Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/430 E. 2026/279 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/430
- Karar No
- 2026/279
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 540-135
I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli cinsel saldırı suçundan sanığın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-c maddesi uyarınca beraatine ilişkin Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.10.2015 tarihli ve 308-232 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ile katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.09.2023 tarih ve 10769-5288 sayı ile; "Adlî Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 10.06.2015 tarihli raporunda mağdurenin 19.07.2013 tarihinde mağduru bulunduğu (nitelikli cinsel saldırı) olayda atipik psikotik bozukluğu olduğunun saptandığı, adlî tahkikat dosyasının incelenmesinde mağdurede saptanmış olan bu psikiyatrik tablonun mağduru bulunduğu olaydan kaynaklanmadığı, olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasına ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olmasına mani olacak mahiyet ve derecede olduğu, mağdurenin mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacağı ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı, kendisinde mevcut olan akıl hastalığının hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği, beyanlarına ana hatlarıyla ve ek delillerle itibar edilebileceği yönünde şeklinde görüş bildirildiği ve sanık ile mağdurenin aynı köyde ikamet ettikleri ve komşu oldukları, sanığın mağdure ve annesini tanıdığı, mağdure ile daha önceden de cinsel ilişkiye girdiği şeklinde beyanlarının olduğu, sanık ile mağdure arasındaki süregelen ilişki, aynı köyde ikamet etmeleri, sanık ile mağdurenin komşu olmaları ve birbirlerini tanımaları gibi sebeplerden sanığın mağduredeki akıl hastalığını bilmesine rağmen eylemi gerçekleştirerek üzerine atılı nitelikli cinsel saldırı suçunu işlediği anlaşılmakla hakkında mahkûmiyet hükmü kurulması gerekirken beraat hükmü kurulması, ..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi ise 06.03.2024 tarih ve 540-135 sayı ile; "... Toplanan deliller, dosya içeriği, samimi kabul edilen sanık savunması ve adli tıp kurumu altıncı adli tıp ihtisas kurulunun 19.06.2015 tarihli rapor içeriğinden sanığın mağdurda mevcut olan akıl hastalığını bilmediği, anlamadığı, bilmesi ve anlamasının mümkün olmadığı anlaşılmış, hâl böyle olunca suç kastı ile hareket etmeyen sanık hakkında varsayıma dayalı bozma kararına iştirak edilmemiş, ..." şeklindeki gerekçe ile bozma ilamına direnerek önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir. Bu hükmün de katılan mağdur vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.10.2024 tarihli ve 91610 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 10.12.2024 tarih ve 8183-10683 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçu yönünden katılanda bulunan akıl hastalığının sanık tarafından anlaşılıp anlaşılamayacağı, bu bağlamda sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma imkânının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Otuz dört yaşında, evli ve altı çocuklu olan katılan mağdur ...'un kronik psikoz rahatsızlığının bulunduğu, üç aydır annesi ile birlikte ikamet ettiği, Katılan mağdurun annesinin gayrı resmi birlikte yaşadığı tanık ... ...'ın ikamet ettiği köyde (mahallede) yaşayan ve evleri arasında bir tarla bulunan sanık ...'ün elli yaşında, dul, üç çocuklu ve sabıkasız olduğu, Adres beyanlarına göre sanık ile katılan mağdur ve annesi tanık ... ...'ün farklı mahallelerde ikamet etmelerine karşın, sanığın katılan mağdur ...'