Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/5267 E. 2026/2921 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5267
Karar No
2026/2921
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/949 E., 2025/1643 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/394 E., 2024/17 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili ile davalılardan ... vekili ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve davacılar ile davalılardan ...'in adli yardım taleplerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Asıl davada davacılar vekili; müvekkillerinden ...'in eşi, diğerlerinin annesi olan ....nin, 19.07.2010 tarihinde elektrik akımına kapılarak yaralandığını ve 29.01.2011 tarihinde vefat ettiğini, olayın desteğin ikamet ettiği evin damında bulunduğu sırada evin yakınından geçen yüksek gerilim hattının oluşturduğu elektromanyetik alanına giren suyun elektriklenmesi nedeniyle akıma kapılması sonucu meydana geldiğini, gerekli güvenlik önlemlerini almayan davalıların sonuçtan ve zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, her bir müvekkili için şimdilik 1.500,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiş, 11.03.2015 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini ... yönünden 71.681,18 TL'ye, ... yönünden 740,59 TL'ye, ... yönünden 6.617,53 TL'ye, ... yönünden 12.454,57 TL'ye, ... yönünden 36.804,81 TL'ye ve ... yönünden 15.718,47 TL'ye yükseltmiştir. 2. Birleşen 2013/304 E. sayılı davada davacılar vekili; müvekkillerinin murisi ....nin 19.07.2010 tarihinde elektrik akımına kapılarak vefat ettiğini, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/350 E. sayılı dosyasında görülen maddi tazminat davasında davalıların kusurlu ve sorumlu olduklarının belirlendiğini ileri sürerek; her bir müvekkili için ayrı ayrı 80.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir. 3. Birleşen 2021/239 E. sayılı davada davacılar vekili; müvekkillerinin murisi ....nin 19.07.2010 tarihinde elektrik akımına kapılarak vefat ettiğini, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/350 E. sayılı dosyasında görülen maddi tazminat davasında davalıların kusurlu ve sorumlu olduklarının belirlendiğini, işbu davanın asıl davada talep edilmeyen maddi tazminatın tahsili ile belirsiz alacağın belirlenmesine yönelik açıldığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, her bir müvekkili için şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir. 4. Birleşen 2021/530 E. sayılı davada davacılar vekili; müvekkillerinin murisi ....nin 19.07.2010 tarihinde elektrik akımına kapılarak vefat ettiğini, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/350 E. sayılı dosyasında görülen maddi tazminat davasında davalıların kusurlu ve sorumlu olduklarının belirlendiğini, işbu davanın asıl davada talep edilmeyen bakiye maddi tazminatın tahsiline yönelik açıldığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik ... için 135.471,78 TL, ... için 63.376,91 TL ve ... için 17.002,81 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Asıl ve birleşen davalarda davalı ... vekili; davacıların olay tarihinde müvekkilinin kiracısı olduklarını, olayın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, davacıların taleplerinin zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir. 2. Asıl ve birleşen davalarda davalı ... ... vekili; olayın yaşandığı yapının enerji nakil hattının tesisinden sonra imar kurallarına ve elektrik hattına yakınlık mesafesine uyulmadan kaçak olarak inşa edildiğini, kazanın meydana gelmesinde kaçak yapı maliki ile kendi eylemiyle kazaya sebebiyet veren desteğin ve kaçak yapıyı denetlemeyen Belediyenin sorumlu olduğunu, müvekkiline kusur atfedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, olay ile davacıların murisinin ölümü arasında illiyet bağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. 