Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2026/1252 E. 2026/1638 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/1252
Karar No
2026/1638
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1501 E., 2025/1867 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/644 E., 2020/330 K.

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacılara ait boş arsa niteliğindeki taşınmazın 01.01.2008 tarihli kira sözleşmesi ile ...'a kiraya verildiğini, kiracı ...'in öldüğü ve taşınmazın davalı tarafından otopark olarak kullanıldığının kısa bir süre önce öğrenildiğini, davalının taşınmazı eski kiracıdan devralarak kullanmakta olduğunu beyan ettiğini, sözleşmede kiracının taşınmazı bir başkasına devri ya da alt kiraya vermeye yönelik izninin bulunmadığını, davacılar tarafından keşide edilen noter ihtarnamesi ile davalının taşınmazı tahliye etmesinin talep edildiğini belirterek ...Mahallesi, 43 00... parsel, ............ Caddesi, ........... numarada yer alan davacılara ait taşınmaza davalının el atmasının önlenmesine, haksız işgalinden dolayı aylık 1.250,00 TL ecrimisilin ihtar tarihinden itibaren işleyen kademeli yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın dava dışı ... tarafından kiralandığını, ...'in 21.06.2006 tarihinden ölüm tarihine kadar taşınmazda otopark işi kapsamında vergi mükellefi olarak çalıştığını, davalının süreç içerisinde dava dışı ... ile adi ortak olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 2019/644 Esas, 2020/330 Karar sayılı kararı ile