ın annesinin birlikte yaşadığı imam nikahlı eşi tanık ... ile olayın yaşandığı köy olarak ifade ettikleri aynı mahalleyi adres olarak bildirdikleri, 19.07.2013 tarihli Jandarma olay yeri görgü ve tespit tutanağına göre; katılan mağdurun annesi tanık ...'nün, yanında kızı katılan mağdur ... ile birlikte 19.07.2013 tarihinde saat 22.00 sıralarında müracaata bulunarak, katılan mağdurun çay ocağında komşusu olan sanık tarafından aynı gün saat 17.00 sıralarında tecavüze uğradığını, kızının kıyafetlerinde meni izleri gördüğünü beyan ederek şikâyetçi olması üzerine soruşturma işlemlerine başlandığı; aynı tarihli tutanağa göre çay ocağının içi ve çevresinde yapılan inceleme sonunda herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, Ankara Numune Eğitim Araştırma Hastanesinde 20.07.2013 tarihinde katılan mağdurun saat 03.48’de gerçekleştirilen muayenesinin ardından düzenlenen raporda; genital muayenede 1,5 cm'lik kanamaya meyilli fissür, perianal dokuda ekimotik görünüm belirlendiği, psikiyatrik muayenede ise belirgin bir psikopatolojik bulgu saptanmadığı, Çorum Devlet Hastanesi 15.03.2010 tarihli Özürlü Sağlık Kurulu Raporuna göre; hakkında kronik psikoz tanısı konulan katılan mağdurun özür durumunun % 80 olduğu, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Dairesince düzenlenen 26.11.2014 tarihli rapora göre; mağduru bulunduğu olaydan kaynaklanmayan atipik psikotik bozukluk saptanan katılan mağdurdaki bu psikiyatrik tablonun, olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasına ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olmasına mani olacak mahiyet ve derecede olduğu, dolayısıyla; katılan mağdurun 19.07.2013 tarihinde mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarına algılayamayacağı ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı, kendisinde mevcut olan akıl hastalığının hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği, beyanlarına ana hatlarıyla ve ek delillerle itibar edilebileceği kanaatinin bildirildiği, Anlaşılmıştır. Katılan mağdur ... ...; annesi tanık ...'nün verdiği ifadeye tamamen katıldığını, olay günü çay ocağının önünde sigara içtiği sırada sanığın gelerek kendisine saldırdığını ve zorla çay ocağının içine çekip kapıyı kilitlediğini, alt kıyafetlerini zorla çıkarıp kendisine tecavüz ettiğini, bağırmaya başlayınca kendisini bırakarak kaçtığını, annesi tanık ...'nün yanına geldiğini, "zorlamadan" kastının, elinin kolunun tutulması suretiyle mukavemet etmesine engel olunması olduğunu, kesinlikle eyleme rızasının bulunmadığını, Tanık ... ...; kızı olan katılan mağdur ...'ın zihinsel engelli ve evli olduğunu, kocasının Çorum'da yaşadığını, üç aydır kendisinin yanında bulunduğunu, normalde kendisinin de Şentepe'de ikamet ettiğini, ancak ev sahibi ile kızı katılan mağdur arasında tartışma yaşandığı için eşi tanık ...'nin evine taşındığını, olay günü saat 17.00 sıralarında eşi ... ile evlerinde olduğunu, ikametlerinin hemen bitişinde küçük bir kulübede tanık ...'nin işlettiği çay ocağı bulunduğunu, kızı katılan mağduru çay ocağında sigara içerken gördüğünü, kendisinin de eve döndüğünü, bir dakika kadar sonra katılan mağdurun bağırması üzerine dışarı çıktığında komşusu olan sanığın evine doğru koştuğunu gördüğünü, ne olduğunu sorduğu sanığın kümese bakmaya gittiğini söylediğini, çay ocağına gittiğinde ağlayan katılan mağdurun sanığın kendisine nitelikli cinsel saldırıda bulunduğunu söylediğini, kızının üzerine baktığında meni izleri gördüğünü, imam nikahlı eşi tanık ...'ye durumu söylediğinde, katılan mağdurun akli dengesinin yerinde olmaması sebebiyle iftira attığını söyleyerek sanığı aradığını, sanığın ...'ye "Böyle bir olay yok." dediğini, daha sonra kendisini arayan sanığın "Sen suçlu duruma düşersin!" dediğini ve olayın katılan mağdurun rızasıyla gerçekleştiğini söylediğini, katılan mağdurun akıl hastası oluğunu sanığın da bildiğini, sanığın evi ile tanık ... ile yaşadıkları kendi evleri arasında sadece