Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/297 E. 2026/385 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/297
Karar No
2026/385
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 228-313

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 103/1-a maddesi delaletiyle 103/1-1. cümlesi, 62... . maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/1, 109/3.f, 109/5, 62... . maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.09.2015 tarihli ve 228-313 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 09.05.2024 tarih ve 9117-4278 sayı ile; "A. ... Sanığın mağdureyi sadece kucağına aldığına ve yanağından öptüğüne ilişkin savunması, tanık ...'ın mağdureyi sanığın kucağında gördüğüne, tanık ...'ün de sanığın mağdureyi kucağına alarak dudağından öptüğüne yönelik beyanları ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın mevcut hâliyle mağdureyi kucağına alıp yanağından ve dudağından öpmesi şeklindeki eylemlerinin kısa süreli, ani ve kesintili olması nedeniyle sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi; B. Sanığın mağdureyi evinin önünde bulunan sokak üzerinde istismar ettiği anlaşılan olayda çocuğun cinsel istismarı eylemi işlendiği sırada ve eylemle sınırlı süre ile mağdurenin iradesiyle hareket etme imkânının ortadan kaldırılmasının kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmayacağı, kişinin vücudunun suçun konusu olması nedeniyle mağdurenin hareket etme özgürlüğü ortadan kaldırılmadan bu suçun işlenemeyeceği nazara alındığında, olay günü sanığın, cinsel istismar eylemi dışında mağdurenin hürriyetini kısıtlayan başkaca bir hareketin bulunmaması nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun kanuni unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilerek bu suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.10.2024 tarih ve 360089 sayı ile; "... sanık, suç tarihi olan 22/09/2014 günü mahallede sokakta oynamakta olan 3 yaşındaki mağdur ...'u kucağına alıp yanaklarından ve dudaklarından öper. Tam bu sırada, tanık ... ... tarafından yaptığı hareketlerin görülmesi nedeniyle mağduru kucağına alarak, on adım kadar ilerleyip yolun karşısındaki kuytu bir yere götürür ve eteğinin altına elini sokmak suretiyle bacaklarına okşayıp, dudaklarından öpmeye devam eder. Bu olayı tanık ...'ın da görmesi üzerine mağduru yere bırakıp olay yerinden ayrılır. Olay, görgü tanığı ... ... tarafından aynı gün polise intikal ettirilir. Görüldüğü üzere sanık mağduru kucağına alıp cinsel eylemlerini gerçekleştirdiği sırada tanık ... tarafından görülmüş, buna rağmen suç işleme iradesinde sebat göstererek, eylemine devam etmesine daha elverişli olan kuytu bir yere mağduru götürmüş, bu defa elini eteğinin alt tarafından içeriye sokarak bacaklarını okşamış, ancak tanık ...'ın da olayı görmesi nedeniyle istemi dışında eylemlerine son vererek olay yerinden uzaklaşmıştır. Sanığın eylemleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde ani ve kesintili eylemler olmayıp sarkıntılık düzeyini aştığı açıktır. Çünkü sanık, tanık ... tarafından görülmesine karşın eylemlerine devam etmiş, hatta bu eylemleri devam ettirebilmesi için daha elverişli kuytu bir alana mağduru çekmiş, burada elini mağdurun eteğinin altından sokarak eylemlerine devam etmiş, nihayetinde tanık ...'