Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/4707 E. 2026/2507 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4707
- Karar No
- 2026/2507
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1100 E., 2025/940 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Yalova 3. Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi SAYISI : 2016/6 E., 2022/134 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili ile davalı .... vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanunun 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre; davalı vekili yönünden temyize konu edilen bedel 1.000,00 TL olup, 04.06.2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 20. maddesi ile değiştirilen 6100 sayılı Kanunun ek madde 1/2 maddesi uyarınca dava tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan asıl dava yönünden 25.000,00 TL’nin altında kalmaktadır. Davacılar vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müvekkillerinin murisi ...’ın davalı Bankanın ... Şubesinden tüketici kredisi kullandığını, davalı sigorta şirketlerince, krediyi teminen uzun süreli kredi koruma grup sigorta poliçesi başvuru formu düzenlendiğini ve 18.03.2014 - 18.03.2017 tarihleri arasında, sigorta kapsamında kredi ve uzantılarının teminat altına alındığını, muris ile davalı sigorta şirketi arasında yapılan sözleşmeye, diğer davalı bankanın aracılık eden acente olduğunu, müteveffanın vefatı üzerine davalı sigorta şirketinden vefat teminatı bedelinin ödenmesinin talep edildiğini, ancak olumlu ya da olumsuz yazılı bir geri dönüş yapılmadığını, şifahen ödeme yapılmayacağının belirtildiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin tüm haklar saklı kalmak üzere 1.000,00 TL alacağın murisin ölüm tarihinden itibaren yasal faizleri ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; davacılar vekili 05.01.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle, toplam 36.337,22 TL’nin davalılardan tahsilini istemiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili; müteveffa sigortalının poliçe başlangıç tarihinden önce şeker hastalığı ve hipertansiyon ile ilgili teşhis ve tedavileri dolayısıyla tedavi görmesine rağmen beyan yükümlülüğüne ilişkin maddelerine aykırı hareket ettiğini, sözleşmenin kurulması esnasındaki beyan yükümlülüğüne aykırılığı ve ölüm / beyan edilmeyen hastalık arasında uygun illiyet bağının bulunması nedeniyle ödenecek tutarın kusur oranında tazminattan indirim yapılması gerektiğini savunarak; davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ...Ş. vekili; müteveffanın vefatı üzerine kanuni mirasçılarının diğer davalı sigorta şirketinden vefat teminatı bedelinin ödenmesini talep ettiğini, diğer davalı şirketin müteveffanın sigorta sözleşmesi kurulması esnasındaki beyan yükümlülüklerine kasten uymayarak hastalığını beyan etmediği gerekçesiyle söz konusu talebin karşılanamayacağını 03.08.2015 tarihinde davacılara bildirdiğini, miras bırakanın kredi borçları kat edilmesine rağmen bir ödemede bulunmadığını, bunun üzerine icra takibi yoluyla bankanın tüm alacak haklarını davacılardan tahsil ettiğini, bu nedenle müvekkili bankaya karşı açılan davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini savunarak; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya içerisinde celp edilen tedavi teşhis evraklarından ve alınan bilirkişi raporuna göre, davacının ölümü ile beyan edilmeyen hastalıkları arasında illiyet bağının bulunduğu ancak davacıların murisinin sigorta poliçesini imzaladığı sırada beyan yükümlülüğüne aykırı davranmadığı, bu nedenle kredinin sigorta teminatı kapsamında kaldığı, davacılar tarafından ödenen bedelin sigorta teminatı kapsamında olduğu ve davalı banka tarafından öncelikle sigorta şirketine rücu edilmesi gerektiği, banka tarafından sigortaya başvuru yapılmadan takip başlatıldığı anlaşılmakla, dava tarihi itibariyle menfi tespit ve sonrasında istirdat talebi olarak mahkemece nitelendirilen davada, davanın kabulü ile; 36.337,22 TL'nin 20.