Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/3346 E. 2026/1144 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3346
- Karar No
- 2026/1144
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/340 E., 2025/571 K. BİRLEŞEN 2014/119 ESAS SAYILI DOSYADA
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar, davacı-birleşen davada davalı vekilince duruşmasız, davalı-birleşen davada davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 31.03.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili Avukat ... ile asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili Avukat ...'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA 1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında düzenlenen 30.12.2010 tarihli sözleşme ile inşaat yapımı kapsamında kuvvetli akım ve zayıf akım iş tesisatına ilişkin projeler gereği her türlü malzemenin temini ve montajı işinin kararlaştırıldığını, ancak davalının edimlerini süresinde ve sözleşmeye uygun olarak yerine getirmediğini, işi yarım bıraktığını, ayıplı işlerin 3. kişilere yaptırıldığını, ihtarlara rağmen davalının 28.01.2013 tarihinde işi terk ettiğini, sözleşmenin 10/1. maddesi gereğince gecikme cezası alacağının oluştuğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 130.500,00 TL gecikme cezası alacağının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 21.05.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile 856.950,00 TL alacaktan birleşen davada talep konusu edilen 257.613,11 TL’nin takas yolu ile mahsubu ile bakiye 599.336,89 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında akdedilen 30.12.2010 tarihli sözleşme gereğince ödenmeyen bakiye iş bedelinin tahsili için icra takibi yapıldığını, davalının önce takibe itiraz ettiğini, daha sonra takip borcunun 242.630,68 TL kısmını ödediğini, takipten sonra yapılan bu ödeme nedeniyle davalının ayrıca 11.039,60 TL tahsil harcı ve 19.007,84 TL avukatlık vekalet ücreti de ödemesinin gerektiğini, buna göre 505.708,79 TL takip çıkış miktarından tahsil edilen 231.591,08 TL ödemenin mahsubu ile 274.117,71 TL üzerinden itirazın iptalinin gerektiğini ileri sürerek, takibe vaki itirazın iptali ile takibin devamına ve %20 oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP 1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin edimlerini eksiksiz yerine getirdiğini, taraflar arasındaki sözleşmede belirlenen teslim tarihinin aslında davacının stopaj yükünden kurtulması için belirtilen tarih olduğunu, gecikmenin davacının inşaatı zamanında müvekkilinin çalışmasına hazır hale getirememesinden kaynaklandığını, davacının sözleşme ile istediği edimlerde sürekli değişikliğe gittiğini ve müvekkilinden bir kısım ilave talepleri olduğunu, müvekkilinin edimini süresinde tamamladığını ve 07.11.2012 tarihinde binanın enerjilendirildiğini, davacının 3. kişilere yaptırdığını iddia ettiği işlerin zaten müvekkilinin taahhüdünde olan işlerden olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının hak ettiği iş bedeli ödendiğinden müvekkilince takibe itiraz edildiğini, daha sonra düzenlenen hakediş gereğince 242.630,68 TL'nin 05.04.2013 tarihinde icra dosyasına ödendiğini, davacı yanca işin müvekkiline teslim edilmediğini, bu nedenle alacağın muaccel olmadığını, davacının yaptığı işlerin karşılığının ise ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 29.01.2018 tarihli kararı ile; davanın kısmen kabulüne, 101.633,40 TL gecikme cezasının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne, icra takibine davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin 233.613,11 TL asıl alacak üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen davada koşullarının oluşmaması nedeniyle davacının icra inkâr, davalının da kötüniyet tazminatı taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 29.01.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 27.10.2020 tarihli kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 27.10.2020 tarihli kararının süresinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, asıl davada bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak bir kısım işlerin 3. kişiye yaptırılması nedeniyle 3. kişinin işin yapılacağı makul süre dışındaki gecikmeden davalıyı sorumlu tutmamak ve ödemelerdeki gecikmenin de işin teslimine etkisi ayrıca belirlenip, cezai şart oranının yazıyla belirlenen orana göre hesaplama yapılarak sonuca gidilmesi, birleşen davada ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 100. maddesi gereğince takipten sonra ödenen miktar ve tarih belirtilerek yapılan ödemenin icra dairesinde infaz aşamasında dikkate alınmasına şeklinde hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı-birleşen davada davalı tarafça takas definin süresinde ve usulüne uygun şekilde ileri sürülmediği, düzenlenen raporun hükme esas alınması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 599.336,89 TL gecikme cezasının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davanın kısmen kabulüne, icra takibine vaki itirazın kısmen iptali ile 233.613,12 TL asıl alacak üzerinden ödeme emrinde yazılı koşullarla takibin devamına, takipten sonra davalı tarafından 05.04.2013 tarihinde ödenen 242.630,68 TL'nin icra dairesinde infaz aşamasında dikkate alınmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, koşulları bulunmadığından davacının icra inkâr tazminatı isteminin ve davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir
VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1- Davacı-birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde; takas-mahsup definin mahkemece değerlendirilmediğini, müvekkilinin davalıya borcu bulunmadığını beyan etmektedir.