ın da kendisini görmesiyle, istemi dışında mağduru bırakmış, eylemlerine son vermiştir. Açıklanan nedenlerle sanığın eyleminin TCK'nın 103/1-1.cümlesinde düzenlenen basit cinsel istismar suçunu oluşturduğu hâlde, Yüksek Dairece sarkıntılık düzeyinde kaldığı gerekçesi ile bozulmasına karar verilmesi, hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Ayrıca sanık, suç tarihinde mağduru kucaklayarak saçından tutup kendisine çekerek dudaklarından öptüğü sırada, tanık ... tarafından görülmesi nedeniyle cinsel istismar eylemlerini gerçekleştiremeyeceğini düşünerek, mağduru bulunduğu yerden aldıp, kuytu bir yere götürüp, cinsel istismar eylemlerine devam etmek suretiyle, mağduru bir yere gitme veya bir yerde kalma hürriyetinden yoksun bıraktığı, somut olayda atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğu anlaşılmıştır. Bu nedenle atılı Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurlarının somut olayda oluşmasına karşın, Yüksek Dairece yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile bozulmasına karar verilmesi de, hukuka aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.03.2025 tarih ve 10212-2127 sayı ile itiraz nedenleri yerinde görülmeyerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanığın eyleminin, çocuğa karşı sarkıntılık suçunu mu yoksa cinsel istismar suçunu mu oluşturduğunun, 2- Sanığa isnat edilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. IV. UYUŞMAZLIK KONUSUNA İLİŞKİN BİLGİ VE BELGELER İncelenen dosya kapsamından; Mağdur ... iki yaş on bir aylık iken, sanık ...’un kırk dokuz yaşında, evli ve altı çocuk sahibi olduğu, sanığın olay tarihinden iki yıl kadar önce iç savaş nedeniyle Suriye'den geldiği, 22.09.2014 tarihinde saat 10.45 sıralarında sokak üzerinde cinsel istismar olayının meydana geldiğine ilişkin ihbar üzerine olay yerine giden kolluk görevlilerince, tanık ...'ün sanığın mağduru kucağına alarak dudağından öptüğünü ve bacakları ile kalçalarına dokunduğunu gördüğünü, bu nedenle 155 Polis İmdat hattını arayarak durumu bildirdiğini beyan etmesi üzerine, verilen eşkâl doğrultusunda yapılan araştırma sonucunda sanığın yakalandığı ve bu şekilde adli sürecin başladığı, Yaşı nedeniyle kendisini ifade edemediği belirlenen mağdurun beyanının alınamadığı, Anlaşılmıştır. Mağdurun annesi ...; olay günü saat 10.10 sıralarında komşusu tanık ...'ün telaş içerisinde yanına gelerek, sanığın sokakta oynayan mağduru kucağına alıp dudağından öptüğünü, ardından yol kenarında bulunan ve yalnızca belirli bir yönden görülebilen kuytu bir bölgeye geçerek mağdurun eteğini kaldırıp bacağına dokunduğunu ve öpmeyi sürdürdüğünü anlattığını, Tanık ...; olay günü saat 10.00 sıralarında sokakta yürüdüğü sırada, sanığın komşularının çocuğu olan mağduru kolundan tutarak kucağına aldığını ve dudağından öptüğünü gördüğünü, kendisini fark eden sanığın telaşlanarak yaklaşık on metre ileride, yolun karşısında bulunan duvar dibindeki kuytu bir alana geçtiğini, arkasından gidip gizlice baktığında mağdurun eteğinin kaldırılmış olduğunu ve bacaklarının göründüğünü, sanığın bir eliyle mağdurun bacağına temas ederken diğer eliyle saçlarından tutup dudağından öptüğünü, gördüklerinin olağan bir sevgi gösterisi niteliğinde olmadığını düşünmesi üzerine mahallede esnaflık yapan tanık ...'a durumu anlatarak gidip bakmasını istediğini, tanık ...'ın çevrede dolaşıyormuş izlenimi vererek sanığın bulunduğu yere gittiğini, geri döndüğünde sanığın mağduru kucağına almış vaziyette olduğunu söylediğini, sanığın da tanık ...'ı fark etmesi üzerine mağduru bırakarak olay yerinden uzaklaştığını, sanığın mağdura yönelik davranışlarının sevgi gösterisinin ötesinde cinsel mahiyet taşıdığı kanaatine varması nedeniyle durumu kolluğa bildirdiğini, Tanık ... ...; olay günü dükkanının da bulunduğu sokaktaki köşe başında evi olan mağduru evinin önünde sanığın kucağında gördüğünü, daha sonra dükkanına geçtiğini, Beyan etmişlerdir. Sanık; olay günü araç beklediği sırada yanına gelen çocukları sevdiğini, bu nedenle eğilerek onları bir sevgi göstergesi olarak yanaklarından öptüğünü, kucağına