Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/4143 E. 2026/4029 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4143
- Karar No
- 2026/4029
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1136 E., 2025/970 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 27. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/433 E., 2022/222 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; avukat olan müvekkilleri ile davalı taraflar arasında 30.09.2013 tarihinde hukuki danışmanlık ve avukatlık sözleşmesi akdedildiğini, İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2013/47 E. sayılı dosyası müvekkilleri tarafından davalı şirketi temsilen takip edilmekteyken, 19.11.2014 tarihli duruşmaya 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 sayılı Kanun) 172. maddesi uyarınca müvekkillerinin muvafakatları alınmaksızın dava dışı Av. ....’ün davalı adına vekaletname ibraz ederek katıldığını ve Mahkemece davalının vekili olarak duruşmalara kabulüne karar verildiğini, bunun üzerine .... Noterliğinin 24.11.2014 tarihli ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile yeni bir avukat görevlendirilmesine muvafakat etmediklerini ve 1136 sayılı Kanunun 172. maddesi uyarınca bakiye sözleşme ücretinin ve sözleşmeden doğan alacaklarının yedi gün içinde ödenmesi gerektiğini ihtar ederek vekalet akdinin kendiliğinden sona erdiğinin bildirildiğini ileri sürerek; belirsiz alacak davası olarak, mezkur sözleşmenin (5.) maddesinin (a), (b), (c) ve (d) bentleri uyarınca hak kazandıkları ücretler için şimdilik 100.000,00 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 15.03.2022 tarihli bedel arttırım dilekçesi taleplerini 1.441.162,32 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davaya konu sözleşmenin yetkisi bulunmayan dava dışı Av. ..... tarafından imzalanması nedeniyle müvekkili şirketi bağlamadığını, İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2013/47 E. sayılı dosyasında müvekkili şirketin hukuk müşavirliğinde görevli avukatların daha önce de davacılar ile duruşmalara katıldığını, dava dışı Av. ....'nın 02.10.2013 tarihli duruşmaya davacılarla birlikte katıldığını ve davacıların herhangi bir itiraz ileri sürmediklerini, dava dışı Av. ....ün müvekkili şirketin hukuki müşavirliğinde görevli olduğunu ve 19.11.2014 tarihli duruşmaya katıldığını, müvekkili şirketin Hukuk Müşavirliği Yönergesine göre davalı şirketin kadrolu avukatlarının görevi kapsamında bulunan dava dosyalarının duruşmalarına katılım sağlamasının sözleşmeli avukatın muvafakatine bağlı olmadığını, davacıların iddiasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, müvekkilinin başka bir hukuk ofisi ya da avukat ile anlaşarak davacılar ile birlikte takip için görevlendirme yapmadığını, davacıların sözleşmeyi haksız olarak feshettiklerini, davacıların hizmet vermediği süreler için talepte bulunmasının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı şirketin fer'i müdahil olarak yer aldığı İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2013/47 E. (Bozma sonrası İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/241 E.) sayılı dosyasında, davalı şirketin davacı avukatlar tarafından temsil edildiği, dosyanın 19.11.2014 tarihli duruşmasına davacı avukatlardan ... ile birlikte dava dışı Av. .....'ün davalı şirketi temsilen duruşmaya katıldığı, 02.10.2013 tarihli duruşmaya da dava dışı Av. ...ile davacıların birlikte katıldığı, cevap dilekçesi ekinde sunulan ve herhangi bir itiraza uğramayan SGK bildirgeleri ile sabit olduğu üzere dava dışı Av. ...ile Av. .....’