3. Davalı ..., davalara cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 03.03.2022 tarihli kararıyla; davaya konu olayın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nunda tanımlanan taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturabilecek nitelikte olup, uygulanacak ceza zamanaşımı süresinin aynı Kanunun 66/1-d maddesi uyarınca 15 yıl olduğu, davacıların murisinin 29.01.2011 tarihinde hayatını kaybettiği, birleşen davaların ise 15 yıllık ceza zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı, bu nedenle davalıların zamanaşımı itirazlarının yerinde olmadığı, davacı ...'in gayri resmi nikahlı eşi ve diğer davacıların annesi olan desteğin 19.07.2010 tarihinde mülkiyeti davalı ...'e ait olan ve kiracı olarak bulunduğu evin damında yerleri yıkadığı sırada, evin yanından geçen orta gerilim hattından elektrik akımına kapılması sonucu yaralandığı ve akabinde tedavi gördüğü hastanede 29.01.2011 tarihinde vefat ettiği, olayla ilgili yürütülen ceza davasında alınan bilirkişi raporu ile işbu dosyada alınan 01.06.2012 tarihli bilirkişi raporu arasındaki çelişkiyi gideren 19.05.2021 tarihli bilirkişi raporunda; olayın meydana gelmesinde davalılardan ... Belediye Başkanlığının İmar Kanunu'nun 32. maddesine göre gerekli önlemi almaması nedeniyle %25 oranında, davalı ... ...'ın Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin 44, 46, 47... . maddelerindeki yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle %25 oranında, davalı ...'in 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 69. maddesi uyarınca %40 oranında, desteğin ise %10 oranında kusurlu olduklarının bildirildiği, davacıların desteğinin vefat etmiş olması nedeniyle destekten yoksun kaldıkları, davalılarının kusurları oranında zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, davacı ...'in desteğin imam nikahlı eşi olduğu, davalılar tarafından davacı ...'in resmi nikahlı eşinin bulunması nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı hak etmediği yönünde savunmada bulunulmuş ise de, olay öncesinde desteğin ile davacı ...'in birlikte yaşadıkları ve davacıya eş olarak destek olduğunun sabit olduğu, ancak resmi nikahlı eşin bulunması nedeniyle hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği, bu kapsamda hesap bilirkişisinin davacı ...'e iki pay yerine bir pay verilmesi suretiyle yapmış olduğu hesaplamanın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu, denetime ve hüküm kurmaya elverişli 25.10.2021 havale tarihli bilirkişi raporuna göre, destekten yoksun kalma tazminatı talebinin asıl dosyadaki ıslah beyanı ve bilirkişi raporu sonrası ortaya çıkan bakiye bedele yönelik açılan birleşen 2021/530 E. sayılı dava yönünden kabulünün gerektiği, birleşen 2021/239 E. sayılı davadaki destekten yoksun kalma tazminatı talebinin asıl ve de birleşen 2021/530 E. sayılı davada hüküm altına alındığı, bu nedenle bu dosya yönünden açılan davanın reddinin gerektiği gerekçesiyle; asıl davanın kısmen kabulüne, davacılardan ... yönünden 4.377,29 TL, ... yönünden 8.528,87 TL, ... yönünden 740,59 TL maddi tazminatın 19.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, birleşen 2021/530 E. sayılı davanın kabulüne, davacılardan ... yönünden 207.152,96 TL, ... yönünden 100.181,72 TL, ... yönünden 32.721,28 TL maddi tazminatın 19.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, birleşen 2013/304 E. sayılı davanın kısmen kabulüne, davacılardan ... yönünden 50.000,00 TL, ..., ..., ..., ... ve ... yönünden ayrı ayrı 40.000,00 TL manevi tazminatın 19.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, birleşen 2021/239 E. sayılı davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 14.04.2023 tarihli kararıyla; davalılardan ... Belediye Başkanlığının istinaf başvurusunun süresinde olmadığı, davacılardan ...'ın yargılama devam ederken 28.10.2020 tarihinde vefat ettiği, geriye babası davacı ..., ana ve baba bir kardeşleri olan diğer davacılar ..., ..., ... ve ... ile yargılamada taraf olmayan baba bir anne ayrı kardeşlerinin kaldığı, Mahkemece 17.06.2021 tarihli celsede davacı vekiline ...'ın veraset ilamını ve mirasçılarından aldığı vekâletnameyi sunması yönünde karar verildiği, ancak 16.09.2021 tarihli celsede, yargılama sırasında vefat eden davacılardan ...'ın mirasçılarının dosyanın diğer davacıları olduğu belirtilerek veraset ilamının ve mirasçıların vekaletinin dosyaya sunulmasına dair ara karardan dönüldüğü, bu şekilde mirasçıların tamamının davaya dahil edilmeksizin yargılamaya devam edildiği, taraf teşkilinin kamu düzenine ilişkin olduğu ve yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiği, Mahkemece davacılardan ...'