2- Davalı-birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde; mahkemenin icra takibi aşamasında yapılan ödemeyi takipten önce ödeme yapılmış gibi hesaba dahil ederek takibin 233.613,12 TL asıl alacak üzerinden devamı ile icra takibi aşamasında yapılan ödemenin de infaz aşamasında dikkate alınması yönünde hüküm kurarak aynı ödemenin iki kere hesaba dahil edilmesine neden olacak şekilde hüküm kurduğunu, mahsubuna karar verilen fatura bedeline konu işin zaten sözleşme kapsamında bulunmadığını, işin teslim tarihinin yanlış belirlendiğini, gecikmede davacının kusurlu olduğunu, işyerini teslim etmediğini, gecikme cezasının gecikilen kısım üzerinden hesaplanması gerektiğini, cezai şart bedelinin sözleşme bedeli üzerinde olduğunu, hakimin müdahalesinin gerektiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık ... sözleşmesinden kaynaklanmış olup, asıl davada alacak, birleşen davada bakiye iş bedeli alacağının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali ve takibin devamı istemine ilişkindir. Taraflar arasında düzenlenen 30.12.2010 tarihli sözleşme ile inşaat işi kapsamındaki elektrik işlerinin 725.000,00 TL+KDV anahtar teslim götürü bedelle yapımı kararlaştırılmıştır. Davacı-birleşen davada davalı yüklenici, davalı-birleşen davada davacı taşerondur.
1. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla davacı-birleşen davada davalı vekilinin tüm, davalı-birleşen davada davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Dairemizin 09.02.2022 tarih, 2021/1149 Esas ve 2022/643 Karar sayılı ilamında mahkemece yapılacak iş açıkça gösterilmiştir. Mahkemece bozma ilâmına uyulmuştur. Bozma ilâmına uyulduğuna göre 09.05.19 60... /9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bozmada belirtilen hususlar lehine olan taraf için usulü kazanılmış hak oluşturacağından mahkemece hükmüne uyulan bozma ilâmı uyarınca inceleme yapılması ve hüküm kurulması zorunlu hale gelmiştir.
2.1. Asıl dava bakımından; sözleşmenin 8. maddesine göre davalı taşeron yer teslimini takip eden 7 gün içinde işe başlayarak 30.12.2011 tarihinde tamamlamayı taahhüt etmiştir. Davacı yüklenici davalı taşerounun 28.01.2013 tarihinden sonra işi terk ettiğini ileri sürmekte, davalı taşeron ise edimini tamamladığını, 07.11.2012 tarihinde binanın enerjilendirildiğini savunmaktadır. Mahkemece davalının işin teslim tarihi bakımından savunmaları yönünde gerekli araştırma ve inceleme yapılmamış olup, işin gerçek teslim tarihinin belirlenmesi gerekmektedir.
2.2. Bozma ilâmında mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, nama ifâ yolu ile 3. kişiye yaptırılan işler bakımından 3. kişinin varsa gecikmesinden davalı sorumlu tutulacak şekilde hesaplama yapılmasının hatalı olduğu açıkça belirtilmiş olmasına ve mahkemece bozma ilamına uyulmasına rağmen bozma ilamı sonrasında düzenlenen bilirkişi raporlarında bu husus yeterince tartışılmamıştır. Bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 17.02.2025 tarihli ek raporda isabetli şekilde gecikme süresinden 26 gün düşülmüş ise de, davacının 3. kişilere yaptırmış olduğu diğer tüm işlerin yapımı için gereken makul süre hesap edilerek, makul süreyi aşan süreden davalının sorumlu tutulmaması gerekmektedir.
