Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/141 E. 2026/226 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2023/141
- Karar No
- 2026/226
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 3006-939 3- ...
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, Aksaray 1. Asliye Ceza Mahkemesince 16.02.2016 tarih ve 265-162 sayı ile sanığın eyleminin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesince 22.02.2017 tarih ve 108-66 sayı ile sanığın zincirleme biçimde nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 102/3-a, 43/1, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 12... ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; bu hükmün sanık müdafii, katılan mağdure vekili ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 24.01.2018 tarih ve 1820-101 sayı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan TCK'nın 102/2, 102/3-a, 62... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; bu kararın da sanık müdafii, katılan mağdure vekili ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 20.11.2019 tarih ve 605-12613 sayı ile; "...Hafif-orta derece sınırında zekâ geriliği olan mağdurenin aşamalardaki beyanları, tanık anlatımları, mağdurede mevcut zekâ geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği ancak kendisini yakın tanıyanlarca ve tekrarlayan görüşmelerle anlaşılabileceğine ilişkin Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun raporu, sanık ile mağdurenin cinsel ilişkinin bir kez olduğuna dair anlatımları ve tüm dosya içeriği nazara alındığında sanığın, mağduredeki zekâ geriliğini bildiğine ve cinsel ilişki eylemini cebir, tehdit veya hileyle gerçekleştirdiğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek müsnet suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise 17.06.2020 tarih ve 3006-939 sayı ile; "Yargıtay 14.Ceza Dairesinin sanıklar hakkında verilen 24.01.20 18... /1820 esas ve 2018/110 sayılı ilamıyla verilen kararın Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 20.11.20 19... /605 esas ve 2019/12613 sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişse de aşağıdaki gerekçelerle Yargıtay bozma ilamına direnilmesine ve Dairemiz tarafından bozmadan önceki karara da direnilmesine karar verilmiştir. …Sanık ... ile mağdurenin telefonla tanışarak arkadaşlık kurdukları, bu arkadaşlık süresi içerisinde sanığın mağdureyi ablasının evine götürdüğü ve burada vajinal yoldan cinsel ilişkiye girdikleri, mağdurenin kızlığının bu ilişki esnasında bozulduğu, daha sonra aynı şekilde arkadaşlıklarını sürdürdükleri ve cinsel ilişkiye girdikleri anlaşılmıştır. Her ne kadar sanık soruşturma aşamasında suçlamaları kabul etmese de; mağdurenin hamile kalması nedeniyle ceninden alınan parça üzerinde yapılan DNA incelemesinde sanığın, çocuğun babası olabileceği değerlendirildiğinden sanığın yargılama aşamasında mağdure ile cinsel ilişkiye girdiğini, ancak mağdurenin akıl hastası olduğunu bilmediğini savunmuş ise de; mağdure ile sanığın arkadaş çevrelerinin aynı olması, uzun süre hem telefonda hem yüz yüze görüşmüş olmaları ve mağduredeki zekâ geriliğinin tekrarlayan görüşmelerle anlaşılabilir olduğuna yönelik uzman görüşü dikkate alındığında sanığın akıl rahatsızlığını bilmesine rağmen ruhen kendini savunmaya muktedir olmayan mağdure ile vajinal yoldan cinsel ilişkiye girerek nitelikli cinsel istismar suçunu işlediği kanaat ve sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün, sanık müdafii ve katılan Bakanlık Vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.11.2020 tarihli ve 100247 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.09.2022 tarihli ve 98002 sayılı sanık yönünden hüküm kurulmasının unutulması suretiyle maddi hatanın düzeltilmesi istekli yazısına istinaden aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.11.2022 tarih ve 12094-10774 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Direnmenin kapsamına göre inceleme; sanık ... hakkında katılan mağdure ...’ya yönelik nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü yönünden yapılmıştır. Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; katılan mağdurede bulunan zekâ geriliğinin sanık tarafından anlaşılıp anlaşılamayacağının, bu bağlamda sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 10-18.08.2015 inceleme tarih ve 2014\1903 soruşturma numaralı Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Biyolojik İnceleme Şube Müdürlüğünce düzenlenen rapora göre; katılan mağdureden alınan sıvı kan örneğinden elde edilen genotip ile sanıktan alınan kan örneğinden elde edilen genotip ve ceninden alınan doku örneğinde elde edilen genotip arasında anne-baba-çocuk ilişkisi bakımından uyum bulunduğu, 16.11.2016 tarihinde Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen rapora göre; hafif-orta düzey zekâ geriliği bulunan katılan mağdurenin zekâ geriliği sebebiyle mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacağı ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı, mevcut olan zekâ geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği, ancak kendisini tanıyanlarca ve tekrarlayan görüşmelerle anlaşılabileceği, vermiş olduğu ve vereceği ifadelere ancak ana hatları ile itibar edilebileceği, ifade değişikliği, çelişkiler ve kişinin zekâ seviyesi nedeniyle olayın kötülüğünü idrak edemediğinden ruh sağlığının bozulup bozulmadığının değerlendirilemediği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure 28.11.2014 tarihinde kollukta; doğuştan hasta olduğunu ve kendisini anlatmakta güçlük çektiğini, inceleme dışı sanıklar ... ve ...ile birlikte sanık ... ile de görüşüp gezdiğini, sanık ile ilk kez ablasının evinde olmak üzere yaklaşık beş kez cinsel ilişkiye girdiğini, sanığın kendisine bir kez para verdiğini, Mahkemede 09.06.2016 tarihinde; sanık ile zorla cinsel ilişkiye girdiğini, Bölge adliye mahkemesi duruşmasında 22.11.2017 tarihinde; zorla cinsel ilişkiye girdiği sanıkla iki defa görüştüğünü, ne kadar zaman geçirdiğini hatırlayamadığını, İfade etmiştir. Sanık soruşturma aşamasında; mağdureyi tanımadığını ve yüz yüze görüşmediğini, telefon kayıtlarındaki numara ile 22 kez görüşme yapmasına bir itirazının bulunmadığını ancak görüşme yaptığı şahsın ismini ... olarak bildiğini, numarayı rastgele çevirmiş olmasıyla tanıştıklarını ve üç dört gün telefon ile görüştüklerini, cinsel ilişkiye girmediğini, Mahkemede 09.06.2016 tarihinde; katılan mağdurenin rızası dahilinde onunla bir kez ablasının evinde cinsel ilişkiye girdiğini, rahatsız olduğunu bilmediği katılan mağdureyle 22 kez cep telefonuyla bir kez de yüz yüze görüştüğünü, Bölge adliye mahkemesi duruşmasında 22.11.2017 tarihinde; daha önce tanımadığı katılan mağdurenin para karşılığı cinsel ilişkiye girdiğini duyması üzerine onunla birçok kez telefon ile konuştuğunu ve sadece bir kez cinsel ilişkiye girdiğini, ancak akıl hastası olduğunu anlayamadığını, Savunmuştur. IV. GEREKÇE Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 20.12.2011 tarih ve 230-273, 23.06.2022 tarih ve 226-478, 29.03.2023 tarih ve 340-194; 02.10.2024 tarih ve 228-281 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; TCK'nın "Cinsel Saldırı" başlıklı 102. maddesinin ilk fıkrasında, cinsel saldırı suçunun temel şekli; cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını (sarkıntılık boyutunu aşar biçimde) ihlal etmek şeklinde düzenlenmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik davranışlarla kişinin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi gerekir. İkinci fıkrada ise suçun, vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi nitelikli hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır. Suçu oluşturan fiillerin, mağdurun iradesi hilafına gerçekleştirilmesi gerekir. Mağdura karşı cebir veya tehdit ya da hile kullanmak, bilincinin yitirilmesine neden olmak veyahut bilincinin kapalı olmasından yararlanmak suretiyle icra olunan cinsel davranışların tipik eylem kapsamında değerlendirilmesi icabeder. Çocukların cinsel istismarı suçu, Kanun'un 103. maddesinde ayrıca düzenlendiğinden, on sekiz yaşını ikmal eden pasif sujenin özgür iradesi ve hukuken geçerli rızası ile gerçekleştirilen cinsel davranışların suç teşkil etmeyeceğinde şüphe yoktur. TCK'nın ''Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası'' başlıklı 26. maddenin gerekçesinde; "...Maddenin ikinci fıkrasında ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiştir. Söz konusu hukuka uygunluk nedeninin varlığı için, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği bir hakka ilişkin olması gerekir. Keza, kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklamaya ehil olması gerekir. Madde metnindeki 'mağdurun rızası' ibaresi 'ilgilinin rızası' veya 'kişinin rızası' olarak değiştirilmiştir. Ceza sorumluluğunu kaldıran bir sebep olarak rıza, suçun oluşumu açısından fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada açıklandığında etkili olur. Bu durumda herhangi bir mağduriyet söz konusu olmadığı için, 'mağdur' yerine 'ilgili' veya 'kişi' kelimesi tercih edilmiştir" açıklamalarına yer verilmiştir. Anılan madde metni ve gerekçesine göre, ilgilinin rızası çerçevesinde işlenen