Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2026/215 E. 2026/381 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2026/215
- Karar No
- 2026/381
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 425-804
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/3 ve 220/7 maddeleri delaletiyle 314/2, 220/7-2.cümle, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1, TCK'nın 62, 53... . maddeleri uyarınca 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.01.2019 tarihli ve 145-4 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 30.11.2020 tarihli ve 425-804 sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesince 25.11.2024 tarih ve 20360-15319 sayı ile; "Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğuna dair herhangi bir bağlantı tespit edilemeyen sanığın, aşamalardaki savunmalarının aksine örgüt liderinin talimatı doğrultusunda terör örgütüne yardım etmek kastı ile örgütle iltisaklı bankaya para yatırdığına ve bankacılık işlemleri yaptığına dair kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında, mevcut şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden atılı suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 23.01.2025 tarih ve 118554 sayı ile; "...Örgüte müzahir ... Sen'e üye olan sanığın Bank Asyada 20 11... yıllarında hesap hareketi olarak sadece kredi kart borcu ödeme şeklinde işlemleri varken, önceki hesap hareketlerine göre olağan dışı bir şekilde örgütün ilk çağrısından sonra 27.01.2014 tarihinde 34.250,00 TL ve 30.01.2014 tarihinde 2.750,00 TL katılım hesapları açtırdığı, örgütün 2. çağrısından sonra 05.09.2014 tarihinde 5.000,00 TL ve 26.09.2014 tarihinde 10.000,00 TL katılım hesapları açtırdığı, örgütün 3. çağrısından sonra 17.02.2015 tarihinde 9.000,00 TL katılım hesabı açtırdığı anlaşılmakla, sanığın bu şekilde örgütün 3 çağrısına birden uyumlu olarak Bank ...ya para yatırması nedeniyle ortada herhangi bir şüphe söz konusu olmadığı için silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûmiyetine dair hükmün onanması gerektiği" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 12.09.2015 tarih ve 1448-23672 sayı ile; "...Oluş, iddia, mahkeme kabulü, hesap dökümleri, sanık savunması ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın, bankacılık işlemlerinin rutin olduğu, kızına göndermiş olduğu para transferlerinin de hesabına para yatırılmış olarak ele alındığının, bu konuda yapılacak bilirkişi incelemesi ile işlemlerinin çağrı üzerine gerçekleşip gerçekleşmediğinin ortaya konulacağı yönündeki aşamalarda alınan savunmalarının denetlenmesi bakımından, ilk hesap açılış tarihinden itibaren, örgüt liderinin talimatı öncesi ve bu talimat sonrasını da kapsayacak şekilde, ayrıca Bank ...’nın TMSF’ye devir tarihi olan 29.05.2015 tarihi sonrası da dahil olmak üzere Bank ... kayıtları üzerinde uzman bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılıp, aldırılacak ayrıntılı rapor sonucuna göre, suç kastı da değerlendirilmek suretiyle, örgüt liderinin talimatı üzerine katılım hesabı açma ve mevduat artışı gibi mutad dışına çıkan hesap hareketleri bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespitinden sonra sanığın hukuki durumunun tespiti gerekirken yetersiz belgelere dayanarak eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuş, açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile yerinde olduğu sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 16.12.2025 tarih ve 118554 sayı ile; ''...