2.3. Sözleşmenin 8. maddesine göre davalı taşeron yer teslimini takip eden 7 gün içinde işe başlayarak 30.12.2011 tarihinde işi tamamlamayı taahhüt etmiştir. Yine sözleşmenin 10. maddesinde ise taşeron, iş programındaki terminler içerisinde mücbir sebep olmaksızın işleri bitirmediği takdirde, iş programındaki muayyen müddeti aşan her takvim günü için sözleşme bedelinin binde üçü oranında ceza ödemeyi taahhüt etmiştir. Türk Borçlar Hukuku kural olarak sözleşme serbestisi ilkesini benimsemiştir. Dava konusu sözleşme tarihinde yürürlükte bulunun Türk Borçlar Kanunu’nun 26. ve 27. maddeleri hükümlerine göre taraflar kanunun emredici hükümlerine, ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı olmamak şartıyla aralarında her konuda serbestçe sözleşme yapabilirler. Türk Ticaret Kanunu’nun 22. maddesine göre ise, tacir sıfatını haiz bir borçlu, Türk Borçlar Kanunun 121’inci maddesinin ikinci fıkrasıyla 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 525 inci maddesinde yazılı hallerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez. Buna göre Türk Ticaret Hukukunda cezai şart, miktarı yönünden sadece Borçlar Kanunu'ndaki “ahlâka aykırılık” kavramı ile sınırlanmış bulunmaktadır. TTK’nın 22. maddesi uyarınca tacirin, borçlu olduğu cezai şartın tenkisini istemesi mümkün değildir. Ancak, taraflarca sözleşme ile kararlaştırılan cezai şart miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvına neden olacak ve onun eskisi gibi ticarî faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise, ahlâk ve adaba aykırı olarak kabul edilerek, cezai şartın kısmen veya tamamen iptaline karar verilmesi mümkündür. Borçlunun, iktisadî ve ticarî faaliyet ve varlığının tehlikeye girmesine veya yıkılmasına sebebiyet verecek her cezai şart, ahlâk ve adaba aykırıdır. Bu durumda, her ne kadar tacirler TTK'nın 22. maddesi uyarınca ceza koşulunun indirilmesini isteyemez ise de, az yukarıda ifade edilen yeknesaklık kazanan uygulamalar gereğince hükmedilecek cezanın tacirin ekonomik olarak mahvına sebep olacak olması durumunda ahlâka aykırı kabul edilerek tenkis edilmesi gerekmektedir. Davaya konu olayda, hükmolunacak cezanın davalının mahvına sebep olup olmayacağının bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir.
3- Birleşen dava bakımından davacı taşeron vekili icra takibinde 500.243,80 TL asıl alacak, 7.054,81 TL faiz olmak üzere 507.298,61 TL’nin tahsili için icra takibine girişmiş, takip tarihinden sonra dava tarihinden önce 05.04.2013 tarihinde davalı tarafından 242.630,68 TL ödeme yapılmış, davacı taşeron vekili dava dilekçesinde takipten sonra yapılan ödeme nedeniyle davalının ayrıca 11.039,60 TL tahsil harcı ve 19.007,84 TL avukatlık vekalet ücreti de ödemesinin gerektiğini, buna göre 505.708,79 TL takip çıkış miktarından tahsil edilen 231.591,08 TL ödemenin mahsubu ile 274.117,71 TL üzerinden itirazın iptalinin gerektiğini ileri sürerek, bu bedel üzerinden itirazın iptalini ve takibin devamını istemiştir. Mahkemece takip tarihinden sonra ancak dava açılmadan önce yapılan kısmi ödemelerin Türk Borçlar Kanunu’nun 100. maddesi gözetilerek öncelikle ödeme tarihine kadar işlemiş faiz ve icra masraflarından kalanı da asıl alacaktan mahsup edilmek sureti ile davacının icra takip tarih itibari ile isteyebileceği alacak miktarını bulmak ve bu miktar bakımından itirazın iptaline karar vermekten ibaret olup, yazılı şekilde karar verilmesi de doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak sözleşme konusu işin davalı-birleşen davada davacı tarafından teslim edildiği tarihi belirlemek, davacı-birleşen davada davalı yüklenicinin 3. kişilere yaptırmış olduğu tüm işlerin yapımı için gereken makul süre hesap edilerek, makul süreyi aşan süreden davalı-birleşen davada davacı taşeronu sorumlu tutmadan gecikme süresini hesap etmek, bu şekilde gecikme süresi tespit edildikten sonra sözleşme bedelinin binde üçü oranında ceza bedeli hesap edilerek hükmolunacak cezanın davalı-birleşen davada davacının ekonomik olarak mahvına sebep olup olmadığını belirlemek, mahvına sebep olacak olması halinde makul oranda indirim yapmak suretiyle cezaya hükmederek oluşacak sonuç dairesinde karar vermek, birleşen dava bakımından ise takip tarihinden sonra ancak dava açılmadan önce yapılan kısmi ödemelerin Türk Borçlar Kanunu’nun 100. maddesi gözetilerek öncelikle ödeme tarihine kadar işlemiş faiz ve icra masraflarından kalanı da asıl alacaktan mahsup edilmek sureti ile birleşen davada davacı taşeronun icra takip tarihi itibari ile isteyebileceği alacak miktarını bulmak ve bu miktar bakımından itirazın iptaline karar vermekten ibarettir. Açıklanan nedenlerle kararın bozulması uygun bulunmuştur.
VII. KARAR Açıklanan sebeplerle;
1.Yukarıda (1) no.lu bentte açıklanan nedenlerle davacı-birleşen davada davalı vekilinin tüm, davalı-birleşen davada davacı vekilin diğer temyiz itirazlarının reddine,
2. (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı-birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacı-birleşen davada davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davalı-birleşen davada davacıya verilmesine, Peşin alınan harçların istek halinde taraflara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 31.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.