Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/5532 E. 2026/2349 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5532
- Karar No
- 2026/2349
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1413 E., 2025/1791 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2025/39 E., 2025/199 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalı Kurumun 17.03.2016 tarihli yazısı ile müvekkili şirket hastanesinin 01.01.2009-03.10.2012 tarihleri arasında fatura ettiği yeni doğan yoğun bakım işlemlerinin incelenmesi sonucunda, davacı şirket hastanesinin yeni doğan bakım yatak kuvöz sayılarının 01.01.2009-15.07.2010 arasında 9 adet, 16.07.2010-03.10.2012 döneminde 14 adet, 04.10.2012 tarihinden itibaren ise 30 adet olmasına rağmen 01.01.2009-03.10.2012 döneminde resmi yeni doğan bakım yatak sayısının ortalama 0,5-1 katı oranındaki fazla dava dışı hastayı davalı Kuruma fatura ettiği, 2007 yılı sözleşmesinin (4.7.), (5.8.), 2009 yılı sözleşmesinin (4.6.), (5.8.) ve 2012 yılı sözleşmesinin (10.1.), (10.2.) maddeleri uyarınca 6.010.060,76 TL'nin ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte müvekkili şirketin alacaklarından tahsil edileceğinin bildirildiğini belirterek, davalı Kurum işleminin iptali ile müvekkilinin davalı Kuruma borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkili Kurum işleminin mevzuata uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 26.03.2019 tarihli kararıyla; alınan kök ve ek bilirkişi raporları doğrultusunda, davalı Kurum müfettişi tarafından yenidoğan yatak sayısı ve yatan hasta sayısı üzerinden değerlendirme yapıldığı, bu değerlendirmeye göre davacı şirket hastanesinin hasta yatışının %77 oranında aynı hastanede doğan bebeklerden oluşmasının normal bir oran olduğu, 01.01.2009-03.10.2012 döneminde hastanede toplam 8.902 doğum gerçekleştiği, bu doğumlardan 1082 bebeğin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatırılmış olduğu, davacı şirket hastanesinde gerçekleşen tüm doğumlardan %12,15'inde doğan bebeklerin yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, genel verilerle değerlendirildiğinde her 100 doğumdan %10'unun yoğun bakım yatışı gerektirdiği, 3. düzey yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan ve riskli gebe takibi yapılan ünitelerde bu oranların çok daha yüksek bulunabildiği, bu nedenlerle davacı şirket hastanesindeki yatış oranlarının istatistiklere göre normal düzeyde olduğunun tespit edildiği, davalı Kurumun bir zararının bulunmadığı, davacının zarar kastının da bulunmadığı gerekçesiyle; davanın kabulü ile davalı Kurumun 17.03.2016 tarihli ve 12.04.2016 tarihli yazıları ile davacı şirket alacağından tahsil edileceği belirtilen 6.010.060,76 TL tutarındaki işlemlerin iptaline, davacının bu işlem nedeniyle davalı Kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı Kurum vekilince istinaf isteminde bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 12.12.2019 tarihli kararıyla; somut olayda 26.03.2019 tarihli son duruşmada taraf vekillerinin bilirkişi raporu ile ilgili beyanları zapta yazıldıktan sonra, tahkikatın sona ermesine ilişkin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 184. ve sözlü yargılamaya ilişkin 186. maddesindeki düzenlemelere uyulmadan karar verildiği ve davanın yazılı yargılama usulüne tabi olduğu, hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğundan, adil yargılama hakkı ve hukuki dinlenilme hakkına aykırı olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 2. İlk Derece mahkemesinin 12.11.2020 tarihli kararıyla aynı gerekçeyle; davanın kabulü ile davalı Kurumun 17.03.2016 tarihli 12.04.2016 tarihli yazısı ile davacı şirket alacaklarından tahsil edileceği belirtilen 6.010.060,76 TL tutarındaki işlemin iptaline, davacının bu işlem nedeniyle davalı Kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı Kurum vekilince istinaf isteminde bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 06.12.2021 tarihli kararıyla; ek rapora esas alınan ve davacı beyanlarına istinaden alınan verilerin davalı Kurum işlemine esas alınan verilerle çeliştiği, ihtilafa konu dönemde davacıya ait hastanede doğan hasta yatışı