Örgüte müzahir ... Sendikasına üye olan sanığın Bank ...'da 20 11... yıllarında hesap hareketi olarak sadece kredi kart borcu ödeme şeklinde işlemleri varken, önceki hesap hareketlerine göre olağan dışı bir şekilde örgütün ilk çağrısından sonra 27.01.2014 tarihinde 34.250,00 TL ve 30.01.2014 tarihinde 2.750,00 TL katılım hesapları açtırdığı, örgütün 2. çağrısından sonra 05.09.2014 tarihinde 5.000,00 TL ve 26.09.2014 tarihinde 10.000,00 TL katılım hesapları açtırdığı, örgütün 3. çağrısından sonra 17.02.2015 tarihinde 9.000,00 TL katılım hesabı açtırdığı anlaşılmakla, sanığın bu şekilde örgütün 3 çağrısına birden uyumlu olarak Bank ...ya para yatırması nedeniyle ortada herhangi bir şüphe söz konusu olmadığı için silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûmiyetine dair hükmün onanması gerektiği düşünüldüğünden, Yüksek Dairenin bozma kararına karşı CMK'nın 308. maddesi uyarınca ikinci kez olağanüstü itiraz yasa yoluna başvurmak gerekmiştir. Ayrıca bu kapsamda, ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne ilişkin olarak Yargıtay 3. Ceza Dairesince bozma kararı verilmesi üzerine bu ilama karşı suçun sübut bulması nedeniyle onama kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından CMK'nın 308. maddesi uyarınca yapılan itiraz üzerine itiraz olağanüstü kanun yolunun etkisiz hâle getirilmesine yol açacak şekilde değişik gerekçeyle bozma kararı verildiği anlaşılmıştır... Sanığın mahkûmiyet hükmü hakkında onama kararı verilmesi gerektiğine dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımızın itirazına ilişkin olarak Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından bu şekilde itiraz kanun yolunun etkisiz hâle getirilmesine yol açacak biçimde yeniden ve değişik gerekçeyle bir bozma kararı verilmesi olanaklı görülmediğinden, CMK'nın 308. maddesi uyarınca yapılan itiraz üzerine itirazın kabulüne ya da itiraz reddedilirse dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir. Kaldı ki bu ön sorunun değerlendirilmesinin ardından Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından bu şekilde bir karar verilebileceği kabul edilse dahi yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere birinci ve ikinci itirazlarımızda öngörülen gerekçeler kapsamında sanığın sübut bulan eylemlerinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturması ve dosya kapsamındaki deliller kapsamında sanığın eylemleri konusunda bilirkişi raporu aldırılmasını gerektiren bir durum olmaması nedeniyle ikinci kez yaptığımız itirazın kabul edilerek Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından eksik araştırma gerekçesiyle verilen bozma kararının kaldırılması suretiyle ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak onama kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 09.02.2026 tarih, 8676-2245 sayı ve oy çokluğu ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının CMK'nın 308. maddesi gereğince yaptığı itirazlarda Özel Dairenin itiraz nedenleriyle bağlı olup olmadığı, buna bağlı olarak da sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne yardım etme suçu açısından eksik araştırmayla karar verilip verilmediği hususlarının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; sanığın Balıkesir Üniversitesi ... Öğretmenliği Bölümünde öğrenim gördükten sonra 1998 yılından 2002 yılına kadar Bingöl'de, 2002 yılından itibaren ise Kahramanmaraş'ta öğretmen olarak görev yaptığı, 20.07.2016'da görevden uzaklaştırıldığı ve 01.09.2016'da 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkartıldığı, 08.01.2015 tarihinde ... Sendikasına üye olduğu, Bank ...'daki 23.06.2005 açılış tarihli hesabında 2005-2009 yıllarında katılım hesapları ve bunlara bağlı katılım hesabı temditlerinin olduğu, 2010 yılından 2013 yılına kadar yalnızca kart borcu ödemeleri varken 27.01.2014 tarihinde 34.250 TL, 30.01.2014 tarihinde 2.750 TL, 12.02.2014 tarihinde 3.000 TL ile katılım hesapları açtığı, 20.03.2014 tarihinde hesabına 2.650 TL para yatırarak aynı tarihte 3.005 TL ile katılım hesabı açtığı, 18.08.2014'te hesaptan 42.667 TL'yi çektiği, 05.09.2014 tarihinde 5.000 TL, 26.09.2014 tarihinde 10.000 TL, 17.02.2015 tarihinde 9.000 TL, 11.05.2015 tarihinde 2.500 TL ile katılım hesapları açtığı, 02.11.2015'te hesaptan 24.405 TL'yi çektiği, bu tarihten sonra 2016 yılı Temmuz ayına kadar hesabında yalnızca kart borcu ödemelerine ilişkin işlemlerin bulunduğu anlaşılmıştır. Sanık, Bank ...'daki 2014 yılına ait hesap hareketliliğinin hesapta belli bir miktar para bulundurulması hâlinde bireysel emeklilik için ücret kesilmemesinden ötürü hesaba yatırdığı paradan kaynaklı olduğunu, bu sebeple birikimlerini adı geçen bankada yaptığını, para yatırması yönünde kimseden talimat almadığını, banka TMSF'ye devrolduktan sonra da para trafiğinin devam ettiğini, 2014 yılı Mayıs ayında ... Sen'e üye olurken bu sendikanın F.G. cemaati ile ilişkili olduğunu bilmediğini, sendikanın herhangi bir faaliyetine veya toplantısına katılmadığını, bahse konu örgütle herhangi bir bağının bulunmadığını, suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur. V. GEREKÇE A. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının CMK'nın 308. maddesi gereğince yaptığı itirazlarda Özel Dairenin itiraz nedenleriyle bağlı olup olmadığı sorunu; Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2024 tarihli ve 272-204; 08.01.2025 tarihli ve 400-1; 26.02.2025 tarihli ve 244-99; 22.04.2026 tarihli ve 621-265 sayılı müstekar kararlarında da açıklandığı üzere; Mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda temyize ilişkin hükümler bölümünde düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, 5271 sayılı CMK'da, Yargıtay Ceza Daireleri kararlarına karşı başvurulan olağanüstü bir kanun yolu olarak 308. maddede yer almıştır. Mülga CMUK'un 322/4. Maddesi şöyleydi; "Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başmüddeiumumisi, ilamın kendisine verildiği tarihten otuz gün içinde Ceza Umumi Heyetine itiraz edebilir." 5271 sayılı CMK'nın 308. Maddesi ise; "Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz." olarak düzenlenmişken; 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 99. maddesiyle anılan hükme; "(2) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir. (3) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir." şeklindeki (2) ve (3) numaralı fıkralar eklenmiş, Hükûmet tarafından teklif edilen metindeki, "Ceza Genel Kurulu, hukuka kesin aykırılık halleri saklı kalmak üzere incelemesini itiraz nedenleriyle sınırlı bir şekilde yaparak karar verir." şeklindeki dördüncü fıkra, Adalet Komisyonu tarafından kabul edilen metinden çıkarılmıştır. Nihayet 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'un 37. maddesi ile yapılan değişiklikle birinci fıkradaki "otuz gün" ibaresi "bir ay" olarak değiştirilerek söz konusu madde güncel hâlini almıştır. Madde gerekçesinde;"Maddeye göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ceza dairelerinin kararlarına karşı ilâmın veya düzeltme istemine ilişkin özel daire kararının kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilecektir. İtiraz, daire kararında gerek maddî ve gerek usul hukukuna aykırı olduğu saptanan hususlara yönelik olabilir. İtiraz nedenlerinin açık ve gerekçeleriyle yazılı olarak bildirilmesi gerekir. Ceza Genel Kurulu itirazda ileri sürülen nedenlerle bağlı olmaksızın kararı usul ve esas yönünden inceler. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, itirazın süresinde yapılıp yapılmadığını, ileri sürülen nedenin itiraz konusu olup olmayacağını inceledikten sonra, itiraz süresi geçmiş veya konu itiraz edilebilir değilse usulden ret kararı verir. Süresinde ve itiraz edilebilir olduğu saptanırsa karar esastan incelenir. İtiraz yerinde bulunmazsa esastan ret kararı verilir; yerinde görürlerse karar yerine geçecek ve itiraz doğrultusunda, kurulun gördüğü nedenle karar verilir." açıklamalarına yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, konuya ilişkin mülga ve mer'i yasal düzenlemerde Ceza Genel Kurulunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca gösterilen itiraz nedeniyle bağlı olup olmadığı hususunda bir hüküm ve açıklık bulunmamaktadır. Maamafih, madde gerekçesinde açıkça; "Ceza Genel Kurulu itirazda ileri sürülen nedenlerle bağlı olmaksızın kararı usul ve esas yönünden inceler." diyerek iradesini ortaya koyan Kanun vazıı, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 99. maddesiyle anılan norma (2) ve (3) numaralı fıkraların eklenmesini kabul ederken, Hükûmet tarafından teklif edilen metinde yer