Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2026/192 E. 2026/418 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2026/192
Karar No
2026/418
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 323-149

I. HUKUKİ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-a maddesi yollamasıyla, 103/1, 103/3, 103/6, 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca iki kez 13... ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.05.2012 tarihli ve 16-122 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 08.12.2014 tarih, 363-13824 sayı ve oy çokluğu ile yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi ile 6545 sayılı Kanun değişikliği nedeniyle TCK’nın 7/2. maddesi uyarınca lehe kanun karşılaştırması yapılması ve sonucunun denetime elverişli şekilde kararda gösterilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 13.02.2015 tarih ve 233104 sayı ile; "...Delillerin yorumlanmasında, mağdurelerin beyanları arasındaki önemli çelişkiler, olayın ortaya çıkışında sanıkla arasında husumet bulunan ve ...'ın rolü, olayın ortaya çıkışına ilişkin müphem ve sanığın savunmasını destekler mahiyetteki hususlar, tanık beyanları, sınıfın oturma düzenine ilişkin fotoğraflar ve diğer tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde dosyanın bu hâliyle sanığın savunmasının aksinin ispatlanamadığı, kuşkunun mevcut delillerle giderilemediği anlaşılmıştır. Bu itibarla sınıftaki diğer bütün öğrencilerin, okul müdür yardımcısı ...'ın, mağdur ...'in olayı ilk kez naklettiğini bildirdiği ablasının, yine müşteki ...'nın kızına ilişkin olayı ilk kez duyduğunu bildirdiği ... ...'nun tanık sıfatıyla dinlenilmesinden sonra dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinde zorunluluk bulunmaktadır. Bahsi geçen tanıkların dinlenilmesi gereği gözetilmeden yerel mahkemece eksik incelemeyle kurulan mahkumiyet hükümlerinin usul ve kanuna uygun olmadığı değerlendirilmektedir." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 11.05.2015 tarih ve 1811-6269 sayı ile itirazın reddiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca itirazın Yargıtay Ceza Genel Kurulunca incelenmesi için dosyanın Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 07.03.2019 tarih, 601-167 sayı ve oy çokluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle kabulüne ve dosyanın, gerekçeli kararın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına tebliğinin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla Özel Daire'ye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince verilen 16.12.2019 tarihli ve 5949-13327 sayılı; Yargıtay 9. Ceza Dairesince verilen 04.07.2022 tarihli ve 12305-7396 sayılı tevdii kararları sonrasında, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.05.2012 tarihli ve 16-122 sayılı hükümlerin, sanık müdafileri ve ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 25.04.2023 tarih ve 14594-2431 sayı ile ''...C. Sanık hakkında mağdureler ... ve ...'e Karşı Beden veya Ruh Sağlığını Bozacak Şekilde Çocuğun Cinsel İstismarı Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden Mağdurelerin aşamalardaki istikrarlı beyanları, mağdureler ... ile ...'in birbirlerini doğruladıkları gibi diğer mağdurler ... ve ...'nın da sanığın diğer mağdureler ... ile ...'e cinsel istismarda bulunduğunu gördüklerini beyan etmeleri, tanık ...'in anlatımları, mağduler ile sanık arasında iftira atmayı gerektirecek bir husumet bulunmaması ve tüm dosya kapsamına göre sanığın atılı suçları işlediği ve mağdurelerin ruh sağılığının bozulduğu anlaşılmıştır. Ancak; Hükümden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 58, 59, 60, 61 inci maddeleri ile 5237 sayılı Kanun'un 102, 103, 1 04... inci maddelerinde yeralan cinsel dokunulmazlığa karşı suçların yeniden düzenlenmesi karşısında; 5237 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki 'Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur' hükmü gözetilerek, lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi ve her iki kanunla ilgili uygulamanın, denetime imkân verecek şekilde kararda gösterilmesi suretiyle yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle Mahkeme hükmünde hukuka aykırılık bulunmuştur. D. Sair Temyiz Sebepleri Yönünden Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasıfları ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından sanık müdafilerinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 09.05.2024 tarih ve 323-149 sayı ile çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığın lehe olan 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonraki TCK'nın 103/1-a maddesi yollamasıyla, 103/1-1.cümle, 103/3-d, 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca iki kez 12... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin verilen hükümlerin, sanık müdafii, katılan mağdur ... vekili ile ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.05.2025 tarih ve 598-4330 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 14.11.2025 tarih ve 102555 sayı ile; "...İzah olununan delillerin yorumlanmasında, mağdurelerin beyanları arasındaki çelişkiler, olayın ortaya çıkışına ilişkin müphem mahiyetteki hususlar, tanık beyanları, sınıfın oturma düzenine ilişkin fotoğraflar ve diğer tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; sınıftaki diğer öğrencilerin, okul müdür yardımcısı ...'ın, mağdur ...'in olayı ilk kez naklettiğini bildirdiği ablasının, yine müşteki ...'nın kızına ilişkin olayı ilk kez duyduğunu bildirdiği ... ...'nun tanık sıfatıyla dinlenilmesinden sonra dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 15.12.2025 tarih ve 9459-939 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında katılan mağdurlar ... ve ...’e yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin eksik araştırma ile verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkin olup müzakere sırasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesince mevcut deliller kapsamında sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçlarının sabit olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu hususun da ayrıca değerlendirilmesi gerekmiştir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Mağdurlar ... ve ... ile inceleme dışı mağdurlar ... ve ...’nın ... ... İlköğretim Okulu 4/A sınıfında öğrenim gördükleri, sanık ...’in ise sınıf öğretmenleri olduğu, 2008/2009 eğitim öğretim yılında gerçekleştiği belirtilen olayların, sanık hakkında 03.04.2009 tarihli şikâyet üzerine yürütülen idari inceleme ve soruşturma sırasında üç velinin 04.06.2009 tarihinde okul müdürüne başvuruda bulunmaları üzerine, müfettişlerce düzenlenen 10.06.2009 tarihli suç duyurusu evrakına istinaden İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 18.06.2009 tarihli yazısıyla adli mercilere intikal ettiği, Sanık ile mağdur ... müştekiler arasında önceye dayalı bir husumetin bulunmadığı; buna karşılık sanığın, öğrencisi ...’ın annesi ve bir süre Okul Aile Birliği Başkanı olan müşteki sıfatı ile dinlenilen ... ve okul müdürü tanık ...'la yaşadığı sorunlar nedeniyle mağdurlar ... müştekilerin yönlendirildiğini, iftira atıldığını ileri sürdüğü, 16.06.2009 tarihinde görevden uzaklaştırılan sanıkla ilgili suç duyurusu evrakıyla; 16.06.2008 tarihli dilekçesindeki şikâyetlerini yinelediğini ayrıca dilekçesinde olmayan bazı hususlarda da şikâyetçi olduğunu ifade ederek, ''Normalde çocuklara sevgi gösterdiği hiç görülmemiş bu öğretmenin nedense sınıftaki ... adlı öğrenciyi pek sevip sık sık kucağına oturttuğunun sınıftaki tüm çocuklar ve birçok veli tarafından bilindiğini,'' de belirten müşteki ...'nun 03.04.2009 tarihli dilekçesi ve 27.05.2009 tarihli ifadesinin; 28.05.20 09... .06.2009 tarihlerinde tanık ...'un; 29.05.2009 tarihinde müştekiler ... ile tanık ... ve sanık ...’in, 09.06.2009 tarihinde mağdurlar ..., ... ile müştekiler ... ve ...’in ifade tutanaklarının gönderildiği, 01.07.2009 tarihli İlköğretim Müfettişleri Başkanlığı soruşturma raporuna göre; 23.02.2009 tarihli dilekçesiyle sanığın, 20.02.2009 tarihinde meydana gelen başka bir olay nedeniyle Okul Aile Birliği Başkanı olan müşteki ...’dan şikâyetçi olduğu; bu şikâyet üzerine düzenlenen 30.03.2009 tarihli inceleme raporunda, devlet memuru olmaması nedeniyle müşteki hakkında disiplin yönünden işlem yapılmasına yer olmadığı ancak Okul Aile Birliği Başkanı sıfatıyla görev, yetki ve sorumlulukları konusunda uyarılmasının belirtildiği; okul müdürlüğünün 20.04.2009 tarihli yazısıyla müşteki ...'ın uyarıldığı, 16.06.2008 tarihli dilekçesindeki şikâyetlerini yinelediğini de beyan eden ...'nun 03.04.2009 tarihli dilekçesiyle sanık hakkında şikâyette bulunması sonrası 27.04.2009 tarihli dilekçesiyle de Okul Aile Birliği Başkanlığından istifa ettiği, 03.04.2009 tarihli dilekçeye konu olaylar da dâhil olmak üzere, müşteki ...’nun, okul müdürü tanık ...’un, müdür yardımcısı ...’ın, sınıf öğretmenleri ... ..., ..., tanık ... ve tanık ...’in örnekleme yoluyla belirlenen ve ileri sürülen iddialarla ilgili öğrenci velileri ... ... ..., ... ..., ... ..., ... ...'in; müştekiler ..., ..., ... ve ...’in; okul rehber öğretmeni tanık ...’in, öğrenciler ... ..., ... ..., ... ... ile mağdurlar ..., ... ve ... ile tanık ...’in ifadelerinin alındığı; cinsel istismar iddiaları yönünden ise yaşları ve konunun hassasiyeti gözetilerek sınıftaki diğer öğrencilerin ifadelerine başvurulmadığının belirtildiği, Bu kapsamda; okul müdürünün 04.06.2009 tarihinde üç velinin sanığın kız öğrencileri kucağına oturttuğunu söylediklerini bildirdiğinin, bu hususta 4/A sınıfı öğrencilerinden il dışında olması nedeniyle inceleme dışı mağdur ...'nın ifadesine başvurulamadığının; 03.04.2009 tarihli dilekçede yapılan diğer iddialara yönelik bulguya rastlanılmaması ve/veya asılsız olması gerekçeleriyle soruşturmaya geçilmesine gerek bulunmadığının, iddialar kapsamında müşteki ...'nun, ..., ... ve ... hakkında şikâyet ehliyetinin bulunmadığının, öğrencilerin yönlendirildiği izlenimini edinildiğinin, oğlu ... ile ilgili sanıkla yaşadığı sorunun cephesini genişletme düşüncesiyle, ön adı ... olan emekli öğretmenle iş birliğiyle öğrencileri yönlendirmeye çalıştığı kanaati oluştuğunun da belirtildiği, Ayrıca soruşturma raporu ve eklerine göre; Okul Müdür Yardımcısı ...’ın 01.06.2009 tarihli ifadesinde, cinsel istismara konu olaylara ilişkin bir beyanda bulunmadığı; sanıkla eski Okul Aile Birliği Başkanı müşteki ... ve oğlu ... arasındaki çekişmenin can sıkıcı boyuta vardığını ifade ettiği; sınıf öğretmenleri ... ile ... ...’in 01.06.2009 tarihli ifadelerinin de sanık, müşteki ... ve ... hakkındaki izlenimlerine yönelik olduğu, cinsel istismara konu olaylara ilişkin beyanda bulunmadıkları; ...’nin sanığı çok iyi bir insan ve görevini hakkıyla yapan bir öğretmen olarak bildiğini de ifade ettiği, Müşteki ...'nun dilekçesinde 6/A sınıfı öğrencileri, ancak raporun bazı kısımlarında 7/A sınıfı öğrencileri olduklarının belirtildiği görülen okul öğrencilerinden; ...'ın 01.06.2009; ... ve ...'ın 29.05.2009 tarihli ifadelerinde de cinsel istismara konu olaylarla ilgili beyanda bulunmadıkları, sanığın şiddet uygulayıp uygulamadığı ve ... ile ilgili olarak ifade verdikleri; ...'ın babası ...'in de 29.05.2009 tarihli ifadesinde cinsel istismardan bahsetmediği, 4/A sınıfı öğrencisi ... ...'ın anneannesi ...’ın 29.05.2009 tarihli ifadesinde; torununun kendisini ya da arkadaşlarını üzen bir durum olsa kendileriyle paylaşacağını, bugüne kadar sanıktan hiç şikâyetçi olmadığını fakat sanığa cephe alan veli ve öğrencilerin olduğunu duyduğunu beyan ettiği, 4/A sınıfı öğrencisi ... ...'ın velisi ...'in 29.05.2009 tarihli ifadesinde; kızının her şeyi rahatlıkla anlatan bir çocuk olduğunu ve öğretmeni olan sanıktan çok memnun olduğunu, kızından şikâyet duymadığını beyan ettiği, 4/A sınıfı öğrencisi ... ...'nun babası ...'