bir tarla olduğunu, tarlanın bir kenarında kendilerinin evinin bir kenarında da sanığın evinin bulunduğunu, olaydan sonra sanıktan herhangi bir para da istemediğini ancak olaydan on gün kadar önce sadece sanıktan 100 TL istediğini, sanığın da vermediğini, kızının olaydan sonra Çorum'da kocasıyla yaşadığını, Tanık ... ...; sanığın köyde kapı komşuları, katılan mağdurun da üvey kızı olduğunu, olay tarihinde saat 17.00 sıralarında çay ocağına çay ve sigara almaya giden katılan mağdur dönmeyince onlara bakmaya giden eşi tanık ...'nün sanığın katılan mağdura tecavüz ettiğini, bunu vücudunu kontrol ettiğinde anladığını söylediğini, kendisinin olayı görmediğini, bir bağırma sesi duymadığını, daha sonra sanığı arayarak sorduğunda suçlamayı kabul ettiğini, eşinin isteği üzerine karakola gidip şikâyetçi olduklarını, sanıktan olaydan önce 100,00 TL istediğini ancak olaydan sonra para talebinin olmadığını, Tanık ...; katılan mağdurun üvey ablası olduğunu, sanığı da tanıdığını, katılan mağdurun psikolojik yönden rahatsız olduğunu, yolda giderken dahi cinsel yönden başkalarına sarıldığını, hatta annesinin onu Çorum'dan evlerine getirdiğinde kendisiyle dahi cinsel ilişkide bulunmaya yönelik davranışlar sergilediğini, katılan mağdura durumu sorduğunda sanıkla rızasıyla ilişkide bulunduğunu söylediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık ... kollukta; olay günü saat 17.00 sıralarında çay ocağında tanık ... ve katılan mağdur ile oturduklarını, ...'nin bakkala sigara ve kola almaya gittiğini, tanık ...'nün katılan mağdur ile birlikte olmalarını söylediğini ve dışarı çıktığını, çay ocağında rızasıyla katılan mağdur ile cinsel birliktelik yaşadıklarını, daha sonra ...'nin geldiğini, birlikte bir süre daha oturduktan sonra evine, ardından da hasta olan babasını ziyarete Ankara'ya gittiğini, olay günü ve daha önce de defalarca katılan mağdurla annesinin bilgisi dahilinde rızayla birlikte olduklarını, birliktelikten sonra tanık ...'nün kendisinden 200,00 TL kira parası istediğini, vermeyince de hakkında şikâyetçi olduklarını, katılan mağdurun akli dengesinin yerinde olmadığını bilmediğini, katılan mağdurun da söylediği gibi sadece kocası ile problemleri olduğundan psikolojik sorunlarının olduğundan haberdar olduğunu, Sulh Ceza Hakimliğinde; akıl hastası olduğunu bilmediği katılan mağdurun konuşmasının normal olduğunu, şimdiye kadar üç defa rızası ile cinsel ilişkide bulunduklarını, Kovuşturma aşamasında; olayla ilgili soruşturma evresindeki savunmalarının doğru olduğunu, katılan mağduru da annesini de tanıdığını, ara sıra çay ocağına çay içmeye gittiğini, bekâr olduğu için bir ara evlenmek istediğini, hatta katılan mağdurun annesi ...'nün kızının da bekar olduğunu söylediğini, olay tarihinde de rızaları dahilinde ilişkide bulunduğunu, katılan mağdurun akıl hastası olduğunu bilmediğini, hatta bir ara sorduğunda eşinden ayrıldığını söylediğini, Bozma ilamı sonrasında alınan savunmasında ise; katılan mağdur ile değil onun üvey babası tanık ... ile aynı köylü olduğunu, katılan mağduru evlerinde bir gün misafir olması nedeniyle bu bir günlük süreden ibaret olarak tanıdığını, tanık ...'nün kendisini katılan mağdur ile evlendirmek düşüncesinde olduğunu, bu dönemde rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğünden bu isteğin gerçekleşmediğini, Savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 20.12.2011 tarih ve 230-273, 23.06.2022 tarih ve 226-478 02.10.2024 tarih ve 228-281 sayılı, 04.02.2026 tarih ve 205-65 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; TCK'nın "Cinsel Saldırı" başlıklı 102. maddesinin ilk fıkrasında, cinsel saldırı suçunun temel şekli; cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını (sarkıntılık boyutunu aşar biçimde) ihlal etmek şeklinde düzenlenmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik