Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/2138 E. 2026/2640 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2138
Karar No
2026/2640
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1420 E., 2025/343 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/540 E., 2021/326 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davalı vekilinin adli yardım talebinin kabulüne, 12.05.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde temyiz eden davalı vekili Avukat ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Gelenin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu 1175 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan 22 numaralı bağımsız bölümün davacılara ait olduğunu, yerin davacıların babası ...’e oturması için tahsis edildiğini, ...’in davalıdan ayrılarak başka bir adreste ikamet etmeye başladığını, davalının evde oturmaya devam ettiğini ve 05.09.2019 tarihli ihtarnameye rağmen taşınmazı tahliye etmediğini belirterek el atmanın önlenmesine ve ecrimisile karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçelerinde özetle; davacıların kötüniyetli olarak dava açtıklarını, davacıların babası ...’in müvekkilinin (hâlen) eşi olduğunu, taşınmazı evlilik süreci boyunca aile konutu olarak kullandıklarını, davalının 27.09.2019 tarihinde davacıların babası ... 'e boşanma davası açtığını, boşanma davasında dairenin vekil edenin kullanımına tahsis edildiğini, haksız işgalin söz konusu olmadığını ve dava açılana dek davacıların rızası ile niza konusu yeri kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; davalının haksız işgalci olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; 1. Çekişme konusu 1175 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan 22 numaralı bağımsız bölümün davacılar adına kayıtlı olduğu, 2. Davalının dava konusu taşınmazda (davacıların babası, kendisinin eşi olan) dava dışı ... ile davacıların muvafakatına dayalı olarak oturmakta iken ...'in evden ayrılmasına rağmen oturmaya devam ettiği, 3. Davacıların davalıya 05.09.2019 tarihli ihtarnameyi keşide ederek taşınmazda oturmasına ilişkin verdikleri muvafakatı geri aldıkları, 4. Davalının taşınmazda oturmasını haklı kılan yasal yahut akdi bir nedenin bulunmadığı, 5. İlk Derece Mahkemesince, davacıların babası ile evliliği sürdüğü müddetçe davalının taşınmazda oturma hakkı bulunduğu kabul edilmiş ise de, velev ki babaları da davalı ile birlikte taşınmazda oturmaya devam etse dâhi malik olan davacıların her zaman verdikleri muvafakatı geri alıp babalarına karşı dâhi el atmanın önlenmesini isteyebilecekleri, 6. Muvafakatın geri alındığı noter ihtarı ile bildirildiğine göre davalının iyi niyet iddiasında bulunamayacağı, 7. Davacıların el atmanın önlenmesi talebinin kabulü gerektiği, 8. Ecrimisil isteminin ise, davacılar her ne kadar ıslah dilekçesi ile ıslah tarihine kadar oluşmuş ecrimisil talebinde de bulunmuş iseler de ihtarnamenin tebliğinden dava tarihine kadar ecrimisil talebinde bulunabilecekleri gerekçesiyle el atmanın önlenmesi talebinin kabulüne, ecrimisil talebinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile sonuca gidildiğini, dava konusu taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını, yerin boşanma davasında verilen ara karar ile davalıya tahsis edildiğini, Bölge Adliye Mahkemesince tahsis kararından söz edilmediğini, davalının kanuni hakkını kullandığını, davacıların dava tarihi itibariyle dava açma hakları bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle beraber 1 aylık süre dolmadan ecrimisil talep edildiğini, davacılar ile davalı arasında bir nevi kiracılık ilişkisi bulunduğunu, boşanma gerçekleşse bile davalının kiracı olarak oturmaya devam etme hakkı olduğunu, davanın dürüstlük kuralına aykırı açıldığını ve davalının kanuni haklarını kullandığı için 145.000,00 TL’den fazla vekâlet ücreti ödemek zorunda kalacağını, beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "mülkiyet hakkının içeriği" başlıklı 683. maddesinde; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." şeklinde düzenleme mevcuttur. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasında; "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." Müdahalenin men'i ve ecrimisil talepli davaların taşınmazın aynına ilişkin dava olduğu, bu tarz davalarda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120. ve 492 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca, dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil bedelinin toplamından (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İ.B.K.) ibarettir. Dairemizin yerleşik içtihatlarında da el atmanın önlenmesi davaları kural olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak nitelendirilmekte ve bu davalar yönünden 492 sayılı Kanun'un 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bununla birlikte; müdahalenin men'i davalarının tamamının, taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın yani; men'i müdahale davasının davalısının, dava konusu taşınmaz üzerinde mülkiyet iddiasında bulunup bulunmadığının, her somut uyuşmazlıkta belirlenmesi gerekir. Bu belirleme sonucunda, dava taşınmazın aynına ilişkin ise, harcında gayrimenkulün değerine göre belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle; yukarıda anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ancak sonuç olarak temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus, hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil, belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında, davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta, karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf ise evlilik, kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmekte, taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle; taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık, dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edillerek, harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların hak arama ve savunma hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi, bu durum gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçları ortaya çıkartabilecektir. Bu çerçevede; her iki tarafın da taşınmaz mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda, dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında, ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı kabul edilmelidir. Somut olayda; davacı mülkiyet hakkına dayanarak dava konusu taşınmaza yapılan müdahalenin men'i talebinde bulunmuş, davalı taraf ise, davacıların babası ...’in eşi olduğunu, taşınmazı evlilik süreci boyunca aile konutu olarak kullandıklarını, 27.09.2019 tarihinde davacıların babası ... 