Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/4594 E. 2026/1911 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4594
Karar No
2026/1911
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1033 E., 2025/1325 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2013/76 E., 2025/60 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin göğsünde sertlik hissetmesi üzerine 22.06.2011 tarihinde davalı şirkete ait hastaneye başvurduğunu ve diğer davalı tarafından tetkiklerinin yapıldığını, mamografik incelemede sağ memede malin kriterler taşıyan kitlesel lejyon ve her iki aksiller bölgede benign görünümünde lenf nodları izlendiği belirtilerek histopatolojik tetkik önerildiğini, belirtilen histopatolojik tetkikler yapılmadan ve biyopsi alınmadan veya meme ultrasonu çekilmeden 23.06.2011 tarihinde sağ meme segmental mastektomi yapıldığını, operasyon sırasında cerrahi sınırları negatif geldiği ve aksiller ganglionları palpaple olduğu gerekçesiyle; level 1-2 aksiller diseksiyon yapıldığını, sol memedeki kistlerin eksize edildiğini, erken teşhis yerine acele teşhis ve tedavinin kanserin önlenmesi açısından gerekli olduğunu, müvekkiline alternatif tedavi yolları sunulmadan aceleyle cerrahi müdahale yapıldığını, bilgilendirildiğine dair onam formunun bulunmadığını, ameliyat sırasında frozen seksiyon yapıldığına ve bu safhada patolojik rapor alındığına dair herhangi bir bilgi ve belge olmadığını, gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi nedeniyle müvekkilinin beden ve ruh sağlığının bozulduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinden faturasız olarak elden alınan 12.000,00 TL'nin iadesini, sözleşmeye aykırılık nedeniyle 3.000,00 TL, beden zararı ve iş gücü kaybı nedeniyle 5.000,00 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL maddi ve 180.00,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalılardan müştereken tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili; davacının 21.06.2011 tarihinde sağ memede kitle şikâyeti ile geldiğini, elle yapılan muayenede koltuk altı lenf bezlerinde büyüme görüldüğünü, meme kanseri düşünülen hastaya yazılı onayı alınarak tetkikler yapıldığını ve 23.06.2011 tarihinde hastaneye yatırılarak ameliyata alındığını, ameliyatın bitmesinden sonra hastanın sorunsuz bir şekilde servise alındığını, hastanın ameliyatının 4. günü taburcu edildiğini, hastanın ameliyata olarak bağlı çıkabilecek sorunlara ilişkin bilgilendirildiğini, dava dilekçesindeki isnatların tamamınının haksız ve mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

2. Davalı ... Hastaneleri A.Ş. vekili; davacının, oluşabilecek riskler ve bu tedavi yönteminden başka bir tedavi yönteminin olup olmadığı konusunda aydınlatıldığını, yapılacak olan tedaviye ilişkin maliyetler konusunda bilgilendirildiğini, onam formunun alındığını, davacıda meme kanseri riski düşünüldüğünden mamografi ve ultrasonografi tetkiklerinin istendiğini, davacıya tıp biliminin gerektirdiği tüm tetkiklerin yapıldığını, yapılan cerrahi müdahalelerden sonra hastanın beden ve ruh sağlığının düzeltildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesinin görevsizlik kararı üzerine davaya bakan İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan ATK ve bilirkişi heyet raporlarında, davacıya yapılan işlemin tıp kurallarına uygun olduğunun, tespit edilen kitlenin çıkarılmasının tababet ilmine uygun olduğunun, davalıların kusur veya ihmallerinin bulunmadığının tespit edildiğini, davacıya yapılan tıbbi uygulama nedeniyle zarar oluştuğu iddiasının ispatlanamadığı, ancak yapılan işlemlere ilişkin ödenen bedel yönünden yapılan incelemede, davacının 16.752,11 TL ödeme yaptığı, yapılması gereken ödemenin 14.790,89 TL olduğu anlaşılmakla, 1.961,22 TL'nin davacı tarafça fazladan ödendiği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, 