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; karara karşı, davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; müteveffa sigortalının ölüm sebebi ile davalı sigorta şirketinin iddia ettiği beyan edilmeyen rahatsızlıkları arasında illiyet bağının bulunduğu ve müteveffanın poliçe düzenlenmesi sırasında bu hastalıklarını bildiği, vefata sebebiyet veren hastalığa yönelik bulguların bildirilmemesinin murisin bildirim yükümlülüğünü ihmal suretiyle ihlâl ettiği, TTK'nın 1439/2 maddesinin ilk cümlesindeki ihmal suretiyle beyan yükümlülüğüne uymama hali için tazminattan indirim gerektiğinin düzenlendiği, buna göre bilirkişi raporunda müteveffanın bildirim yükümlülüğüne aykırı davrandığı, sigorta şirketi tarafından aydınlatma yükümlülüğünün gereği gibi yapıldığının ispat edilemediği, müteveffa sigortalının beyan edilmeyen hastalığı ile ölüm sebebi arasında illiyet bağının bulunduğu belirtilerek davalı sigortacının poliçe teminatı kapsamında sorumlu olacağı, poliçe tanzim tarihi ile ölüm tarihine kadar geçen süre dikkate alındığında davalı şirketin teminat sorumluluğunun 19.294,76 TL olacağı, davalı sigorta şirketinin ve sigortalının müterafik kusur oranının ayrı ayrı %50 olarak kabulü halinde müteveffanın ölüm tarihi itibariyle davalı bankanın 19.294,76 TL/% 50 = 9.647,38 TL tutarı ile sorumlu olacağı, davacıların ise buna göre 12.723,83 TL tutarla bakiye kredi borcundan sorumlu olacağı, ancak mahkemece bu yönde değerlendirme yapılmaksızın yanılgılı değerlendirme ile davacılar vekilinin ıslah ettiği kısım üzerinden davanın kabulüne karar verildiği, bununla birlikte 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1420. maddesi genel kural olarak sigorta sözleşmelerinden doğan bütün taleplerin alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren 2 yılda zamanaşımına uğrayacağı hükmünü getirdiği, aynı Kanunun 1446. maddesinde ise sigorta ettirenin, rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirmesi gerektiği, 1427/2 bendinde, sigorta tazminatı veya bedelinin, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her halde 1446. maddeye göre yapılacak ihbardan can sigortaları için 15 gün sonra muaccel olacağının düzenlendiği, kısmi davada, zamanaşımı yalnızca dava açılan kısım için kesildiğinden ve geriye kalan meblağ için işlemeye devam ettiğinden, davaya konu sigorta tazminatının ıslah ile artırılan tutar bakımından 05.01.2021 tarihinde 2 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan mahkemece bu tutar bakımından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle; davalıların istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak; davanın kısmen kabulü ile, 1.000,00 TL tazminatın 20.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak eşit olarak davacılara verilmesine, ıslah ile arttırılan miktarın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili ile davalı sigorta şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; bakiye kredi borcunun davalı sigorta şirketinden karşılanması gerekmekte iken haksız şekilde söz konusu icra tehdidi altında müvekkillerince ödenmek zorunda kalındığını, müteveffanın yıllar içerisinde kalp yetmezliği, kalp kapak değişimi, hipertansiyon tanıları ile takip edilmiş ve tedavi almış olması ile müteveffanın evinde ani bir şekilde ölümü arasında illiyet bağı kurulamayacağını, müteveffanın sürekli bir hastalığı bulunmadığını, süreğen bir hastalığı olmayan müteveffanın tedavi kayıtları ile ölümü arasında illiyet bağı kurulmasının mümkün olmadığını, müteveffa ile basiretli tacir olan davalının %50 oranında müterafik kusurlu olduğuna dair kabulün hatalı olduğunu, faiz ve feriler dahil edilmeksizin hesaplanmış olan teminat sorumluluğu esas alınarak karar verilmesinin de yerinde olmadığını, ıslah edilen kısmın zamanaşımına uğramadığını belirterek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık,hayat sigortasından kaynaklanan teminat kapsamının davalılardan tahsili istemine ilişkindir. 1. Somut uyuşmazlıkta; Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalılar tarafından istinaf edilmiş olup Bölge Adliye Mahkemesince davalıların istinaf sebepleri incelenerek ıslah edilen kısmın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle; davalıların istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak; davanın kısmen kabulü ile, 1.000,00 TL tazminatın 20.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak eşit olarak davacılara verilmesine, ıslah ile arttırılan miktarın zamanaşımı nedeniyle reddine
karar verilmiş ise de davalı Bankanın istinaf sebepleri arasında ıslah edilen kısmın zamanaşımına uğradığını ilişkin bir itirazının olmadığı görülmüştür. Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince davalı Banka yönünden istinaf sebepleri ile bağlı kalarak inceleme yapılmak suretiyle karar verilmesi gerekirken aksi şekilde inceleme yapılarak karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 2. Bozma nedenine göre davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Davalı ... temyiz dilekçesinin (miktar itibarıyla) REDDİNE, 2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacılar yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 3. Bozma nedenine göre davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.