davranışlarla kişinin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi gerekir. İkinci fıkrada ise suçun, vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi nitelikli hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır. Suçu oluşturan fiillerin, mağdurun iradesi hilafına gerçekleştirilmesi gerekir. Mağdura karşı cebir veya tehdit ya da hile kullanmak, bilincinin yitirilmesine neden olmak veyahut bilincinin kapalı olmasından yararlanmak suretiyle icra olunan cinsel davranışların tipik eylem kapsamında değerlendirilmesi icabeder. Çocukların cinsel istismarı suçu, Kanunun 103. maddesinde ayrıca düzenlendiğinden, on sekiz yaşını ikmal eden pasif sujenin özgür iradesi ve hukuken geçerli rızası ile gerçekleştirilen cinsel davranışların suç teşkil etmeyeceğinde şüphe yoktur. TCK'nın ''Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası'' başlıklı 26. maddesinin gerekçesinde; "...Maddenin ikinci fıkrasında ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiştir. Söz konusu hukuka uygunluk nedeninin varlığı için, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği bir hakka ilişkin olması gerekir. Keza, kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklamaya ehil olması gerekir. Madde metnindeki 'mağdurun rızası' ibaresi 'ilgilinin rızası' veya 'kişinin rızası' olarak değiştirilmiştir. Ceza sorumluluğunu kaldıran bir sebep olarak rıza, suçun oluşumu açısından fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada açıklandığında etkili olur. Bu durumda herhangi bir mağduriyet söz konusu olmadığı için, 'mağdur' yerine 'ilgili' veya 'kişi' kelimesi tercih edilmiştir" açıklamalarına yer verilmiştir. Anılan madde metni ve gerekçesine göre, ilgilinin rızası çerçevesinde işlenen eylemden dolayı kimseye ceza verilememesinin nedeni, ilgilinin rızasının işlenen fiili hukuka uygun hale getirmesidir. Bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı halinde eylem yasal tanıma uygun olmasına rağmen, hukuka aykırı kabul edilemediğinden cezalandırılmayacaktır. Gerek doktrinde gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere, ilgilinin rızasına dayalı hukuka uygunluk nedeninin varlığı için gerekli koşullar şu şekilde sıralanabilir: a) İlgili kişinin suç konusu üzerinde serbestçe tasarruf hakkı olmalıdır. b) Rıza göstereceği hususlarda aydınlatılmış olmalıdır. c) Rızayı serbest olarak özgürce açıklamalıdır. d) Rıza baştan itibaren bulunmalı, eylemin gerçekleştirilmesinden önce veya en geç suçun işlendiği sırada açıklanmalıdır. Failin hareketini yapmasından sonra açıklanan rıza, artık rıza değil, bir icazet olacak ve eylemde hukuka uygunluk etkisi yaratmayacaktır. e) İlgili kişi rızaya ehil olmalıdır. İlgili kişinin rızaya ehil olmasından iki şeyi anlamak gerekir. Birincisi, rızayı normun koruduğu hukuksal yararın sahibi açıklamalıdır. Suç işlenseydi kim suçun pasif süjesi olacak idiyse, o kişi rıza beyanında bulunmalıdır. İkincisi de, bu kimse rıza açıklama yeteneğine sahip olmalıdır. Bu nedenle rıza beyanında bulunan kimsenin akıl ve ruh sağlığı yerinde olmalı, onun rızayı açıklama yeteneğini kaldıran bir durum bulunmamalıdır. Küçüklerin rızalarının geçerli olup olmadığının takdir edilebilmesi için de, rıza gösterdikleri konunun anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda olup olmadıklarına bakılmalıdır. Yasanın bazı durumlarda yaş sınırları gözettiği de olmuştur. Bu koşullara göre uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki zemine oturtulabilmesi için, akıl ve ruh hastalıkları nedeniyle fiil ehliyeti bulunmayan 18 yaşından büyüklerin cinsel dokunulmazlıkları ile bir yerde kalma ve bir yere gitme özgürlüklerinin bulunup bulunmadığının, dolayısıyla da bu konudaki rızalarının geçerli olup olmadığının belirlenmesi zorunluluğu