eylemden dolayı kimseye ceza verilememesinin nedeni, ilgilinin rızasının işlenen fiili hukuka uygun hâle getirmesidir. Bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı durumunda eylem yasal tanıma uygun olmasına rağmen hukuka aykırı kabul edilemediğinden cezalandırılmayacaktır. Gerek doktrinde gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere ilgilinin rızasına dayalı hukuka uygunluk nedeninin varlığı için gerekli koşullar şu şekilde sıralanabilir: a) İlgili kişinin suç konusu üzerinde serbestçe tasarruf hakkı olmalıdır. b) Rıza göstereceği hususlarda aydınlatılmış olmalıdır. c) Rızayı serbest olarak özgürce açıklamalıdır. d) Rıza baştan itibaren bulunmalı, eylemin gerçekleştirilmesinden önce veya en geç suçun işlendiği sırada açıklanmalıdır. Failin hareketini yapmasından sonra açıklanan rıza, artık rıza değil, bir icazet olacak ve eylemde hukuka uygunluk etkisi yaratmayacaktır. e) İlgili kişi rızaya ehil olmalıdır. İlgili kişinin rızaya ehil olmasından iki şeyi anlamak gerekir. Birincisi, rızayı normun koruduğu hukuksal yararın sahibi açıklamalıdır. Suç işlenseydi kim suçun pasif süjesi olacak idiyse, o kişi rıza beyanında bulunmalıdır. İkincisi de, bu kimse rıza açıklama yeteneğine sahip olmalıdır. Bu nedenle rıza beyanında bulunan kimsenin akıl ve ruh sağlığı yerinde olmalı, onun rızayı açıklama yeteneğini kaldıran bir durum bulunmamalıdır. Küçüklerin rızalarının geçerli olup olmadığının takdir edilebilmesi için de, rıza gösterdikleri konunun anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda olup olmadıklarına bakılmalıdır. Yasanın bazı durumlarda yaş sınırları gözettiği de olmuştur. Bu koşullara göre uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki zemine oturtulabilmesi için, akıl ve ruh hastalıkları nedeniyle fiil ehliyeti bulunmayan on sekiz yaşından büyüklerin cinsel dokunulmazlıkları ile bir yerde kalma ve bir yere gitme özgürlüklerinin bulunup bulunmadığının, dolayısıyla da bu konudaki rızalarının geçerli olup olmadığının belirlenmesi zorunluluğu doğmaktadır. Bunun için de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na başvurulması gerekmektedir. TMK'nın 13. maddesinde yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkesin ayırt etme gücüne sahip olduğu, 10. maddesinde ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin bulunduğu, 11. maddesinde erginliğin onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlayacağı, 14. maddesinde ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetinin olmadığı, 15. maddesinde de kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukukî sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemelere göre akıl ve ruh hastalıkları ile akıl zayıflığı nedenlerinden dolayı akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan on sekiz yaşından büyüklerin cinsel dokunulmazlıkları ile bir yerde kalma ve bir yere gitme özgürlükleri ile ilgili açıkladıkları rızalarının geçerli olmadığı, buna bağlı olarak da rızalarının hukuka uygunluk nedeni olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. İlgilinin rızasının hangi hâllerde hukuka uygunluk nedeni olduğu konusundaki bu açıklamalardan sonra, TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata konusuna da değinmek gerekmektedir. Anılan Kanun'un "Hata" başlıklı 30. maddesinde, ''(1) Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır. (2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. (3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. (4) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz" hükümleri yer almaktadır. Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi.). Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata hâlleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara 2016, sayfa 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır. Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır. Gelinen noktada uyuşmazlık konusunun çözümüne yönelik olarak hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarındaki hata konusu da değerlendirilmelidir. TCK'da başlıca dört hukuka uygunluk nedeninden bahsedilmektedir. Bunlar; meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Gerçekleştirdiği eylemle ilgili olarak hukuka aykırılık vasfını ortadan kaldıran bir sebebin somut olayda var olduğunu düşünen kişi, bu hususta kaçınılmaz bir hataya düşmesi hâlinde TCK’nın 30/3. maddesi gereğince sorumlu tutulamayacaktır. Meşru savunma koşullarının bulunduğu, kanun hükmünü yerine getirdiği ya da ilgilinin hukuken korunan geçerli bir rızasının olduğu gibi konularda hataya düşülmesi durumunda