ün davalı şirket bünyesinde kadrolu avukat olarak çalıştıkları, 02.10.2013 tarihinden itibaren de davacıların vekillik görevlerini devam ettirip duruşmalara katılarak dosyaya beyanlarda bulundukları, 02.10.2013 tarihli duruşmaya kurum vekili ile birlikte katılarak muvafakat veren ve bu hususta makul sürede herhangi bir ihtarı bulunmayan davacıların yine kurum bünyesinde görevli bir başka avukat tarafından daha sonraki bir tarihte duruşmaya davacılar yanında katılmasına muvafakat etmediklerini bildirmelerinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı, dosyaya başka bir avukat tarafından vekalet sunulmuş olmasına rağmen, bunu öğrenen davacı avukatların, makul sürede bu duruma muvafakat etmediklerini bildirmeyip sessiz kalarak aksine takip işlemlerine devam ettiklerinden vekalet konusu işte kendileri ile birlikte ikinci bir avukatın görevlendirilmesine muvafakat etmiş sayılacakları, davacılar tarafından bu şekilde muvafakat verilmiş olduğundan vekaletin bu nedenle sona ermeyeceği, böylelikle 1136 sayılı Kanunun 172. maddesinde düzenlenen şartlar oluşmamasına rağmen davacıların haksız olarak vekalet ilişkisini sona erdirdikleri, bu nedenle davacılar tarafından vekaletin son bulduğu tarih itibariyle kesinleşen işler dışında herhangi bir vekalet ücreti talep edilemeyeceği, istifa tarihinde davacılar tarafından takip edilen ve kesinleşen bir dosyanın bulunmadığı, davaya konu edilen tüm dava ve değişik iş dosyalarında davalı şirketin fer'i müdahil olarak bulunduğu ve taraf olarak bulunmadığından, bu dosyalara ilişkin verilen hukuki yardımın sözleşmenin (5.) maddesinin (a) bendi düzenlenen aylık ücret kapsamında değerlendirilebileceği, bu dosyalar nedeniyle taraflar arasındaki sözleşmenin (5.) maddesinin (b) ve (c) bentleri gereği davacıların ücret talep etmelerinin vekillikten istifada haklı olsalar dahi mümkün olmadığı, davacıların sözleşmenin (5.) maddesinin (a) bendi gereği sözleşmenin sona erdirildiği tarih öncesine ilişkin herhangi bir aylık ücret talebinin de bulunmadığı, yine dava dilekçesinde hiç ödeme yapılmadığı beyan edilmesine rağmen 30.05.2019 tarihli duruşmada davacılar vekilince kurumun yıllarca ödeme yaptığı yönünde beyanda bulunulduğu, her ne kadar sözleşmenin (5.) maddesi (d) bendi gereği ücret talebinde bulunulmuş ise de, sözleşme içeriğinden davacıların bilgileri dahilinde ve katılımlarıyla sözleşme imzalanması halinde ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davacıların dava dilekçesinde açıkça bu yönde davacıya bir hizmet vermediklerini beyan ettikleri, davacıların herhangi bir hizmet vermedikleri ve dahil olmadıkları işin ücretini isteyemeyecekleri, davacılar sözleşmeyi haksız olarak feshetmiş olduklarından sözleşmenin (5.) maddesinin (a) bendi gereği haksız istifa tarihinden 13.09.2018 sözleşme bitim tarihine kadar aylık ücret taleplerininde yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacıların davalı vekili olarak vekalet hizmeti sunduğu İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2013/47 E. sayılı dosyasında 19.11.2014 tarihli beşinci celsede dava dışı Av. ....'ün fer'i müdahil vekili olarak vekaletname ibraz ettiği, Mahkemece vekaletnamenin kabulü ile fer-i müdahil vekili olarak dava ve duruşmalara kabulüne karar verildiği, 1136 sayılı Kanunun 172. maddesi uyarınca öncesinde yazılı bildirim yapılmadan yeni vekil tayinine davacıların durumu öğrendiği tarihten 5 gün sonra noter ihtarnamesi ile muvafakat etmediklerini, sözleşmeyi feshederek sözleşmeden doğan alacaklarının ödenmesi ihtarını gönderdikleri, her ne kadar dava dışı Av. ...duruşmalara katılmış ise de vekaletname ibraz etmeyip taraf sıfatı kazanmadığı, bu durumda anılan Kanunun 172. maddesi uyarınca davacıların onay veya muvafakati olup olmadığı şeklinde bir beyanda bulunmasının beklenemeyeceği, her hangi bir itirazda bulunulmamasının sonradan vekaletname ibraz ederek taraf vekili sıfatıyla görev alan dava dışı Av. ....'