Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2026/1227 E. 2026/3624 K. – Şantaj
Konu: Şantaj
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2026/1227
- Karar No
- 2026/3624
- Karar Tarihi
- Konu
- Şantaj
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/125 E., 2025/1798 K. SUÇ : Şantaj HÜKÜM : Mahkûmiyet İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 20.01.2026 tarihli ve 2025/4906 Esas, 2026/683 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 19.02.2026 tarihli ve KD-2025/93206 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ İtiraza konu uyuşmazlık, son celse duruşmaya gelmeyen sanık yerine hazır olan sanık müdafiine son söz hakkı verilmediği gerekçesiyle savunma hakkının kısıtlandığından bahisle bozma yapılıp yapılamayacağına ilişkindir.
Ceza Muhakemesi Kanununun 216. maddesinde delillerin tartışılmasında hazır olan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap hakkını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceği düzenlenmiştir. Bu hükme göre; "1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. 2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. 3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir."
Bu düzenleme uyarınca, delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana veya varsa vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunmanın söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan ya da vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. Ancak, hükümden önce son söz mutlaka hazır bulunan sanığa verilmek zorundadır.
5271 sayılı Kanun'un 216. maddesinin birinci fıkrasındaki delillerin tartışılmasında söz sırasına ilişkin kural ile üçüncü fıkradaki hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu ilkesi, nitelikleri ve kurala aykırılığın hukuki sonuçları itibari ile birbirinden farklıdır.
Delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural, gerek son oturum, gerekse ara celselerde uygulanması gereken genel kural iken, son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı delillerin tartışılması aşamasının tamamlanmasından sonra son celsede yalnızca sanığa tanınan bir haktır. Sanığın son söz hakkını kullanmasından sonra artık hüküm kurulmalıdır.
Delillerin tartışılması sırasında sanık ister duruşmada hazır olsun isterse bulunmasın son sözün sanık müdafiine verilmesi gereklidir. Kanun koyucu söz sırasında sanık müdafiini sanıktan sonra saymıştır. Hükümden önce son söz hakkı ise, kanunun açık düzenlemesinden de anlaşıldığı üzere sadece hazır bulunan sanığa aittir. Sanığın hükümden önce son söz hakkı, tıpkı ifade ve sorgu gibi şahsi bir haktır ve sanığın bizzat kendisi tarafından kullanılmalıdır. Sanık müdafii, nasıl ki sanığın yerine sorgulanamaz veya ifadesi alınamaz ise, sanığın yerine son söz hakkını da kullanamaz.
Öğretide; "son sözün sanığa verilmesi ilkesi niteliği yönünden kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak ve yetkidir, ancak sanık tarafından kullanılır. Bu hak ve yetkinin kullanılmasında bir teknik yardımcısı olsa da savunmana devri yerinde değildir. Kanun koyucu bu düzenlemesi ile şahsi savunmayı ön plana çıkarmış, duruşmanın sanığın sözleri ile bitmesini istemiştir. Sanığın olmadığı yerde, son sözün de olmaması gerekir" (Erdener Yurtcan, Yargıtay Kararları Işığında Son Sözün Sanığa Verilmesi, Yargıtay Dergisi, Y. 1994 S. 10, s. 417) şeklindeki açıklamalarla benzer düşüncelere yer verilmiştir.
Son söz hakkının münhasıran sanığa ait şahsi bir savunma hakkı olmasının doğal sonucu olarak gerek yürürlükteki 5271 sayılı Kanunun da gerekse mülga 1412 sayılı 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) da sanığın yokluğunda ya da beraberinde, duruşmada onu temsil eden sanık müdafiine de son söz hakkı verileceğine dair bir usul kuralına yer verilmemiştir. 5271 sayılı Kanun'un kaynak alındığı kanunlardan olan Alman Ceza Muhakemesi Kanununda da bu durum 258. maddenin ikinci fıkrasında "savcılığın yanıt verme hakkı vardır; sanığın son söz söyleme hakkı bulunmaktadır" şeklindeki düzenleme ile hayata geçirilmiştir. Ayrıca 5271 sayılı Kanun'un sadece 216. maddesinin üçüncü fıkrasında değil, bölge adliye mahkemelerinin henüz faaliyete geçmemesi nedeniyle halen yürürlüğe girmemiş bulunan temyizde duruşmaya ilişkin 300. maddesinde ve 5320 sayılı Kanunun 8/2. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 319. maddesinde, 5271 sayılı Kanun'un 216. maddesine paralel bir biçimde, duruşmada son sözün sanığa ait olduğu kabul edilmiş, ayrıca sanık müdafiine de son söz hakkı verileceğine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir.