1.961,22 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemece, Adli Tıp 7. İhtisas Kurulunun düzenlediği rapor ile bilirkişi heyetinden alınan rapora göre karar verildiği, raporlarda davalı doktor tarafından yapılan tedavi işlemlerinin güncel kabul görmüş ilke ve tıp kurallarına uygun olduğunun, davacının işlemler öncesinde aydınlatılmış onamının alındığının, davalı doktora atfedilebilecek mesleki tıbbi bir hata veya ihmal tespit edilemediğinin bildirildiğini, davacı vekili istinaf talebinde raporun eksikliği yönünde itirazda bulunmuş ise de, raporun üç genel cerrahi alanında uzman doktor bilirkişiden alınmadığı, ikisi genel cerrah ve biri tıbbi onkoloji dalından olmak üzere üç kişilik akademik kariyere sahip bilirkişi heyetinden alındığının anlaşıldığı, davalı doktorun kusurunun bulunmadığı dikkate alındığında Mahkemece verilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davacının yaptığı ödemelere ilişkin muhasebeci bilirkişi raporunun ise denetlemeye elverişli olduğu ve yapılan fazla ödemenin iadesi yönünden verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; dava konusu olaya ilişkin yürütülen ceza soruşturmasında, Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulunun 05.03.2020 tarihli kararında hekimlerin eylemlerinin tıp biliminin güncel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığının tespit edildiğini, Adli Tıp 3. Üst Kurulunun vermiş olduğu kararla artık kusur yönünden olayın tartışılır bir yanının bulunmadığını, buna rağmen Mahkemece 06.06.2023 tarihli bilirkişi raporunun alındığını, ancak bu raporun üst kurul raporunu ortadan kaldırır nitelikte olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesince ATK 7. İhtisas Kurulundan rapor alındığını ve bu raporun denetime elverişli olduğunu tespitine dayanıldığını, ancak 7. İhtisas Kurulu raporuna itiraz etmeleri üzerine ATK 3. Üst Kurulunun 05.03.2020 tarihli raporunun düzenlendiğini, Bölge Adliye Mahkemesince Üst Kurul raporuna yönelik bir değerlendirme yapılmadığını, ATK raporları ile üniversite öğretim üyelerinden alınan raporlar arasında çelişki olduğu gerekçesiyle dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmesine karar verilmesine rağmen, davalıların itirazı üzerine bu ara karardan rücu edilerek konusunda uzman 2 onkoloji, 1 meme kanseri alanında uzman 3 kişiden oluşan bir heyetten rapor alınmasına karar verildiğini, buna rağmen 06.06.2023 tarihli raporu sunan heyette yer alan 3 profesörün de genel cerrahi uzmanı olduğunu, raporda frozen inceleme ile ana pataloji arasında uyumsuzluk olduğu, bu uyumsuzluğun ve frozen incelemede bir hata ya da noksanlık olup olmadığının pataloglar tarafından incelenmesinin doğru olacağı kanaati bildirilmesine rağmen, davalı doktorun kusurlu bulunmadığı şeklindeki tespitin kendi kanaatleri ile çeliştiğini, bu hususa yönelik yaptıkları itirazların Mahkemece değerlendirilmediğini, söz konusu raporda ayrık görüş bildiren hekimin yapılan işlemin hatalı olduğunu kesin bir dille belirttiğini, davalı hekim hakkında görülen ceza davasında sanıklar hakkında hüküm kurulduğunu, daha sonra davanın zamanaşımı nedeniyle düşürüldüğünü, kaldı ki davalı doktorun hatalı olmadığını kabul etmemekle birlikte, frozen inceleme ile ana patoloji arasında uyumsuzluk olduğunun heyetçe tespit edildiğini, bu uyumsuzluktan davalı doktorun, patoloji doktorunun ve nihayetinde davalı hastanenin sorumlu olduğunu, dosyaya sunulan onam formu adlı belgelerde yapılacak cerrahi işlemin ne olduğuna ilişkin tek bir beyan olmadığını, müvekkilinden sadece 1.961,11 TL fazla para alındığına ilişkin tespit yapılan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, rapor doğrultusunda eksik inceme ile hüküm kurulduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, vekâlet sözleşmesinden kaynaklı hekim