ün görevlendirilmesine onay verildiği veya muvafakat edilmemesinin kötü niyetli olduğunun ileri sürülemeyeceği, davacıların sözleşmeyi haklı sebeple feshettikleri, haklı sebeple fesh/istifa halinde davacıların hak ettikleri vekalet ücretinin geçerli kabul edilen sözleşme hükümleri uyarınca tespit ve takdirinin gerektiği, davacıların sözleşmenin (5.) maddesinin (a) bendi uyarınca, dosyada mevcut 29.11.2021 tarihli denetlemeye ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporuyla tespit edilen 1.393.844,32 TL ücrete hak kazandığı, davacıların sözleşmenin (5.) maddesinin (b) uyarınca akdi ve karşı yan vekalet ücreti talebi yönünden, davacıların.... 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2014/53 D.iş ve 2013/47 E. ile İstanbul Anadolu 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2014/ 54... /55 D.iş ve 2017/2 43... /244 E. sayılı dosyaların tamamında fer'i müdahil vekili olarak hizmet sundukları, sözleşme feshedilmeseydi dahi fer-i müdahil yararına vekalet ücreti takdir edilemeyeceğinden yalnızca akdi vekalet ücretine hak kazandıkları, bilirkişi raporuyla akdi vekalet ücreti alacaklarının 33.600,00 TL olduğunun belirlendiği, sözleşmenin (5.) maddesinini (c) ve (d) bentleri uyarınca davacılar tarafından sunulmuş bir hizmet bulunmadığından ücrete hak kazanılmadığı, dava öncesi gönderilen ihtarnamede alacak miktarı belirtilmediğinden temerrüt hali oluşmadığı gerekçesiyle, davacılar vekilinin istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, haklı sebebe dayalı feshi sebebiyle bakiye sözleşme süresi için 1.393.844,32 TL ve akdi vekalet ücreti 33.600,00 TL olmak üzere toplam 1.427.444,32 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiş; karara karşı, taraf vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacılar vekili; Bölge Adliye Mahkemesinin dava öncesi gönderilen ihtarnamede alacak miktarı belirtilmediğinden temerrüt hali oluşmadığı değerlendirilerek, alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmek suretiyle davanın kabulüne karar vermesinin hatalı olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 117. maddesi uyarınca; temerrüt için alacağın rakamsal olarak kalem kalem gösterilmesinin zorunlu olmadığını, alacağın hukuki dayanağının belirtilmesi, borcun ifasının istenmesi ve borçluya uygun bir süre verilmesinin yeterli olduğunu, Yargıtay yerleşik içtihatlarında da temerrüt için ihtarnamede borç miktarının belli veya belirlenebilir olmasını yeterli görüldüğünü, temerrüt tarihinin ihtarnamenin keşide edildiği 24.11.2014 olduğunu ve faiz de bu tarihten itibaren işletilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili; 1136 sayılı Kanunun 172. maddesinde yer alan koşulların somut olayda oluşmadığını, davacıların ilk olarak 02.10.2013 tarihinde gerçekleşen duruşmada müvekkilinin kadrolu çalışanı Av. ...ile birlikte Mahkeme huzurunda yer alarak müvekkil şirketi birlikte temsil ettiklerini, bu durumun duruşma tutanakları ile sabit olduğunu, davacıların herhangi bir itiraz veya çekince ileri sürmeden vekillik görevlerini kesintisiz biçimde sürdürdüklerini, 19.11.2014 tarihli duruşmaya müvekkilinin diğer kadrolu çalışanı Av..... tarafından vekâletname ibraz edilerek katılım sağlandığını, davacıların 02.10.2013 tarihindeki ilk ortak temsil tarihinden 24.11.2014 ihtarname tarihine kadar yaklaşık bir yılı aşkın süreyle sessiz kalarak, anılan Kanun maddesinde belirtilen makul sürede yazılı bir itirazda