Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/2580 E. 2026/5286 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/2580
- Karar No
- 2026/5286
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1845 E., 2025/2578 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 32. İş Mahkemesi SAYISI : 2024/69 E., 2025/78 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dairemiz uygulamasına göre temyiz kesinlik sınırı belirlenirken yalnız alacağın değeri dikkate alınır. Faiz, icra inkar tazminatı, vekâlet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz. 6100 sayılı Kanun'un 362/2 hükmü uyarınca alacağın tamamının dava edilmesi hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kesinlik sınırını aşmayan tarafın temyiz hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle talebinin kabul edilmeyen bölümü kesinlik sınırını aşmayan tarafın, icra inkar tazminatı, vekâlet ücreti, yargılama giderleri veya gerekçeye yönelik temyizi de incelenmez. Ancak, talebin kabul edilmeyen bölümü kesinlik sınırını aşmamakla birlikte, temyiz konusu yapılan icra inkar tazminatı, yargılama gideri veya vekâlet ücretinin değerinin tek başına kesinlik sınırını aşması hâlinde, dava değerine ilişkin kesinlik sınırı kıyas yoluyla uygulanarak temyiz incelemesi yapılabilir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt IV, İstanbul, İlaveli Beşinci Bası, 1991, s. 4217). Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un 362/2 hükmü karşısında; davanın kabulüne dair karar davacı bakımından, reddine dair karar ise davalı bakımından kesindir. Ancak tarafların, kesinlik hesabında dikkate alınmayan vekâlet ücreti, yargılama gideri, icra inkar tazminatını veya gerekçeyi temyiz konusu yapmaları hâlinde, davanın değerinin (dava konusu edilen alacak veya tazminatın tamamı) veya temyiz konusu yapılan icra inkar tazminatı, yargılama gideri veya vekâlet ücretinin değerinin tek başına kesinlik sınırını aşıp aşmadığına bakılmalıdır. Bu iki durumdan birinin gerçekleşmesi hâlinde 6100 sayılı Kanun'un 361/2 hükmüne göre hukuki yararın mevcut olup olmadığı incelenebilir. Böylece davada haklı çıkmış olan tarafın da dava değerinin veya temyiz konusu yapılan icra inkar tazminatı, yargılama gideri veya vekâlet ücretinin tek başına kesinlik sınırını aşması kaydıyla, temyiz hakkı bulunduğu kabul edilmelidir. Dosya içeriğine göre kısmen kabulüne karar verilen davada davacı temyizi bakımından, gerek reddedilen ve temyize konu edilen toplam miktarı, gerekse temyiz konusu yapılan icra inkar tazminatı miktarı ve vekâlet ücreti miktarlarının, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi dikkate alındığında, 04.06.2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesi ile değiştirilen 6100 sayılı Kanun'un ek madde 1/2 hükmü uyarınca dava tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 72.070,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 19.06.2017-31.08.2018 tarihleri arasında Türkiye satış direktörü olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz olarak feshedildiğini, İstanbul Anadolu 7. İş Mahkemesinde işe iade davası açtığını, davanın kabulüne ilişkin kararın kesinleştiğini, kesinleşmenin ardından işe başlamak için davalıya başvurulduğunu ancak davalı işveren tarafından işe başlatılmadığını, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve prim alacaklarının eksik ödendiğini, ikramiye, işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti ve yıllık ücretli izin alacaklarının ödenmediğini, alacakların tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığını, ancak davalının haksız ve kötüniyetli olarak borca itiraz ettiğini ileri sürerek icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibinin devamına ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının faiz taleplerinin hatalı olduğunu, davacının yıllık izinlerini kullandığını, kullanmadığı yıllık izinlerinin karşılığının kendisine ödendiğini, davacının haksız prim ve ikramiye taleplerinin reddi gerektiğini, alacakların likit olmadığını, icra inkar tazminatı talebinin hukuka aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının işe iade davasının istinaf incelemesinden geçerek davacı lehine kesinleştiği, davacının yasal süresinde işverene başvurduğu, davalının ise davacıyı işe başlatmadığı, bu doğrultuda davacının işe iadenin maddi sonuçları ile kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağına hak kazandığı, 4 aylık boşta geçen sürenin eklenmesiyle davacının davalı işyerinde 1 yıl 6 ay 13 gün çalıştığı, davacıya yapılan kıdem ve ihbar tazminatı ödemelerinin mahsubu ile raporda yapılan hesaplamaların hükme esas alındığı, prim ve ikramiye alacağı talebi bakımından ise davacının ikramiye alacağının varlığını ispatlayamadığı, prim açısından ise davacının bakiye alacağı bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacıya ikramiye ödemesi yapılacağına ilişkin her hangi bir belge veya bordronun olmadığı, davacının hak ettiği prim ücretinin davalı tarafça ödendiği, bilirkişi tarafından belirlenen giydirilmiş ücrette hata olmadığı, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatı talebinin reddinde hata olmadığı, tüm yıllık izinlerin kullandırıldığının ispat edilemediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; a. Giydirilmiş ücretin tespitinde primin dikkate alınmasının hatalı olduğunu, b. Davacının yıllık ücretli izin alacağı bulunmadığını, bu konuda ibraname de imzaladığını ileri sürmüştür. 2. Davacı vekilinin temyiz dilekçesi miktardan reddedildiğinden, temyiz sebeplerine yer verilmemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, giydirilmiş ücret miktarı ve davacının yıllık ücretli izin alacağının bulunup bulunmadığına ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; A. Davacı Temyizi Yönünden Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacı tarafa iadesine, B. Davalı Temyizi Yönünden Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin davalıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.