almadığını, dudağından öpmediğini ve kuytu bir yere götürmediğini, eylemin yol üzerinde gerçekleştiğini, mağduru kendi çocukları ve torunları gibi gördüğünden sevgi saikiyle hareket ettiğini, herhangi bir cinsel amaç veya kötü niyet taşımadığını, ayrıca mensubu bulunduğu Suriye kültüründe küçük çocukların yanağından veya dudağından öpülmesinin olağan karşılanan bir sevgi gösterisi olduğunu savunmuştur. V. GEREKÇE A. Sanığın eyleminin, çocuğa karşı sarkıntılık suçunu mu yoksa cinsel istismar suçunu mu oluşturduğu; 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Ceza Genel Kurulunun 06.02.2020 tarih ve 45-62; 24.05.2023 tarih ve 109-301; 10.09.2025 tarih ve 107-329; 22.10.20 25... -417 sayı ile müstakar kararlarında ayrıntıları açıklandığı üzere; Çocuğun cinsel istismarı suçu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK’nın 103. maddesinde; "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden; a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, Anlaşılır. ..." şeklinde düzenlenmiş iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girip suç tarihinde yürürlükte bulunan 6545 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile; "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır. ...", 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 13. maddesi ile de; "Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, Anlaşılır. ..." Hâlini almıştır. TCK'nın 103. maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan çocuğun basit cinsel istismarı suçunun maddi unsuru vücuda organ veya sair cisim sokulmaksızın vücut dokunulmazlığının cinsel davranışlarla ihlâl edilmesi olup hangi eylemlerin cinsel davranış sayılacağı hususunda doktrin ve uygulamada görüş birliği bulunmamakta, bu konuda subjektif ve objektif olmak üzere iki temel yaklaşım öne çıkmaktadır. Subjektif görüşe göre belirleyici olan failin amacı olup, cinsel arzuların tatminine yönelik davranışlar cinsel nitelik taşımaktadır. Objektif görüş ise failin amacından bağımsız olarak eylemin niteliğine ve yöneldiği vücut bölgelerine odaklanmaktadır. Ancak bu yaklaşımın, cinsel dokunulmazlığın korunmasını belirli vücut bölgeleriyle sınırlandırdığı ve kişilerin cinselliğe yükledikleri farklı anlamları yeterince dikkate almadığı yönünde eleştiriler bulunmaktadır. TCK'nın 1 02... . maddelerindeki düzenlemelerden ve gerekçeden, cinsel saldırı veya istismar suçlarının temel hâli için subjektif görüşü benimseyen kanun koyucunun nitelikli hâli için objektif görüşü benimsediği anlaşılmaktadır. Cinsel davranışın tespitinde yalnızca eylemin yöneldiği vücut bölgesine veya failin saikine bağlı kalınması yeterli değildir. Belirleyici olan, davranışın somut olayın koşulları içinde mağdurun cinsel özgürlüğü ve dokunulmazlığına yönelik objektif bir ihlal oluşturup oluşturmadığıdır. Bu nedenle eylem, gerçekleştiği bağlam ve mağdurun cinsel bütünlüğü üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilmelidir. Uyuşmazlık konusunda isabetli bir çözüme ulaşılması bakımından sarkıntılık kavramının önce 765 sayılı TCK daha sonra ise 5237 sayılı TCK döneminde yer alan görünümüne değinilmesinde fayda bulunmaktadır. Sarkıntılık fiili, 765 sayılı TCK'nın ilk hâlinde müstakil bir suç olarak yer almamakta iken, 08.06.1933 tarihli ve 2275 sayılı Kanun ile 421. maddede yapılan değişiklikle suç olarak düzenlenmiş, sarkıntılık suçunun unsurları da tanımlanmadığından kavramın içeriği yargısal içtihatlar ve doktirindeki görüşlerle belirlenmiştir. Yürürlüğe girdiği ilk hâlinde sarkıntılık kavramına yer vermeyen 5237 sayılı TCK'nın 102. ve 103. maddelerinde değişiklik öngören 6545 sayılı Kanun'a ilişkin Hükûmet Tasarısı'nın 42... . maddelerde sarkıntılık ibaresi kullanılmamış, her iki madde için de fiilin ani hareketle işlenmesi hâlinde faile daha az ceza verileceği belirtilmiştir. Hükûmet Tasarısı'nda yer alan fiilin ani hareketle işlenmesi yerine cinsel saldırı veya istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması 6545 sayılı Kanun ile TCK'nın hem 102 hem de 103. maddesinde daha az cezayı gerektiren nitelikli bir hâl olarak düzenlenmiş, ancak kanun koyucu 765 sayılı TCK'da olduğu gibi sarkıntılık eylemini yine tanımlamamıştır. 