Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/12520 E. 2025/17102 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/12520
Karar No
2025/17102
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/377 E., 2024/438 K.

İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 02.04.2007 tarihinde davacının sevk ve idaresindeki motosiklet ile davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı otomobilin karıştığı çift taraflı trafik kazasında davacının yaralanarak malul kaldığını, davalı ... şirketi tarafından davacıya eldeki davadan önce %28 maluliyet oranına göre sürekli iş göremezlik tazminatı ödendiğini, davacının ... Tıp Fakültesi El Mikrocerrahi Ortopedi ve Travmatoloji Hastanesinde tedavi gördüğünü, ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından hazırlanan 07.05.2018 tarihli rapora göre davacının en az %42 oranında maluliyetinin bulunduğunu, davacının maluliyetinde artış olduğunu, davacının maluliyet artışı sebebiyle davalıya başvuru yaptıklarını, davalının ödeme yapmadığını, bunun üzerine davalı aleyhine Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde 2017.E.47037 sayılı tahkim başvurusunda bulunduklarını, bu başvuruda sundukları maluliyet raporunun kabul görmediğini, ... Üniversitesinden rapor alınmasına karar verildiğini, süresi içinde söz konusu raporu sunamadıklarını, bu nedenle Uyuşmazlık Hakem Heyetince başvurunun reddine karar verildiğini, karara itiraz ettiklerini, İtiraz Hakem Heyeti tarafından 2 aylık sürede esas hakkında değerlendirme yapılamadığından dosyadan el çekilmesine karar verildiğini, bu nedenle eldeki davayı açtıklarını, artan maluliyetin zamanaşımı süresini yeniden başlatacağını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesiyle talebini 53.994,00 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, ceza zamanaşımı süresinin de dolduğunu, davalının davacıya 11.03.2011 tarihinde 6.006,00 TL tazminat ödediğini, kaza tarihindeki teminat limitinin 60.000,00 TL olduğunu, davalının ancak bakiye teminat limiti olan 53.994,00 TL'den sorumlu tutulabileceğini, davacının zararının karşılandığını, kusur raporu alınması, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 11.03.2019 tarihli ve 2018/726 E., 2019/206 K. sayılı kararı ile kazanın 02.04.2007 tarihinde meydana geldiği, davanın 17.10.2018 tarihinde açıldığı, kazanın yaralamalı kaza olduğu, olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 89/1 maddesi ve TCK 66. maddesinin (e) bendi gereğince 8 yıl zamanaşımı süresi belirlendiği, dava tarihine kadar ceza zamanaşımı süresi olan 8 yıl ve Karayolları Trafik Kanunu 109. maddesinde belirlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin tamamlandığı, davacı tarafın maluliyetin sona ermediğini, gelişen durum bulunduğunu, bu nedenle zamanaşımı süresinin tamamlanmadığını savunduğu, Karayolları Trafik Kanununun 109. maddesinde "motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsüne öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre maddi tazminat talepleri içinde geçerlidir." şeklinde düzenleme bulunduğu, ceza zamanaşımı süresinin başlangıcı ve 10 yıllık sürenin başlangıcının zararın öğrenilmesine bağlı tutulmadığı, aksine ceza zamanaşımı süresinin TCK 66/6. fıkrada suçun işlendiği gün olarak belirlendiği, 10 yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcının Karayolları Trafik Kanunun 109. maddesinde açıkça kaza günü olarak tayin edildiği, 10 yıllık zamanaşımı süresinin gelişen maluliyete rağmen aşılamayacağı ve 8 yıllık ceza zamanaşımı süresinin başlangıcının suç tarihinden sonraya taşınamayacağı gözetilerek somut olayda zamanaşımının tamamlanmasından sonra dava açılmış olduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 11.03.2019 tarihli ve 2018/726 E., 2019/206 K. sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin 22.11.2019 tarihli ve 2019/1634 E., 2019/1978 K. sayılı kararı ile dava konusu olayda, kazanın 02.04.2007 tarihinde meydana geldiği, davacının