miktarının fazla yatan hasta sayısı olan (1.470) hastadan (1.133) hasta olduğu, bu miktarda resmi yatak sayısınca yatan (541) hastanın bulunmadığı, ancak ek raporda hastanede doğan hastaların 1.082'sinin yatış yaptığının esas alındığı, davalı vekilinin müvekkili Kurum kayıtlarının celbi yönündeki talebinin de Mahkemece karşılanmadığının anlaşıldığı, davalı Kurum işlem tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 21.10.2006 tarihli ve 26326 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan değişiklik ile Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 66/b maddesinde; "Özel hastaneler faaliyet izin belgelerinde belirtilen yatak sayılarında bakanlıktan izin almaksızın değişiklik yapamazlar ve faaliyet izin belgelerinde yazılı yatak sayısından fazla hasta yatıramazlar." düzenlemesinin yer aldığı, bilirkişi heyetince bu düzenleme ile sözleşme hükümlerinin somut olayda tatbiki gerekip gerekmediğinin tartışılmadığı, davalı Kurumun bu yöndeki itirazları hakkında Mahkemece değerlendirme yapılmadığı, bu hali ile hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğu, Mahkemece davalı Kurum kayıtlarından davacı şirkete ait hastanede 01.01.2009-03.10.2012 arası toplam doğum sayısı ile bu dönemde yenidoğan yoğun bakım servisinde yatış yapılan hasta sayısının çıkartılarak gönderilmesinin istenilmesi, sonrasında alanında uzman bilirkişi heyetinden davalı Kurum işlemine esas alınan olgular, taraf iddia ve savunmaları, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ve uyuşmazlıkta gözetilmesi gereken mevzuat hükümlerine (Özel Hastaneler Yönetmeliği, Başbakanlık Genelgesi vb.) göre davalı Kurum mahsup işlemindeki miktarın yersiz ödeme niteliğinde olup olmadığına dair taraf ve yargı denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 3. İlk Derece Mahkemesinin 07.03.2024 tarihli kararıyla; alınan bilirkişi heyet raporunda, hastane yoğun bakım için acil durumda %10 kapasite ile fazladan kullanım onayı verilebileceğine dair düzenleme olduğu halde, takip edebileceği hasta sayısını Yönetmelikle kullanması gereken yoğun bakım şartlarının çok üzerinde olarak kullanmış görüldüğü, bu hastaların sevkli geldiği düşünüldüğünde davacı hastanenin acil kapasitesinin dahil zaten dolu olduğu bildirilerek başka uygun merkezlere sevk edilmesinin konuşularak bilgi verilmesi gerekirken, davacı hastanenin ise yoğun bakımını Yönetmeliklerin dışında etkili bir şekilde kullandığı sonucuna varıldığının bildirildiği, davacının Sağlık Bakanlığı Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 66/b maddesine aykırı olarak farklı bir uygulama ile yoğun bakım standartları için gerekli olduğu belirtilen şartların ve koşulların üzerinde hastayı yoğun bakım hastası olarak davalı Kuruma fatura etmesinin, hem sözleşmelere hem de Yönetmeliğe uygun olmadığı, davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekilince istinaf isteminde bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 17.01.2025 tarihli kararıyla; alınan bilirkişi raporları ve dava konusu işleme esas davalı Kurum müfettiş raporunda, davaya konu edilen yeni doğan yoğun bakım işlemlerine ilişkin hizmetin verilmediği yönünde bir tespit ve savunmanın bulunmadığı, davalı Kurum müfettiş raporunda beyanına başvurulan dava dışı hasta yakınlarının davacı şirketten hizmet aldıklarını kabul ettikleri, davalı Kurum müfettiş raporunun 16. sayfasında da açıkça belirtildiği üzere davaya konusu yeni doğan yoğun bakım işlemlerinin acil hal kapsamına girdiğinin kabul edildiği, davalı Kurumun aksi yönde bir iddia ve savunması bulunmadığı, kaldırma kararından sonra dosyaya sunulan davalı Kurum kayıtlarına göre bir kısım hastaların da başka sağlık kurumlarından sevk ile geldiği, davalı Kurumca kesinti yapılan tedavi hizmetlerinin yoğun bakım hizmeti verilen acil vakalar olduğu, bir kısım dava dışı hastaların dava dışı diğer sağlık kurumlarından sevk ile davacı hastaneye getirilmiş olmaları nedeniyle 2008/13 sayılı Başbakanlık Acil Sağlık Hizmetlerinin Sunumuna ilişkin Genelge uyarınca davacı hastanece yoğun bakım hizmeti ihtiyacı olan dava dışı hastalara bu hizmetin verilmesinin zorunlu olduğu, somut olayda olay tarihinde yürürlükte olan Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 66/b maddesindeki yasağın 2008/13 sayılı Başbakanlık Acil Sağlık Hizmetlerinin Sunumuna İlişkin Genelgesinde belirtilen acil sağlık hizmetlerini de kapsayıp kapmadığı üzerinde durulmadan ve davacının dosyaya sunduğu uzman görüşü gerekçede değerlendirilmeden, davalının adil yargılanma hakkı ihlal edilecek şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 4. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mevzuat hükümlerine göre yeni doğan yoğun bakım işlemlerinin acil hal kapsamına girdiği, dosyaya sunulan davalı Kurum kayıtlarına göre davacı şirket hastanesine bir kısım dava dışı hastaların da başka sağlık kurumlarından sevk ile gelmiş olmaları nedeniyle, 2008/13 sayılı Başbakanlık Acil Sağlık Hizmetlerinin Sunumuna ilişkin Genelgesi uyarınca davacı şirket hastanesince yoğun bakım hizmeti ihtiyacı olan hastalara bu hizmetin verilmesinin zorunlu olduğu, davalı Kurumca kesinti yapılan tedavi hizmetlerinin yoğun bakım hizmeti verilen acil vakalar olduğu, dosyaya davacı tarafça sunulan 22.09.2022 tarihli uzman görüşünde de verilen hizmetin niteliği ve ildeki mevcut sağlık altyapısı dikkate alındığında olağan ve gerekli olduğunun izah edildiği, olay tarihinde yürürlükte olan Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 66/b maddesindeki yasağın 2008/13 sayılı Başbakanlık Acil Sağlık Hizmetlerinin Sunumuna İlişkin Genelgesinde belirtilen acil sağlık hizmetlerini de kapsamadığı, dava konusu kesinti işlemlerinin hukuka ve taraflar arasındaki sözleşme ve SUT hükümlerine aykırı olarak tesis edildiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalı Kurum tarafından 17.03.2016 tarihli ve 12.04.2016 tarihli yersiz ödeme mahsup bildirimi konulu yazıları ile tahsil edileceği bildirilen toplam 6.010.060,76 TL tutarındaki kesinti işleminin iptaline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 2008/13 sayılı Başbakanlık Acil Sağlık Hizmetlerinin Sunumuna İlişkin Genelge hükümleri uyarınca davacı şirket hastanesince yoğun bakım hizmeti ihtiyacı olan hastalara bu hizmetin verilmesinin zorunlu olduğu, olay tarihinde yürürlükte olan Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 66/b maddesindeki yasağın aynı Yönetmeliğin “Acil Hizmetler” başlıklı 39.maddesindeki yasal düzenleme ve 2008/13 sayılı Başbakanlık Acil Sağlık Hizmetlerinin Sunumuna İlişkin Genelgede belirtilen acil sağlık hizmetlerini kapsamadığı, acil hallerin bu maddenin istisnasını oluşturduğu, aksi düşüncenin Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 39. maddesine, 2008/13 sayılı Başbakanlık Acil Sağlık Hizmetlerinin Sunumuna İlişkin Genelgesine ve Anayasanın 17. maddesindeki yaşama hakkına, 56. maddesindeki Devletin, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama görevine aykırılık oluşturacağı, Mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca müvekkili Kurum işleminin mevzuata uygun olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin 17.01.2025 tarihli kaldırma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesince yeni bir inceleme yapılmaksızın karar verildiğini, müvekkili Kurumun Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı Müfettişliği tarafından 2014 Yılı Yıllık Çalışma Plan ve Programı kapsamında 01.01.2012-31.12.2012 döneminde müvelkkili Kuruma fatura ettiği tüm tanı ve tedavi işlemlerinin incelenmesi sırasında 01.01.2012-03.10.2012 döneminde resmi yatak sayısının yaklaşık %55 oranı kadar fazla hastanın Kuruma fatura edildiği, bu oranın "acil hal" kapsamında değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla da makul olmadığı, "acil hal" oranının ancak %10 olabileceği, bu bakımdan davacı hastane tarafından "acil hal" kavramının 2009 yılından 03.10.2012 tarihine kadar sürekli olarak suistimal edildiği, fazla hasta faturalarının müvekkili Kurum zararına sebebiyet verdiği ve fatura sayısı ile fatura tutarı kriterleri esas alındığında davacı hastanenin bu eyleminin 2012 yılı Sözleşmesinin 14. maddesine göre kasıtlı olarak işlendiği anlaşıldığı ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Gerekçe ve Değerlendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki sağlık hizmeti satın alma sözleşmesi uyarınca davalı Kurum tarafından davacı sağlık hizmeti sunucusunun hak edişlerinden yapılan kesinti işleminin iptali istemine ilişkindir. 