alan; "Ceza Genel Kurulu, hukuka kesin aykırılık halleri saklı kalmak üzere incelemesini itiraz nedenleriyle sınırlı bir şekilde yaparak karar verir." şeklindeki dördüncü fıkrayı, Adalet Komisyonu tarafından kabul edilen metinden çıkarmıştır. Müstekar (22.10.2013 tarihli ve 1298-4 18... .03.2022 tarihli ve 90-190 sayılı, 24.03.2009 tarihli ve 212-67, 11.04.2006 tarihli ve 55-1 15... .02.1988 tarihli ve 18 sayılı) uygulamalara göre de; Yüksek Ceza Genel Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca gösterilen itiraz nedenleri ile bağlı olmaksızın, itiraza gelinen sanık ve suç ile ilgili olarak inceleme yapmak suretiyle tespit ettiği tüm hukuka aykırılıkları bozma nedeni yapabilir. 6352 sayılı Kanun'un 99. maddesi ile yapılan değişiklikten sonra Özel Daire kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz edildiğinde dosyanın önce kararına itiraz edilen Özel Daireye gönderilmesi, Dairenin mümkün olan en kısa sürede itirazı inceleyerek yerinde gördüğü takdirde kararını düzeltmesi, görmez ise itiraz konusunda karar verilmek üzere dosyayı Ceza Genel Kuruluna göndermesi gerekmektedir.(CMK madde 308/3) Kararına itiraz edilen Özel Dairece incelenip sonuca bağlanmayan bir itirazın Ceza Genel Kurulunca incelenmesi mümkün değildir. Böylece Kanun vazıı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz edildiğinde dosyanın önce kararına itiraz edilen Özel Daireye gönderilmesini kabul ederken, sebeple bağlılık hususundaki tutumunda bir değişikliğe gitmemiştir. Bu durumda, madde gerekçesinde yer alan ve normun değişiklik sürecinde tezahür eden mülahazaların aynı Yüksek Mahkemenin Özel Daireleri için de geçerli olduğu sonucuna pekala ulaşılabilir. Adil yargılanma hakkının (Anayasa madde 36, İHAS madde 6) bir uzantısı olan adalete erişim de, bir hak olarak kabul edilmektedir. (Coulon, Jean-Marie/Roche, Marie-Anne Frison: 'Le Droit D’Accès à la Justice', Sous La Direction de Rémy Cabrillac/Marie-Anne Frison-Roche ve Thierry Revet, Les Libertés et Droits Fondamentaux, Dalloz, Paris 2001, s.437 vd.) Adalete erişim bir hak olduğu için, bu hakkın kullanımı yoluyla yasanın yorumu, anlaşılabilirliği ve dolayısıyla yararlanılabilirliği sağlanmakta, içtihatlar bu şekilde oluşmaktadır. Adalete erişim hakkı, yargıya başvurma (dava açma), güvence oluşturan yasa yollarına başvurma ve yargı kararının uygulanmasının sağlanmasını isteme haklarını güvenceye almaktadır (Coulon, Jean-Marie/Roche, Marie-Anne Frison, 2001, s.446-449.). Temyiz kanun yolu, adalete erişim hakkının adli yargıda zirveye ulaşmasını sağlamaktadır. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olarak hukuk güvenliği, toplum düzeni ve barışı için zorunlu olsa da son çare olarak başvurulması gereken yargılama/cezalandırma tehdidi altında sürekli olarak kalmamayı emreder.( AİHS Ek 7 Numaralı Protokol m. 4/1) Aynı güvenceler yargılamanın diğer muhatapları için de geçerlidir. Bu nedenle hukuk düzenleri, kesin hükmün otoritesini-hukuki kesinliği koruyagelmektedir. Temyiz yargılaması, usulüne uygun olarak açılmış bir temyiz davası üzerine icra olunur ve yargılama sonunda hukuki sorun; tarafların tamamı hakkında, bir seferde, def'aten ve nihai olarak çözülür. Zira, hukuk istikrar ve güvenliği, öngörülebilirlik ve yargı mercilerinin itibarı, aynı olaya ilişkin çelişkili kararlar vermemekle de doğrudan ilgilidir.(CGK 12.12.1994 tarih ve 317-3 38... .6.1997 tarih ve 195-185 sayı,20.05.2026 tarihinde 2026/91-326 sayı) Davaların mümkün olan süratle/makul sürede sonuçlandırılması ise yargının anayasal görevidir (Anayasa madde 141/son ve İHAS madde 6). Kararına karşı itiraz edilen ceza dairesinin, kısmen kabul kararı verebilmesi de mümkündür. 