yaralandığı, buna göre kaza tarihinde yürürlükte bulunan TCK'nın ilgili maddelerine göre ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu, dava tarihi olan 17.10.2018 tarihinde 8 yıllık ceza zamanaşımı süresinin dolduğu, davacı vekili tarafından 02.04.2007 tarihinde meydana gelen kaza sonucu davacının yaralanmasının yıllar içinde arttığını, gelişen durumun mevcut olduğunu iddia ederek 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra dava açılmış ise de 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinde belirtilen 10 yıllık zamanaşımı süresinin objektif ve mutlak nitelikte olup, olay tarihinden itibaren başladığından ve davanın açıldığı tarih itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan, ilk derece mahkemesince verilen kararın isabetli olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 22.11.2019 tarihli ve 2019/1634 E., 2019/1978 K. sayılı kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 16.09.2021 tarihli ve 2021/18756 E., 2021/4883 K. sayılı ilamıyla; "2918 sayılı KTK.nun 109/1.maddesi "motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmünü öngörmektedir. Aynı Kanunun 109/2. maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir. Davaya konu kaza 02/04/2007 tarihinde gerçekleşmiş, davacı vekilince 26/07/2017 tarihinde Hakem Heyetine başvuru yapılmıştır. Zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için, zarar gören tarafından failin yanında zararın da öğrenilmesi gerekir. Bedensel zararlarda, uğranılan zararın tespit edilebilmesi için, meydana gelen yaralanmanın niteliği de nazara alınarak, öncelikle zarar nedeniyle gerekli tedavi sürecinin bitmiş olması gerekir. Zira, tedavi devam ederken zarar gören kişinin sürekli ve geçici işgöremezlik durumu tam olarak tespit edilemez. Daha açık bir ifade ile, tedavi devam ederken kişinin yaralanma nedeniyle maluliyeti olup olmadığı ve varsa oranının ne olduğu tam olarak tespit edilemez. Ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde, sonradan değişme eğilimi gösteriyor, kısaca, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise, artık "gelişen durum" ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hallerde, zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olamayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır. Somut olayda; dosya içerisinde bulunan davacıya ait tıbbi belgelere göre yaralanma nedeniyle gelişen durum oluşup oluşmadığına (ameliyat,tedavi vs.) ilişkin dosya kapsamında belge bulunmamaktadır. Davacının kazadaki yaralanmalarında kaynaklanan gelişen maluliyeti bulunup bulunmadığı konusunda herhangi bir rapor alınmadan karar verilmiştir. Ayrıca; haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Maluliyete ilişkin alınacak raporlar 11/10/2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihi ile 01/06/2015 tarihleri arasında sonrada Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01/06/2015 tarihi ile 20/02/2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine, 20/02/2019 tarihinden sonrada Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Açıklanan vakıalar karşısında; kazadaki yaralanma nedeniyle davacının gördüğü tedavilere ilişkin detaylı açıklama davacı yandan alınıp, tüm tedavi evrakı dosyaya kazandırıldıktan ve Çanakkale Devlet Hastanesi’nden alınan 04/09/2009 tarihli raporda gözetilerek, ATK İhtisas Kurulu ya da Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlıkları'ndan, olay tarihinde yürürlükte olan Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü’ne uygun, davacının maluliyetinin trafik kazası sonucu meydana gelip gelmediği, davacının kazadaki yaralanması nedeniyle maluliyetinin bulunup bulunmadığı ile oranının ne olduğu; kazadaki yaralanmalarına bağlı olarak gelişen yeni durum olup olmadığı; gelişen yeni durum olduğunun saptanması halinde ise, bu yeni durumun ne zaman ortaya çıktığı, tedavi sürecinin ne zamana kadar devam ettiği ve hangi tarihte bittiği konularında, ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli, davalı