Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/4876 E. 2026/2360 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4876
- Karar No
- 2026/2360
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI: 2019/422 E., 2025/251 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiş, davalı ... Hastanesi A.Ş. vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.03.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı asil ... ve davacılar vekili Avukat ... ile davalı ... Hastahanesi A.Ş. vekili Avukat ... ve diğer davalı ... vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili, müvekkili ...’in hamileliği boyunca davalı doktorun hastası olduğunu, 18.03.2006 tarihinde sabah davalının muayenehanesinde kontrol gerçekleştikten sonra sancılarının başlaması üzerine doğumun gerçekleşeceği davalı hastaneye gittiklerini, saat 14.30 itibariyle doğuma alındığını, aradan geçen uzun süreye, NST’de çocuğun kalp atışlarının sorun göstermeye başlamasına, bu durum kendisine bildirilmesine rağmen hastaneye gelmeyen doktorun saat 20.00 sularında akrabasının doğum gününden dönerek hastaneye gelebildiğini, hastaneye geldikten sonra dahi doğumun hemen gerçekleştirilmediğini, yaşanan bu durum nedeniyle bebekleri ...’in uzun süre soluk alamadığını, bu yönde de müdahalenin geciktiğini, gereken sürede yine müdahale edilmediğini, oksijen tedavisi ile canlandırılan ... bebek ... hastanesine sevk edilmiş ise de, davalıların dikkatsiz, tedbirsiz ve ihmalkâr davranışı sebebi ile doğuma bağlı gelişen böbrek hasarının oluştuğunu ve bu konuda davalı doktor hakkında ceza kovuşturması yürütülüp davalının kusurlu bulunarak ceza aldığını, ceza dosyasında alınan Adli Tıp Kurumu raporundan müvekkili ...’in gelecekte daha da ilerleyebilecek şekilde kalıcı böbrek parankim arızası meydana gelmiş olduğunun ve bu sebeple meslekte kazanma gücünü %10,3 oranında kaybettiğinin sabit olduğunu, ...’in davalı doktorun, davalı hastane nezdinde gerçekleştirdiği haksız ve kusurlu eylemler sebebi ile ilerleyen dönemde ağırlaşma ihtimali olan ağır ve kalıcı bir bedensel zarara uğramasının yanı sıra, doğumundan itibaren hiçbir çocuğun maruz kalmaması gereken uzun ve sancılı tedavi süreçleri yaşadığını, doğum esnasında geçirdiği beyin kanaması sebebi ile bir yıl epilepsi tedavisi gördüğünü, konuşma bozukluğu çektiği için yıllarca konuşma terapisine götürüldüğünü ve son olarak, dava tarihi itibariyle 6 yaşında olmasına rağmen, gelişimini tamamlayamadığı için yaşıtları hatta küçükleri ile birlikte ilkokula başlayamadığını, tüm bu süreç nedeniyle müvekkillerinin maddi ve manevi olarak zarara uğradığını ileri sürerek; ... için 150.000,00 TL, davacı ... için 75.000,00 TL, davacı İlkil için 75.000,00 TL olmak üzere 300.000,00 TL manevi tazminat ile belirsiz alacak olarak 5.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihi 18.03.2006 tarihinden işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 11.09.2023 tarihli değer artırım dilekçesinde talebini 15.082.142,31 TL'ye, 08.04.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile de 30.138.079,40 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... Hastanesi A.Ş. vekili; müvekkili hastane ile diğer davalı doktor arasında işçi- işveren ilişkisi bulunmadığını, davalı doktorun davacı tarafın özel doktoru olup, yalnızca dışarıdan özel bir hekim olarak müvekkili hastaneyi kısa bir süreliğine kullandığını, bu nedenle müvekkiline husumet düşmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. 2.Davalı doktor vekili; gerekli dikkat ve özenin gösterildiğini, kendisinin serbest çalışan bir doktor olduğunu, doğumun olduğu gün davacının ağrılarının başlaması üzerine hastaneye yatması önerisinde bulunduğunu, buradaki durumunu da yakinen takip ettiğini, 3-4 saatlik takibin ardından doğumu gerçekleştirildiğini, acil sezaryen gerektiren bir durumun saptanmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 17.12.2013 tarihli kararıyla, davanın vekâlet sözleşmesi hükümlerine dayalı olduğu, davacı tarafın esasen zararın varlığını doğum anında tespit edemezse bile, doktor hakkındaki şikayet tarihi olan 11.04.2006 itibariyle bu durumu bildiği hatta zararın kapsamını davacı ...'in ... Hastanesinden çıkış tarihi olan 11.05.2006 tarihinde öğrendiği, zira ... Hastanesi raporunda kesin tanının tespit edildiği, kesin tanının konulduğu 11.05.2006 tarihinden dava tarihi olan 09.10.2012 tarihine kadar bu dava için öngörülen beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 13.11.2014 tarihli ilamıyla; davalılardan doktor hakkında Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2009/91 E sayılı dosyasında bu olay nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği, Borçlar Kanunu'nun 72.maddesi uyarınca tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımını öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa bu zamanaşımının uygulanacağı, Türk Ceza Kanunu'nun 89/1. maddesindeki zamanaşımı süresi dolmadan açılan davanın süresinde olduğu, Mahkemece, işin esası incelenerek sonuca uygun bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. 