bulunmayarak vekillik görevini müştereken sürdürmelerinin zımnî muvafakat niteliğinde olduğunu, müvekkili şirketin Hukuk Müşavirliği Yönergesine göre davalı şirketin kadrolu avukatlarının görevi kapsamında bulunan dava dosyasının duruşmalarına katılım sağlamanın sözleşmeli avukatın muvafakatine bağlı olmadığını, haksız olarak istifa eden davacıların istifa tarihi itibariyle hak etmiş olduğu aylık ücret ve kesinleşmiş işler dışında derdest olup henüz sonuçlanmayan işler nedeniyle ücret talep edemeyeceğini, istifa tarihinde de davacılar tarafından takip edilmiş kesinleşmiş bir hüküm olmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, haklı istifa sebebine dayanarak vekalet sözleşmesinden kaynaklanan ücret alacağının tahsili istemine ilişkindir. 6098 sayılı Kanunun 512. maddesinin birinci fıkrasına göre; vekillikten istifa her zaman mümkün olup, bu istifa vekalet ilişkisini ileriye doğru sona erdiren bozucu yenilik doğuran bir işlemdir. 1136 sayılı Kanunun 171. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen; “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder.” ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (Tarife) 2. maddesinde düzenlenen “...avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır.” hükümleri gereğince de avukat, aksine sözleşme yoksa, işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini talep edemez. Ancak, haksız azil halinde olduğu gibi, avukatın haklı olarak vekillikten istifa etmesi halinde de işe devam etme olanağı mevcut olmadığından, avukat, haklı istifa tarihi itibariyle muaccel olan vekalet ücreti alacağının ödetilmesini talep edebilir. Öte yandan, vekalet ilişkisi bir bütün olup, vekaletten azil gibi, istifa da taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet eder. Zira, azil ve istifa ile birlikte vekalet akdinin en önemli unsurlarından olan “güven ilişkisi” de sona ermektedir. Haksız istifa halinde ise davacı avukat, sadece istifa tarihi itibariyle tamamlanmış işlerden dolayı vekalet ücretine hak kazanır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, öncelikle davacıların istifasının haklı sebebe dayanıp dayanmadığı ve buna bağlı olarak da sözleşmede kararlaştırılan ücretlere hak kazanıp kazanamadıkları üzerinde toplanmaktadır. Davacı iş bu davada, talep konusu ücret alacağını, “muvafakatı alınmadan başka bir avukata vekalet verilmesi” hukuki sebebine dayandırmıştır. O halde öncelikle davacının dayandığı “İş Sahibinin İşi Başka Bir Avukata Vermesi” başlığı altında düzenlenen 1136 sayılı Kanunun 172. maddesinin somut olay itibariyle irdelenmesi gereklidir. 1136 sayılı Kanunun 172. maddesi; "İş sahibi, ilk anlaşmayı yaptığı avukatının yazılı muvafakatı ile, başka avukatları da işin kovuşturma ve savunmasına katabilir. İş sahibi, ilk avukatın muvafakatını kendisine tevdi veya tebliğ edilecek bir yazı ile en az bir haftalık süre vererek talep eder. Avukat bu süre içinde cevap vermemişse muvafakat etmiş sayılır. İlk avukatın muvafakat etmemesi halinde, vekâlet akdi kendiliğinden sona erer. İş sahibi, muvafakat etmiyen avukata ücretin tamamını ödemekle yükümlüdür. İlk avukatın muvafakatı ile işin başka avukatlar tarafından da takibi halinde iş sahibi, ilk avukatın ücretinden kısıntı yapamaz. Bu halde avukatların müvekkile karşı sorumluluğu konusunda 171. maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır." hükmünü havidir. Bu maddeye göre iş sahibi, ilk anlaşmayı yaptığı avukatın yazılı muvafakatı ile, başka avukatları da işin kovuşturma ve savunmasına katabilir. Buna göre iş sahibi, ilk avukata göndereceği bir yazı ile en az bir haftalık süre vererek, bu duruma muvafakat edip etmeyeceğini