ın 29.05.2009 tarihli ifadesinde; oğlunun sanıktan memnun olmadığını, kendisinin de daha önce sanığı şikâyet ettiğini, geçen yıl bir öğrencisine tokat attığını oğlundan duyduğunu, bu yıl bir öğrenciye de şiddet uyguladığını duyduğunu beyan ettiği, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 23.07.2009 tarihli raporunda; mağdur ...’in anatomik olarak bakire olduğunun bildirildiği, Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadeleri sırasında görevli psikologlar tarafından; mağdurlar ... ve ... ile inceleme dışı mağdurların psikolojik ve zihinsel problemlerinin bulunmadığı ve beyanda bulunabileceklerinin ifade edildiği, Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada görevli psikolog tarafından 02.11.2009 tarihli duruşmada; mağdurların ifadelerinin "hür ve bağsız'' verildiğini düşündüğünü, ruhsal sağlıklarını mahkemenin değerlendirmesini istediğini; mağdur ...'in ruh sağlığının bozulup bozulmadığı konusunda ciddi şüpheleri bulunduğunu ve değerlendirmenin üst kurulca yapılmasının doğru olacağını beyan ettiği; 02.11.2009 tarihli duruşma zaptında, sanığın savunması sırasında müşteki ...’nın sözlü müdahalede bulunduğunun; mağdur ...’in önce ''ifademde her şeyi anlattım, şimdi bir şey söylemek istemiyorum'' dediği, psikolog tarafından bir şey isteyip istemediği sorulduğunda başını iki yana sallayarak olumsuz yanıt verdiği, gözlerinin rutubetli olduğunun gözlendiğinin; mağdur ...’in anlatımı sırasında mağdur ...'le iki defa bakıştıkları, gerginliğinin etkisiyle ağladığı, psikologla kucaklaştığı ve sonraki süreçte rahatlamış göründüğünün belirtildiği, Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/16 esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada görevli psikolog tarafından; katkısının olmadığı düşünülmekle mağdur ...'in zihinsel gelişiminde herhangi bir engel veya olumsuzluk bulunmadığı, kendisini ifade edebildiği; mağdur ...'in zihinsel gelişiminde herhangi bir engel bulunmadığının bildirildiği, 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 22.08.2011 tarihli raporunda; mağdurlar ... ve ...'in olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunun; inceleme dışı mağdur ...'nın ise ruh sağlığının etkilendiği ancak bozulmadığının oy birliği ile mütalaa olunduğu, Anlaşılmıştır. Mağdur ..., 09.06.2009 tarihinde ilköğretim müfettişlerine verdiği ifadesinde; iki yıldır öğretmeni olan sanığı sevdiğini, kendisini hiç dövmediğini, üçüncü sınıfta bir kez, dördüncü sınıfta ise sık sık kendisini kucağına oturttuğunu, önce üçüncü sınıfta sonra dördüncü sınıfta özel yerine sürekli dokunduğunu, konuyu ailesine söyleyemediğini, annesinin kendisiyle bir kez konuşmak istediğini ancak doğruyu söyleyemediğini zira okuldan alınacağını düşündüğünü, sanığın bunu mağdur ...’e de ayakta yaptığını fakat ...'i kucağına almadığını, sanığın bir kez külotlu çorabını sıyırdığını ve dokunmaya devam ettiğini ve biraz canının yandığını, 22.07.2009 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında; sanığın üçüncü sınıf sonlarından itibaren kendisini kucağına aldığını, göğüslerine ve cinsel organına dokunduğunu, birçok kez dudağından öptüğünü, birkaç kez külotlu çorabını ve iç çamaşırını indirdiğini, mahrem yerlerini ellediğini, sanığın kendi mahrem yerlerini elletmediğini ve göstermediğini; bir defasında sanık tarafından sınıfta külotu indirilirken inceleme dışı mağdur ...'nın gördüğünü ve göz kırptığını, ...'ya sonradan anlatacağını işaretle bildirdiğini ve zil çaldıktan sonra külotlu çorabını sanık tarafından indirildiğini söylediğini, serbest kıyafet günlerinde etek giymekten kaçındığını, sanığın bir defasında parmağını cinsel organından içeri soktuğunu, korktuğunu fakat kan gelmediği için rahatladığını, durumu arkadaşları ..., ... ..., ..., ... ..., ...'ın sezdiğini, sınıfın büyük kısmının ise bilmediğini, mağdur ...’in sanığın cinsel organına elini sürdüğünü kendisine anlattığını ancak başkasına yapıp yapmadığını bilmediğini, Asliye Ceza Mahkemesinin 02.11.2009 tarihli duruşmasında; ifadesinde her şeyi anlattığını, bir şey söylemek istemediğini; sanık ... diğer mağdurlar dışarı çıkarıldıktan sonra, sanığın eylemlerine üçüncü sınıfın birinci döneminin başında başladığını, mahrem yerlerini ellediğini, dudağından öptüğünü, kucağına oturttuğunu, eylemlerine dördüncü sınıfın başında da devam ettiğini, annesinin olayı mağdur ...’in annesinden duyduğunu, daha doğrusu inceleme dışı mağdur ...'nın sanığın ...’i kucağına oturttuğunu görünce annesine söylediğini, ondan inceleme dışı mağdur ...’nın annesinin, ondan da mağdur ...’in annesinin, ondan da kendi annesinin duyduğunu, önce annesini geçiştirdiğini, sonrasında da anlattığını, babasının hâlen bilmediğini, Bodrum'a tatile götürdüklerinde bu olaylar yüzünden havuza girerken rahatsızlık duyduğunu, sonra ailesiyle Çanakkale'ye tatile gittiklerinde ablası sorunca olayı anlattığını, kimsenin tesirinde olmadığını ve yönlendirilmediğini, kızlarla bir araya gelip daha fazla mı söyleyelim diye konuştuklarını, sonra doğruyu söylemeye karar verdiklerini, ailesinin de zaten söylediklerinin yeterli olduğunu söylediğini, sanığın kendisine MSN’de mesajda gönderdiğini, inceleme dışı mağdur ...’nın gördüklerini büyük ihtimal annesine söylediğini, ... diye yazılan kişinin aslında ... olduğunu, ...'ın mağdur ...'in olayını gördüğünü ve annesi ...’ya söylediğini, kendisinin olayını görenlerin bulunduğunu ama kimsenin bir şey demediğini, Ağır Ceza Mahkemesinde; sanığın genellikle matematik derslerinde, bilgisayar bulunan masasına kendisini çağırdığını, masanın yüksekliği nedeniyle belden aşağısının görünmediğini, sanığın sınıfın dikkatini başka yöne çekerek çok defa külotlu çorabını indirdiğini, kucağına oturttuğunu, cinsel organına dokunduğunu, kendisini öptüğünü, sanığın inceleme dışı mağdurlar ... ile ...'ya herhangi bir cinsel istismarda bulunduğunu görmediğini ve bilmediğini, sanığın mağdur ...’i kucağına oturtmadığını fakat ayakta iken önüne geçip sarılır gibi yaptığını ve dudağından öptüğünü, bir defa külotunu sanığın indirmesi sırasında külotlu çorabının aşağıya düştüğünü belirtmek için inceleme dışı mağdur ...'nın kendisine göz kırptığını, kendisinin de ...'ya göz kırptığını, teneffüste konuyu inceme dışı mağdur ...'ya anlattığını, üçüncü sınıf beden dersinde sınıfta bulunduğu sırada sanığın kendisinden atletini çıkarmasını istediğini mağdur ...’in annesine anlatması, ...’in annesinin de annesini araması üzerine olayı savcılığa gitmeden önce annesine anlattığını, erkek kardeşini sınıfa götürdüğü dönemde de sanığın eylemlerinin devam ettiğini, kardeşinin dikkâtini başka yöne çekerek kendisini taciz ettiğini, Mağdur ..., ilköğretim müfettişine verdiği ifadesinde; sanığın kendisinin özel yerine ayakta iken ve kendisini kucağına oturtarak üç kez dokunduğunu, aynısını mağdur ...’e de yaptığını ve külotlu çorabının sıyrıldığını gördüğünü ve mağdurun ağlayarak kendisine anlattığını, durumu söylemesi üzerine annesinin diğer velilerle birlikte 04.06.2009 tarihinde okul müdürüyle konuştuğunu, diğer öğrencilerin de durumu fark ettiğini, Cumhuriyet Başsavcılığında; sanığın kız öğrencileri kucağına oturtup sarkıntılık yaptığını, haftanın birçok günü mağdur ...'i birçok defa kucağına oturttuğunu ve mahrem yerlerini ellediğini gördüğünü; bir gün tahtaya kalktığında mağdur ...'in külotlu çorabını inmiş hâlde ve sanığın da mağdurun mahrem yerlerini ellemekteyken gördüğünü, sanık çağırdığında diğerinin dışarıya çağırması suretiyle kurtulmayı kararlaştırdıklarından mağdur ...'in el işaretiyle kendisini çağırmasını istediğini, mağdura seslenmiş ise de sanığın engellediğini; okullar kapanmadan bir hafta önce sanığın kendisinin mahrem yerlerini ellemeye çalıştığını ancak uzaklaştığını, aynı tarihlerde iki kez kucağına oturttuğunu, mahrem yerlerini ellediğini ve dudağından öptüğünü, bir defa kollarından tutup duvara doğru kendisini sıkıştırdığını, sanığın kendisine cinsel organını elletmediğini, ancak mağdur ...'e sıranın altında ellettiğini gördüğünü, sanığın başka arkadaşlarını taciz ettiğini görmediğini, Asliye Ceza Mahkemesinde; sanığın mağdur ...'i kucağına oturttuğunu, mağdurun çorabını indirdiğini gördüğünü; bir gün annesinin sanığın nasıl davrandığını sorması üzerine ağladığını ve durumu anlattığını, toplantı yaptıklarını, şikâyette bulunduklarını; teneffüste konuştuklarında mağdur ...'e sanığın yaptıklarının farkında olduğunu söylediğini, mağdurun da bir daha sanık çağırırsa kendisini yanına çağırmasını istediğini, çağırdığında da sanığın kendisine kızdığını; bilgisayarda oyun oynarken sanığın kendisini kucağına oturtmak istediğini fakat kaçındığını, kendisinin bacağına dokunmadığını, kendisini karne alırken öptüğünü başka zaman ise öpmediğini (Bu sırada ... ile iki defa bakıştıkları), bir defa da bilgisayarda oynarken tombişim diyerek öptüğünü, sanığın mağdur ...'i sürekli yanına çağırdığını, çok defa kucağına aldığını, bacağını ellediğini, mağduru çorabının indirilmiş hâlde hem de çorabının sanık tarafından indirildiğini gördüğünü, bunların sınıfta olduğunu, sanığın mağdur ...'i kıskandığını, sorulduğunda kucağa oturmanın dize oturma biçiminde olduğunu, Ağır Ceza Mahkemesinde; sanığın kendisini derste masasına çağırdığını, kucağına oturttuğunu ve külotlu çorabını indirmeye çalıştığını fakat kaçtığını, sanık bilgisayarda kâğıt oynarken yanına gittiğini ve hikâye yazdığını söylediğini, sanığın da güzel olmuş diyerek kendisini dudağından öptüğünü, gel sen de oyna demişse de yerine gidip dersini yaptığını, sanığın bir gün mağdur ...’in külotlu çorabını indirdiğini ve ellediğini gördüğünü, mağdur ...’e seslendiğini ancak sanığın mağduru göndermediğini, teneffüste mağdur ...’in kendisine sanığın taciz ettiğini söylediğini, bir hafta sonra kendisi ve diğer kızların sanığın taciz ettiğini anladıklarını, sanığın cinsel organını mağdur ...'e ellettiğini gördüğünü, İnceleme dışı mağdur ..., Cumhuriyet Başsavcılığında; sanığın kendisi dahil sınıftaki dört kıza sarkıntılıkta bulunduğunu, derste kendisine sarılmaya ve kucağına oturtmaya çalıştığını ancak kaçarak kurtulduğunu, sanığın mağdurlar ..., ... ve ...'e birçok kez sarkıntılık yaptığını, mağdur ...'yı kucağına oturttuğunu, mağdur ...'i birçok kez kucağına oturttuğunu gördüğünü, hatta mağdur ...’in sanığın kendisini dudağından öptüğünü söylediğini; derste sanığın mağdur ...'i kucağına oturttuğunu, bir ara mağdurun külotlu çorabının aşağı inmiş hâlde gördüğünü, daha sonra mağdura sorduğunda külotunu sanığın aşağıya indirdiğini söylediğini, sanığın başka öğrencilere sarkıntılık yaptığını görmediğini, kendisine bir defa sarkıntılıkta bulunduğunu yani kucağına oturtmak istediğini, ancak kendisinin oturmadığını, Asliye Ceza Mahkemesinde; sanığın kendisine bir şey yapmadığını, matematik dersinde mağdur ...’i sanığın kucağına aldığını ve bacağını ellediğini, külotlu çorabının yarıya kadar açık olduğunu mağdur ... ile birlikte gördüklerini, mağdura sorduklarında bir şey demediğini ve hemen çorabını çektiğini, önceki beyanı okununca sanığın kendisini kucağına oturtmaya çalıştığını ancak kaçtığını, bacak ve külotlu çorap olayından sonra bunu annesine anlattığını, annesinin de sanıktan uzak durmasını ve yaklaşmamasını söylediğinden sanıktan kaçtığını, Ağır Ceza Mahkemesinde; bilgisayara bakarken sanığın belinden tutarak kendisini dizine oturttuğunu ancak hemen kalktığını, bunun üzerine sanığın arkasından saçıyla oynadığını, başka bir hareket yapmadığını, sanığın başka bir gün mağdur ...’i kucağına oturttuğunu ve külotlu çorabını indirdiğini gördüğünü, sorduklarında sanığın bacağını kaşıyorum dediğini, mağdurun da çorabını yukarı çektiğini, mağdurlar ... ve ...’den kendilerine ilişkin diğer olayları duyduğunu, İnceleme dışı mağdur ..., ilköğretim müfettişine verdiği ifadesinde; sanığın mağdurlar ... ve ...'i kucağına