2. Mahkemenin 15.07.2015 tarihli kararıyla; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. 3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.03.2019 tarihli ilamıyla; taraflar arasında vekalet hükümlerine tabi sözleşme ilişkisi bulunmakla birlikte, davalı doktorun eylemi aynı zamanda suç teşkil eder mahiyette de olduğundan, sözleşme sorumluluğu ve haksız fiil sorumluluğunun somut olayda yarıştığı ve dava tarihi itibariyle BK 60/2 maddesi hükmü gereğince zamanaşımının gerçekleşmemiş olduğu, yerel mahkemece davalıların zamanaşımı defî yerinde görülmeyerek işin esası hakkında karar verilmesi gerektiği belirtilerek direnme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. 4. Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ... Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 14.04.2022 tarihli raporuna göre; dava konusu olan doğum olayında doğum eylemi sürecinde kaydedilen hiposik bulgularına rağmen bebeğin daha erken doğurtulmadığı, davalı doktorun yaptığı tıbbi uygulamaların eksik olduğunun tespit edildiği ve ayrıca davalı doktor hakkında taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasına karar verildiği ve verilen bu cezanın kesinleştiği, davacı küçük yönünden Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2009/91 Esas sayılı dosyasında alınan raporda %10,3 oranında maluliyet durumunun olduğunun belirlendiği, ... Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 14.04.2021 tarihli raporunda ise maluliyet durumunun %100 olarak ve yine ömür boyu davacı küçüğün bakıcı ihtiyacının olduğunun tespit edildiği, bu çelişkinin giderilmesi amacı ile alınan İstanbul Adli Tıp Kurumunun 19.09.2024 tarihli raporunda ise davacı küçüğün %91 oranında meslekte kazanma gücü kaybının bulunduğunun ve bakıcı ihtiyacının söz konusu olmadığının tespit edildiği, ancak davacı küçüğün duruşmada dinlenmesine karar verildiği, kendisine çeşitli sorular sorulduğu, bu sorulardan hiç birisine normal zekadaki 17 yaşında bir çocuğun verebileceği cevapları veremediği ve kendisinin dinlenmesinde ömür boyu bakıcı ihtiyacının söz konusu olduğunun anlaşıldığı ve Ankara Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 14.04.2021 tarihli raporunda da davacı küçüğün ömür boyu bakıcı ihtiyacının olduğunun tespit edildiği nazara alınarak davacı küçüğün %91 meslekte kazanma gücü kaybı ve ömür boyu bakıcı ihtiyacı olmasına göre rapor tanzimi için dosyanın aktüerya bilirkişisine tevdi edildiği, alınan bilirkişi raporuna itibar edildiği, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, Türk parasının alım gücü, manevi tazminatın bir ceza olmamakla birlikte taraflarda tatmin duygusu yaratması, tazminat miktarının zenginleşme aracı sayılamayacağı hususları da dikkate alınarak manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar vermek gerektiği, her ne kadar, davalı hastane kendilerinin sorumlu olmadığını iddia etse de; hasta doğrudan hekime gider veya hekim evine gider ise aracısız ve doğrudan bir ilişki kurulacağı, bunun bir tür "sözleşmesel ilişki" olduğu, eğer hekim hastasını bir hastanede yatırmayı veya ameliyat etmeyi gerekli görüyorsa ve hastanın yatacağı hastane hekim tarafından seçilirse ilişkinin yine ikisi arasında olacağı, ancak hekim hastanede yardımcı kişiyi kullanacak ise onların da hekim ile birlikte sözleşmenin bir parçası olacağı ayrıca hekim ile hastane arasındaki sözleşmenin güven ortamında tedavi gören ve ameliyat olan hastanın, hastanenin personelinden veya hastaneye ait araç ve gereçlerden zarar görürse tedaviyi yapan hekim ile birlikte hastane tüzel kişiliğinin de sorumlu olacağı, bu nedenlerle davalı hastanenin de sorumluluğunun bulunduğu, davacı küçüğün gelişim çağında olması nedeniyle tam değerlendirilemeyen nörolojik tablonun küçüğün yaşındaki ilerlemeyle birlikte sekel halinde netleşerek son halini aldığı tarihin İstanbul Adli Tıp İkinci Üst Kurulunun 19.09.20 24... sayılı raporu ile kesinleştiği ve davacıların zararı öğrenme tarihinin bu tarih olduğu ve zamanaşımının zararı öğrenme tarihinden itibaren başlayacağı gerekçesiyle, 12.844.248,50 TL kazanç kaybı tazminatı, 17.293.830,90 TL bakıcı gideri tazminatı, ... için 100.000,00 TL manevi tazminat, davacı anne baba içinde 75.000,00'er TL manevi tazminatın 18.03.