5271 sayılı Kanun da "son söz" hakkının sanık müdafiine verileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmaması kanun koyucunun bilinçli bir tercihidir. 5271 sayılı Kanun'un 216. maddesinin birinci fıkrasında delillerin tartışılmasında 1412 sayılı Kanundan farklı biçimde sanıktan bağımsız olarak ayrıca sanık müdafiine de söz hakkı verilmesini kabul eden kanun koyucu son söz hakkına ilişkin üçüncü fıkrada benzer bir düzenleme yapmamıştır. Ayrıca 5271 sayılı Kanun'un 226/4. maddesinde ek savunma hakkına ilişkin olarak müdafiin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanacağını kabul eden kanun koyucu, son söz hakkına ilişkin benzer düzenleme yapabilecekken, böyle bir hükme yer vermemek suretiyle, son söz hakkının sanığa ait bir hak olduğunu göstermiştir. Ek savunmaya ilişkin hükmün kıyas yolu ile son söz için de uygulanabileceği düşünülebilir ise de; son söz hakkının niteliği gereği bu mümkün değildir.
5271 sayılı Kanun'un 216. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen sıraya uyulmaması nispi bir hukuka aykırılık olup, hükmün yalnızca bu nedenle bozulmasını gerektirmez. Bu sıraya riayetsizlik eğer kuralın koruduğu amaca zarar vermiyorsa, savunma hakkının hüküm için önemli noktalarda sınırlandığını kabule imkân bulunmamaktadır. Ancak sıralamaya aykırılık dışında başkaca bozma nedenleri varsa bu hususun da bozma sebebi yapılması gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 07.05.2025 tarihli son oturuma yalnızca sanık müdafiinin geldiği, Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaasını sunduğu, sanık müdafiine esas hakkındaki mütalaaya karşı diyecekleri ve esas hakkındaki savunmasının sorulduğu, savunma üzerinede hükmün kurulduğu,
Hükmün kurulduğu son oturumda sanığın hazır olmaması nedeniyle sadece sanığa tanınmış olan son söz hakkından söz edilemeyeceği gözönünde bulundurulduğunda Özel Dairece hükmün 5271 sayılı Kanun'un 216/3. maddesi uyarınca sanık müdafiine son sözün verilmemesinden bahisle bozulmasında isabet bulunmamakta olup Yüksek Dairenin bu gerekçe ile bozma yapamayacağı, mahkeme hükmünün onanması gerektiği düşüncesiyle itiraz yasa yoluna başvurulmuştur.
II. GEREKÇE Hükmün tefhim edildiği 07.05.2025 tarihli celsede duruşmaya gelmeyen sanık yerine hazır bulunan müdafiine son söz hakkı verilmediğinin anlaşılması karşısında; Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 17.02.2009 tarihli ve 2008/1-172 Esas, 2009/26 sayılı Kararında da açıklandığı üzere, hükümden önce son sözün sanıklar müdafiilerine verilmesi gerektiği gözetilmeksizin ve savunma makamının tekliği ilkesi gereğince sanığın yokluğunda savunma görevinin müdafii tarafından yerine getirileceği, müdafiin de sanığın savunmaya ilişkin hak ve yetkilerinden onun gibi yararlanacağı nazara alınmadan, hazır bulunan sanık müdafiine son söz verilmeden hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı Kanun’un 216/3. maddesine muhalefet edilerek savunma hakkının kısıtlandığı; bu itibarla Dairemizin anılan kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığına karar verilmiştir.”
III. KARAR 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy çokluğuyla REDDİNE,
2. 5271 sayılı Kanun’un 308/3. maddesi uyarınca Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 20.01.2026 tarihli ve 2025/4906 Esas, 2026/683 Karar sayılı bozma kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,28.04.2026 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y Sanık hakkında şantaj suçundan verilen mahkûmiyet kararı son söz sanığın yokluğunda sanık müdafiine verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına dair karara itiraz edilmiş ve itirazın reddine karar verilmiş ise de; Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 216/3. maddesinde son sözün sanığa verileceği açıkça belirtildiği, sanık müdafiine bu hakkın vekaleten kullandırılacağına dair bir hükmün bulunmadığı, söz konusu ilam içeriğinde son olarak sanık müdafiinden mütalaya karşı diyeceklerini ve esas hakkındaki savunmasının sorulduğu ve sonrasında duruşmaya son verildiği anlaşılmakla, söz konusu kararın bozulmasına gerek olmadığı düşüncesiyle sayın çoğunluğun itirazın reddine dair kararına muhalefet ediyorum. 28.04.2026