ın mirasçılık belgesinin getirtilmesi, mirasçılarına usulüne uygun tebligat yapılması, mirası reddetmeyen mirasçıların mecburi dava arkadaşı olarak davaya katılımının sağlanması, mirasçılar davayı birlikte takip etmekten kaçınırlarsa terekeye temsilci tayin ettirmek suretiyle taraf teşkilinin sağlanması ve hasıl olacak sonuca göre esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken, taraf teşkili sağlanmaksızın karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun süreden reddine, davacılar vekili ile davalılar ... ve ... vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; aynı gerekçeyle, asıl davanın kısmen kabulüne, davacılardan ... yönünden 4.377,29 TL, ... yönünden 8.528,87 TL, ... yönünden 740,59 TL maddi tazminatın (... Noterliğinin 30.10.2023 tarihli ve ... yevmiye nolu mirasçılık belgesindeki payları oranında mirasçılarına) 19.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, birleşen 2021/530 E. sayılı davanın kabulüne, davacılardan ... yönünden 207.152,96 TL, ... yönünden 100.181,72 TL, ... yönünden 32.721,28 TL maddi tazminatın, 19.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, birleşen 2013/304 E. sayılı davanın kısmen kabulüne, davacılardan ... yönünden 50.000,00 TL, davacılar ..., ..., ..., ... ve ... yönünden (... Noterliğinin 30/10/20 23... yevmiye nolu mirasçılık belgesindeki payları oranında mirasçılarına) ayrı ayrı 40.000,00 TL manevi tazminatın 19.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, birleşen 2021/239 E. sayılı davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılardan ... vekili ve ... vekiliistinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu olayın gerçekleştiği enerji nakil hattının mevzuta uygun yapıldığı, ancak daha sonra bina sahibi tarafından kaçak olarak kat çıkıldığı, davalılardan ...'ın, Belediye ve kaçak yapı sahibine bildirim ve uyarılarda bulunduğuna dair bir belge bulunmadığı gibi gerektiğinde tehlike ortadan kalkana kadar elektriğin kesilmesi gibi uygulamalar yaptığına dair bilgi ve belge bulunmadığı, davalı şirketin enerji nakil hattının olayın meydana geldiği yapıya olan uzaklığının ilgili Yönetmelikte belirtilen mesafelere uygun olarak tesisini sağlayamadığı, gerekli denetim ve koruma önlemlerini almadığı, davacıların desteğine atfedilen kusurun zarar ile eylem arasındaki illiyet bağını kesecek nitelikte olmadığı, dolayısıyla ...'ın meydana gelen zarardan sorumluluğunun ortadan kalkmadığı, hükme esas alınan kusur raporunda taraflara atfedilen kusur oranlarının somut olayın özelliklerine göre makul ve yerinde bulunduğu, aynı şekilde mevzuata aykırı olarak yapılan binanın can ve mal emniyeti açısından tehlike arz ettiği, emniyet mesafelerini ihlal eden bu tecavüzü nedeniyle davalı yapı maliki ...'in kusurlu olduğuna yönelik değerlendirmenin usul ve yasaya uygun olduğu, ancak davalı Belediyeye yöneltilen davanın hizmet kusuruna dayandığı ve tam yargı davası niteliğinde olduğu, davanın idari yargıda görülmesi gerektiği, davalı ... hakkındaki davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle; davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın asıl davanın kısmen kabulüne, davacı ... yönünden 71.681,18 TL, ... yönünden 36.806,81 TL, ... yönünden 15.718,47 TL, ... yönünden 4.377,29 TL, ... yönünden 8.528,87 TL ve ... yönünden 740,59 TL maddi tazminatın (... Noterliğinin 30.10.2023 tarihli ve ... yevmiye nolu mirasçılık belgesindeki payları oranında mirasçılarına) 19.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacılar ... ve ... yönünden fazlaya ilişkin taleplerin reddine, birleşen 2021/530 E. sayılı davanın kısmen kabulüne, davacı ... yönünden 135.471,78 TL, ... yönünden 63.376,91 TL, ... yönünden 17.002,81 TL maddi tazminatın 19.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsiline, birleşen 2013/304 E. sayılı davanın kısmen kabulüne, davacı ... yönünden 50.000,00 TL, diğer davacılar ..., ..., ..., ... ve ... yönünden ayrı ayrı 40.000,00 TL manevi tazminatın (... Noterliğinin 30.10.2023 tarihli ve ... yevmiye nolu mirasçılık belgesindeki payları oranında mirasçılarına) 19.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, davalı ... yönünden açılan asıl ve birleşen davaların dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili ile davalılardan ... vekili ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacılar vekili; davalı ... Belediyesi yönünden davanın usulden reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kusur oranlarının yanlış değerlendirildiğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin hatalı hesaplandığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.