oturttuğunu arkadaşlarının anlattığını, o gün okulda olmadığını, olayı önce mağdur ...'in ...'e anlattığını ve kimseye anlatmaması için baskı yaptığını, bir süre sonra sanığın aynı şeyleri kendilerine de yapmaması için kendilerine de mağdur ...'in anlattığını, sanığın özel yerlerine dokunduğunu ve bir defasında da külotlu çorabını sıyırdığını söylediğini, mağdur ...'in bir defa çorabını topladığını gördüğünü, mağdur ...'in bir defa sanığın kendisini ve mağdur ...'i dudağından öptüğünü anlattığını, sanığın kendisine bir şey yapabileceğinden korktuğunu, Cumhuriyet Başsavcılığında, sanığın kendilerine oyun oynatırken mağdur ...'i kucağına oturttuğunu, mahrem yerlerine ellediğini, sanığın kendisini bir kez kucağına oturttuğunu ancak hemen uzaklaştığını, kendisine başka bir şey yapmadığını, mağdur ...'i de kucağına oturttuğunu, mağdur ...’in bir defasında çorabını indirdiğini ve birçok defa dudaklarından, yanaklarından öptüğünü gördüğünü, olayları annesine anlattığını, Asliye Ceza Mahkemesinde; sanığın kendisine bir şey yapmadığını, mağdur ...'i kucağına oturttuğunu, vücudunun muhtelif yerlerini yani bacaklarını ellediğini gördüğünü, başka arkadaşlarının bunları görmüş olabileceği gibi görmemiş de olabileceklerini, işin içine yalan katmak istemediğini ve doğruları söylediğini, katılan mağdur ...'e destek için burada olduklarını söylediğini, Ağır Ceza Mahkemesinde; mağdur ...’nın uyarısı üzerine sanığın mağdur ...’in külotlu çorabını yukarı doğru çektiğini, başka bir gün kucağına aldığını gördüğünü, öptüğünü görmediğini fakat mağdurlar ... ve ...’den duyduğunu, sanığın kendisine karşı eylemde bulunmadığını, Müşteki ... ..., ilköğretim müfettişine verdiği ifadesinde; mağdur ...'in annesi olduğunu, okul pikniğinde bir velinin söylemesi üzerine olaydan haberdar olduğunu, kızına sorduğunda ağladığını ve sanığın mağdur ... ile kendisini sürekli kucağına oturttuğunu, özel yerine dokunduğunu, mağdur ...'in bir gün külotlu çorabını indirdiğini gördüğünü, sanığın kendisini dudağından öptüğünü söylediğini, Cumhuriyet Başsavcılığında; okulların kapanmasına on beş gün kala olayları duyduğunu, mağdur ...'in isteği üzerine kızının okulda olanları kendisine anlatmadığını, olayları öğrendikten sonra sorduğunda ise ağladığını, sanığın kendisini kucağına oturttuğunu ancak kaçarak ayrıldığını, mağdur ...'i ise kucağına oturttuğunu anlattığını, Asliye Ceza Mahkemesinde; görgüye dayalı bilgisi olmadığını, kızının olanları ağlayarak anlatması nedeniyle bir kurgu içinde olmadığını düşündüğünü; Ağır Ceza Mahkemesinde; olayı müşteki ...'den duyduğunu, sanığın sınıfta bir dizine ...'i, diğer dizine ise ...’i oturttuğunu söylediğini, kızına yönelik olayın bir kez gerçekleştiğini, kızı ...'in sanığın bir kez de dizine oturtmak istediğini ancak karşı çıktığını, ayrıca bir kez dudağından öptüğünü kendisine anlattığını, Müşteki ..., ilköğretim müfettişine verdiği ifadesinde; inceleme dışı mağdur ...'nın annesi olduğunu, mağdurun bir gün sanığın mağdur ...'i sık sık kucağına oturttuğunu söylediğini ancak art niyetli olmayacağını düşündüğünü, daha sonra aynı sınıfta olan inceleme dışı mağdur ...'nın da sanığın mağdurun külotlu çorabını sıyırdığını ve bazen mağdur ...'i kucağına oturttuğunu söylemesi üzerine birkaç veliyle durumu aralarında konuştuklarını ve okul müdürüne anlattıklarını, Cumhuriyet Başsavcılığında; kızının, sanığın mağdurlar ... ve ...'i kucağına oturttuğunu ve çirkin hareketlerde bulunduğunu, bir defa da kendisini kucağına oturtmak istediğini ancak kabul etmediğini anlattığını, Asliye Ceza Mahkemesinde; olaylara ilişkin doğrudan görgüsünün bulunmadığını, duyduklarını mağdur ...’dan öğrendiğini kızının sanığın kendisine karşı bir davranışının olmadığını anlattığını, okul aile birliğinin öğrenci velilerinden oluşmadığını, kendisinin de üye olmadığını, müşteki ... ile herhangi bir toplantı yapılmadığını, bunların müfettişe konu olup kendilerini çağırdıklarını, Ağır Ceza Mahkemesinde; geçen sene Mart veya Nisan aylarında kızının sanığın mağdur ...’i dizine, kucağına oturttuğunu söylediğini fakat ciddiye almadığını fakat bir gün mağdur ...'nın da mağdur ...'i sanığın kucağına ve dizine oturttuğunu söylemesi üzerine durumu okul müdürüne ilettiğini, sanığın kızı ...’ya karşı cinsel eylemde bulunmadığını, kızının da kendisiyle ilgili böyle bir şey anlatmadığını, Müşteki ..., 29.05.2009 tarihinde ilköğretim müfettişine verdiği ifadesinde; kızı olan mağdur ...'den sanıkla ilgili kendisine yansıtılan bir sorunun olmadığını ancak; sanığın, ... adlı öğrenci ile sorun yaşadığını kızı ve diğer velilerden duyduğunu, sanığın olumsuz bir davranışına tanık olmadığını; mağdurun dört yıldır sınıf başkanı olmasından diğer velilerin rahatsız olduğunu duyduğunu ve bunu sanığa ilettiğini, sanığın ise mağdurun seçimle sınıf başkanı olduğunu, kendisinin seçmediğini söylediğini, Cumhuriyet Başsavcılığında; kızının sanık tarafından istismar edildiğini kendisine söylemediğini, ifadeye çağrılan müşteki ... ...'ten durumu öğrendiğini, kızının son dönemlerde içine kapandığını, okula etekle gitmediğini, kardeşine bakmak istemediğini söylemeye ve olaylar karşısında tepkisinin değişmeye başladığını fark ettiğini, müfettişlerin ilk beyanında kızının istismara uğradığına dair bir şey söylemediklerini, katılan mağdurun hâlen kendisine bir şey anlatmadığını, pişik olduğunda mahrem yerlerine baktığında anormal bir durum görmediğini fakat üç yaşında iken kızlık zarının görünmediğini fark ettiğinden muayene ettirdiğini, doktorun durumun normal olduğunu söylediğini, Asliye Ceza Mahkemesinde; öğrenci velisi olan ... ...'ın sanığın kızını kucağına oturttuğunu bilip bilmediğini sorması üzerine olayı öğrendiğini, sorduğunda kızının bir şey söylemediğini, bunun üzerine okula giderek sanığa yaptığının doğru olmadığını söylediğini, okul müdürüne de bu durumu anlattığını, daha sonra bir gün müdürün kendilerine bizi niye bu davaya katıyorsunuz dediğini, Ağır Ceza Mahkemesinde; 2009 yılı Mart ayı sonlarında bir telefon aldığını, telefonda sanığın kızını kucağına aldığını hizmetli ...'in görmüş olduğunu söylediğini, ertesi gün sanıkla okulda görüştüğünü, mağduru kucağına neden aldığını sorduğunu ve sınıf başkanı yapmamasını, etütlere de göndermeyeceğini söylediğini, sanığın odayı terk ederek çıktığını, okul müdürüyle görüştüğünü ama müdürün konudan haberi olmasına rağmen kendisine bir şey söylemediğini, kızının da kendisine bir şey söylemediğini, müfettişe kızına cinsel istismarda bulunulduğunu bilmeden ifade verdiğini, savcılıktan çağrı geldiğinde müşteki ...'yı aradığını, ...'nın ''Senin çocuğunla ilgili cinsel istismar olayı olduğu için gidiyoruz.'' dediğini, ancak bir gün öncesinde mağdurun kendisine, sanığın zaman zaman sınıfta kilodunu çıkardığını, cinsel organını ellediğini, dudağından öptüğünü, sarıldığını, beden dersinde atletini çıkar dediğini söylediğini, etüt derslerinde mağdurun beş yaşındaki erkek kardeşini de yanına alarak gittiğini, bir gün kızının dizinde yara olduğundan kendisini okula çağırdığını, pansuman yaptırdıklarını, kızının sanığın bunu ileri sürüp kendisini elleyeceğinden korktuğu için kendisini çağırdığını söylediğini, Müşteki ..., ilköğretim müfettişine verdiği ifadesinde; inceleme dışı mağdur ...'nın annesi olduğunu, kızının bir gün sanığın mağdur ...'in külotlu çorabını sıyırdığını, kendine doğru çekip sarıldığını, aynısını mağdur ...'e yapmaya da yeltendiğini, bütün sınıfın bunu bildiğini, kendisine bir zarar vermediğini söylediğini, durumu üç veli aralarında konuşarak okul müdürüne bildirdiklerini, Ağır Ceza Mahkemesinde; kızı ...’nın, sınıfta diğer öğrenciler de bulunduğu hâlde sanığın mağdur ...’i kucağına oturtup çorabını indirdiğini gördüğünü söylediğini, bunun üzerine öğrenci velileri ve çocuklarla konuştuğunu, çocukların böyle bir olay olduğunu söylediklerini, müşteki ... ile birlikte okul müdürüne gittiklerini, kızının sanık tarafından kendisine yönelik herhangi bir eylemde bulunulduğuna dair bir şey söylemediğini, sanığın sınıfta bilgisayarda kâğıt oyunu oynadığını kızının anlattığını, diğer çocukların da bunu söylediğini, Müşteki ..., ilköğretim müfettişine verdiği ifadesinde; 03.04.2009 tarihli dilekçeyi kendisinin verdiğini, sanık hakkındaki diğer şikâyetlerini tekrarladığını, yeni suçlarını da dilekçesinde işaretlediğini, bu konuların incelenmesini istediğini, Ağır Ceza Mahkemesinde, müşteki sıfatıyla verdiği ifadesinde; mağdurların sanık tarafından cinsel istismara uğradığını görmediğini, ismini hatırlamadığı ve davada ismi bulunmayan bir veliden mağdur ... ile sanığın sınıfta bulunduğu sırada kapıyı açtığında mağdurun külotlu çorabının aşağıya inmiş olduğunu ve sanığın da arkasında durduğunu duyduğunu, sorulduğunda bunları anlatanın ... ... olduğunu, mağdur ...'i sanığın birçok kez kucağına oturttuğunu oğlu ... ve diğer çocuklarında söylediğini, aklına gelmediğinden dilekçesine ...'in ismini yazmadığını, Tanık ... ..., ilköğretim müfettişine verdiği ifadesinde; okul öğrencisi ... ile annesi ... ve sanık arasında sorunların olduğunu, 6. sınıf öğrencisi ...'ın son günlerde ... ve ... tarafından yönlendirilmeye çalışıldığına tanık olduğunu; Ağır Ceza Mahkemesinde, olay tarihinde birinci sınıf öğretmeni olduğunu, sanıkla sınıflarının yan yana bulunduğunu, sanığın mağdurlara cinsel tacizde bulunduğunu görmediğini ve herhangi bir duyum almadığını; müşteki ...'ın sanık hakkında sınıfta olumsuz sözler söylediğinin öğrenciler tarafından kendisine anlatıldığını, ...'ın da ''Şahit olacaksınız, ben dava dosyasını biliyorum, şahit olmak doğru değildir.'' gibi sözler söylediğini, mağdur ...'nın velisiyle ve sınıfta bulunan mağdur olmayan diğer öğrenci velileriyle görüştüğünü, mağdur ...'nın annesinin ''Bu işin içine girmekten rahatsız oluyorum, komplonun içerisinde miyiz bilemiyorum.'' dediğini, diğer mağdur velilerini tanımadığı için görüşmediğini, mağdur ...'nın görüşürken sessiz kaldığını ve bir şey söylemediğini, Tanık ... ..., ilköğretim müfettişine verdiği ifadesinde; sanık ile müşteki ... arasında sorunların olduğunu, kendisinin de müşteki ile sorunlar yaşadığını; Ağır Ceza Mahkemesinde, olay tarihinde 3. sınıf öğretmeni olarak görev yaptığını, sanığın mağdurlara yönelik cinsel tacizde bulunduğuna dair bir olaya tanık olmadığını, sanığa komplo yapıldığını düşündüğünü; iddialar ortaya çıkmadan önce müşteki ...’in kız öğrencileri okulun giriş katındaki küçük bir bölümde topladığını gördüğünü, müdahale ettiğinde "Bir şey görüşüyoruz." şeklinde cevap verildiğini, Tanık ... ..., raporda belirtilen ilköğretim müfettişine verdiği ifadesinde; imza sirkülerini dolaştırdığı iki ayrı zamanda mağdur ...'i sınıfta sanığın dizine oturttuğunu gördüğünü, yanlış olduğunu düşünerek sanıkla konuşmak istediğini ama bir şey söylemediğini, okul idaresini haberdar ettiğini, bu sırada diğer öğrencilerin de sınıfta olduğunu; Ağır Ceza Mahkemesinde, okulda hizmetli olarak çalıştığını, evrak imzalatmak için zaman zaman sanığın sınıfına gittiğini, iki kez sanığın bilgisayar masasında oturduğu sırada mağdur ...’in sırtı dönük şekilde sanığa yaslandığını gördüğünü, bunun yanlış olduğunu sanığa söylemek istediğini fakat yanlış yorumlayacağını düşünerek söylemediğini ancak müdür yardımcısı ...’a olayı anlattığını, müdür yardımcısının da bunun öğretmen öğrenci ilişkisi olduğunu, yanlış anlaşılacak bir şey olmadığını söylediğini, başkaca öğrencilerin sanığa yaslandığını görmediğini, buna dair duyumunun da olmadığını, mağdur ...’in annesini telefonla aramadığını ve aralarında bu konuda bir konuşma geçmediğini, mağdurun sanığın dizine oturmadığını, yaslanmış hâlde olduğunu, sınıfa girdiği anda sanıkta herhangi bir tepki veya refleks görmediğini, Tanık ..., ilköğretim müfettişine verdiği ifadesinde; sanık hakkında öğrencilere şiddet uyguladığına dair bir şey duymadığını ve olumsuz bir durumuna tanık olmadığını; Ağır Ceza Mahkemesinde, rehber öğretmen olarak görev yaptığını, olaya ilişkin görgüye dayalı bilgisinin bulunmadığını, mağdurlar ... velilerin olayla ilgili kendisine herhangi bir anlatımda bulunmadıklarını, Tanık ..., 28.05.2009 tarihinde ilköğretim müfettişine verdiği ifadesinde; sanık ile ... arasında sorunların bulunduğunu ve bu meseleler yüzünden öğrenci ve velilerin olumsuz etkilendiğini, sanığın mağdur ...'i kucağına oturttuğunu bizzat görmediğini, ancak öğrenciye sevgi göstermek amacıyla dahi olsa bu tür davranışları uygun bulmadığını; 09.06.2009 tarihinde verdiği ifadesinde, 04.06.2009 tarihinde üç velinin yanına gelerek sanığın sınıftaki kız öğrencileri kucağına oturttuğunu ve bundan rahatsızlık duyduklarını söylediklerini, durumu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne ve müfettişlere bildirdiğini; Ayrıca idari soruşturma evrakı kapsamında sanığın müşteki ...'a yönelik müracaatı üzerine yapılan incelemede, 24.03.2009 tarihli ifadesinde sanık ile müşteki ...'