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; karar karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. IV. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili; müvekkili ... için hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı doktor vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, ikinci ıslah talebinin kanuna aykırı olduğunu, hesaplamaya dayanak alınan raporda, "başka birisinin sürekli veya geçici hakımına muhtaç durumda olmadığı" belirlenmiş olmasına karşın, bakım gideri hesaplamasının yapıldığını, raporda, davacı ...'in 18 yaşını ikmal edeceği 18.03.2024 tarihinden itibaren gelir elde edebileceği kabul edilerek sürekli iş göremezlik zararı hesaplaması yapıldığı söylenmesine rağmen, 2024 yılı itibariyle doğacağı belirtilen zarara haksız fiil tarihi olarak 18.03.2006 tarihinden itibaren yasal faiz işletildiğini, tazminat hesabında bakiye ömür tablosu olarak (PMF 1931) tablosunun esas alınması gerektiğini, bakıcı gideri başlığı altında hesap yapılmasının hatalı olduğunu, Adli Tıp İkinci Üst Kurulunun 19.09.2024 tarihli raporunu düzenleyen heyette kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile çocuk hastalıkları uzmanının bulunmadığını, müvekkilinin somut olayda herhangi bir hukuki sorumluluğunun bulunmadığını, hükme esas alınan raporda, bugünün şartları ile 20 yıl önce yaşanan bir olayın değerlendirildiğini ve giderek artan hızla gelişen bilim ve teknoloji sayesinde hali hazırda doğum takibi için kullanılan cihazların çok geliştiğini, 20 yıl önce gerçekleşen olayın bugünün koşulları ve teknolojisi ışığında değerlendirilmesinin sonucu etkilediğini, ... Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü tarafından tanzim edilen faturalar üzerinden davacılar tarafından yapılan yazım ve daha da önemlisi hesaplama hataları yapıldığını, 80 sayfalık tek faturanın 80 ayrı faturaymış gibi toplamaya dahil edildiğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. 3.Davalı Hastane vekili; davalı doktorun müvekkili hastane çalışanı olmadığı gibi, davacı annenin gebelik sürecinde hiçbir muayene ve kontrolünün de müvekkili hastanede yapılmadığını, davacı ...’in gebelik sürecinde tüm takip ve kontrollerinin davalı doktorun muayenehanesinde gerçekleştiğini, hukuki ilişki ve sözleşme ilişkisinin hasta ve hekim arasında olduğunu, sözleşme ilişkisi hasta ile hekim arasında kurulduğundan ve müvekkili hastaneye yardımcı personel hatası ve araç gereç eksikliğinden dolayı bir kusur atfedilmediğinden sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olamdığını, müvekkil hastane ile davacı hasta arasında bölünmüş hasta kabul sözleşmesi bulunduğunu, davalı doktorun dış doktor olduğunu, 2021 -2022 yıllarında yaşanan olağanüstü ekonomik şartlar hep böyle sürüp gidecekmiş gibi bir hesaplama yapıldığından fahiş rakamlara ulaşıldığı, hesaplamaya baz alınan asgari ücretin önceki yıllara göre%100 artış gösterdiğini, ikinci kez ıslah yasağının bulunduğundan davacı tarafın yasaya aykırı ıslah talebini kabul etmediklerini, zamanaşımı sebebiyle hem ıslah edilen miktarın hem de tüm taleplerin reddi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktor ve özel hastanenin vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranıldığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. 1.Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve uyulan bozma ilamı doğrultusunda kararın verilmiş olmasına ve bozmaya uymakla kesinleşen ve karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak durumu oluşturan kısımlar hakkında Mahkemece yeniden inceleme yapılmasına imkan bulunmadığının anlaşılmasına, hükme esas alınan raporlarda davalı doktorun bebeğin geç doğurtulması nedeniyle kusurlu olduğunun tespit edilmesine, davanın belirsiz alacak davası olarak açılması nedeniyle ıslahla artırılan kısmın zamanaşımına uğramamasına, aktüerya raporunun denetime elverişli olmasına, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının dosya kapsamına uygun olmasına göre; davacılar vekilin tüm, davalı doktor ve davalı hastane vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1) (TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en ... yol seçilmek gerekir. Yapılacak işlem ve/veya müdahale sonrasında bir komplikasyon gelişme ihtimali varsa hastanın bu konuda da bilgilendirilmesi ve bu konuda hastaya tercih hakkının sağlanması gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. Somut olayın incelenmesinde; davacı ...'in hamileliği boyunca davalı doktorun muayenehanesine gittiği ve muayenelerinin davalı doktor tarafından gerçekleştirildiği, doğumun geçekleştiği gün davacı ...'in davalı doktorun yönlendirmesi ile davalı hastaneye başvurduğu ve yatışının yapıldığı, davalı doktorun hastaneye gelmesi akabinde doğumun gerçekleştirildiği dosya kapsamıyla sabittir. Bu durumda davalı hastane ile davacı ... arasında hizmet ilişkisi bulunmadığı, bu nedenle adam çalıştıran sıfatı ile davalı hastanenin sorumluluğuna gidilemeyeceği anlaşılmakta ise de, ... Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 14.04.2022 tarihli raporunda; "18.03.2006 tarihli dava konusu doğum olayı ile ilgili olarak; 38... günlük gebenin normal doğum eylemine bırakılmasının uygun olduğu, doğum eylemi sırasında fetal kardiotokografi sonuçlarına göre hipoksi ile ilişkilendirilen variabilite kaybı ve geç deselerasyonlar gibi değişikliklerin 17:30'dan itibaren belirgin olarak görüldüğü, saat 22:20'ye kadar da ağırlaşarak devam ettiği, ancak buna rağmen acil sezaryen ile doğumun tercih edilmediği, doğumun fetal kardiotokografi belgelerine göre 22:20'den sonra yapıldığının anlaşıldığı, doğum sonrası yapılan değerlendirmesinde de Bebek ...'ın doğduğunda solumadığı, APGAR skorlarının 1.dk 2, 5.dk 6 olduğu, kan gazlarında pH: 7.07, O2:90 mmHg, CO; : 16.9 mmHg, HCOz: 8.2 mEg/L, Be: -25.6 mmol/L, Lac: 231 U/L, KŞ:27 mg/dl bulunduğu dikkate alındığında; dava konusu olan doğum olayında doğum eylemi sürecinde kaydedilen hiposik bulgularına rağmen bebeğin daha erken doğurtulmadığı, dolayısıyla Dr. ...'ın yaptığı tıbbi uygulamaların eksik olduğu" belirtilmiştir. Doğum olayı sırasında davalı doktorun hastanede bulunmadığı ve hastaneye geç geldiği, doğumda yaşanan gecikme nedeniyle davacı ...'in zarar gördüğü anlaşılmakla beraber alınan raporlarda hastane yönünden kusur değerlendirmesinin yapılmadığı görülmüştür. O halde somut olay nedeniyle doğumun geç yaptırılması ve davalı doktorun hastanede bulunmadığı da gözetilerek adam çalıştıran sıfatı bulunmayan davalı hastanenin gerçekleşen doğum olayı ve ortaya çıkan sonuç nedeniyle tıbbi altyapıyı sağlama, sterilazasyonu temin etme, ameliyat öncesi ve sonrası bakım hizmetlerini yürütme gibi organizasyon ve bakım yükümlülüğü nedeniyle kusurunun bulunup bulunmadığına ilişkin üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, konusunda uzman, akademik kariyere sahip bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli bir rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde davalı hastanenin de sorumlu olduğu kabul edilmek suretiyle hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, kararın bozulmasına karar verilmiştir. 3. 6100 sayılı HMK'nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir. HMK’nın 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır. Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir. Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez. Mahkemece; davacı ...'in Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2009/91 E. sayılı dosyasında alınan raporda %10,3 oranında maluliyet durumunun olduğunun belirlendiği, ... Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 11.06.2021 tarihli raporunda maluliyet durumunun %100 olduğu, devamlı surette başka birinin bakımına muhtaç olduğunun tespit edildiği, Mahkemece bu çelişkinin giderilmesi amacı ile alınan İstanbul Adli Tıp Kurumunun 19.09.2024 tarihli raporunda ise davacı küçüğün %91 oranında meslekte kazanma gücü kaybının bulunduğunun ve başka birisinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığının tespit edildiği Mahkemece davacı küçüğün duruşmada dinlenmesine karar verilip davacı ...'in dinlenmesinde huzurdaki müşahedeye göre ömür boyu bakıcı ihtiyacının söz konusu olduğu kabul edilerek bu doğrultuda %91 oranında meslekte kazanma gücü kaybı gözetilerek alınan aktüerya raporuna göre karar verilmiştir. Ancak dava konusu maluliyet ve bakım durumunun, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren bir konu olduğu gözetilerek bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi giderecek şekilde değerlendirme içeren rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirir.
V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin tüm, davalı doktor ve davalı hatane vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, Temyiz olunan Mahkeme kararının 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı hastane, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA, 40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz eden davacılara yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harçlarının temyiz eden davalılara iadesine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.