6352 sayılı Kanun'un 99. maddesi ile yapılan değişiklikle birlikte itiraz üzerine dosyanın gönderildiği Dairece, itiraz incelendikten sonra verilen karara karşı da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz kanun yoluna başvurmasının mümkün olduğunda tereddüt yoktur. Şu hâle göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın CMK'nın 308. maddesine istinaden yaptığı itirazlarda; Ceza Genel Kurulu'nda olduğu gibi Özel Dairenin de itiraz nedenleriyle bağlı olmaksızın karar verebileceği kabul edilmelidir. İlk uyuşmazlık konusu yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. B. Sanığa müsnet silahlı terör örgütüne yardım etme suçu ile ilgili olarak eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığı sorunu 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.10.2024 tarihli ve 444-316 sayılı ilamında da açıklandığı üzere; TCK'da silahlı terör örgütüne yardım etme suçu müstakil bir suç olarak düzenlenmemiştir. Aynı Kanun'un 314/3. maddesi delaletiyle uygulanması gereken 220/7. maddesi ise suç tarihi itibarıyla şöyledir; "Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır." Böylece silahlı terör örgütüne yardım edenler, TCK'nın; 314/3 ve 220/7.maddeleri delaletiyle 314/2. maddesi uyarınca örgüt üyesi olarak cezalandırılacaklardır. Kanun, doğal olarak hangi eylemlerin örgüte yardım kapsamında değerlendirilmesi gerektiği hususunda bir açıklamada bulunmamıştır. Örgütün amacına, hayatiyetini sürdürmesine, korunan değerler bakımından tehlikelilik riskini artırmasına katkı sunan/hizmet eden maddi veya manevi/soyut her türlü fiilin yardım kabul edilmesi mümkündür. Suçun özel şeklini oluşturan suçlar (TCK madde 315, 6415 syk madde 4 gibi) cümlesine dahil olmayan eylemlerin, TCK'nın 220/7.maddesi kapsamında genel yardım suçunu oluşturacağı hususunda şüphe yoktur. Yeter ki fail; yardım ettiği örgütün siyasi ve ideolojik amaçları ile şiddeti benimseyen yöntemlerini biliyor olsun. Bu durumda yardımın, doğrudan örgüte ya da örgüt mensubuna verilmesinin de bir önemi yoktur. Yardımın mutlaka örgüte ulaşması, sonuç vermesi gerekmez ve her bir fail, örgütçe verilen veya kendiliğinden üstlenilen görev kapsamında kendi fiilinin gerçekleştirilmesinden sorumlu olur (CGK 31.10.2012 tarih ve 1234-1825 sayı). Diğer yandan, Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür. Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas - 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez (CGK 18.06.2025 tarih ve 540-264 sayı). 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme BDDK'nın 29.05.2015 tarihli kararıyla temüttü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen, 22 Temmuz 2016 tarihli kararıyla da 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 107. maddesinin son fıkrası gereğince faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal bankacılık faaliyetlerine devam eden FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı ... Katılım Bankası A.Ş.'de gerçekleştirilen mutat hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etme suçu kapsamında değerlendirilemeyeceği de gözetilerek: Sanığın doğrudan örgüt liderinin talimatı doğrultusunda ve silahlı terör örgütüne yardım kastı ile hareket edip etmediğine ilişkin maddi gerçeğin şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya konulmasını teminen; İlk hesap açılış tarihinden itibaren, örgüt liderinin talimatı öncesi ve sonrası ile Bank ...'nın TMSF'ye devir tarihi olan 29.05.2015 tarihi sonrasını da kapsayacak şekilde tüm kayıtlar getirilerek uzman bilirkişiler marifetiyle inceleme yaptırılıp denetime elverişli bir rapor düzenlettirilmesi, Ayrıca sanık hakkında UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında herhangi bir beyan olup olmadığının araştırılması, bulunması hâlinde ifade tutanaklarının onaylı örneklerinin dosya kapsamına dercedilmesi ile beyan sahiplerinin tanık olarak usulünce dinlenmelerinin sağlanmasından sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik araştırmayla hüküm kurulduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; eksik araştırmayla karar verilmediğinden itirazın kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.06.2026 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık konusu yönünden oy birliğiyle, ikinci uyuşmazlık konusu yönünden oy çokluğuyla karar verildi.