ın kişiselleşen sorunları yüzünden öğrenciler ve velilerin olumsuz etkilendiklerini, her ikisinin de öğrencileri ve velileri birbirleri aleyhlerine yönlendirdiklerini, bu durumun sınıfı ve okulu olumsuz etkilediğini ifade ettiği, Cumhuriyet Başsavcılığında; okul kapanmadan iki ay önce ...’ın kendisine gelerek sanığın mağdur ...’e yakın ilgi gösterdiğini ve bunun kız öğrencileri rahatsız ettiğini, bunu mağdur ...'nın da ifade ettiğini söylediğini, yine müşteki ...'nun da sanık hakkında müracaatta bulunduğunu, müşteki ...'in müracaatı üzerine yanına çağırdığı tanık ...’in, sanığın katılan mağdur ...’i iki kez dizine oturturken gördüğünü söylediğini ancak sanıktan şüphelenmediğini, okul kapanmadan hemen önce müştekiler ..., ... ... ve ...’ın gelerek sanığın mağdur ...’e yönelik tacizde bulunduğunu anlattıklarını, bunun üzerine İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne ve müfettişlere bilgi verdiğini, sanığın daha önce sarkıntılıkta bulunduğuna dair bir duyumunun ve bilgisinin olmadığını, Ağır Ceza Mahkemesinde; müşteki ... ile sanık arasındaki ilişkinin zamanla kötüleştiğini, müştekinin öğrencileri sanığa karşı yönlendirdiğini, bu nedenle müşteki ...’yu sözlü ve yazılı olarak uyardığını, sınıfta 19 öğrencinin bulunduğunu, sınıf genişliğinin 35-40 metre civarında olduğunu, öğretmen masasının öğrencilerin oturduğu yerden göründüğünü, tanık ...’in, sanığın mağdur ...’i iki kez dizine oturttuğunu söylediğini, müşteki ...’in ise sanığın mağdur ...’e özel ilgi gösterdiğini, çocukların dikkâtini çektiğini ve bu durumu kendi aralarında konuştuklarını söylediğini, okul kapanmadan iki hafta önce müştekiler ..., ... ve ...'in gelerek, mağdur ...'in yaşadıklarını mağdur ...'in annesine anlattıklarını ve olaydan üzüntü duyduklarını söylediklerini, Tanık ... ..., Ağır Ceza Mahkemesinde; oğlu ...’in mağdurlarla aynı sınıfta olduğunu, sanığın mağdurlara cinsel tacizde bulunduğunu görmediğini, oğlunun da buna dair bir anlatımda bulunmadığını, böyle bir olay olsa kendisine söyleyeceğini; ...'nun veli toplantısında sanıkla tartıştığını ve sanığa ''Seninle sonuna kadar uğraşacağım.'' dediğini, sınıfın yirmi kişi civarında olduğunu, oğlunun ön sırada oturduğunu, zaman zaman öğrencilerin sınıftaki yerlerinin değiştirildiğini, Tanık ... ..., Ağır Ceza Mahkemesinde; okulun güvenlik ve kantin işlerine baktığını, sanığın tacizde bulunduğuna dair görgüsünün olmadığını, müşteki ... ile sanık arasında sorunların bulunduğunu, olaydan önce ... ve okul müdürünü Milli Eğitim Müdürlüğüne götürürken okul müdürünün müşteki ...'a "Gereken neyse yapılacaktır, sen müsterih ol, merak etme, olayı ben takip edeceğim.'' dediğini, müştekinin ise sanık hakkında "Başına öyle bir çorap öreceğim ki altından kalkamayacak." şeklinde sözler söylediğini; soruşturmayı yürüten ilkokul müdürüne okul müdürüyle birlikte gittiklerini, dönüşte müdürün telefonla görüştüğü kişiye ''Merak etme, raporumu istediğimiz şekilde tanzim ettiriyoruz, sen müsterih ol.'' dediğini, Tanık ... ..., Ağır Ceza Mahkemesinde; kızı ...'nin mağdurlarla aynı sınıfta okuduğunu, sanığın cinsel tacizde bulunmasına ihtimal vermediğini, kızının da kendisine bir şey anlatmadığını; müşteki ...’nun bir veli toplantısında sanığa "Sizinle uğraşacağım, siz benim kim olduğumu bilmiyorsunuz!" şeklinde sözler söylediğini, Tanık ... ..., Ağır Ceza Mahkemesinde; mağdurlarla aynı sınıfta öğrenci olduğunu, sınıfta dört grup bulunduğunu, kendisinin pencere kenarından ikinci grup ikinci sırada oturduğunu, mağdur ...’in ilk grubun üçüncü sırasında, mağdur ...’nın ikinci grubun en arka sırasında, mağdur ...’in ise kendi arkasında oturduğunu, mağdur ...’nın nerede oturduğunu hatırlamadığını; sanığın mağdurlara cinsel istismarda bulunduğunu görmediğini, aksi hâlde göreceğini; okulun kapanmasına bir ay kala mağdur ...’in düşüp yaralandığını ve sanığa dizinin üzerine oturup oturamayacağını sorduğunu, sanığın bir şey söylememesine rağmen de mağdur ...’in kısa süre sanığın dizine oturduğunu, sanığın ise dizine yara bandı yapıştırdığını, öğle arası olduğu için ... ile ... ve ...'in annesinin sınıfta olduğunu, bir defa da mağdur ...'in sol dizinden yaralandığını, annesinin okula gelerek mağduru evine götürdüğünü; mağdurların çok yakın arkadaş olduklarını, müşteki ...’nun mağdurlarla iletişim kurduğunu, sadece dört mağdurun velilerini okula çağırdığını, sanık ... müşteki ...'nun bir olayda tartıştıklarını, olayı müşteki ...'nın başlattığını, mağdur ... yaralandığında tanık ...'in sınıfta olduğunu, Tanık ... ..., Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesinde, mağdurlarla aynı sınıfta olduğunu ve en ön sırada oturduğunu, sanığın mağdurlara istismarda bulunduğunu görmediğini, aksi hâlde göreceğini, sanığın mağdurları dizine oturttuğunu hiç görmediğini; mağdur ...’in yaralandığı olayda sınıfta bulunmadığını, mağdur ... yaralandığında yanında olduğunu ama olayı hatırlamadığını, İfade etmişlerdir. Sanık ..., 29.05.2009 tarihinde müfettişe verdiği ifadesinde; 30 yıldır öğretmen olduğunu, son iki yıldır belirtilen okulda öğretmenlik yaptığını, müşteki ...'nun dilekçesindeki iddiaların asılsız olduğunu, özellikle mağdur ...'i kucağında oturttuğu iddiasının iğrenç bir iftira olduğunu, birisi üniversitede diğeri üniversite mezunu iki kızı olduğunu, böyle bir iddianın kabul edilemeyeceğini, Aşamalarda verdiği ifadelerde; suçlamaları kabul etmediğini, yirmi sekiz yıldır evli olduğunu, iki kız çocuğunun bulunduğunu, mağdur ...’in başarılı bir öğrenci ve sınıf başkanı olduğunu, sorunun müşteki ...'nun veliler ve çocukları aleyhine örgütlemesinden kaynaklandığını, müşteki ... ve okul müdürü ile sorunlar yaşadığını, Okul Aile Birliği Başkanı ve çevresi geniş olan müşteki ...'nun kendisini sürekli şikâyet ettiğini ve okuldan göndermeye çalıştığını, bunlardan ceza almadığını, soruşturmalar sonuç vermeyince de veliler ve çocuklar üzerinden yeni iddiaların oluşturulduğunu, müşteki ...'nun netice alamayınca işe siyasette kattığını, kendisinin de bir olay nedeni ile müştekiyi şikâyet ettiğini, bu süreçte tamamlanan soruşturmanın yeniden başlatıldığını; okulda kameraların bulunduğunu, müştekiler ve mağdurlarla arasında husumet veya gerginlik olmadığını; mağdurların üçüncü ve dördüncü sınıfta öğrencileri olduğunu, tüm dersleri kendisinin okuttuğunu, sınıfın yirmi kişilik olduğunu ve üçüncü sınıfta yirmi, dördüncü sınıfta ise yirmi bir öğrencisinin olduğunu, sadece bir sefer ara karne verildiğinde okula gelen ... ...’nun çocuğunu da iki yıl okuttuğunu, müşteki ...'nun oğlu ...’ın sınıfa naklen gelmesinden sonra sınıf düzeni ve veli ilişkileri bakımından sorunlar yaşadığını, müşteki ... ve sorun yaşadığı okul müdürü ile birlikte müştekilerin kendisine iftira attıklarını, bu konuda toplantı yaptıklarından bilgisinin olduğunu ve tanıkların bulunduğunu, mağdurların yönlendirildiğini, Savunmuştur. V. GEREKÇE 1- Sanık hakkında mağdurlar ... ve ...’e yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin eksik araştırma ile verilip verilmediğine dair uyuşmazlık konusu yönünden; A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Maddi sorunun, delil serbestisi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Mahkeme reisinin dahi re'sen şahit ve ehlihibre celbine ve başkaca sübut sebeplerinin toplanmasına karar verebileceğine (madde 214) ve Mahkemenin vuku bulan talep üzerine veya kendiliğinden şahit ve ehlihibre celbini ve başkaca sübut sebeplerinin ihzar ve iradını emredebileceğine (madde 237) ilişkin hükümler içeren mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı olarak mer'i CMK'da mahkemenin re'sen delil toplamasına ilişkin genel bir yetkiden açıkça söz edilmediği doğrudur. Ancak buna gerek de yoktur. Zira öncelikle bu yetki ceza yargılamasının mahiyetinde mündemiçtir. Maddi gerçeğe ulaşmak bunu gerekli ve zorunlu kılar. İddianamenin iadesi gibi argümanların, yargılamanın tek celsede bitirilmesi amacına hizmet edeceğinde kuşku yoktur. Fakat bu nevi kurum ve kuralların, mahkemenin re'sen delil toplamasını engelleyeceği sonucuna ulaşmak, kanun vazıının açıkça yasaklamadığı bir yöntemin zorlama bir yorumla maksadı aşar biçimde sistem dışına çıkarılması anlamına gelecektir. Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa şüpheli hakkında bir iddianame düzenlenecektir. (CMK madde 170/2) Yeterli şüphenin, yeterli delile dayanması gerektiği de açıktır. Yeterli şüphe; mevcut delillerle mahkumiyet kararı çıkmasının muhtemel (Centel/Zafer Ceza Muhakemesi Hukuku Beta 12. Bası s. 482) olması hâl ve derecesinde bir şüpheyi ifade eder. Soruşturma evresinde şüpheden sanık yararlanır ilkesinin, kovuşturma aşamasındaki anlamıyla kullanılması elbette mümkün değildir. Oysa yargılama sonunda mahkumiyet kararı verilmesi için şüphenin tamamen yenilmesi gerekmektedir. İşte şüphenin, sanık lehine ya da aleyhine tamamen ortadan kaldırılması suretiyle maddi gerçeği saptamak ve vicdani kanaate ulaşmak münhasıran olay mahkemesine ait olduğuna göre, taraflarca ikame olunmamış da olsa gerekli ve zorunlu araştırmaları yapıp delil toplamanın da mahkemenin hak ve görevi olması gerekir. İddianamede yer verilmeyen yeni delillerin duruşma evresinde mahkemece araştırılması ve tartışılmasına tevsii tahkikat/ araştırmanın genişletilmesi denilmektedir. Eksik soruşturma durumunda yani delillerin tümünün toplanmaması, bilirkişi incelemesi yapılmaması, tanıkların dinlenmemesi veya deliller arasındaki çelişki, belirsizlik ve eksikliklerin giderilmemesi gibi hâllerde mahkûmiyet kararı verilemez (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 43-101 sayılı kararı). Fakat böyle bir durumda şüpheden sanık yararlanır ilkesine dayanarak beraat kararı verilmesi de hukuka uygun olmayacaktır. Çünkü şüpheden sanığın yararlanabilmesi için tüm çabalara rağmen şüphenin yenilememiş olması gerekir. Oysa olayla ilgili toplanmamış delillerin bulunması hâlinde tüm çabanın sarfedildiğinden bahsetmek mümkün değildir. Ancak belirtilen eksikliklerin giderilmesinden sonra bir sonuca ulaşılabilir (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125). Eksik araştırma ve soruşturmaya dayalı mahkûmiyet kararı verilmesi kadar beraat kararı verilmesi de hukuka aykırıdır. Çünkü ceza muhakemesinin amacı somut gerçeğin ortaya çıkarılması için yeterli araştırma yapılması ilkesine dayanır. Bu nedenle hükmün kesinleşinceye kadar inceleme olanağı bulunan delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekir. Başka bir ifadeyle, ceza sorumluluğu esaslarına uygun bir hüküm kurulabilmesi ve adaletin gerçekleştirilebilmesi için, öne sürülen ve olaya ışık tutabilecek nitelikteki tüm delillerin ve belgelerin duruşmada tartışılması ve hükümde değerlendirilmesi zorunludur (Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356). Yargılama faaliyeti zor bir süreçtir. Suç her zaman alenen işlenmeyebileceği gibi delillere ulaşmak da kolay değildir. Bazen bir çok delilinin süreç zarfında sonradan ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Bu gerçeğin bilincinde olan kanun vazıının, iddianamenin iadesini düzenlediği CMK'nın 174/1-b maddesinde, suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delilin toplanmamasından söz ettiği görülür. Bu durumda ne yargılamanın tek celsede bitirilmesi mümkündür ne de taraflarca ikame olunmaması nedeniyle delil görmezden gelinebilir. Anayasa Mahkemesine göre de; ceza muhakemesinde mahkeme, dava açıldıktan sonra pasif konumda olmayıp, hüküm vermek için yeterli kanaate ulaşıncaya kadar maddi gerçeği araştırmaya devam etmek zorundadır. Maddi gerçeği re'sen araştırma ilkesi uyarınca mahkemeler, Cumhuriyet savcısının ortaya koyduğu delillerle bağlı olmadıkları gibi hüküm için gerekli tüm araştırmaları kendiliğinden yapmak ve tarafların haklarını korumakla yükümlüdürler.