vekilinin itirazlarını karşılar nitelikte bir rapor alınarak zararın (maluliyetin) ne zaman öğrenildiği ya da öğrenilmesi gerektiği değerlendirilip, zamanaşımı yönünden değerlendirme yapılması gerektiği..." gerekçesiyle kararın bozulmasına, bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamı uyarınca Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan 08.11.2023 tarihli raporda, davacının maluliyetinin %41 oranında olduğu, davacıda meydana gelen femur boyun kırığı arızasının iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayabileceğinin bilindiği, ancak kişide gelişen sağ kalça femur başı avasküler nekrozu komplikasyonu nedeniyle toplam iyileşme (iş göremezlik) süresinin olay tarihinden itibaren 40 aya kadar uzayabileceği, kişinin olay tarihinde, sağ femur boyun kırığı nedeniyle ortopedi tarafından ameliyat edildiği, sonrasında söz konusu kırıkla illiyetli olarak sağ kalça femur başı avasküler nekrozu komplikasyonu olması nedeniyle tedavisinin devam ettiği ve 12.01.2010 tarihinde artrodez ameliyatı geçirdiğinin anlaşıldığı, dava konusu kaza tarihinden itibaren 40 aya kadar tedavisinin devam ettiğinin kabulü gerektiği kanaatine varıldığı, davacının maluliyetinde gelişen durum olduğu, gelişen zarar sebebiyle maluliyet oranının yükselmesi halinde artan kısmın talep edilebileceği, bu sebeple somut olayda zamanaşımının söz konusu olmadığı, davalı ... şirketinin zamanaşımı itirazlarının reddi gerektiği, dosya kapsamında adli trafik bilirkişiden alınan 08.03.2024 tarihli kusur raporuna göre, davacı sürücünün kazanın meydana gelmesinde %75, davalıya sigortalı aracın sürücüsünün ise %25 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, davalı ... şirketinin davacıya 11.03.2011 tarihinde %28 maluliyet oranına göre 6.006,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ödediği, 02.06.2024 tarihli aktüer bilirkişi raporunda güncel verilere göre 861.255,65 TL sürekli iş göremezlik tazminatının hesaplandığı, kaza tarihi itibariyle sakatlanma teminatının 60.000,00 TL olduğu, sakatlanma teminat limitinden davalının davacıya daha önce ödediği 6.006,00 TL'nin ödeme mahsup edilmesi halinde 53.994,00 TL bakiye teminat limiti kalacağı, buna göre davacının davalıdan 53.994,00 TL tazminat talep edebileceği gerekçesiyle davacının davasının kabulüne, sürekli iş göremezlik yönünden 53.994,00 TL maddi tazminatın 11.03.2021 temerrüt tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı ... şirketinden tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; ceza zamanaşımı süresinin dolduğunu, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 08.11.2023 tarihli raporda Yargıtay bozma ilamında belirtilen hususların irdelenmediğini, davacının maluliyetinde artış olup olmadığı yönünden bir değerlendirilmenin yapılmadığını, davaya konu talep hakkında karar verilebilmesi için artan maluliyet hakkında yeterli incelemenin yapılması gerektiğini, anılan raporda davacının maluliyetinde artış olduğuna ilişkin herhangi bir tespitin yapılmadığını, davacının maluliyetinin arttığına dair yeni bir tedavi evrakı sunmadığını, davacının gelişen zararı söz konusu ise davacının dosyaya tedavisinin devam ettiğine ilişkin yeni tedavi belgelerinin sunulması gerektiğini, Adli Tıp Kurumunun söz konusu raporuna karşı itirazları dikkate alınmadan alınan hesap raporunun hükme esas alınamayacağını, artan maluliyetin mevcut olduğu görüşünde olunması halinde ise önceki maluliyet oranı ile artan maluliyet oranı arasındaki farkın esas alınarak tazminatın hesaplanması gerektiğini, tazminatın progresif rant yöntemine göre hesaplanmasının hatalı olduğunu, %1,8 teknik faize göre tazminatın hesaplanması gerektiğini, davacı motosiklet sürücüsünün kaza esnasında kask ve koruyucu kıyafet kullanıp kullanmadığının tespit edilmesi, bunları kullanmadığının tespiti halinde ise müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, kusur oranının hatalı tespit edildiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı ... şirketi tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanan davacı sürücünün artan maluliyet iddiasına dayalı sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir. 1.Dosyanın incelenmesinde; 02.04.2007 tarihinde davacının sevk ve idaresindeki motosiklet ile davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı otomobilin karıştığı çift taraflı trafik kazasında davacının yaralanarak malul kaldığı, davalı ... şirketinin davacıya 11.03.2011 tarihinde %28 maluliyet oranına göre 6.006,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ödediği, davacı vekilinin davacının maluliyetinde artış olduğu iddiasıyla davalıya 05.07.2017 tarihinde başvuru yaptığı, davalının ek ödeme yapmadığı, akabinde davacı vekilinin davacının maluliyetinde artış olduğu gerekçesiyle davalı aleyhine 26.07.2017 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde 2017.E.47037 sayılı tahkim başvurunda bulunduğu, Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 08.01.2018 tarihli ve K-2018/1102 sayılı kararı ile, davacının sunduğu maluliyet raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığı, bu nedenle ... Üniversitesinden rapor alınmasına karar verildiği, ancak davacı tarafça söz konusu hastaneye giderek muayene olmadığı, davacının maluliyetinin arttığı iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davacının tazminat isteminin reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından karara itiraz edildiği, İtiraz Hakem Heyetinin 19.04.2018 tarihli ve 2018/İHK-2859 sayılı kararı ile, taraflarca süre uzatımına açıkça muvafakat edilmediği gerekçesiyle Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına ve dosyadan el çekilmesine karar verildiği, bunun üzerine davacı vekilince 17.10.2018 tarihinde eldeki davanın açıldığı, davacı vekilinin eldeki davada davacının maluliyetinde artış olduğu gerekçesiyle davalıdan sürekli iş göremezlik tazminatı talep ettiği, davalı vekilinin süresinde sunduğu cevap dilekçesi ile zamanaşımı definde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesinin 11.03.2019 tarihli ve 2018/726 E., 2019/206 K. sayılı ilk kararı ile, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin 22.11.2019 tarihli ve 2019/1634 E., 2019/1978 K. sayılı kararı ile, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 16.09.2021 tarihli ve 2021/18756 E., 2021/4883 K. sayılı ilamıyla, davacının maluliyetinin trafik kazası sonucu meydana gelip gelmediği, davacının kazadaki yaralanması nedeniyle maluliyetinin bulunup bulunmadığı ile oranının ne olduğu; kazadaki yaralanmalarına bağlı olarak gelişen yeni durum olup olmadığı, gelişen yeni durum olduğunun saptanması halinde ise, bu yeni durumun ne zaman ortaya çıktığı, tedavi sürecinin ne zamana kadar devam ettiği ve hangi tarihte bittiği konularında, ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli bir rapor alınarak zararın (maluliyetin) ne zaman öğrenildiği ya da öğrenilmesi gerektiği değerlendirilip, zamanaşımı yönünden değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulduğu, bozma ilamı uyarınca Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan 08.11.2023 tarihli raporda, davacının maluliyetinin %41 oranında olduğu, davacıda meydana gelen femur boyun kırığı arızasının iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayabileceğinin bilindiği, ancak kişide gelişen sağ kalça femur başı avasküler nekrozu komplikasyonu nedeniyle toplam iyileşme (iş göremezlik) süresinin olay tarihinden itibaren 40 aya kadar uzayabileceği, kişinin olay tarihinde, sağ femur boyun kırığı nedeniyle ortopedi tarafından ameliyat edildiği, sonrasında söz konusu kırıkla illiyetli olarak sağ kalça femur başı avasküler nekrozu komplikasyonu olması nedeniyle tedavisinin devam ettiği ve 12.01.2010 tarihinde artrodez ameliyatı geçirdiğinin anlaşıldığı, dava konusu kaza tarihinden itibaren 40 aya kadar tedavisinin devam ettiğinin kabulü gerektiği kanaatine varıldığı, İlk Derece