2. Davalı ... vekili; olayın meydana gelmesinde müvekkiline kusur yüklenemeyeceğini, gerek tanıkların ilk beyanları, gerek krokili polis raporu, gerekse de ... raporu birlikte değerlendirildiğinde, kazanın desteğin kendi kusurlu davranışı ile yüksek gerilim hattının bakım, onarım ve güvenliğinden sorumlu ...’ın ve çevre düzenlemesi ile altyapı hizmetlerinden sorumlu ... Belediye Başkanlığının ihmallerinden kaynaklandığını, buna rağmen hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik, çelişkili ve teknik yönden yetersiz incelemeler barındırdığını, müvekkiline ev sahibi sıfatıyla kusursuz sorumluluk yüklenemeyeceğini, Mahkemece sadece yapı malikinin sorumluluğuna ilişkin hükümlere atıf yapılarak, müvekkilinin hangi gerekçelerle sonuçtan sorumlu olduğuna dair somut bir değerlendirme yapılmadığını, ayrıca sonradan açılan davalarda ileri sürdükleri zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmediğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. 3. Davalı ... ... vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, olayın kaçak yapıda meydana gelmesi nedeniyle husumetin kaçak yapı maliki, Belediye ve desteğe yöneltilmesi gerektiğini, müvekkiline atfedilecek bir kusur bulunmadığını, 6098 sayılı Kanunun 69. maddesindeki sorumluluk şartlarının oluşmadığını, olayın müvekkil şirketin kusurundan değil, kaçak yapı malikinin güvenlik mesafelerini ihlal eden inşaatından ve müteveffanın kendi eylemlerinden kaynaklandığını, bu durumun illiyet bağını kestiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki kusur dağılımının ve hesap raporundaki hesaplamaların hatalı ve fahiş olduğunu, özellikle desteğin gayri resmi eşi için yapılan tazminat hesabının davacının başka resmi eşi bulunması nedeniyle hukuka aykırı olduğunu, hükmedilen manevi tazminat miktarının sebepsiz zenginleşmeye yol açacak boyutta ve hakkaniyete aykırı olduğunu, kazazedenin ağır kusurunun tazminattan indirim sebebi olması gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, elektrik çarpması nedeniyle meydana gelen ölüm olayı nedeniyle açılan destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1. Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye, hükme esas alınan bilirkişi raporu ile tarafların kusur oranlarının denetime elverişli ve somut olaya uygun şekilde belirlenmesine, davacıların desteğinin ölümünün enerji nakil hattından kaynaklanması nedeniyle olay ile zarar arasında illiyet bağının bulunmasına, duyulan acı ve elem nedeniyle hükmedilen manevi tazminatların hakkaniyete uygun olmasına ve hüküm altına alınan miktara göre belirlenen yargılama gideri ve vekalet ücretlerinde bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşılmasına göre; davacılar vekilinin tüm, davalılar ... ve ... vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2. Destekten yoksun kalma tazminatı, 6098 sayılı Kanunun 53/3 maddesinde düzenlenmiş olup; "Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar" şeklinde hükme bağlanmıştır. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de destek olmasa bile onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. 6098 sayılı Kanunun 53. maddesinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde, destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür. Bununla birlikte, destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında dosyanın değerlendirilmesinde; her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, olay öncesinde desteğin ile davacı ...'in birlikte yaşadıkları, davacıya eş olarak destek olduğunun sabit olduğu gerekçesiyle davacı ... yönünden maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiş ise de; dosya arasına alınan nüfus kayıt örneklerinin incelenmesinde, davacılardan ...'in olay tarihinde dava dışı ... ile resmi nikahlı evli olduğu, olay öncesinde nikahlı ve nikahsız eşle birlikte yaşadıkları gibi olaydan sonra da resmi nikahlı eşle yaşamaya devam ettiği, destek zararından bahsedebilmesi için destekten yoksun kalan kimsenin devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunması gerektiği, halihazırda evli olan davacı ...'in gayriresmi nikahlı eşi olan desteğin vefatı nedeniyle yaşamının devamını sağlamak için gerekli bakım ihtiyacından yoksun kalmadığı gözetilerek, davacı ...'in maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile ölen desteğin diğer destekçileri (çocukları) aleyhine sonuç doğuracak şekilde davacı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacılar vekilinin tüm, davalılar ... ve ... vekillerinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca davalılar ... ve ... yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalı şirkete iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.05.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Karşı Oy

