Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/5368 E. 2026/2264 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5368
Karar No
2026/2264
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1651 E., 2025/1665 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 33. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/71 E., 2024/52 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle: kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; dava dışı alt yüklenici ... şirketinin alacaklı olduğu iddiasıyla Ankara Batı 7. İcra Müdürlüğü'nün 2014/13758 Esas sayılı icra dosyası üzerinden müvekkili aleyhine icra takibi başlattığını, müvekkilinin Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1689 Esas sayılı dosyasında menfi tespit davası açarak ihtiyati tedbir talep ettiğini, Mahkemenin 04.12.2014 tarihli ara kararı ile icra dosyasına yatan paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde tedbir kararı verildiğini, bu kararın icra dairesine bildirilmesi üzerine icra müdürünün 12.12.2014 tarihli karar tensip tutanağı ile dosya üzerinden alacaklıya para ödenmemesi kararı almasına rağmen, üçüncü kişi ... tarafından dosyaya gönderilen 586.818,61 TL'nin İcra Müdürlüğünün 22.02.2016 tarihli reddiyat işlemi ile alacaklı şirkete ödendiğini, icra müdürlüğünün işlemine karşı şikayet yoluna gittiklerini, Ankara Batı İcra Mahkemesinin 2016/183 esas sayılı dosyası üzerinden verilen karar ile "şikayetin kabulüne, reddiyat işleminin iptaline" karar verildiğini, dolayısıyla icra müdürlüğü işleminin hukuka aykırılığının mahkeme kararı ile sabit olduğunu, hukuka aykırı reddiyat işlemini yapan icra müdürlüğünce alacaklı vekiline muhtıra tebliğine karar verildiğini, "paranın sehven yatırıldığı ve alacaklı tarafça üç gün içinde iade edilmesi gerektiği, aksi halde haklarında cebri icraya başvurulacağı" hususunun ihtar edildiğini ancak dava dışı alacaklı tarafından para iadesinin yapılmadığını, muhtırada belirtilen sürenin bitiminde ilgili icra dairesinden cebri icra işlemi tatbik edilmesi taleplerinin reddine verildiğini, taraflarınca harici olarak yapılan araştırmada alacaklı şirketin haczi kabil hiçbir malvarlığının bulunmadığının, şirket merkezinin kapalı olduğunun, alacaklı oldukları meblağın tahsil kabiliyetinin bulunmadığının tespit edildiği, müvekkilinin alacaklıdan sözleşmeden tenzilat nedeniyle 412.053,74 TL, sözleşme harç ve vergileri nedeniyle 64.894,52 TL, kesilmeyen faturalardan tahakkuk eden vergi nedeniyle 103.296,99 TL ve gecikme cezası olarak 40.592,70 TL olmak üzere toplam 620.837,95 TL alacağı bulunduğunu, müvekkilinin bu alacak kalemlerini alacaklıdan tahsili için Ankara 23. İcra Müdürlüğünün 2018/2711 sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, takibin kesinleşmesine rağmen alacaklarını tahsil imkanının bulunmadığını, Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesindeki yargılamanın da halen devam etmekte olduğunu ileri sürerek, icra müdürünün hukuka aykırı işlemi nedeniyle maruz kaldıkları 586.818,61 TL'lik zararın, icra müdürlüğünün hukuka aykırı reddiyat işleminin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı İdareden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili; Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesince %15 teminat karşılığında verilen ihtiyati tedbir kararının, icra dosyasına da ayrıca alacağı karşılayacak şekilde teminat yatırtılmadan kanunun açık hükmüne ve Yargıtay uygulamalarının aksine verilmiş olduğunu, bu karar üzerine borçlunun mahkeme veznesine %15 tutarında teminat yatırmış olduğunu, icra dosyasına ise borcunun tamamını karşılayacak şekilde nakit veya banka teminat mektubu şeklinde herhangi bir ödeme yapılmadığı, bunun üzerine Ankara Batı 7. İcra Dairesinin alacağın tamamının icra dosyasına yatırılmadığı gerekçesiyle dosyaya giren parayı alacaklıya ödediğinin anlaşıldığını, ayrıca bu davanın açılabilmesinin koşullarından birinin alacaklının alacağını borçludan tahsil imkanının kalmadığını kanıtlaması gerektiğini, davacı tarafın buna ilişkin delil sunmamış olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; Ankara Batı 7. İcra Müdürlüğünün 2014/13758 Esas sayılı dosyası ile davacı aleyhine icra takibi başlatıldığı, davacının talebi üzerine Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesince 04.12.2014 tarihinde icra dosyasında ödemenin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verildiği, icra müdürlüğü tarafından 12.12.2014 tarihinde bu hususta tensip zaptı düzenlendiği, buna rağmen 22.02.2016 tarihinde 521.681,75 TL'nin dava dışı icra dosyası alacaklısına ödendiğini, davacının açmış olduğu menfi tespit davasının kabulü ile icra dosyasında borçlu olmadığının tespit edildiği, Ankara Batı İcra Mahkemesi tarafından 08.03.2016 tarihinde icra dosyası alacaklısına yapılan reddiyatın iptaline karar verilmiş ise de, alacaklı tarafından tutarın iade edilmediği, davacının bir kusurunun bulunmadığı, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 5.maddesi gereğince davalının oluşan zararı gidermekle yükümlü olduğu, denetime elverişli bilirkişi raporu ve dosya kapsamındaki belgelerden davacının isteyeceği tutarın 521.681,75 TL olduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile 521.681,75 TL'nin 22.02.