doğmaktadır. Bunun için de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na başvurulması gerekmektedir. TMK'nın 10. maddesinde ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin bulunduğu, 11. maddesinde erginliğin onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlayacağı, 13. maddesinde yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkesin ayırt etme gücüne sahip olduğu, 14. maddesinde ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetinin olmadığı, 15. maddesinde de kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukukî sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemelere göre, akıl ve ruh hastalıkları ile akıl zayıflığı nedenlerinden dolayı akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan 18 yaşından büyüklerin, cinsel dokunulmazlıkları ile ilgili açıkladıkları rızalarının hukuken geçerli olmadığı, buna bağlı olarak da rızalarının bir hukuka uygunluk nedeni kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır. İlgilinin rızasının hangi hâllerde hukuka uygunluk nedeni olduğu konusundaki bu açıklamalardan sonra, TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen "hata" konusuna da değinmek gerekmektedir. Anılan Kanun'un "Hata" başlıklı 30. maddesinde, ''(1) Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır. (2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. (3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. (4) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz" hükümleri yer almaktadır. Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi.). Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata hâlleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara 2016, sayfa 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır. Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup, hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır. Gelinen noktada uyuşmazlık konusunun çözümüne yönelik olarak hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarındaki hata konusu da değerlendirilmelidir. TCK'da başlıca dört hukuka uygunluk nedeninden bahsedilmektedir. Bunlar; meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Gerçekleştirdiği eylemle ilgili olarak hukuka aykırılık vasfını ortadan kaldıran bir sebebin somut olayda var olduğunu düşünen kişi, bu hususta kaçınılmaz bir hataya düşmesi hâlinde, TCK’nın 30/3. maddesi gereğince sorumlu tutulamayacaktır. Meşru savunma koşullarının bulunduğu, kanun hükmünü yerine getirdiği ya da ilgilinin hukuken korunan geçerli bir rızasının olduğu gibi konularda hataya düşülmesi durumunda yanılgının kaçınılmaz olup olmadığı değerlendirilecek ve ancak kaçınılabilir bir yanılgı olduğu sonucuna varılırsa sorumluluğu cihetine gidilecektir. Uyuşmazlık konusu ile bağlantılı olarak, 18 yaşını tamamlamış ancak rıza açıklama ehliyetine sahip bulunmayan bir kişinin, cinsel davranış özgürlüğü yönünden açıkladığı rızasının eylemi hukuka uygun hâle getirdiğinden söz edilemeyeceğinden, eylemi gerçekleştiren kişinin mağdurun rıza açıklama ehliyetinin bulunmadığını bilip bilmediğinin ve bu konuda TCK’nın 30/3. maddesi uyarınca kaçınılmaz bir hataya düşüp düşmediğinin belirlenmesi gerekecektir. Sanık, mağdurun rıza ehliyeti olmadığını bilememesi nedeniyle hukuken geçerli bir rızanın bulunduğu hususunda kaçınılmaz hataya düştüğünde bu yanılgıdan yararlanacaktır. Buna karşılık hatanın kaçınılabilir olduğu hâllerde cezai sorumluluğun varlığı kabul edilmelidir. Hatanın kaçınılmaz olup olmadığı, her olay özelinde ex ante bir değerlendirme ile kişinin/failin bilgi ve eğitim düzeyi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları, akıl hastalığı bulunan kişiyle olan temasları, yakınlığı, görüşme sıklığı, beşeri ilişkileri gibi kriterler yardımıyla belirlenmelidir. 