(22.10.2015 tarihli ve 9-94 sayılı kararı) Konu doktrinde de tartışılmıştır. CMK'da bu işlemlerin ancak iddia ve savunmanın talebi üzerine yapılabileceğine ilişkin bir sınırlandırma bulunmamaktadır. Böylece kanun koyucu, mahkemenin maddi gerçeği re'sen araştırma görevine ilişkin ilkeye CMK'da yer vermemiş ancak mülga CMUK'nın ilkeye ilişkin düzenleme şeklini aynen kabul etmiştir (Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 13. Baskı, İstanbul 2016, s. 696- 697). Maddi gerçeğe ulaşmada, hakim veya mahkeme tarafların sunduğu delillerin yanında kendisi de delil elde edecek işlemleri yapacaktır. Bunun sonucunda maddi gerçeğe ulaşılabilecektir (Süheyl Donay, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, Beta Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2009, s. 330). Maddi gerçeğin araştırılması ilkesinin sonucu olarak mahkeme, muhakemeye katılanların iddiaları, özellikle sanığın itirafı ile bağlı değildir. Yoklukta muhakeme istisna olup sanığın duruşmaya gelmemesinden onun suçluluğu sonucu çıkarılamaz. Nihayet mahkeme, ileri sürülen delillerle bağlı değildir, kendiliğinden delil araştırabilir (Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınları, 16. Baskı, Ankara 2022, s. 145). Şu hâle göre, ceza yargılamasının amaç ve yöntemleri doğrultusunda; maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, adaletin tesisi, ihlal edilen hakkın yeniden ikamesi ve bozulan toplum düzeninin inşası için yargılama merciinin, soruşturma aşamasında toplanan delillerle yetinmeyerek gerekli ve zorunlu olunan hallerde talep üzerine veya re'sen de araştırma yapıp delil toplayabileceği kabul edilmelidir. (CGK'nın 18.06.2025 tarihli ve 540-264 sayılı kararı) B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Yerel Mahkemece, sınıf öğretmeni olan sanığın, öğrencilerinden mağdur ...'i birden fazla kez masasına çağırdığı, öğrencilerin dikkâtini başka yöne çekerek külotlu çorabını aşağıya indirdiği, kucağına oturttuğu, eliyle cinsel organına dokunduğu ve dudağından öptüğü; mağdur ...'i de masasına çağırdığı, özel bölgelerini ellemeye çalıştığı ancak mağdurun kaçtığı, kucağına oturttuğu, özel bölgelerini ellediği ve dudağından öptüğü şeklinde kabul edilen olayda; Sanık ile tanıklar ... ve ...’nın beyanları dikkate alındığında, dört mağdurun da eğitim gördüğü sınıfta yaklaşık on dokuz ila yirmi bir öğrencinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Müşteki ...’nun 03.04.2009 tarihli şikâyeti üzerine sanık hakkında başlatılan inceleme ve soruşturma sürecinde; isnatlar kapsamında adları geçen veya örnekleme yoluyla belirlenen kişilerin ifadelerine başvurulduğu; müştekiler ..., ... ve ...'in, 04.06.2009 tarihinde okul müdürü tanık ...'a sanığın sınıftaki kız öğrencileri kucağına oturttuğunu ve bu davranıştan rahatsızlık duyduklarını bildirmeleri üzerine, il dışında olan inceleme dışı mağdur ... ile 17.06.2009 tarihinde ifadesi alınacak olan inceleme dışı mağdur ... haricinde mağdurların ve 29.05.2009 tarihinde ifadesi alınan mağdur ...'in annesi olan müşteki ... dışındaki müştekiler ..., ... ve ...'in beyanlarının alınarak ve suç duyurusunda bulunulduğu, diğer öğrencilerin konunun hassasiyetine binaen ifadelerine başvurulmadığı anlaşılmıştır. Ancak idari inceleme ve soruşturmada, 03.04.2009 tarihli dilekçede ileri sürülen konulara yönelik aynı sınıfta okuyan öğrencilerden ..., ... ... ve ...’in velilerinin 29.05.2009 tarihinde ifadelerine de başvurulmuştur. Sanığın öğrencilere şiddet uygulaması veya öğrenciler arasında herhangi bir ayrımcılık/kayırma yapıp yapmadığına dair beyanda bulundukları anlaşılan veliler, yargılamaya konu istismar olaylarına ilişkin herhangi bir anlatımda bulunmamışlardır. Fakat, ..., sanığın başkaca öğrencilere şiddet uyguladığına ilişkin oğlundan da duyduğu duyumları olduğunu ve daha önce sanık hakkında şikâyette bulunduğunu; ... ve ...'in sanık hakkında olumsuz bir şey duymadıklarını beyan ettikleri görülmüştür. Müşteki sıfatıyla dinlenen, sanıkla aralarında ki olayların şayi olduğu anlaşılan, idari soruşturma raporunda başkaca bir olayda öğrencileri yönlendirdiği kanaati belirtilen müşteki ...; mahkemede, sanığın eylemlerini görmediğini, bilgisinin duyumdan ibaret olduğunu; mağdur ...'in, sanığın kucağına çok kez oturduğunu diğer öğrenciler ve oğlundan da duyduğunu beyan etmiştir. 03.04.2009 tarihli dilekçesinde, sanığın mağdur ...’i sık sık kucağına oturttuğunun sınıftaki tüm çocuklar ve birçok veli tarafından bilindiğini belirtmesine rağmen ... ve oğlu ... dışında bir ismi de beyanlarında zikretmemiştir. Kovuşturma aşamasında; aynı sınıfta eğitim gören öğrencilerden ... ve ... ile velileri ... ile ... tanık sıfatıyla dinlenilmiştir. Tanıklar ... ile ..., sanığın mağdurlara yönelik herhangi bir istismar eylemini görmediklerini; tanıklar ... ile ... ise bu yönde bir anlatım duymadıklarını beyan etmişlerdir. Mağdurlar, idari ve adli soruşturma aşamasında olayla ilgili anlatımlarında sadece birbirlerinden bahsetmişlerdir. Mağdur ... durumu sezdiğini düşündüğü kişiler arasında mağdurlar dışında iki isim beyan etmiştir. Bunlardan ... ...'ın babası ... kızından bir şey duymadığını idari soruşturmada beyan etmiş; ... veya velisinin beyanına ise başvurulmamıştır. Kaldı ki mağdur ..., yaşı küçük kardeşinin de bazen sınıfta bulunduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte, mağdurlar aşamalarda, sanığın eylemlerinin sınıftaki diğer öğrenciler tarafından görülüp görülmediği hususunda; sınıfın büyük kısmının bilmediğini, bazı öğrencilerin eylemleri fark etmiş veya görmüş olabileceklerini, dikkatlerinin başka yöne çevrilmesi ya da bulundukları konum nedeniyle görmemiş olabilecekleri şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır. Fakat, Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılmada inceleme dışı mağdur ..., başkaca arkadaşlarına yönelik bir eylemi erkeklerin görmemişte olabileceklerini görmüşte olabileceklerini, diğer kızların ise gördüklerini söylemek istemediklerini ifade etmiş; psikolog ise mağdurun bir arkadaşının olayı gördüğünü ancak davaya katılmak istemediğini söylediğini aktarmıştır. Ne var ki; mağdur ... ifadelerinde, sanığın mağdurlar ... ve ...’ya, mağdur ... ise diğer sınıf arkadaşlarına yönelik herhangi bir cinsel eylemini görmediklerini de açıkça beyan etmişlerdir. Bozma öncesi yapılan yargılamada, sanık müdafii tarafından, diğer öğrencilerin belirlenerek dinlenmesi talep edilmiş; mahkemece, olayın üzerinden üç yıla yakın bir süre geçtiği, mağdurların ve öğrencilerin yaş durumları, mağdurların daha fazla mağdur edilmelerine ve deşifre olmalarına neden olacağı ve işlenen suçun özelliği dikkate alınarak talebin reddine karar verilmiştir. Bozma üzerine yapılan yargılamada da sanık müdafii; diğer öğrencilerin, ...’ın, ... ...’nun ve ...’in ablasının dinlenmesini talep etmiştir. Mahkemece, dosyanın geldiği aşama ve olayın üzerinden uzun bir zaman geçmiş olması gözetilerek, taleplerin dosyaya esaslı bir katkı sağlamayacağı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir. Duruşma tutanakları içeriğine de yansıyan, savunmanın mağdurların yönlendirildiğini, mağdur ... müştekilerin ise aksine doğruyu söyledikleri nizasında bulundukları uzun yargılama sürecinde; müşteki veya mağdurlar tarafından, tanık olarak başkaca bir kişinin dinlenilmesi de açıkça talep edilmemiştir. Tüm bu hususların yanında, eylemlerin gerçekleştiği belirtilen 2009 yılından bugüne kadar geçen süre de göz önünde bulundurulmalıdır. Keza, mağdurların soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki yek diğerini nakzeden beyanları da değerlendirilmiştir. Şu hâlde; sanığın eylemlerinin, yaklaşık 35-40 metrekare büyüklüğündeki ve öğretmen masasının öğrencilerin bulunduğu yerden görülebildiği sınıfta, ders saatlerinde ve diğer öğrencilerin de sınıfta bulunduğu sırada gerçekleştiğinin ileri sürülmesi; sınıfın fiziki özellikleri ile eylemlerin gerçekleşme biçimi, mağdurların beyanlarının muhtevası, bildirilen tanıkların da dinlenmiş olması ve idari inceleme ve soruşturmaya intikal ettiği hususu da gözetildiğinde, sınıftaki öğrencilerin tamamının dinlenilmesinin maddi vakıanın aydınlatılmasına zorunlu ve belirleyici bir katkı sağlayacağı söylenemez. Müdür yardımcısı ...’ın, idari inceleme ve soruşturmada alınan beyanının yargılamaya konu eylemden ziyade diğer soruşturma konularına ilişkin olduğu; tanık ...'in sınıfa girdiğinde mağdur ...’i sırtı dönük şekilde sanığa yaslanmış hâlde iki defa gördüğünü müdür yardımcısı ...'ya söylediğini ifade ettiği; okul müdürü tanık ...'un ise tanık ...’in kendisine iki defa sınıfa girdiğinde mağduru sanığın dizinde oturduğunu gördüğünü söylediğini beyan ettiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda ...’nın tanıklığının mahiyeti, doğrudan eylemin icrasına ilişkin bir görgüden ziyade, tanık ...’in kendisine aktardığı hususun ve okul içi değerlendirme sürecinin aydınlatılmasına ilişkin olacağı anlaşılmaktadır. Mağdur ...’in ablası, olayların gerçekleştiği belirtilen sınıf ortamında bulunan veya sanığın eylemlerini gören birisi değildir. Duruşma tarihi ile önceki beyanları ve de olayı annesine anlatmasından sonraki anlatımına göre de esasen önceden söylediği dahi müphem olan, mağdurun aile içinde anlatımda bulunduğu bir kişidir. ... ...’nun adı, müştekiler ... ve ...’nun ifadelerinde geçmektedir. Müşteki ...’nın, olayın duyum sürecine ilişkin anlatımında ...’den bahsettiği; sanığın husumet ileri sürdüğü müşteki ...’nun da benzer şekilde adını söylediği anlaşılmaktadır. Ne var ki, müşteki ...’nun belirttiği olaya yahut ...'in doğrudan eylemlere tanıklık ettiğine dair dosya kapsamında ne mağdur ...'in ne de diğer müşteki ve mağdurların bir beyanı bulunmaktadır. Öte yandan, idari soruşturma kapsamında ... ... isimli bir velinin de beyanına başvurulmuş ise de dosyada bu kişi ile ... ... arasındaki bağlantıya ilişkin herhangi bir açıklık bulunmamaktadır. İtiraznamenin, ... ...’nun eşi olduğu belirttiği ... ..., idari soruşturma kapsamında verdiği ifadesinde, sanığın başkaca öğrencilere şiddet uyguladığına ilişkin oğlundan da bu yönde duyumlar edindiğini, daha önce sanık hakkında şikâyette bulunduğunu beyan etmiş fakat yargılamaya konu eylemlerine yönelik bir duyumdan da bahsetmemiştir. Görgüye dayalı bir bilgisinin olduğuna dair de dosya kapsamında bir delil bulunmamaktadır. Binaenaleyh, ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla eksik bırakıldığı ileri sürülen araştırma ve incelemenin; maddi vakıayı aydınlatmaya elverişli, sübuta doğrudan etki edecek, mevcut delil durumunu değiştirecek ve yargılamanın geldiği aşama itibarıyla da maddi gerçeğe ulaşmaya somut katkı sağlayacak nitelikte olması gerektiği; bu doğrultuda usul ekonomisi ilkesi gereğince yargılamanın daha fazla uzamasına sebebiyet verecek suçun sübutunun takdirinde ise belirleyici nitelik taşımayan araştırmalardan kaçınılması gereği ve davaya konu iddialar da dâhil olmak üzere, okul ortamında şayi olan tüm isnatların idari tahkikata ve kovuşturma aşamasına zaten intikal etmiş bulunduğu da gözetilerek; sınıfın fiziki yapısı ve mevcudu, öğretmen masasının konumu, eylemlerin işlendiği ileri sürülen yer ve zaman, mağdurlar ile müştekilerin aşamalardaki anlatımları, tanık beyanları ve idari soruşturma evrakı kapsamında toplanıp tartışılan delillerin, mevcut hâliyle maddi gerçeğe ulaşılması açısından yeterli olduğu kabul edilmiştir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu... ve altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ileri sürülen nedenlerin isabetli olduğu anlaşılmakla, itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile karşı oy kullanmışlardır. 2- Sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçlarının sabit olup olmadığına dair ek sorun yönünden A. Ek Soruna İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. B. Hukuki Nitelendirme Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların niteliği, bu suçlarda ispat faaliyetinin de özel bir dikkat ve titizlikle yürütülmesini ve değerlendirilmesini gerektirmektedir. Mahkûmiyet, herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Bu itibarla somut olayda, eylemlerin gerçekleştiği yer, ortam ve eylemlerin icra biçimi, olayın ortaya çıkış şekli ve zamanı ile mağdur, müşteki ve tanık anlatımlarının kendi içindeki ve birbirleriyle olan tutarlılığı, dosyadaki bütün delillerle birlikte değerlendirildiğinde, sübuta etki eden olguların ayrıca tetkik edilmesi zorunluluğu doğmuştur. Şöyle ki; yaşları itibarıyla durumları da dikkate alınan mağdurlar ile müştekilerin ve tanıkların beyanları arasındaki tutarsızlıklar ve çelişkiler dikkat çekicidir. Bu kapsamda; I- Sınıf başkanı olan ve aynı zamanda müfettişe iki yıldır öğretmeni bulunan sanığı sevdiğini de söyleyen mağdur ...'in anlatımlarının; sanığın eylemlerinin niteliği, sayısı, gerçekleşme biçimi, intikal şekli, diğer beyanlarla uyumu bakımından tutarlı ve çelişkisiz olmadığı anlaşılmıştır. Şöyle ki, a) Mağdur, ilköğretim müfettişlerine verdiği ifadesinde sanığın üçüncü sınıfta bir kez, dördüncü sınıfta ise sık sık kendisini kucağına oturttuğunu, üçüncü ve dördüncü sınıfta sürekli özel yerine dokunduğunu ve bir kez külotlu çorabını sıyırdığını belirtmiş; Cumhuriyet Başsavcılığında ise sanığın üçüncü sınıfın sonlarından itibaren kendisini sürekli kucağına aldığını, elleriyle göğüslerine ve cinsel organına dokunduğunu, birçok kez dudaklarından öptüğünü, birkaç kez külotlu çorabı ile iç çamaşırını indirdiğini ve mahrem yerlerini ellediğini, bir defa da parmağını cinsel organına soktuğunu söylemiştir. Kızlığına zarar gelip gelmediğinden korktuğunu, ancak kan gelmediği için rahatladığını da ifade eden mağdur, bu hususu ailesine de anlatmamıştır. Mağdur, Asliye Ceza Mahkemesinde bu kez sanığın eylemlerinin üçüncü sınıfın birinci döneminin başında başladığını, sanığın kendisini yanına çağırdığını, mahrem yerlerini ellediğini, bir başka zaman dudağından öptüğünü ve defalarca kucağına oturttuğunu ifade etmiş; ayrıca sanığın MSN'den kendisine mesaj gönderdiğini söylemiştir. Ağır Ceza Mahkemesinde ise öpme, cinsel organa dokunma, külotlu çorabın indirilmesi yönündeki iddialarını sürdürmekle birlikte, önceki aşamalarda yer almayan üçüncü sınıfta beden dersinde atletini çıkarmasının istenmesi ve dizinden yaralanması sonrasında yeniden kucağa oturtulup öpülmesi şeklinde yeni olaylardan da bahsetmiş, beden dersine ilişkin olayın üçüncü sınıfta, diğer olayların ise dördüncü sınıfta gerçekleştiğini ifade etmiştir. Mağdurun sanığın eylemlerini nitelik ve nicelik yönünden süreçte farklı farklı izah ettiğinde tereddüt bulunmamaktadır. Sanığın eylemlerinin başlangıç zamanlarını da farklı anlatmıştır. b) Mağdur, müfettişlere verdiği ifadesinde sanığın mağdur ...’e ayakta bulunduğu sırada benzer davranışta bulunduğunu; Cumhuriyet Başsavcılığında mağdur ...’e sarkıntılık yaptığını gördüğünü, mağdurun kendisine cinsel organına elini sürdüğünü söylediğini; Ağır Ceza Mahkemesinde ise sanığın mağdur ...’i kucağına oturtmadığını, ayakta önüne geçip sarılır gibi yaptığını ve dudağından öptüğünü söylemiştir. Buna mukabil mağdur ..., aşamalarda sanığın kendisini kucağına oturttuğunu veya oturtmaya çalıştığını, külotlu çorabını indirmeye çalıştığını, mahrem yerlerine dokunduğunu, dokunmaya çalıştığını ve kendisini öptüğünü anlatmıştır. Ayrıca mağdur ..., sanığın mağdur ...’e kendi cinsel organını ellettiğini gördüğünü söylemiş; buna karşın mağdur ... beyanlarında sanığın cinsel organını kendisine ellettiğine dair açık bir iddia da bulunmadığı gibi, sanığın kendi mahrem yerlerini kendisine elletmediğini ve göstermediğini de açıkça ifade etmiştir. Aynı sınıf ortamında gerçekleştiği ve birbirlerinin görgüsüne dayandığı ileri sürülen eylemlerin icra ediliş biçiminde mağdurların beyanları birbirlerinden farklıdır. c) Mağdur, savcılık ifadesinde durumu ..., ... ..., ..., ... ..., ... isimli arkadaşlarının sezdiğini; sınıfın büyük kısmının bu durumu bilmediğini, inceleme dışı mağdur ...'nın da bir defasında sanık tarafından sınıfta kendi külotunun indirildiğini gördüğünü, bu durumu teneffüste konuştuklarında da külotlu çorabını sanığın indirdiğini söylediğini beyan etmiştir. Süreçte mağdurun anlatımlarında olmamasına rağmen; mağdur ... ise mağdurla, sanığın yanına çağırması hâlinde diğerinin çağırarak buna engel olmasına dair sözleştiklerine dair bir olay anlatımında bulunmuştur. Ayrıca süreçte sanığın mağdur ...’in külotlu çorabını indirdiği sırada gördüğünü, mağdur ...’i çağırdığını ancak sanığın buna engel olduğunu belirtmiş; Ağır Ceza Mahkemesinde bu olaydan sonra tenefüste yanına giderek sorduğunda mağdurun kendisine "Öğretmen beni taciz ediyor." dediğini, bir hafta sonra da kendisi ve kızların taciz ettiğini anladıklarını ifade etmiştir. Ancak mağdur ... ise Cumhuriyet Başsavcılığında mağdur ...'in kendisine sanığın sarkıntılık yaptığını anlattığını beyan etmiştir. Sanığın eylemlerinin engellenmesine yönelik belirtilen ve unutulması yahut dile getirilmemesi beklenmeyen bu nevi bir karar ile mağdur ...'in anlatımına göre sınıfta gerçekleşen bu olayın mağdur ... tarafından zikredilmemiş olması dikkât çekicidir. Yine; mağdur ...'in de beyanlarında bahsettiği külot/külotlu çorabının ders esnasında sınıfta indirilmesi olayına ilişkin anlatımlarında, bu olay anında geçen bir konuşmadan bahsetmemiş, ancak inceleme dışı mağdur ... ise beyanlarında durumu mağdura sorduklarını hatta bir kısım beyanlarında ise sanığın da mağdurun bacağını kaşıdığını söylemiştir. Doğrudan cinsel dokunulmazlığı ihlal ettiği ileri sürülen ağır nitelikteki bir eylemin ders sırasında ve diğer öğrencilerin olduğu sınıfta ifşa anında, sanığın "Bacak kaşıma." şeklinde bir açıklamada bulunduğunun ileri sürülmesi ayrıca bu konuşmanın mağdur ...’in anlatımlarında yer almaması, beyanlar arasında mübayenet oluşturmaktadır. Diğer taraftan, mağdur aşamalarda sanığın inceleme dışı mağdurlar ... ve ...’ya karşı cinsel istismarda bulunduğunu görmediğini ifade etmiştir. Buna karşılık, inceleme dışı mağdurlar ... ve ..., soruşturmada sanığın kendilerine yönelik eylemde bulunduğunu beyan etmişler; fakat kovuşturma aşamasında ise inceleme dışı mağdur ..., sanığın kendisine karşı herhangi bir eylemde bulunmadığını söylemiştir. İnceleme dışı mağdur ..., müfettişlikte verdiği ifadesinde de aslında bir kısım olayların kendisine mağdurlar ... ve ... tarafından anlatıldığını, doğrudan görmediğini ifade etmiştir. Asliye Ceza Mahkemesinde de sanığın mağdur ...'in vücudun muhtelif yerlerini yani bacaklarını ellediğini; Ağır Ceza Mahkemesinde ise yalnızca mağdurun çorabının yukarı çekildiğini ve sanığın başka bir gün mağduru kucağına aldığını gördüğünü söylemiştir. Maddi vakıanın gerçekleşip gerçekleşmediği ile sanığın eylemlerine yönelik anlatımın süreç içerisinde farklılaşması önem arz etmektedir. d) Mağdur ...’in olayın annesine ve çevreye nasıl intikal ettiği konusundaki beyanlarında da farklılıklar bulunmaktadır. Asliye Ceza Mahkemesinde, annesinin olayı mağdur ...’in annesinden duyduğunu, daha doğrusu ...’nın mağdur ...’in sanığın kucağına oturtulduğunu görünce annesine söylediğini, oradan mağdur ...’nın annesine, oradan mağdur ...’in annesine, oradan da kendi annesine ulaştığını ifade etmiştir. Ancak devamında, "..." diye yazılan kişinin aslında "..." olduğunu, ...’ın mağdur ...’in olayını gördüğünü ve annesi ...’ya söylediğini beyan etmiştir. Mağdur ...’in Asliye Ceza Mahkemesinde kızlarla bir araya geldiklerinde "Daha fazla mı söyleyelim?" diye konuştuklarını, sonra kendi kendilerine doğruyu söylemeye karar verdiklerini, ailesinin de "Zaten söyledikleriniz yeterlidir." dediklerini belirtmiştir. Bu hâliyle, mağdurların olayları birbirlerinden bağımsız ve etkilenmeden aktardıkları yönünde kesin kanaat edinilmesini güçleştirmektedir. II- Mağdur ... yönünden; a) Mağdur ..., müfettişlik ifadesinde sanığın kendi özel yerine üç kez dokunduğunu, bunu hem ayakta hem de kucağına oturtarak yaptığını; savcılık ifadesinde sanığın kendisini iki defa kucağına oturttuğunu, mahrem yerlerini ellediğini, bir defasında mahrem yerlerini ellemeye çalıştığını ancak uzaklaştığını, dudaklarından öptüğünü, bir defasında kaçmaya çalışırken kollarından tutup kendisine doğru çektiğini; Asliye Ceza Mahkemesinde ise sanığın kendisini kucağına oturtmak istediğini ancak kaçındığını, bacağına dokunmadığını, kendisini sadece karne alırken öptüğünü, başka zaman öpmediğini, (fakat mağdur ... ile bakıştıktan sonra da) sanığın "Tombişim." diyerek kendisini öptüğünü; Ağır Ceza Mahkemesinde ise sanığın kendisini derste kucağına oturttuğunu, külotlu çorabını indirmeye çalıştığını ama kaçtığını; ayrıca bilgisayarda kâğıt oynarken yanına gidip hikâyesini gösterdiğinde sanığın "Güzel olmuş." diyerek kendisini dudağından öptüğünü söylemiştir. Asliye Ceza Mahkemesi duruşmasında sorulduğunda, sanığın eylemini dize oturtma şeklinde de beyan etmiştir. Sanığın eylemlerini nitelik ve nicelik yönünden süreçte farklı farklı izah etmiştir. Asliye Ceza Mahkemesinde mağdur ... ile bakıştıktan sonra beyanını farklılaştırması da dikkat çekicidir. b) Mağdur ...’in, mağdur ...’e ilişkin anlatımında da dikkat edilmesi gereken farklılıklar bulunmaktadır. Mağdur; müfettişlikte sanığın mağdur ...’e de benzer davranışlarda bulunduğunu, külotlu çorabını sıyırdığını, bu hususu hem gördüğünü hem de mağdur ...’in kendisine ağlayarak anlattığını; Cumhuriyet Başsavcılığında, sanığın mağdur ...’i birçok kez kucağına oturttuğunu ve mahrem yerlerini hemen hemen haftanın birçok günü ellediğini, bir defasında mağdurun külotlu çorabının aşağı inmiş ve sanığın da mahrem yerlerini ellemekte olduğunu gördüğünü, mağdurla bir daha olması durumunda yapacakları hususunda sözleştiklerini, bir defa külotlu çorabı indirilirken mağdurun işaretle kendisini kurtarmasını istediğini, sanığın mağdura cinsel organını ellettiğini gördüğüne dair anlatımlarda bulunmuş; Asliye Ceza Mahkemesinde ayrıca mağdur ...’in utandığını, çekindiğini ve diğer arkadaşlarının durumu fark etmesinden korktuğunu, sanığın mağduru kıskandığını düşündüğünü beyan etmiş; Ağır Ceza Mahkemesinde de sanığın mağdur ...’e kendi cinsel organını ellettiğini gördüğünü belirtmiştir. Mağdur ...’in, ...’e yönelik eylemlerin kapsamı ve gerçekleşme biçimine ilişkin anlatımının aşamalar içerisinde genişlediği ve farklılaştığı anlaşılmaktadır. Mağdur ..., sanığın mağdur ...’e kendi cinsel organını ellettiğini gördüğünü belirtmişse de; doğrudan doğruya iddia olunan eylemin muhatabı ve mağduru olan ..., sanığın kendi mahrem yerlerini kendisine göstermediğini ve elletmediğini kesin bir dille beyan etmiştir. Mağdur ..., sanığın her ikisine yönelik davranışları