1. 6100 sayılı Kanunun 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hâkimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hâkimlik mesleğinin gereği olarak hâkimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir. Kanunun 281. maddesinde de tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; Mahkemenin bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır. Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup hüküm kurmaya dayanak yapılabilir. Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim raporu serbestçe takdir eder. Hâkim raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi, gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasında çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez. İlk Derece Mahkemesince alınan 05.07.2018 tarihli bilirkişi kök raporunda; davalı Kurum müfettişi tarafından yapılan değerlendirmenin yeni doğan yatak sayısı ve yatan hasta sayısı üzerinden yapıldığı, bu değerlendirmeye göre davacı hastanenin hasta yatışının %77 oranında aynı hastanede doğan bebeklerden oluşmasının normal bir oran olduğu, ancak aynı hastanede doğan bebeklerin yeni doğan bakımına yatış oranlarının fazla olduğu düşünülüyorsa bu açıdan değerlendirme yapmak için belirtilen tarih aralığı olan 01.01.20 09... .12.2012 döneminde davacı hastanede toplam doğum sayılarının doğum şekillerinin ve bunlardan kaçının yoğun bakıma yatırıldığını yıllara göre ayrı ayrı bilinmesinin gerektiği, bu veriler dosya sunulduğunda bu yönde istatistiksel bir değerlendirme yapılabileceğinin bildirildiği; ek raporda ise 01.01.20 09... .12.012 döneminde hastanede toplam doğum sayısının 8.902 olduğu, bu doğumlardan 1.082 bebeğin yeni doğan yoğun bakım ünitesine yatırılmış olduğu, hastanede yapılan tüm doğumlardan %12,15'inin yeni doğan yoğun bakım ünitesine yatırıldığının hesaplandığı, genel verilerle değerlendirildiğinde her 100 doğumdan %10'unun yoğun bakım yatışı gerektiğinin bilindiği, 3. düzey yeni doğum yeni doğan yoğun bakım ünitesi olan ve riskli gebe takibi yapılan üniteler de bu oranların çok daha yüksek bulunabildiği, bu nedenle incelenen hastanedeki yatış oranlarının istatistiklere göre normal düzeyde olduğunun bildirildiği anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince alınan 24.05.2022 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davacının, 2009 Yılı Sözleşmesinin (3.) maddesi, 2012 Sözleşmesinin (6.2.1.) maddesi gereğince Kurum tarafından çıkarılan mevzuat hükümleri ile kuruluş ve faaliyetleriyle ilgili olarak Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılan mevzuat hükümlerine uymakla yükümlü olduğu, Sağlık Uygulama Tebliğinin (4.5.4.) ''H- Yoğun bakım tedavisi'' başlıklı maddesinin 1.fıkrasında; Resmi ve özel sağlık kurumları bünyesinde kurulu bulunan yoğun bakım ünitelerinin standartları, yoğun bakım ünitelerinin tanımı, hasta özellikleri, personel durumu, yatak sayısı, tıbbi cihaz ve donanım ile yoğun bakım ünitelerinin taşıması gereken diğer özellikleri v.b. hususlarda Sağlık Bakanlığı düzenlemelerine uyulacağı öngörüldüğü, Sağlık Bakanlığı Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 66/b maddesinde; “Özel hastaneler, faaliyet izin belgelerinde belirtilen yatak sayılarında Bakanlıktan izin almaksızın arttırma, azaltma veya tür değişikliği yapamazlar ve faaliyet izin belgelerinde yazılı yatak sayısından fazla hasta yatıramazlar. “hükmünün yer aldığı, davacının Sağlık Bakanlığı Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 66/b maddesine aykırı olarak yoğun bakım standartları için gerekli olduğu belirtilen şartların ve koşulların üzerinde hastayı yoğun bakım hastası olarak fatura etmesinin, hem sözleşmelere hem de bahis konusu yönetmeliğe uygun olmadığının bildirdiği anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince 02.02.2023 tarihli celsede raporlar arasındaki çelişkiyi gidermek üzere yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verilmesi