bildirmesini ister. Bir haftalık süre içerisinde avukat cevap vermez veya olumlu bir cevap verirse, her iki avukat işi birlikte yürütür. İlk avukatın, müvekkilinin bu talebine bir haftalık süre içerisinde muvafakat etmediğini açıkça beyan etmesi durumunda ise, iş sahibi ile aralarındaki vekalet akdi kendiliğinden sona erer. Bu halde vekaletin sona erebilmesi için, avukatın muvafakat vermediğine dair beyanının iş sahibine ulaşması yeterlidir. Karşı tarafın kabulüne ise gerek bulunmamaktadır. Görüldüğü üzere, anılan Kanun maddesinde vekalet ilişkisinin, vekilin istifası ile sona ermesine benzeyen yeni bir sone erme biçimi öngörülmüş olup Kanun, vekalet konusu işi başka bir avukatla birlikte takip etmek istemeyen avukata vekaleti sona erdirme hakkı tanımaktadır. Nitekim iş sahibi, ikinci avukatın görevlendirilmesine muvafakat etmeyen ilk avukata ücretinin tamamını ödemekle yükümlüdür. İkinci bir avukatın görevlendirilmesi konusunda kendisine böyle bir bildirimin yapılmamış olması halinde ise avukat durumu öğrendiği andan itibaren ikinci avukata muvafakat etmediğini iş sahibine bildirerek vekalet aktini sona erdirebilir. Aksi halde, yasa hükmüne göre buna muvafakat etmiş sayılır. Başka bir ifade ile kendisine, ikinci bir avukatın görevlendirilmek istendiği yazılı olarak bildirilmese de, ikinci bir avukatın iş sahibince kendisinin yanında görev yapmak üzere görevlendirildiğini öğrenen avukatın, öğrenme tarihinden itibaren makul süre içinde bu durumu kabul etmediğini iş sahibine bildirmesi gerekir. Bildirmediği takdirde, artık daha sonra bu konuyu ileri sürerek haklı sebebe dayalı istifa hakkı bulunduğunu ileri süremez. (Yargıtay 13. (Kapatılan) Hukuk Dairesinin 27.12.2006 tarihli ve 2006/13581 E., 2006/16718 K. sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2007 tarihli ve 2007/13-305 E., 2007/313 K. sayılı ilamları da aynı yöndedir.) Bu bilgilerin ışığında somut olaya değerlendirildiğinde; davalı şirketin fer'i müdahil olarak yer aldığı ve davacılar tarafından vekaleten temsil edildiği İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2013/47 E. sayılı dosyasının 02.10.2013 tarihli birinci celsesine dava dışı Av. ...ile davacıların birlikte katıldığı, 19.11.2014 tarihli beşinci celsesine ise davacı avukatlardan ... ile birlikte dava dışı Av......'ün birlikte katıldığı, dava dışı Av..... ile Av......r’ün davalı şirket bünyesinde kadrolu avukat olarak çalıştıkları, dava dışı Av. ....ı'nın katıldığı birinci celsenin ardından dosyanın davacı avukatların elinden alınmadığı, 02.10.2013 tarihinden 24.11.2014 tarihli ihtarnameye kadar davacıların vekillik görevlerini devam ettirerek duruşmalara katılıp beyanlarda bulundukları, 02.10.2013 tarihli duruşmaya davalı şirketin kadrolu avukatı ile birlikte katılarak makul sürede 1136 sayılı Kanunun 172. maddesi uyarınca herhangi bir ihtarı bulunmayan davacıların davalı şirketin ilk celseye katılan kadrolu avukatının dosyayı takibine zımnen muvafakat ettikten sonra yine kurum bünyesinde görevli bir başka avukatın 19.11.2014 tarihindeki duruşmaya yanlarında katılmasına muvafakat etmediklerini bildirmelerinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı gibi ikinci kadrolu avukatın görevlendirilmesine de zımnen muvafakat etmiş sayıldıkları, 1136 sayılı Kanunun 172. maddesinde düzenlenen şartlar oluşmadan vekalet ilişkisinin davacıların haksız istifası ile sora erdiği ve davacıların yalnızca istifa tarihi itibariyle tamamlanmış işlerden dolayı vekalet ücretine hak kazanabilecekleri gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz eden davacılara yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.