hatası iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en ... yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK 510 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. Somut uyuşmazlıkta; dava konusu olaya ilişkin yürütülen ceza soruşturmasında ATK İhtisas Dairesi kararına itiraz üzerine Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulu tarafından düzenlenen 05.03.2020 tarihli ve 52 sayılı raporda; kişiye uygulanan segmental mastektomi operasyonu sırasında kişide sentinel lenf nodu biyopsisi yapılması ve/veya ameliyatın bu aşamada sonlandırılarak mastektomi materyali üzerinde yapılacak patolojik değerlendirme sonrasında aksiller lenf nodu disseksiyonu planlaması yapılması gerektiği, bu yapılmaksızın operasyon sırasında uygun endikasyonu bulunmayan aksiller lenf nodu disseksiyonu yapan hekimlerin eylemlerinin tıp biliminin güncel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı kesin görüşü bildirilmiş, davalılar tarafından bu ATK raporuna yapılan itiraz üzerine, iki Genel Cerrahi ve bir Tıbbi Onkoloji alanında uzman heyetten alınan 20.06.2022 tarihli bilirkişi raporunda; davalı hekim ...'in ameliyata devamla uyguladığı cerrahi prosedürün 2011 yılı için değerlendirildiğinde tüm dünyada geçerli olan doğru bir yöntem olduğu, davalı hekime atfedilebilecek mesleki tıbbi bir hata veya ihmal tespit edilmediği bildirilmiş, Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulu raporu ile 20.06.2022 tarihli bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi için üç Genel Cerrahi alanında uzman heyetten aldırılan 06.06.2023 tarihli bilirkişi raporunda; davalı hekim ...'in kusurunun bulunmadığı, frozen inceleme ile ana patoloji arasında yaşanan uyumsuzluğun ve frozen inceleme esnasında bir hata ya da noksanlık olup olmadığının patologlar tarafından incelenmesinin doğru olacağının oy çokluğuyla mütalaa edildiği, rapora muhalif kalan bilirkişinin 04.07.2023 tarihli ek raporunda ise hastanın patoloji raporunda frozen incelemede kitlenin malign olduğunun belirtilmediği, frozen incelemesi yapan Dr. Tuzlalı'nın “kanserin ilk başlangıcı” gibi anlaşılmaz bir yorum yaptığı, Patolog doktorun bu tartışmaya açık sonucunun davalı cerrahın hata yapmasında etkili bir faktör olduğu, sentinal nod incelemesi yapmak yerine level-2 aksiller diseksiyonu yapıldığı ve masum lenf bezlerinin çıkarıldığı belirtilmiştir. O halde İlk Derece Mahkemesince; tam teşekküllü üniversite hastanesinde görevli olan iki Genel Cerrah (meme cerrahisi), iki Pataloji ve bir Onkoloji uzmanı bilirkişiden oluşacak heyetten, davacının geçirdiği operasyonlarda davalı genel cerrahın mastektomi ameliyatı sırasında Patolog hekimden frozen inceleme yöntemine göre kesin rapor veya yazılı bir rapor almaksızın Patoloğun şifahi beyanına göre ameliyata devam etmesinin doğru olup olmadığı, şifahi beyanın ameliyat raporuna geçirilmesinde hata edilip edilmediği, her ne kadar Patolog hekim aleyhine açılmış bir dava bulunmasa da onu çalıştıran hastane işletmesinin Patoloğun şifahi beyanı ile yazılı rapor arasında bariz çelişki bulunması nedeniyle davacının lenflerinin alınması hususunda yanlış ameliyat yapılmasına sebebiyet verilmesinde ve keza varsa genel cerrahın kusuru nedeniyle ayrıca sorumlu olup olmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulduğu, önceki raporlardaki açık çelişkinin giderildiği, hastane işletmesinin özen yükümlülüklerine aykırılık niteliğinde ihmal ve kusurlarının bulunup bulunmadığı, tedavi süreci ve organizasyonunun iyi yönetilip yönetilmediği hususlarında, davacının tüm itirazlarını karşılar nitelikte, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine açık rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/4594, K. 2026/1911, T. 06.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-4594-e-2026-1911-k-a25928f0d397