üzerine, alınan bila tarihli bilirkişi heyet raporunda; davacı şirketin Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 66/b maddesinde belirlenen limitler dışında hasta kabul edip bunu kuruma fatura ettiği, davacı şirketin davalı Kuruma düzenlediği fatura kapsamında yer alan tedavilerin gerçekte yapılmış tedaviler olduğu, davacı şirketin 01.01.2009-15.07.2010 döneminde 9 adet, 16.07-2010-03.10.2012 döneminde 14 adet, 04.10.2012 tarihinden sonra 30 adet resmi yenidoğan yoğun bakım yatak/küvöz sayısının olduğu; dosyada sunulan verilere göre 2009-2012 yılları arasında hastanenin yenidoğan yoğun bakım ünitesine toplam 1822 yatış yapıldığı, yıllara göre yenidoğan yoğun bakım ünitesi yatış sayısı dağılımının sırasıyla 2009 yılında 399; 2010 yılında 535; 2011 yılında 498; 2012 yılında ise 390 olduğu anlaşılmaktadır. Yine dosyada sunulan verilere göre, 2009-2012 yılları arasındaki hastanedeki doğum sayısının (sevkli/sevksiz) toplam 8902 olduğu, doğanların 1082’sinin (tüm doğumların %12,15’i) yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırıldığı ve 740 yatışın (tüm yatışların %40,6’sı) dış merkezlerden sevk edildiğinin anlaşıldığı, yenidoğan yoğun bakım ünitesinin fiili hizmet verdiği yatak sayısını içeren, yatak sayısının yanısıra fiziki şartlar, tıbbi cihaz, malzeme, donanım ve personel durumu ile asgari standartları karşılayıp karşılamadığını gösteren resmi bir belgenin bulunmadığı, sunulan cihaz listeleri ve fatura eklerinin, fiili sayıda verilen hasta hizmeti için asgari standartların karşılandığı gösterir özelliğe sahip olmadığının değerlendirildiği, davacı şirket hastanesinin Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 66/b maddesine aykırı olarak verdiği tedavi hizmetlerinin yerindeliği ve gerekliliği hakkında bilirkişi kurulumuzun bir tespit yapması ve görüş bildirmesinin uygun düşmeyeceğinin bildirildiği; ek raporda da aynı görüşün tekrarlandığı anlaşılmıştır. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince, dosyaya sunulan davalı Kurum kayıtlarına göre davacı şirket hastanesine bir kısım dava dışı hastaların da başka sağlık kurumlarından sevk ile gelmiş olmaları nedeniyle, 2008/13 sayılı Başbakanlık Acil Sağlık Hizmetlerinin Sunumuna İlişkin Genelgesi uyarınca, davacı şirket hastanesince yoğun bakım hizmeti ihtiyacı olan hastalara bu hizmetin verilmesinin zorunlu olduğu, davalı Kurumca kesinti yapılan tedavi hizmetlerinin yoğun bakım hizmeti verilen acil vakalar olduğu, dosyaya davacı tarafça sunulan 22.09.2022 tarihli uzman görüşünde de verilen hizmetin niteliği ve ildeki mevcut sağlık altyapısı dikkate alındığında olağan ve gerekli olduğunun izah edildiği, olay tarihinde yürürlükte olan Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 66/b maddesindeki yasağın 2008/13 sayılı Başbakanlık Acil Sağlık Hizmetlerinin Sunumuna İlişkin Genelgede belirtilen acil sağlık hizmetlerini de kapsamadığı, dava konusu kesinti işlemlerinin hukuka ve taraflar arasındaki sözleşme ve SUT hükümlerine aykırı olarak tesis edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Mahkemece taraflar arasında imzalanan ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri uyarınca taraflar açısından bağlayıcı olan Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmelerinin dikkate alınmadığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; taraflar arasındaki sözleşme maddeleri, SUT hükümleri ve ilgili diğer mevzuata göre hazırlanacak, her hasta bazında gerekçeleriyle birlikte değerlendirme yapılarak cezai işlemin yerinde olup olmadığına dair tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun, tarafların bilirkişi raporlarına karşı yaptıkları itirazları karşılayan rapor aldırılması, davaya konu edilen hizmetin davacı sağlık hizmet sunucusu tarafından davalı Kurum sigortalılarına verilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, sözleşme ve eki niteliğindeki SUT hükümleri dikkate alınarak değerlendirilmesine ve varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 2. Bozma sebebine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, 3. Bozma sebebine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.