Destekten yoksun kalma tazminatı, ölen bir kişinin yaşarken destek verdiği kişilerin aldığı desteğin ölüm sebebiyle ortadan kalkması neticesinde destek alanların uğradıkları zarardır. Destekten yoksun kalma tazminatı, ölenin destek verdiği kişilerin hayatlarının ölüm nedeniyle kötüleşmemesi için kabul edilmiş bir maddi tazminat davası türüdür. Ölenden yaşarken destek alan herkes, destekten yoksun kalma nedeniyle tazminat davası açabilir. Destekten yoksunluk tazminatının amacı, desteğini yitiren kişinin, ölüm öncesi içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik yaşama düzeyinin devamını sağlayacak yardımın karşılığı olan paranın, bir başka deyişle bakım giderinin ödetilmesidir. Mülge 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 45/2. maddesi gereğince destek tazminatı ölenin yakınları lehine takdir olunur. Destekten yoksun kalma tazminatı hükmolunabilmesinin asgari şartı; destekten yoksun kalmadır. Desteğin ölümü yüzünden kendisine bakılan kimsenin bu bakımdan kısmen veya tamamen yoksun kalması lâzımdır. Bu yoksun kalma maddî bir zararı ifade eder. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55. maddesi “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez." hükmüne yer verilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) genel hükümler kısmının birinci bölümünün ikinci ayrımı "Haksız fiilden doğan borç ilişkileri” başlığını taşımakta olup haksız fiili düzenleyen kurallar bütünü ise “sorumluluk hukuku" olarak nitelendirilmektedir. Sorumluluk hukukunun en önemli amacı, kişinin mal varlığında iradesi dışında meydana gelmiş eksilmeyi ayni veya nakdi olarak gidermektir. Sorumluluk hukuku zarar görenin uğramış olduğu zararı gidermeyi amaçladığından “tazminat hukuku” olarak da adlandırılmaktadır. Öğretideki baskın görüşe göre sorumluluk hukukunda asıl olan zararı ortaya çıkaran eylemin doğrudan muhatabı olan kişilerin uğradıkları zararın tazminidir. Bu zararın tazminini talep etmek hakkı ise doğrudan eylemin muhatabı olan kişilere tanınmıştır. Eylemin muhatabı dışında üçüncü bir kişinin tazminat talebinde bulunma hakkı kural olarak yoktur. Bununla birlikte bazen haksız fiil doğrudan zarar göreni etkilememekte, başkalarının da zarar görmesine sebebiyet verebilmektedir. Özellikle zarar verici eylem sonucu bir kimsenin ölmesi hâlinde bazı kimseler ölenin desteğinden, bakımından ve yardımlarından yoksun kalmakta, bu nedenle zarara uğramakta ve meydana gelen zararın tazmini ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada eylemin muhatabı olmayan üçüncü kişinin tazminat talep edemeyeceği kuralına mülga 818 sayılı Borçlar Kanunuʼnun (BK) 45/2. maddesi ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53/3. maddesi ile bir istisna getirilmiş ve ölüm nedeniyle zarara uğrayan üçüncü kişilere uğradıkları zararın tazmini imkânı tanınmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53. maddesinin üçüncü fıkrasında da ise “destekten yoksun kalma” ibaresi kullanılmış ve ölüm hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalınması bir zarar olarak tanımlanmıştır. İlgili madde; Anılan madde aynen; "Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır: 1. Cenaze giderleri. 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. Görüldüğü gibi destek zararları sayılırken "özellikle şunlardır" demekle madde metninde sayılan zararlar ile sınırlandırılmamıştır. Madde de çok dar kapsamlı sayılan zararların ne tanımı ne de şartları yer almıştır. Desteğin ölümünden önce kurulmuş olan veya destek yaşasaydı, kurulması muhtemel olan bir bakım ilişkisinin tespit edilmesi, ardından bu bakım ilişkisinin destek yaşasaydı gelecekte göstereceği değişim neticesinde, destekten yoksun kalanın uğradığı zarar miktarının ve ödenecek tazminat miktarının tespit edilmesi tahminlere ve varsayımlara dayalıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun 53. (818 sayılı Kanun'un 45/2) maddesinin öngörmüş olduğu hâl, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan isteyebilirler. Buna "destekten yoksun kalma tazminatı" denir. Ölenin desteğinden faydalananların ölüm nedeniyle uğradıkları zararı sorumlulardan tazmin etmelerini sağlayan hukuki kurum ise destekten yoksun kalma tazminatıdır. Destekten yoksun