaki bu sözler eylem anına ve sonrasına ilişkin bir hususiyet taşımamaktadır. Sanığın çalıştığı çiftlik çevresinde gece vakti av tüfeği ile dolaşması da olağana aykırı görülmemiştir. Sonuç olarak; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmeyen sanığın isnat olunan eylemi işlediği yönünde vicdani kanaat oluşturması bakımından yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığa isnat edilen suçun sübuta erdiği, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 05.02.2024 tarihli ve 5288-705 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2023 tarihli ve 202-161 sayılı hükmünün, sanığa isnat edilen suçun sabit olmaması nedeniyle beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek Özel Dairenin onama kararı kaldırılıp Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle cezanın infazına başlanılmış ise İNFAZIN DURDURULMASINA, sanığın bu suçtan cezaevine alınmış olması hâlinde başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değil ise DERHÂL SERBEST BIRAKILMASI için MÜZEKKERE YAZILMASINA oy birliğiyle, 5-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.06.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 17.06.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/526, K. 2026/380, T. 17.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2024-526-e-2026-380-k-3e5e4eb3e653