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, bilirkişiden alınan raporun ayrıntılı, gerekçeli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; gerekçenin yeterli değerlendirme ve açıklamaları haiz olmadığını, Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesince %15 teminat karşılığında vermiş olduğu ihtiyati tedbir kararının icra dosyasına da ayrıca alacağı karşılayacak şekilde teminat yatırtılmadan kanunun açık hükmüne ve Yargıtay uygulamalarının aksine verilmiş olduğunu, bu karar üzerine borçlunun mahkeme veznesine %15 tutarında teminat yatırmış olduğunu, icra dosyasına ise borcunun tamamını karşılayacak şekilde nakit veya banka teminat mektubu şeklinde herhangi bir ödeme yapılmadığını, bunun üzerine Ankara Batı 7. İcra Dairesinin alacağın tamamının icra dosyasına yatırılmadığı gerekçesiyle dosyaya giren parayı alacaklıya ödediğinin anlaşıldığını, ayrıca bu davanın açılabilmesinin koşullarından birinin alacaklının alacağını borçludan tahsil imkanını kalmadığını kanıtlaması gerektiğini, davacı tarafın buna ilişkin delil sunmamış olduğunu, bilirkişi raporuna yaptıkları değerlendirme ve itirazlarının yeterli ve detaylı bir biçimde Mahkemece irdelenmediğini, davayı kabul anlamına gelmemekle beraber faizin 22.02.2016 tarihinden işletilmesi de yerinde olmadığını, dava tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini belirterek, kararı temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, İİK'nun 5. maddesi kapsamında icra dairesi memurlarının kusuru nedeniyle meydana geldiği iddia edilen zararın tazmini istemine ilişkindir. 1.İİK m.5 kapsamında icra dairesi memurlarının kusurları nedeniyle Devlet aleyhine dava açılabilmesi için kusurlu davranış sonucu bir zararın meydana gelmiş olması gerekir. Somut olayda; davacı hakkında başlatılan bir ilamsız icra takibi nedeniyle, davacı tarafından açılan menfi tespit davasında Mahkemece İİK m.72/3 uyarınca veznedeki paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde tedbir kararı verilmiş olmasına rağmen dosyaya giren paranın takip alacaklısına ödenmesi nedeniyle icra dairesi memurunun kusurlu olduğu sabit ise de, zararın meydana geldiğinin kabulü için davacının aldıkları bilgiye göre takip alacaklısının malının olmadığı beyanı yeterli değildir. İİK m.72/5 şu şekilde düzenlenmiştir: "Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz" . Kanun hükmüne göre, menfi tespit davasının borçlu lehine sonuçlanması ve kesinleşmesi üzerine icra dairesinin ayrıca bir hükme gerek kalmadan icrayı eski hale getirme görevi doğar. Bu halde icra dairesi alacaklıya ödenen parayı geri almak için alacaklının mallarına haciz koyar ve takip eden icrai işlemleri gerçekleştirir. Somut olayda ise; davaya konu icra takibi nedeniyle açılan menfi tespit davasının 30.05.2018 tarihinde kabulüne karar verilmiş, karar 27.04.2022 tarihinde kesinleşmiştir. Eldeki tazminat davası ise 22.02.2018 tarihinde açılmıştır. Bu tarihte menfi tespit davası derdest olup icra takibinin haksız olduğu diğer bir ifadeyle alacaklıya hatalı olarak ödenmiş paranın iadesinin gerekip gerekmediği belli değildir. Öyle ki menfi tespit davasının reddine karar verilmiş olsaydı davacının borçlu olduğu kesinleşecek ve alacaklıya yapılan ödemenin iadesi gerekmeyecekti. Diğer taraftan, sadece menfi tespit davasının kabul edilmiş olması da tazminat davası açılması için yeterli değildir. Davacı tarafça İİK'nın 72/5 maddesinde öngörülen yolun tüketilmesine rağmen paranın geri alınamaması, yani alacaklının aciz halinde olduğunun anlaşılması durumunda zararın doğduğundan ve İİK m.5 kapsamında tazminat talep etme hakkının doğduğundan bahsedilebilecektir. Şu halde, İlk Derece Mahkemesince davanın açıldığı tarihte zararın doğmadığı sabit olmasına rağmen, bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 2. Bozma sebebine göre davalı tarafın sair temyiz sebeplerinin incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. Maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, 3.Bozma sebebine göre, davalı tarafın sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/5368, K. 2026/2264, T. 16.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-5368-e-2026-2264-k-206208a97957