"...davalı tarafça dosyaya ibraz edilen 'karşılıklı sözleşme' başlıklı belgede, müteveffa ... ile davalının ortaklık sözleşmesi yapmak üzere aralarında anlaştıkları, kararlaştırdıkları bedelin bir kısmının verilip, sonrasında noter huzurunda ortaklık sözleşmesi yapılacağının bu belgede belirtildiği... söz konusu belgenin ön sözleşme niteliğinde olduğu, duruşmada bilgi ve görgülerine başvurulan tanıkların karşılıklı sözleşmede yer alan ve bir kısım bedelin ödeme tarihi olan 18.09.2015 tarihinden önce davalı ile ...'in ortaklık yaptıklarını beyan ettiği, tanık beyanlarının bu yönüyle davalı savunmasını aştığı, davalının 6098 sayılı TBK'nun 356. maddesinden yararlanmayacağı, davalının taşınmaza yönelik müdahalesinin haksız olduğu..." gerekçesiyle "....davanın kabulü ile dava konusu 43 00... parsel sayılı taşınmaza yönelik davalının el atmasının önlenmesine...440,00 TL ecrimsil alacağının 14.03.2016 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine..." karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 11.10.2023 tarihli ve 2021/588 Esas, 2023/1581 Karar sayılı kararı ile "....TBK'nın 356. maddesine göre ölen kiracının ortakları veya bu ortakların aynı meslek ve sanatı yürüten mirasçıları ve ölen kiracı ile birlikte aynı konutta oturanların, sözleşmeye ve kanun hükümlerine uydukları sürece, taraf olarak kira sözleşmesini sürdürebilecekleri, dava dışı ... ile davalı arasındaki adi ortaklığa dair ön sözleşme yapıldığı, davalının 23.03.2016 tarihinden itibaren otoparkı işlettiğine dair vergi levhası ve yoklama fişinin bulunduğu, tanık beyanlarına göre davalının otoparkı ... ile birlikte uzun süreden beri adi ortaklık şeklinde işlettiği, ...'in hastalanması üzerine ortaklığı resmiyete dökmek üzere anlaşma yaptıkları, TBK'nın 356. maddesi gereğince davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin yerinde görülmediği...." gerekçesiyle "...İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına; yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın reddine..." karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin11.10.2023 tarihli kararının süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 15.09.2025 tarihli ve 2025/220 Esas, 2025/3634 Karar sayılı ilâmı ile; dosyadaki belgelere göre kira sözleşmesinin kurulduğu tarihte kiracı ... ile davalı arasındaki adi ortaklık ilişkisinin bulunmadığı, kira sözleşmesinin başlangıcından sonra kurulan adi ortaklık ilişkisi dâhilinde taşınmazın ortak tarafından kullanımına mülkiyet hakkı sahipleri tarafından rıza gösterildiğinin davalı tarafından ispatlanamadığı, öte yandan kiracı ...'in 08.02.2016 tarihinde öldüğü, hesap hareketleri dökümüne göre kira bedeli ödemesi açıklaması ile bankaya son ödemenin 16.04.2015 tarihinde yapıldığı, kira bedellerinin davalı tarafından ödenmediği hususları bir arada değerlendirildiğinde, davalının haksız işgalci olarak kabulü ile bu duruma uygun şekilde davacıların talepleri hakkında bir karar verilmesi gerektiği açıklanarak bozma kararı verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı ... ile davalı arasındaki adi ortaklığa dair ön sözleşme dosyaya sunulmuş ise de belgenin fotokopi olduğu, dosyadaki belgelere göre kira sözleşmesinin kurulduğu tarihte kiracı ... ile davalı arasındaki adi ortaklık ilişkisinin bulunmadığı, kira sözleşmesinin başlangıcından sonra kurulan adi ortaklık ilişkisi dâhilinde taşınmazın ortak tarafından kullanımına mülkiyet hakkı sahipleri tarafından rıza gösterildiğinin davalı tarafından ispatlanamadığı, dava konusu taşınmazın ...'e kiralanmasına yönelik sözleşmenin 01.10.2008 tarihinde yapıldığı, kiracı ...'in 08.02.2016 tarihinde öldüğü, hesap hareketleri dökümüne göre kira bedeli ödemesi açıklaması ile bankaya son ödemenin 16.04.2015 tarihinde yapıldığı, kira bedellerinin davalı tarafından ödenmediği hususları bir arada değerlendirildiğinde, davalının haksız işgalci olarak kabulü ile dava konusu 43 00... parsel sayılı otopark olarak kullanılan taşınmaza el atmasının önlenmesine, ecrimisil ihbarnamesinin tebliğ edildiği 14.03.2016 tarihi ile dava tarihi olan 25.03.2016 tarihi arasındaki dönem için tespit edilen 440,00 TL ecrimisil bedelinin 14.03.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; kiracı ...'in yasal mirasçılarının adi ortaklığı sürdürdükleri hususunun dikkate alınmadığını, davalının dava konusu yeri kiracı sıfatıyla değil adi ortak sıfatıyla kullandığını, adi ortaklığının kira sözleşmesinin kurulduğu tarihte olmasının gerekmediğini, sunulan ortaklık sözleşmesinin fotokopi değil aslı gibidir onayı ile sunulmuş olduğunu belirterek hatalı değerlendirme sonucu verilen kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "mülkiyet hakkının içeriği" başlıklı 683. maddesinde; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." şeklinde düzenleme mevcuttur. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Değer" başlıklı 16/1 hükmünde; "Değer ölçüsüne göre harca tâbi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." Müdahalenin men'i ve ecrimisil talepli davaların taşınmazın aynına ilişkin dava olduğu, bu tarz davalarda, 6100 sayılı Kanun’un 120. ve 492 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca, dava değerinin ve buna göre alınacak harcın el atılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil bedelinin toplamından (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) ibaret olduğu, Dairemizin yerleşik içtihatlarında da el atmanın önlenmesi davalarının tümü kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak nitelendirilmekte ve bu davalar yönünden 492 sayılı Kanun'un 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bununla birlikte müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekir. Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle yukarıda anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ancak sonuç olarak temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus, hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil, belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında, davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta, karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf ise evlilik, kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmekte, taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek, harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabilecektir.

Bu çerçevede; her iki tarafın da taşınmaz mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda, dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında, ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda yoksun kalınan kullanım bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir. Somut olayda; davacılar mülkiyet hakkına dayanarak dava konusu taşınmaza yapılan müdahalenin men'i ve ecrimisil talebinde bulunmuş, davalı taraf ise taşınmazın kira ilişkisine istinaden kullanıldığını savunmuştur. Yukarıda anılan hususlar göz önüne alındığında taşınmaz mülkiyetinin davacılara ait olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmamakta ve davalının bu yönde bir savunması mevcut değildir. Bu itibarla harcın davacının taşınmazdan yoksun kaldığı dönemde elde edebileceği kullanım bedeli üzerinden hesaplanması gerekirken, el atılan taşınmazın değeri üzerinden hesaplama yapılarak harç alınması doğru değildir. 3. Hükmün bu nedenle bozulması gerekmekte ise de; bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun’un 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesinin hüküm fıkrasında harca ilişkin kısmın düzeltilerek onanması gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile; Bölge Adliye Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinin tamamı hükümden çıkarılarak yerine "3. Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harcın peşin ve tamamlama yoluyla alınan alınan toplam 12.078,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 11.462,60 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve istek hâlinde davacı tarafa iadesine," ibarelerinin eklenmesi suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.03.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2026/1252, K. 2026/1638, T. 30.03.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2026-1252-e-2026-1638-k-be777402964a