nedeniyle, hangisi yanına çağrılırsa diğerinin çağırarak uzaklaştırması konusunda sözleştiklerini ve olay sırasında çağırmaya çalıştığını ancak sanığın engel olduğunu ve teneffüste konuştuklarını beyan etmiş ise de mağdur ...’in anlatımlarında mağdurdan yardım istediği ve bu şekilde kararlaştırdıklarına ilişkin bir hadiseden bahsedilmemiştir. Yine mağdur ..., sanığın mağdur ...’e yönelik eylemini ayakta gerçekleştirdiğini belirtmişken, mağdur ... sanığın kendisini kucağına oturttuğunu da söylemiştir. Mağdur ...’in eylemlerin gerçekleşme biçimi ile aralarındaki iletişime ilişkin anlatımlarının, mağdur ...’in beyanlarıyla örtüşmemektedir. c) İnceleme dışı mağdur ... savcılıkta, sanığın mağdur ...’in birçok kez kucağına oturttuğunu gördüğünü ve mağdur ...’in dudağından öptüğünü ağlayarak kendisine anlattığını söylemiştir. Ancak mağdur ...’in bunları mağdur ...'ya anlattığına dair bir anlatımı yoktur. İnceleme dışı mağdur ... süreçte mağdur ...'in olayı dışında bir şey görmediğini, diğer olayları ise mağdurlar ... ve ...'den duyduğunu beyan etmiştir. d) İnceleme dışı mağdur ..., müfettişlikte mağdur ... yönünden görgüye değil duyuma dayalı ifade vermiştir. Ancak Cumhuriyet Başsavcılığında, sanığın mağdur ...’i kucağına oturttuğunu, mağdur ...’e yaptığı kadar yapmadığını söylemiştir. Asliye ve Ağır Ceza Mahkemelerindeki beyanlarında ise mağdur ...’e yönelik herhangi bir eylemi gördüğünden söz etmemiştir. Tanık ... ve inceleme dışı mağdur ...'nın, çok yakın arkadaş olduklarını beyan ettikleri anlaşılan ve aşamalarda olayları kendi aralarında konuştuklarını da beyan ettikleri görülen aynı sınıfta bulunan mağdurların, hem kendi mağduriyetleri hem de birbirlerine ilişkin gözlem ve duyumlarındaki bu çelişkileri dikkat çekicidir. III- İnceleme dışı mağdurlar yönünden şu hususlar da göz ardı edilmemelidir; a) İnceleme dışı mağdur ...; Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesinde, sanığın kendisini sarılmaya ve kucağına oturtmaya çalıştığını ancak kaçtığını; diğer mağdurlara da çok defa sarkıntılıkta bulunduğunu, mağdur ...’yı kucağına oturttuğunu, mağdur ...’i birçok kez kucağına aldığını ve ...’in de sanığın kendisini dudağından öptüğünü kendisine anlattığını; mağdur ...’i kucağına oturttuğunu, külotlu çorabını aşağı inmiş hâlde gördüğünü ve daha sonra sorduğunda çorabını sanığın indirdiğini mağdurun söylediğini; Asliye Ceza Mahkemesinde ise sanığın kendisine dokunmadığını, herhangi bir davranışta bulunmadığını, sanığın mağdur ...’i kucağına aldığını, bacağını ellediğini ve külotlu çorabını yarıya kadar açık olduğunu gördüğünü, sorduklarında mağdurun bir şey söylemediğini ve çorabını çektiğini, sanığın kendisini kucağına oturtmaya çalıştığını ve kendisinin kaçtığını söylemiş; Ağır Ceza Mahkemesinde ise sanığın kendisini belinden tutarak dizine oturttuğunu, hemen kalktığını ve sanığın saçıyla oynadığını, ancak başkaca bir temasta bulunmadığını; mağdur ...’i kucağına oturttuğunu ve külotlu çorabını sanığın indirdiğini gördüğünü, sorduklarında sanığın bacağını kaşıdığını söylediğini ve başka bir şey görmediğini; ayrıca sanığın mağdurlar ... ve ...'i öpmeye çalışması ve üçüncü sınıfta mağdur ...’i kucağına oturttuğunu da mağdurlardan duyduğunu beyan etmiştir. İnceleme dışı mağdur ... ayrıca Ağır Ceza Mahkemesinde kucak şeklindeki anlatımında, sanığın dizinin üzeri olarak belirtmiştir. İnceleme dışı mağdur ...’nın; mağdur ...’in öpülme olayını kendisine ağlayarak anlattığını, mağdur ...’in çorap indirme anında sanığın kendisine bacağını kaşıyorum dediğini ve diğer inceleme dışı mağdur ...’yı sanığın kucağında gördüğünü ileri sürmesine karşılık; mağdur ... bahse konu görme olayını farklı anlatmış ayrıca mağdura yönelik sanığın bir eyleminden bahsetmemiş; mağdur ... de beyanlarında mağdura yönelik bir eylemden bahsetmemiş, mağdurun belirttiği konuşmayı da açıkça belirtmemiş; inceleme dışı mağdur ... da sanığın kendisini kucağına oturtmadığını beyan etmiş olması ile inceleme dışı mağdurun sanığın eylemlerini süreçte dize oturtma olarak da tariflemesi tutarsızlık oluşturmuştur. b) İnceleme dışı mağdur ..., müfettişe verdiği ifadesinde sanığın kendisine yönelik herhangi bir eyleminden söz etmemiş, mağdur ...'in en samimi arkadaşının ... olduğunu belirtmiş; mağdur ...'in külotlu çorabını topladığını gördüğünü diğer hususları mağdurlardan duyduğunu; Cumhuriyet Başsavcılığında, sanığın kendisini bir kez kucağına oturttuğunu, ancak hemen uzaklaştığını, herhangi bir yerine dokunmadığını; mağdur ...’i kucağına oturttuğunu, mahrem yerlerini ellediğini, bir defa külotlu çorabını indirdiğini ve birçok kez dudaklarından ve yanaklarından öptüğünü; mağdur ...’i de kucağına oturttuğunu gördüğünü; Asliye Ceza Mahkemesinde, sanığın kendisine herhangi bir eylemde bulunmadığını; mağdur ...’in sırtını kaşıdığını, kucağına oturttuğunu, muhtelif yerlerini yani bacaklarını ellediğini gördüğünü; Ağır Ceza Mahkemesinde ise sanığın kendisine yönelik herhangi bir eylemde bulunmadığını; mağdur ...’nın uyarması üzerine baktığında sanığın mağdur ...’in külotlu çorabını yukarı doğru çektiğini, başka bir gün mağdur ...’i kucağına aldığını gördüğünü, sanığın mağdur ...’i öptüğünü görmediğini ancak bir kez öptüğünü mağdurlar ... ve ...'den duyduğunu beyan etmiştir. İnceleme dışı mağdurun aşamalarda, sanığın mağdur ...'i dudaklarından öptüğü, yanaklarından öptüğünü gördüğünü söylediği eylemleri süreçte duyduğunu, savcılıkta mahrem yer olarak belirttiği bölgeleri de bacak olarak beyan ettiği anlaşılmaktadır. Asliye Ceza Mahkemesinde sorulduğunda kucağa oturtma diye tariflediği eylemin dize oturtma şeklinde belirtmiştir. Mağdurlar ... ve ..., inceleme dışı mağdura yönelik sanığın bir eyleminden bahsetmemiş; inceleme dışı mağdur da diğer inceleme dışı mağdur ...'nın kendisine yönelik beyanlarını doğrulamamıştır. IV. İntikal şekli ve zamanı yönünden a) Müşteki ...’ın 03.04.2009 tarihli şikâyeti üzerine yapılan inceleme ve soruşturma sırasında adı geçen mağdur ...'e yönelik asıl iddialar, 04.06.2009 tarihinde inceleme dışı mağdur ...'nın annesi ..., inceleme dışı mağdur ...'nın annesi ..., inceleme dışı mağdur ...'in annesi ...'nın, okul müdürü olan tanık ...'a başvuruları üzerine ortaya çıkmıştır. İdari soruşturma raporunda sanık ... müşteki ... arasındaki sorunların diğer veli ve okul yönetimi tarafından hoş karşılanmadığı, yürütülen soruşturma kapsamındaki diğer bazı iddialar bakımından müşteki ...'nun öğrencileri yönlendirdiği kanaatinin oluştuğu belirtilmiştir. Ayrıca 03.04.2009 tarihli dilekçesinde müşteki ... mağdur ... ile ilgili durumun sınıftaki tüm çocuklar ve birçok veli tarafından bilindiği belirtmiştir. b) Müşteki ..., okul pikniğinde bir veliden olayları öğrenerek mağdur ...’le konuştuğunu müfettişlere belirtmiş; adını vermediği velinin kendisine ne söylediğini ise açıklamamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığında, okulların kapanmasına on beş gün kala sanığın mağdurlara sarkıntılıkta bulunduğunu, kucağına oturtup mahrem yerlerini ellediğini duyduğunu; Ağır Ceza Mahkemesinde ise olayı müşteki ...’den öğrendiğini, müşteki ...’in sanığın bir dizine mağdur ...’i, diğer dizine mağdur ...’i oturttuğunu anlattığını, mağdur ...'in de sanığın kendisini bir kez dudağından öptüğünü ve başka bir kez dizine oturtmak istediğini söylediğini belirtmiştir. Asliye Ceza Mahkemesinde, kimsenin kendilerini yönlendirmediğini, kızının olayları ağlayarak anlatması nedeniyle yaşananların bir kurgudan ibaret olmadığını düşündüğünü beyan etmiştir. c) Müşteki ..., olayı önce kızı mağdur ...’dan, ardından mağdur ...’dan öğrendiğini, birkaç veliyle aralarında görüştükten sonra durumu okul müdürüne bildirdiklerini, sanığın okuldan gönderilmesini istediklerini; Asliye Ceza Mahkemesinde müşteki ... ile herhangi bir toplantı yapmadıklarını söylemiştir. Ağır Ceza Mahkemesinde ise 2009 yılının mart veya nisan aylarında olayı kızından öğrendiğini ve önemsemediğini, bir gün yolda da mağdur ... söyleyince durumu okul müdürüne anlattıklarını; inceleme dışı mağdurların kucağa oturma olarak anlattıklarını söylediği eylemleri de bu defa kucağına ve dizine oturttuğunu söyledikleri olarak ifade etmiştir. d) Müşteki ..., müfettişlikte, mağdur ...'i sanığın kucağına aldığını, külotlu çorabını sıyırdığını, kendine doğru çekip sarıldığını, aynı şeyi mağdur ...'e de yapmaya çalıştığını kızı mağdur ...'dan duyduğunu, durumu üç veli aralarında konuşarak okul müdürüne bildirdiklerini, sanığın okullarından gönderilmesini istediklerini beyan etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesinde, kızının sanığın mağdur ...’i kucağına oturtarak çorabını indirdiğini gördüğünü kendisine anlattığını, diğer öğrenci velileri ve çocuklarla da görüştüğünü söylemiştir. e) Müşteki ..., 29.05.2009 tarihli müfettişlik ifadesinde mağdur ...’e yönelik istismar iddiasından söz etmeyip sanık ile müşteki ...’nun oğlu ... arasındaki sorunlara ve bazı velilerin kızının sınıf başkanlığından rahatsız olduklarına değinmiş; Cumhuriyet Başsavcılığında olayı ifadeye çağrılan müşteki ...’dan öğrendiğini ve kızının kendisine halen bir şey anlatmadığını; Asliye Ceza Mahkemesinde ... ...'nun sanığın mağdur ...’i kucağına oturttuğunu söylemesi üzerine haberdar olduğunu; Ağır Ceza Mahkemesinde ise Mart 2009 sonunda aldığı telefonda hizmetli ...’in mağdur ...’i sanığın kucağında gördüğünün bildirildiğini belirtmiştir. e) Müşteki sıfatı ile dinlenen ..., sanıkla aralarında sorunların bulunduğunu belirtmiş ve sorulması üzerine de şikâyet dilekçesinde her ne kadar ismini yazmamış ise de mağdur ... ile ilgili anlatılanı ... ...'nun söylediğini beyan etmiştir. 03.04.2009 tarihli dilekçesindeki sanığın mağdur ...'i sevip sık sık kucağına oturttuğu ve tüm çocuklar ile bir çok velinin bildiğini ileri sürmesine rağmen, olaylarla ilgili bir görgüsünün olmadığını belirtmiştir. f) Olayla ilgili görgüleri bulunmayan tanıklardan; Müfettişe verdiği ifadesinde idari soruşturmada ... ile ilgili hususta ... isimli öğretmen ile müşteki ...’ın öğrenciyi sık sık bir kenara çekerek yönlendirmeye çalıştıklarına tanık olduğunu beyan eden Tanık ...; mahkemede de sanık ile müşteki ... arasında sorunlar bulunduğunu, ... isimli şahsın da "Şahit olacaksınız, ben dava dosyasını biliyorum, şahit olmak doğru değildir." gibi sözler söylediğini, mağdur olmayan diğer öğrencilerin velileriyle görüştüğünü, mağdurlardan sadece ...'nın annesi ile görüştüğünü, mağdur ...'nın annesinin de "Bu işin içine girmekten rahatsız oluyorum, komplonun içerisinde miyiz bilemiyorum." dediğini beyan etmiştir. İdari soruşturmada ifade veren Tanık ..., mahkemede verdiği ifadesinde de sanığa karşı komplo yapıldığını düşündüğünü ve sanık hakkındaki iddialar henüz ortaya çıkmadan önce, müşteki ...’in yalnızca kız öğrencileri okulun giriş katındaki küçük bir bölümde topladığını gördüğünü, neden toplandıklarını sorduğunda "Bir şey yok, bir şey görüşüyoruz." şeklinde cevap aldığını beyan etmiştir. Tanık ... mahkemede, mağdur ...'in annesini telefonla aramadığını ve görüşmediğini belirtmiştir. Tanık ..., bu olaydan önce müşteki ... ile okul müdürünü aracıyla ilçe müdürlüğüne götürürken müşteki ...’ın sanık hakkında "Başına öyle bir çorap öreceğim ki altından kalkamayacak." dediğini, okul müdürünün de süreci takip edeceğini söylediğini; ayrıca soruşturmayı yürüten okul müdürüne, kendi okul müdürü ile birlikte gittiklerini, dönüşte okul müdürünün telefondaki kişiye raporun istedikleri şekilde düzenlendiğini söylediğini ifade etmiştir. Aşamalarda, sanık ... müşteki ... arasında problemlerin olduğunu ve bunun okulu olumsuz etkilediğini, velilerinde arada kaldıklarını, müşteki ...'