Mahkemesince söz konusu raporun hükme esas alındığı, davacının maluliyetinde gelişen durum olduğu, gelişen zarar sebebiyle maluliyet oranının yükselmesi halinde artan kısmın talep edilebileceği, bu sebeple somut olayda zamanaşımının söz konusu olmadığı, tazminatın usulünce hesaplandığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı lehine 53.994,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatına hükmedildiği, kararın davalı vekilince temyiz edildiği anlaşılmıştır. Dava trafik kazasında yaralanmadan kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davaya konu kaza 02.04.2007 tarihinde meydana gelmiş, davacı vekili tarafından davacının maluliyetinde artış olduğu gerekçesiyle sürekli iş göremezlik tazminatı talepli eldeki dava 17.10.2018 tarihinde açılmıştır. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun zamanaşımını düzenleyen 60 ıncı maddesinde; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve herhalde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde hüküm bulunmaktadır. 2918 sayılı KTK.'nun 109 uncu maddesinin 1 inci bendinde; "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.", 2 nci bendinde ise; "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir. Kaza; yaralamalı trafik kazası olup olay tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 66 ncı maddesinin (e) bendine göre ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu açıktır. Dava konusu olayda; kazanın 02.04.2007 tarihinde meydana gelmesine göre, dava tarihi olan 17.10.2018 tarihinde 8 yıllık ceza zamanaşımı süresi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109 uncu maddesinde belirlenen 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmuştur. Bununla birlikte davacı vekilinin, davacının kazadan kaynaklanan maluliyetinin arttığını, gelişen durumun mevcut olduğunu iddia ederek eldeki davayı açtığı, bozma ilamı uyarınca Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan 08.11.2023 tarihli raporda, davacının davaya konu yaralanması nedeniyle son olarak 12.01.2010 tarihinde ameliyat olduğu, davacının kaza tarihinden itibaren 40 aya kadar tedavisinin devam ettiğinin kabulü gerektiği kanaatine varıldığı, kaza tarihi olan 02.04.2007 tarihine 40 ay süre eklendiğinde 02.08.2010, her halükarda 12.01.2010 son ameliyat tarihine 40 ay süre eklendiğinde ise 12.05.2013 tarihinin tespit edildiği, davacının gelişen maluliyeti nedeniyle en geç 12.05.2013 tarihi itibariyle zararını öğrenmiş olacağı, bu tarihe 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109 uncu maddesinde belirlenen 2 yıllık zamanaşımı süresi eklendiğinde de 12.05.2015 tarihinde kısa zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu, tüm bu değerlendirmelerden sonra 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109 uncu maddesinde belirlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin mutlak nitelikte olup, 10 yıllık sürenin anılan Kanun maddesinde de açıkça belirtildiği üzere olay tarihinden itibaren başlayacağı, eldeki davanın açıldığı 17.10.2018 tarihi itibariyle ve davacı vekilinin Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde yaptığı 26.07.2017 tarihli başvurusu sırasında dahi her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmıştır. Şu durumda, eldeki davada dava tarihi itibariyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109 uncu maddesinde belirlenen mutlak nitelikteki 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmasına göre, mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2. Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir. VII. KARAR 1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın BOZULMASINA, 2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle bozma ilamının kapsam ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 22.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/12520, K. 2025/17102, T. 22.12.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2024-12520-e-2025-17102-k-9944d33e4ef8