5237 sayılı TCK'da da tanımı bulunmayan sarkıntılık suçu daha önce olduğu gibi yargısal içtihatlar ve doktrindeki görüşler vasıtasıyla anlamını bulacak ve suçun sınırları belirlenecektir. Bu kavramı, her olayı kapsayacak şekilde tanımlama imkânı bulunmayıp eylemler kendi içerisindeki özelliklere göre değerlendirilecek ise de belirlilik ilkesinin temini ve uygulama birliğinin sağlanması bakımından sarkıntılık eyleminin ne olduğuna ilişkin genel bir çerçeve çizilmesi ve birtakım kriterler ile prensipler belirlenmesinde de zaruret vardır. 5237 sayılı TCK'da yer alan sarkıntılık eylemi, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara ilişkin temyiz istemlerini incelemekle görevli olan Özel Dairenin birçok kararında; "Belirli bir kimseye karşı cinsel arzuları tatmin amacıyla işlenen, vücut dokunulmazlığını ihlal eden, ani ve kesiklik gösteren devamlılık arz etmeyen hareket ya da hareketler'' ve ''Ani, kesintili ve süreklilik arz etmeyen hareketler'' şeklinde tanımlanmış olup ayrıca eylemin sarkıntılık aşamasında kalıp kalmadığı değerlendirilirken "fiillerin kısa süreli, ani, kesintili olması ve fail tarafından kendiliğinden sonlandırılması" biçimindeki kriterlerin de dikkate alındığı görülmektedir. Adalet Komisyonu değişiklik gerekçesi, kanun koyucunun amacı ve 765 sayılı TCK'ya ilişkin benzer yönler dikkate alındığında, 5237 sayılı TCK'da sarkıntılık; bir kimseye karşı cinsel arzuları tatmin amacıyla işlenen, vücut dokunulmazlığını ihlal eden, cinsel saldırı veya çocuğun cinsel istismarı yoğunluğuna ulaşmayan, devamlılık göstermeyen ani ve kesintili davranış veya davranışlar olarak kabul edilmelidir. Birbirini takiben yapılıp mağdurun vücudunun birçok değişik bölgesine dokunma eylemlerinin ani ve kesintili sayılayamayacağı, eylemelerin kendi içerisinde devamlılık göstermesi ve uzun sürmesi durumlarında vücuda organ veya sair bir cisim sokma veya bunlara teşebbüs boyutuna ulaşmayan cinsel amaçlı bedensel temasla gerçekleştirilen sarkıntılığı aşan eylemlerin mağdurun yaşı da dikkate alınmak suretiyle 6545 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonrası TCK'nın 103. maddesinde düzenlenen çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturacağı göz önüne alınmalıdır. Sarkıntılık suretiyle cinsel istismar ile cinsel istismar arasındaki ayrım, temas edilen vücut bölgesinden ziyade eylemin niteliği, gerçekleşme biçimi, süresi, yoğunluğu ve mağdurun cinsel dokunulmazlığı üzerindeki etkisi dikkate alınarak yapılmalıdır. Sarkıntılık, failin şehvet hissiyle gerçekleştirdiği ani, kesik ve süreklilik göstermeyen cinsel davranışları ifade eder. Buna karşılık eylemin süreklilik arz etmesi, belirli bir yoğunluğa ulaşması veya mağdurun cinsel bütünlüğünü daha ağır şekilde ihlal etmesi hâlinde artık sarkıntılık boyutunun aşıldığı kabul edilmelidir. Bu değerlendirmede yalnızca temasın yöneldiği bölge değil, failin sözleri, davranışın gerçekleştiği bağlam ve somut olayın tüm özellikleri birlikte göz önünde bulundurulmalıdır. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın, sokakta oynayan iki yaş on bir aylık mağduru kucağına alarak dudağından öptüğü, tanığın kendisini görmesi üzerine mağduru kuytu bir yere götürüp bacaklarına dokunarak dudaklarından öpmeye devam ettiği iddia ve kabul edilen olayda: Sanığın, daha önce tanımadığı ve kendisini ifade edemeyecek yaştaki mağduru kucağına alarak dudağından öptüğü anlaşılmıştır. Bu eylemin tanık ... tarafından fark edilmesine rağmen sanık davranışından vazgeçmemiş, daha tenha bir noktaya geçerek mağdurun eteğini kaldırmış, bacaklarına dokunmuş ve saçlarından tutarak yeniden dudağından öpmüştür. Bu durum, sanığın hareketlerinin olağan bir sevgi veya şefkat gösterisi olarak değerlendirilmesini güçleştirmektedir. Sanığın, ancak tanık ...'ın kendisini izlediğini fark edince eylemini bitirmesi de bu tespiti desteklemekte, sanığın cinsel amaçlı davranışlarının ani ve kesik nitelikte bir temastan ibaret olmadığı, aksine eylemin, iradi şekilde sürdürülen, belirli bir süre devam eden ve yoğunluk kazanan hareketlerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla ilk fark edilişe rağmen eylemlerin tenha bir yerde ısrarla ve kesintisiz şekilde sürdürülmesi karşısında, fiilin sarkıntılık düzeyini aşarak TCK'nın 103. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. B. Sanığa isnat edilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı; 1- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Ceza Genel Kurulunun 26.06.2024 tarih ve 407-205; 03.07.2024 tarih ve 440-223; 16.04.2025 tarih ve 262-171 sayı ile müstakar kararlarında da açıklandığı üzere; TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. ..." şeklinde düzenlenmiş iken 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 7331 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 9. maddesiyle anılan maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi, üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun ekonomik bakımdan önemli bir kayba uğraması olarak ifade edilen netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Suçla korunan hukuki değer, bireylerin irade, hareket ve seyahat özgürlüğüdür. Bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyeti.." olarak zikredilmiştir. Suçun temel şeklinin tipik eylemi, bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmaktır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Netice ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılmış olmasıdır. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Mütemadi/kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak kısıtlama devam ettikçe suç da işlenmeye devam eder. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları). Doktrin de (Çetin Özek - Sahir Erman, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 1994, s. 130; Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Durmuş Tezcan - Mustafa Ruhan Erdem - Murat Önok, Teorik - Pratik Ceza Hukuku, Ankara 2008, s. 363; Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2018, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368) aynı görüştedir. TCK'nın 109. maddesinin beşinci fıkrasında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cinsel amaçla işlenmesi de nitelikli hâl olarak yer almıştır. Bu nitelikli hâlin oluşması için kastın yanında failin "cinsel amaçla/saikle" hareket etmesi gerekmektedir. Bu husus madde gerekçesinde de; "Suçun cinsel amaçla işlenmesi, söz konusu suç açısından failin güttüğü amaç itibarıyla ayrı bir nitelikli unsur oluşturmaktadır." şeklinde açıklanmıştır. TCK'nın 109/5. maddesindeki düzenlemede belirtilen cinsel amaçtan maksat, failin eylemi işlerken cinsel arzularını tatmin gayesi ile hareket etmesidir. Amaçlanan cinsel davranışın gerçekleşip gerçekleşmemesi önemli değildir. Bununla birlikte fail cinsel amacını gerçekleştirmiş ise ayrıca bu fiillerden de sorumlu tutulacaktır (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 2. Bası, Ankara-2014, Cilt: 3, s. 3753 vd; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. Bası, Ankara, 2015, s. 417; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Bası, Ankara, 2015, s. 403 vd.). Failin iç dünyasını ilgilendiren cinsel amacın varlığı; olayın oluşum ve gelişimi, suçun işleniş şekli, olay sırasında failin söylediği sözler ve sergilediği davranışlar ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmelidir. Mamafih, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, cinsel saldırı suçu gibi bazı suçların icrası sırasında zorunlu olarak eşlik eden bir fiil olarak yer alabilir. Cinsel saldırı suçunda failin fiilini icra edebilmesinin zorunlu sonucu olarak mağdurun kısa bir süre özgürlüğünden yoksun kaldığı bu gibi hâllerde işlenen suç dışında failin sorumluluğunu gerektiren ayrı bir fiilin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Ancak işlenen fiilin zorunlu sonucu olmamakla birlikte, amaç suçun işlenebilmesi için mağdurun hürriyetinden yoksun bırakıldığı hâllerde, fail amaç suçun yanında ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da cezalandırılacaktır (Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 6. Bası, Ankara, 2019, s. 465). Cinsel saldırı öncesi ya da sonrasında eğer mağdurun özgürlüğü sınırlandırılmışsa, fail kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da sorumlu tutulmalıdır (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Mehmet Emin Alşahin - Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 18. Baskı, Ankara, 2019, s. 375). Yargıtay uygulamalarına göre de kişinin vücut dokunulmazlığı amaç suçun konusu olması durumunda hürriyeti sınırlandırmadan bu suçların işlenmesine olanak bulunmadığı için suç süresiyle sınırlı olarak kişilerin tutulması hâlinde, örneğin cinsel saldırı (cinsel istismar) veya yaralama eylemini gerçekleştirirken sadece bu suçların işlendiği süre boyunca bekletme veya tutma eylemleri ayrı bir suç oluşturmamaktadır. Ancak amaç suç öncesinde veya sonrasında mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğü kaldırıldığında ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşmaktadır.. 2. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme İlk uyuşmazlık konusu değerlendirilirken ayrıntılarına yer verilen olayda; Sanığın, mağdura yönelik cinsel amaçlı eylemlerinin tanık ... tarafından görülmesi üzerine; yakalanmamak ve eylemini tamamlamak amacıyla, kucağındaki mağduru ilk bulunduğu yere nispeten daha tenha olan sekiz on metre ilerideki alana götürdüğü ve cinsel eylemlerine, bu kez diğer tanık ... tarafından görülünceye kadar devam ettiği anlaşılmıştır. Olay tarihinde henüz iki yaş on bir aylık olan mağdurun sanık tarafından kucağa alınarak bulunduğu yerden başka bir noktaya taşınması ve burada sanığın fiilî hâkimiyeti altında tutulması mağdurun hareket serbestisinin sanık tarafından hukuka aykırı şekilde ortadan kaldırıldığını göstermektedir. Bu itibarla, sanığın yalnızca cinsel istismar suçunu değil, ayrıca mağduru kendi iradesi dışında bulunduğu yerden başka bir yere götürüp bir süre burada alıkoymak suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu da işlediği kabul edilmelidir. Tüm bu açıklamalar ışığında; sanığın mağdura yönelik eylemlerinin sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını oluşturması nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesince 09.05.2024 tarihli ve 9117-4278 sayılı bozma kararlarının KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.06.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/297, K. 2026/385, T. 17.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-297-e-2026-385-k-652ab9992643