'e boşanma davası açtığını, boşanma davasında dairenin vekil edenin kullanımına tahsis edildiğini, haksız işgalin söz konusu olmadığını ve dava açılana dek davacıların rızası ile niza konusu yeri kullandığını savunmuştur. Yukarıda anılan hususlar göz önüne alındığında taşınmaz mülkiyetinin davacılara ait olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmadığı gibi, davalının bu yönde bir savunması da mevcut değildir. Bu itibarla; dava konusu taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf mevcut olmadığından, yargılama harç ve giderleri ile vekâlet ücretinin, davacının taşınmazdan yoksun kaldığı kullanım bedeli üzerinden hesaplanması gerekir. Diğer taraftan, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7. maddenin ikinci fıkrası, 10. maddenin üçüncü fıkrası ile 12. maddenin birinci fıkrası, 16. maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez. Bu itibarla; davacının taşınmazdan yoksun kaldığı kullanım bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanması gerekirken, el atılan taşınmazın sürüm değeri üzerinden de harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru değildir. 3. Hükmün bu nedenle bozulması gerekmekte ise de; bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun’un 370. maddesinin ikinci fıkrası gereğince Bölge Adliye Mahkemesi hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR 1. Yukarıda (V.B.1.) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. Yukarıda (V.B.2.) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; a. Bölge Adliye Mahkemesi kararının 2. fıkrasının “c” bendinin hükümden çıkarılarak yerine "Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu harcın, peşin ve tamamlama yoluyla alınan toplam 17.099,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 16.484,00 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve istek hâlinde davacıya iadesine," ibarelerinin yazılması, b. Bölge Adliye Mahkemesi kararının 2. fıkrasının “d” bendinin hükümden çıkarılarak yerine "Davacı tarafından yatırılan harç, tebligat, bilirkişi ücreti, keşif harcı ve posta masrafı ve istinaf gideri toplamı 2.743,00 TL’nin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,” ibarelerinin yazılması, c. Bölge Adliye Mahkemesi kararının 2. fıkrasının “e” bendinin hükümden çıkarılarak yerine "...Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden 1.929,17 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa ödenmesine,...” ibarelerinin yazılması suretiyle hükmün DEĞİŞTİRİLEREK VE DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Yargıtay duruşma vekâlet ücreti olan 40.000,00 TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,12.05.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

Dava, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince dava reddedilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteği kabul edilerek el atmanın önlenmesine, ecrimisil isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine Dairenin sayın çoğunluğu tarafından işin esasına yönelik temyiz isteği reddedilerek harç ve vekalet ücreti yönünden hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Dairenin sayın çoğunluğu ile aramızda işin esasıyla ilgili verilen kararın doğru olduğu yönünde görüş aykırılığımız bulunmamakla beraber yargılama gideri yönünden aramızda görüş aykırılığı bulunmaktadır. Harçlar Kanununun 16. maddesinde; "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." hükmü düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanununun 683. maddesinde ise; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir." hükmü yer almaktadır. Bilindiği üzere, harçlar kanunla düzenlenir. Kanuni düzenleme olmayan bir hususta mahkemeler harç alamayacağı gibi, kanunun düzenlediği bir harcın türünü ve oranını belirleme hak ve yetkisine de sahip değildirler. Yukarıda belirtilen Harçlar Kanunun 16. Maddesi, elatmanın önlenmesi davası yönünden herhangi bir ayrıma gitmeye, bu anlamda sayın çoğunluğun kabul ettiği gibi mülkiyet hakkı sahibi davacının taşınmazına mülkiyet iddiası olmaksızın elatmaları hariç tutmaya ihtiyaç duymamıştır. Çünkü mülkiyet hakkının içeriğini tanımlayan Türk Medeni Kanunun 683/1. maddesinde; bir şeye malik olanın onu dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olduğu belirtilmiş olup bunlardan herhangi birinin başkası tarafından kısıtlanması doğrudan mülkiyet hakkının içeriğini ihlal anlamını taşıyacaktır. Harçlar Kanununun 16. maddesinde yer alan "aynına taallük eden" ibaresinin çok uzun zamandan bu yana Türk Medeni Kanunun 683. maddesindeki tanımlama ile beraber malikin her türlü kısıtlanmasını kapsadığı kabul edilmiş ve uygulama bugüne gelinceye dek istikrar kazanmıştır. Gözden kaçırılmaması gereken husus, elatmanın önlenmesi davasının davacı yönünden mülkiyet hakkına dayanıyor olmasıdır. Davayı ayni dava yapan en önemli özellik işte davacının sahip olduğu bu haktır, yoksa davalıya bağlı bir durum değildir. Bu nedenle de (ayni hak olması), elatma devam ettiği sürece dava hakkı zamanaşımına uğramamaktadır. Bu açıklamalara göre; sayın çoğunluğun eldeki davada maktu harç alınması yönündeki gerekçesinin hiç bir kanuni bir dayanağı bulunmadığı, buna bağlı olarak vekalet ücretinin de hesap edilemeyeceği gözetilerek hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun düzeltilerek onama kararına katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/2138, K. 2026/2640, T. 12.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2025-2138-e-2026-2640-k-8fe6aadeb8ea