18 yaşını tamamlamış olmakla birlikte rıza açıklama ehliyetine sahip bulunmayan bir kişiye karşı gerçekleştirilen cinsel davranışların, suç/haksızlık oluşturacağında kuşku bulunmadığına göre, hatanın kaçınılmaz olduğunun kabulü için; failin mağdur/suçun pasif sujesi hakkında inceleme yükümlülüğü bulunduğunun da gözetilmesi gerekir. İnceleme yükümlülüğü altında yanılgının bertaraf edilmesini sağlayan üç araçtan söz edilebilir: Vicdan muhasebesi, tefekkür ve bilgi edinme. (Göktürk Neslihan, Hasızlık Yanılgısının Ceza Sorumluğuna Etkisi Seçkin sh.159) Sanığın, mağdurun durumunu bildiği veya bununla ilgili olarak karşılaştığı koşullar/olgular itibarıyla şüphelenmesi gerektiği hallerde hatanın da kaçınılabilir olduğu kabul edilmelidir. Cinsel saldırı suçları yönünden mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayan kişilere karşı gerçekleştirilen eylemlerde, mağdurdaki akıl hastalığının hekim olmayanlarca fark edilemeyebileceğinin bilimsel raporlarla ortaya konulduğu durumlarda; failin mağdurla olan ilişkisinin niteliği, kapsamı ve devamlılığı ile mağdurun ruhsal durumunu gözlemleme imkânı veren tüm olgular birlikte değerlendirilerek, failin söz konusu rahatsızlığa vakıf olup olmadığı hususunda bir sonuca ulaşılmalıdır. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme 19.07.2013 tarihinde çay ocağında sanık ile katılan mağdurun rızaya dayalı cinsel ilişkiye girdikleri iddia ve kabul edilen, bu kabulde de bir isabetsizlik bulunmayan olayda; Adli Tıp Kurumu raporunda, katılan mağdurda mevcut akıl hastalığı nedeniyle fiile ruhsal yönden mukavemet edemeyeceği, ayrıca söz konusu rahatsızlığın hekim olmayan kişiler tarafından anlaşılamayabileceği belirtilmiştir. Sanık ise katılan mağdur ile rızası dahilinde cinsel ilişkiye girdiğini kabul etmekle birlikte, mağdurun herhangi bir akıl rahatsızlığı bulunduğunu bilmediğini, mağduru yakından tanımadığını savunmuştur. Dosya kapsamından, olay tarihinde evli olan katılan mağdurun eşiyle yaşadığı sorunlar nedeniyle yaklaşık üç aydır annesi tanık ... ile birlikte yaşadığı, bu sürenin bir bölümünü annesinin Şentepe'deki evinde, bir bölümünü ise tanık ...'nün sanığın da ikamet ettiği olayın gerçekleştiği köyde/mahallede bulunan evinde geçirdiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, katılan mağdurun aynı köyde bulunmuş olması tek başına sanığın katılan mağdurun ruhsal durumunu gözlemleyebilecek ölçüde yakın ve sürekli bir ilişki içerisinde bulunduğunu göstermemektedir. Nitekim dosya kapsamında sanık ile katılan mağdur arasında, mağdurun akıl hastalığını veya zihinsel durumunu fark etmesine imkân verecek düzeyde bir sosyal ilişki ve beşerî etkileşimin varlığı da kesin olarak ortaya konulamamıştır. Öte yandan, katılan mağdurun şikâyeti sonrasında gerçekleştirilen muayenesinde hekim tarafından "belirgin bir psikopatolojik bulgu saptanmadığı" yönünde kayıt düşülmüş olması da, katılan mağdurdaki rahatsızlığın ilk bakışta herkes tarafından kolaylıkla fark edilebilir nitelikte olmadığına ilişkin değerlendirmeyi destekleyen bir olgu niteliğindedir. Sanığın, olay tarihinde katılan mağdurun akıl hastalığını bildiği kuşkuya yer vermeyecek şekilde ispat edilemediğinden, bu husustaki şüphe sanık lehine değerlendirilerek TCK'nın 30/3. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; direnme gerekçesinin isabetli olmadığı, sanığın içinde bulunduğu durum itibarıyla TCK'nın 30/3. maddesinde düzenlenen kaçınılmaz hataya düşmediği ve sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçundan mahkûmiyet karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR 1- Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.03.2024 tarihli ve 540-135 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, usul ve yasaya uygun bulunan beraat hükmünün ONANMASINA, 2- Dosyanın, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.