yanılgının kaçınılmaz olup olmadığı değerlendirilecek ve ancak kaçınılabilir bir yanılgı olduğu sonucuna varılırsa sorumluluğu cihetine gidilecektir. Uyuşmazlık konusu ile bağlantılı olarak, on sekiz yaşını tamamlamış ancak rıza açıklama ehliyetine sahip bulunmayan bir kişinin, cinsel davranışlar ile bir yerde kalma ve bir yere gitme özgürlükleri yönünden açıkladığı rızasının eylemi hukuka uygun hâle getirdiğinden söz edilemeyeceğinden, eylemi gerçekleştiren kişinin mağdurun rıza açıklama ehliyetinin bulunmadığını bilip bilmediğinin ve bu konuda TCK’nın 30/3. maddesi uyarınca kaçınılmaz bir hataya düşüp düşmediğinin belirlenmesi gerekecektir. Sanık, mağdurun rıza ehliyeti olmadığını bilememesi nedeniyle hukuken geçerli bir rızanın bulunduğu hususunda kaçınılmaz hataya düştüğünde bu yanılgıdan yararlanacaktır. Buna karşılık hatanın kaçınılabilir olduğu hâllerde cezai sorumluluğun varlığı kabul edilmelidir. Hatanın kaçınılmaz olup olmadığı, her olay özelinde ex ante bir değerlendirme ile kişinin bilgi ve eğitim düzeyi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları gibi kriterler yardımıyla belirlenmelidir. On sekiz yaşını tamamlamış olmakla birlikte rıza açıklama ehliyetine sahip bulunmayan bir kişiye karşı gerçekleştirilen cinsel davranışların, suç/haksızlık oluşturacağında kuşku bulunmadığına göre, hatanın kaçınılmaz olduğunun kabulü için; failin mağdur/ suçun pasif sujesi hakkında inceleme yükümlülüğü bulunduğunun da gözetilmesi lazım gelir. İnceleme yükümlülüğü altında yanılgının bertaraf edilmesini sağlayan üç araçtan söz edilebilir: vicdan muhasebesi, tefekkür ve bilgi edinme (Göktürk Neslihan, Hasızlık Yanılgısının Ceza Sorumluğuna Etkisi, Seçkin, s.159). Sanığın, mağdurun durumunu bildiği veya bununla ilgili olarak karşılaştığı koşullar/olgular itibarıyla şüphelenmesi gerektiği hâllerde hatanın da kaçınılabilir olduğu kabul edilmelidir. Cinsel saldırı suçları yönünden mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayan kişilere karşı gerçekleştirilen eylemlerde, mağdurdaki bu arazın, hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceğinin, ancak yakın çevresinde yaşayanlarca ve kendisini tanıyanlarca anlaşılabileceğinin bilimsel raporlarla tespit edildiği hallerde, sanık ve mağdur arasındaki sosyal ve cinsel ilişki ve/veya yakınlığın; niteliği, derecesi, süresi ve sayısı gibi ölçütler doğrultusunda bir sonuca ulaşılmalıdır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Katılan mağdure ile sanığın cinsel ilişkiye girdikleri konularında Derece Mahkemeleri ve Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmadığı, fakat katılan mağdurede var olan ve eyleme ruhsal yönden mukavemet edememe sonucunu doğuran rahatsızlığın sanık tarafından bilinip bilinmediği hususunda uyuşmazlık bulunan olayda; Gerek sanığın kabulü gerekse dosya içerisinde bulunan telefon görüşme kayıtlarından anlaşılacağı üzere telefonda birçok kez görüşen katılan mağdure ve sanığın arkadaş çevrelerinin aynı kişilerden oluşması, yine Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunun raporunda katılan mağdurede bulunan zekâ geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği belirtilmiş ise de aynı raporda "hekim olmayanlarca anlaşılamaz" ya da "anlaşılması mümkün değildir." şeklinde kesin bir tespitte bulunulmaması ve zekâ geriliğinin katılan mağdureyi tanıyanlarca ve tekrarlayan görüşmelerle anlaşılabileceğinin belirtilmesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayıp eyleme ruhsal yönden mukavemet yeteneği bulunmayan katılan mağdureye karşı cinsel eylemleri gerçekleştiren sanığın, TCK'nın 30/3. maddesinde tanımlanan hata hükümlerinden yararlanamayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararı isabetli olup dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul ...; "Adli Tıp Kurumunca verilen rapor kapsamına ve müşahhas olayın özelliklerine nazaran sanığın, TCK'nın 30/3. maddesi uyarınca düştüğü kaçınılmaz hatadan yararlanması gerektiği, bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi direnme gerekçesinin isabetli olmadığı düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun görüşüne muhalifim", Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığın TCK'nın 30/3. maddesi uyarınca hata hükümlerinden yararlanması gerektiği, Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 17.06.2020 tarihli ve 3006-939 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.04.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli yasal çoğunluk sağlanamadığından 15.04.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.