ın bir başka hadisede sınıfta öğrencileri sanığa karşı yönlendirmesi nedeniyle uyardığını, sanığın mağdur ...'i kucağına oturttuğunu görmediğini beyan eden Tanık ... ise; savcılıkta okulun kapanmasından yaklaşık iki ay önce müşteki ...'in kendisine gelerek sanığın mağdur ...’e yakın ilgi gösterdiğini, bu hususun özellikle sınıftaki kız çocuklarını rahatsız ettiğini, ilgilerini çektiğini, bu hususları mağdur ...’nın da kendisine ifade ettiğini belirttiğini, benzer şekilde ...'ın da dilekçe verdiğini, hatta tanık ... ile bu konuda konuştuğunu ancak sanıktan şüphe duymadığını, fakat okul kapanmadan hemen önce de müştekiler ..., ... ve ...'nın kendisine gelerek olayı anlattıklarını ifade etmiştir. Tanık ... ..., mağdurların çok yakın arkadaş olduklarını, müşteki ...'ın mağdurlar ... veliler ile devamlı iletişim hâlinde olduğunu; tanıklar ... ile ... ise sanık ile müşteki ... arasında sorunlarının bulunduğunu ifade etmişlerdir. g) Asliye Ceza Mahkemesince yapılan 02.11.2009 tarihli duruşmada; Mağdur ...,''.... Annem ...in annesinden duymuş daha doğrusu ... ...i öğretmenin kucağına oturtuğunu görünce annesine söylemiş ondan Senanın annesi ondan da ...i annesi ondan da benim annem duymuş, ben önce geçiştirmeye çalıştım yok bi şey demek istedim sonra anlatmak zorunda kaldım babam hala bunu bilmemektedir'' demiş; sorulması üzerine de '' Bu adama iftira atmam için bir sebep yoktur, kimse beni yönlendirmemiştir kimsenin tesirinde değilim dediklerimin arkasındayım ve ne olduğunu biliyorum biz kızlarla bir araya geldik daha fazlamı söyleyelim diye konuştuk sonra yine kendi kendimize doğruyu söylemeye karar aldık ailem de zaten söylediklerimiz yeterlidir dedi.'' , '' ... gördüklerini annesine söylemiş büyük bir ihtimalle, Yukarıda ... diye yazılan kişi aslında ... dır o annesi arzuya söylemiştir bu şekilde doğrudur. ... benim olayımı değil ...in olayını görmüştür. Beni gören vardır ama kimse bişey demedi.'' Mağdur ..., ''Kendisi hep kağıt oynuyodu annem bana bir gün öğretme size nasıl davranıyo kucağına oturuyordu ben ağlayarak annatım toplnatı yaptık şikayette bulunduk'', ''...Benim bacağıma dokunmadı beni sadece karne alırken öptü başka zaman öpmemiştir dedi bu arada yaseminle iki defa bakıştılar bir defa da bilgisayar da oynarken tombişim diyerek öğretmenim beni öptü.'' İnceleme dışı mağdur ..., ''... Ben işin içine yalan katmak istemiyorum doğruları söyledim dedim. Sanık vekilinin istemi üzerine soruldu biz yasemine destek için buradayız öyle dedin mi dedin kızım dedi mağdure evet dedi,'' şeklinde beyan ve gözlemlere yer verilmiştir. Şu hâliyle, sanık ile müşteki ... arasında yaşanan sorunların şayi olduğu, okul idaresi ile velilerin bu durumdan rahatsız olduklarının resmîyete dahi yansıdığı dönemde, aynı sınıfta okuyan oğlu ...'a olan tavrından da rahatsızlık duyduğu anlaşılan müşteki ...'nun, Okul Aile Birliği Başkanlığı görevinden istifa ettiği 27.04.2009 tarihten önce, 03.04.2009 tarihli dilekçesinde diğer şikâyetlerinin yanı sıra, normalde çocuklara sevgi gösterdiğinin görülmediği hâlde mağdur ...’i özellikle sevdiğini, sık sık kucağına oturttuğu ve bu durumun sınıftaki tüm çocuklar ile birçok veli tarafından bilindiğini belirtilmek suretiyle, mağdur ... ile ilgili olarak sanıktan şikâyetçi olduğu; idari inceleme ve soruşturma sürecinde, diğer mevzulara ilişkin olarak dinlenen öğrenci ve velilerin beyanları ile müşteki ...'nın 29.05.2009 tarihli ifadesinde, sanıkla ilgili mağdur ... veya diğer mağdurlara yönelik olumsuz bir tavrından veya herhangi bir duyumdan bahsedilmediği; müştekiler ..., ... ve ...'nın 04.06.2009 tarihinde bu kez okul müdürü olan tanık ...'a sanığın kız öğrencileri sınıfta kucağına oturttuğuna ve bundan rahatsızlık duyduklarını bildirmelerine müteakip, 09.06.2009 tarihinde mağdurlar ... ve ... ile müştekiler ..., ..., ... ve tanık ...'un beyanlarının alındığı, 10.06.2009 tarihli suç duyurusu evrakına istinaden İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 18.06.2009 tarihli yazısıyla suç duyurusunda bulunulduğu; idari soruşturma kapsamında 17.06.2009 tarihinde ise inceleme dışı mağdur ... ile tanık ...’in de ifadelerinin alındığı anlaşılmıştır. Sanık hakkında bu yönde dava yok ise de, soruşturma kapsamında mağdur ... hakkında 23.07.2009 tarihli rapor temin edilmiştir. Bu raporda anatomik bakire olduğu belirtilmiştir. Mağdur ... sadece Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesinde sanığın parmağını cinsel organına duhul ettirdiğini ifade etmiştir. Müşteki ..., her ne kadar müfettişler bahsetmedi demiş ise de idari soruşturmada verdiği 29.05.2009 tarihli müfettiş ifadesinde mağdur ...’in sanıkla ilgili kendisine yansıttığı herhangi bir sorun bulunmadığını ve sanık hakkında olumsuz bir duyumunun olmadığını belirtmiştir. Müşteki ..., 22.07.2009 tarihli savcılıkta verdiği ifadesinde mağdurun bedensel mahremiyeti ve davranışlarındaki değişikliklere karşı hassasiyetini dile getirmiştir. Hatta üç yaşında iken mağdurun kızlık zarını görmediği için muayene ettirdiğini beyan etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığında ayrıca mağdurun hâlen kendisine olayla ilgili bir şey söylemediğini ifade etmiştir. Fakat aşamalarda ise ayrıca ...'in söylemesi üzerine öğrendiğini, 2009 yılı Mart ayında aldığı bir telefon ile sanığın mağduru kucağına aldığını öğrenmesi üzerine sanık ... okul müdürü ile konuştuğunu, müşteki ... ile savcılığa gitmeden bir gün önce kızının kendisine olanları anlattığını söylemiştir. Mağdur ... ise Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesinde müştekiye savcılığa gitmeden önce olayları anlattığını söylemiştir. Asliye Ceza Mahkemesinde mağdur ... ''...Biz kızlarla bir araya geldik daha fazlamı söyleyelim diye konuştuk sonra yine kendi kendimize doğruyu söylemeye karar aldık ailem de zaten söylediklerimiz yeterlidir.'' demiştir. İnceleme dışı mağdur ...' da mağdur ...'e destek olmak için geldiklerini söylediğini beyan etmiştir. Müşteki ..., Ağır Ceza Mahkemesinde diğer öğrenci velileri ve çocuklar ile görüştüğünü söylemiştir. Ayrıca mağdur ... Asliye Ceza Mahkemesinde " ... ... diye yazılan kişi aslında ... dır o annesi arzuya söylemiştir bu şekilde doğrudur. ... benim olayımı değil ...in olayını görmüştür.'' demiştir. Tüm bu hususlar ile tanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile ...'un beyanları da dikkâte alındığında; mağdurlar ile müştekilerin olayları kendi aralarında ve diğer velilerle konuştuklarına, bazı beyanların verilmesinden önce mağdurların bir araya geldiklerine, olaydan haberdar olma zamanı ile olayın kimden ve ne suretle öğrenildiğine ilişkin süreçte değişen anlatımlarına istinaden hasıl olan ve izalesi kabil olamayan müphem bu hususlar ile sanık ... müşteki ... arasındaki ihtilafın da bu sürece eşlik etmesine nazaran, intikal sürecinin şüpheden ari şekilde açıklığa kavuşturulamadığı anlaşılmıştır. Bu durum olayların intikal biçimi ile beyanların güvenilirliği yönünden şüphe oluşturmaktadır. V. Suçun işlendiği yer, zaman ve oluş biçimine yönelik olarak ise; Sanık ile mağdurlar ... tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere, eylemlerin gerçekleştiği belirtilen 4/A sınıfında yaklaşık olarak 19... öğrenci eğitim görmektedir. Dosya içeriğine sunulan fotoğraflar ile tanık ...’un beyanlarından da anlaşılacağı üzere, sınıf yaklaşık 35-40 metrekare büyüklüğündedir. Öğretmen masasının bulunduğu bölümünün, öğrencilerin oturdukları yerlerden görülebildiği de okul müdürü tanık ... tarafından belirtilmiştir. Beyanlarda oyun oynandığı ifade edilen bilgisayar da öğretmen masasının üzerinde bulunmaktadır. Nitekim mağdur ... de bilgisayarda oyun oynarken sanığın yanında bulunduğunu, kendisini kucağına oturtmak istediğini ve bir başka defasında da bilgisayar başında kendisini öptüğünü beyan etmiştir. Bu kapsamda süreçte bir kısım ifadelerde kucak tabirinin dize oturma şeklinde tadil edildiği de dikkâte alınmalıdır. Mağdurlar, sanığın eylemlerini ders saatleri içerisinde diğer öğrencilerin bulunduğu sırada, sınıfta ve sadece bir kez değil, süreklilik arz edecek şekilde gerçekleştirdiğini beyan etmişlerdir. Buna karşın, sınıfın fiziki yapısına dair detaylı bir yerleşim tarifi yaparak sınıfta dört grup bulunduğunu, kendisinin pencere kenarından ikinci grup ikinci sırada oturduğunu, mağdur ...’in ilk grubun üçüncü sırasında, inceleme dışı mağdur ...’nın ikinci grubun en arka sırasında, mağdur ...’in ise kendi arkasında oturduğunu beyan eden tanık ... ile kapı girişi en ön sırada oturan tanık ... ise sanığın cinsel istismarda bulunmadığını, bulunsa göreceklerini söylemişlerdir. İdari inceleme ve soruşturmada dinlenilen tanıklar ..., ...'da çocuklarının/ torununun sınıfta olumsuz bir durum olsa kendilerine ileteceklerini beyan etmişlerdir. Kaldı ki tanık ..., öğrencileri dövdüğünü duyduğunu, kendisinin de sanık hakkında şikâyette bulunduğunu söylemiştir. Tanık ...'in beyanları ise çelişkilidir. İdari soruşturma raporuna göre, iki farklı zamanda evrak imzalatmak için girdiği sınıfta, diğer öğrencilerde varken, sanığın mağdur ...'i dizine otururken gördüğünü belirttiği; kovuşturma aşamasında ise sanığın bilgisayar masasında oturduğu sırada sol ayağı masanın dışına taşmış ve mağdur ...'i de sırtı dönük vaziyette sanığa yaslanmış hâlde gördüğünü söylemiştir. Lakin önem arz eden husus, tanığın bu süreçte sanığın herhangi bir tepki ve reflekste bulunmadığını beyan etmesidir. Bu hâliyle, mağdurlar tarafından ders saatleri içerisinde, diğer öğrenciler de sınıftayken haftanın birçok günü ve süreklilik arz edecek şekilde gerçekleştirildiği ileri sürülen külotlu çorabı indirme, kucağa veya dize oturtma, mahrem yerleri elleme ve dudaktan öpme biçimindeki eylemlerin; yaklaşık yirmi öğrencinin bulunduğu, öğretmen masasının sınıfın genelinden görülebildiği, 35-40 metrekarelik bir sınıf ortamında, uzun süre boyunca diğer öğrenciler tarafından fark edilmeksizin gerçekleştirildiğinin kabulü, mağdurlar ... inceleme dışı mağdurların aşamalarda değişen ve tutarsızlık gösteren anlatımları ile dosya kapsamındaki deliller, sınıfın fiziksel koşulları, mantık kuralları ve hayatın olağan akışı karşısında ciddi şüphe oluşturmaktadır. Tüm bu hususlar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/ muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın mağdurlara yönelik çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince, atılı suçların sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan on Ceza Genel Kurulu Üyesi; ek sorun bakımından, sanığın mağdurlara yönelik çocuğun cinsel istismarı suçunu sabit olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; A) Sanık hakkında katılan mağdurlar ... ve ...’e karşı çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin eksik araştırma ve inceleme ile verildiğine dair uyuşmazlık konusu yönünden REDDİNE, B) Sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçlarının sabit olup olmadığına dair ek sorun yönünden ise DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 21.05.2025 tarihli ve 598-4330 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.05.2024 tarihli ve 323-149 sayılı kararının, sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçlarının sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabul edilip Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına ve İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi hükümlerinin bozulmasına karar verilmesi nedeniyle sanığın cezalarının İNFAZININ DURDURULMASINA ve TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde derhal salıverilmeleri için YAZI YAZILMASINA 5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.06.2026 tarihinde yapılan müzakerede uyuşmazlık konusu yönünden oy çokluğuyla, suçun sabit olup olmadığına dair ek sorun bakımından 10.06.2026 tarihli müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 24.06.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2026/192, K. 2026/418, T. 24.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2026-192-e-2026-418-k-323a90fbf1dd