kalma tazminatı, bir şahıs öldüğünde, ölenin sağlığında destek olduğu veya ileride destek olacağı kimseleri korumayı, desteklerinin ölümünden önceki sosyal ve ekonomik durumlarına uygun hayat sürdürebilmeleri için, ölüm sebebiyle mahrum kaldıkları yardımı, ölüme sebebiyet verenden tazmin edebilmelerini amaçlayan bir tazminat türüdür. Destekten yoksun kalma tazminatı bu mahrumiyetin karşılığı olan parasal değeri ifade eder. Bu tazminat ile güdülen amaç destek yaşamış olsaydı, yardım ettiği kimseye yapabileceği yardım tutarını sağlamaktır. Destekten yoksun kalanların meydana gelen zararlarını tazmin hakkı ölenden intikal eden bir hak olmayıp doğrudan doğruya desteğini yitiren kişinin kendisinde doğan, asli ve bağımsız nitelikte bir haktır. Ölenle ya da mal varlığı ile bir bağıntısı bulunmadığı için bağımsız bir talep hakkı yaratır. Bu nedenledir ki ölen kimse ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmemektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı talebi miras yoluyla kazanılan, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olmadığından desteğin veya mirasçılarının da herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Eğer tazminat talep eden ile destek olduğu iddia edilen arasında bir destek ilişkisi bulunmuyor ise tazminata hak kazanmak da mümkün olmayacaktır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de kanunun nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır. Yardımda bulunan kimsenin ölüm olayı olmasaydı gelecekte de bu yardımları yapacağına güven duyulabiliyorsa arada destek ilişkisi ortaya çıkmış kabul edilmelidir. Destek ilişkisinin varlığının temelinde destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hâli yardımların belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine yönelik bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır. Diğer taraftan bir kimse ancak ölümden önce bakmakta olduğu ve/veya sağ kalsaydı kuvvetli bir ihtimalle ileride bakacağı kişilerin desteğidir. Bakma kavramının içeriği hususunda Kanunda herhangi bir biçim öngörülmemiştir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Bu nedenle desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için bir şart değildir. Hizmet ifasının destek olarak kabul edilmesinin nedeni hizmeti gören kimsenin bu hizmetten faydalanan kimseyi söz konusu hizmeti bir başkasına gördürmesi durumunda yapacağı belli bir masraftan kurtarmasıdır. Destek sayılan kişinin bu hizmeti görmemesi durumunda bundan faydalanan kimse bu hizmetin ifası için bir başkasına ihtiyaç duyacak ve bu hizmet için bu kimseye belirli bir miktar ödeme yapmak durumunda kalacaktır. İsviçre Federal Mahkemesine göre destek, yalnız başkasına yaşama için gerekli ihtiyaçları sağlayan ya da bunların tedariki için para veren kimse değildir. Yemekleri hazırlamak, elbiselere ve eve bakmak vs. suretiyle çalışmasının doğrudan doğruya başkalarına tahsis eden kimse de destektir. Çünkü bu faaliyette bundan yararlananın bakımını sağlar. Bundan ötürü, yalnız ev işlerini gören bir kadın da kocasının desteği sayılabilir (BGE 53... /126, 57... ). Yardımdan yararlanan kimsenin tazminata hak kazanabilmesi için, desteğin ölümünden dolayı yoksulluğa düşmesi gerekli değildir; durumuna uygun yaşama tarzından, para ile belirlenebilen bir zarara uğraması yeterlidir. Destekten faydalananın, destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanabilmesi için aynı zamanda bakım ihtiyacının da bulunması gerekir. Bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Diğer bir ifadeyle, destekten faydalananın yaşamakta olduğu ve hâline uygun bulunan hayat tarzında bozucu bir etkiye uğraması bakım ihtiyacı bulunduğunun kabulünü gerektirmektedir. Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için bir zararın meydana gelmesi şarttır. Desteğin ölümü nedeniyle destekten faydalananlar, desteğin bakımından, yardımından, hizmetinden ve onun gözetiminden yoksun kalıyorlar ise bu durumda zararın ortaya çıktığının kabulü gerekecektir. Yukarıda açıklanan tüm hususlar dikkate alındığında müteveffa ile davacı ...’in birlikte aynı evde 17 yıldır yaşadıkları, müteveffanın davacı ile ortak 5 çocuğunun bulunduğu, gayriresmi eş olarak destek olduğunun sabit olduğu, mahkemece hakkaniyet indirimi de yapıldığı gözetildiğinde Bölge Adliye Mahkemesi kararının Onanması gerektiğinden çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/5267, K. 2026/2921, T. 11.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-5267-e-2026-2921-k-88646a6b6b24