Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3722 E. 2026/468 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3722
Karar No
2026/468
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/892 E., 2025/1241 K. vekili Avukat ..DAVA TARİHİ : 22.08.2017 İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 14. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2024/123 E., 2024/230 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 03.02.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacılar ..., ... ve ... vekilleri Avukat ... ve Avukat ... ile davalı ...Tic. Alışveriş Merkezleri Ltd. Şti. ve ... vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi ...'in 03.07.2015 tarihinde davalı şirketin Gebze'deki şubesine alışveriş için gittiğini, mağazanın 3. katında dolaşırken katta gerekli havalandırma ve benzeri önlemlerin alınmaması nedeniyle başının döndüğünü, Avm görevlisinden soluk alabilecek boşluk bir yer sorduğunu, Avm görevlisinin işaretle maktule olay yerini gösterdiğini, maktul hava almaya çalışırken bu bölümdeki gerekli korkuluk ve sair önlemlerin alınmaması nedeniyle binanın dışında bulunan zemine düşerek vefat ettiğini, mağaza sahibinin ceza dosyasında mahkum olduğunu ve mahkumiyetinin kesinleştiğini, müteveffanın 27.11.1995 doğumlu 22 yaşında genç bir kız olduğunu, ailesinin geçimine destek olduğunu, ölümü ile anne ..., baba .... ve erkek kardeşi Murat'ın da maddi ve manevi destekten yoksun kalarak mağdur olduklarını, müvekkillerinin olay nedeniyle geçim sıkıntısı yaşamaya başladığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla her bir davacı için ayrı ayrı 50.000,00 TL olmak üzere toplam 150.000,00 TL manevi tazminat ile davacılardan baba ...için şimdilik 5.000,00 TL, davacı anne ... için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep etmiş, 29.03.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 81.326,90 TL'ye yükseltmiş, 24.10.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile de maddi tazminata ilişkin talebini davacı ... için 555.639,56 TL'ye, davacı ... için 447.372,49 TL'ye çıkartmıştır. II. CEVAP Davalılar vekili, olayın gerçekleştiği pencerenin mağazaya giren herkesin görebileceği ve kolayca ulaşabileceği bir yerde bulunduğunu, ceza dosyasında mevcut kamera görüntülerinden de anlaşılacağı üzere müteveffanın mağazaya girdiğini, girdiği gibi pencerenin yerini sorduğunu, açık olan pencereye yöneldiğini, sonra aşağıya düştüğünü ya da kendini aşağıya bıraktığını, müteveffanın müvekkili mağazasında geçirdiği sürenin 4 dakikayı geçmediğini, alışveriş merkezine müşteri olarak girmediğini, bu sebeple akdin müzakeresi sırasında meydana gelmiş bir zarardan söz edilmesinin mümkün olmadığını, meydana gelen zararla müvekkiline yüklenen kusur arasındaki illiyet bağının olmadığını, müvekkili ...'ın Gebze 11.Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/238 E. 2017/458 K. sayılı mahkeme hükmü gereğince asli kusurlu bulunduğunu, hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmayacağını, müvekkilinin olayın yaşandığı binanın maliki değil kiracısı olduğunu, kusur varsa da bundan sorumlu tutulması gerekenin yapı malikleri, yapıyı inşa eden ve denetleyen yapı denetim firmalarına ait olduğunu, talep edilen tazminat miktarlarının fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; müteveffa ...'in 03.07.2015 tarihinde davalı şirketin işletmecisi olduğu, ... Alışveriş Merkezi isimli iş yerine gittiği, burada söz konusu iş yerinin 3.katından düşmesi sonucu hayatını kaybettiği, 10.04.2024 tarihli bilirkişi heyet raporuna göre olayın gerçekleşmesinde davalı şirketin %90 oranında kusurlu olduğu, bu kusurun %5'lik kısmının davalı ...'a ait olduğu, TBK'nın 61.maddesi uyarınca davalıların davacıların zararlarından dış ilişkide davacılara karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, davanın kısmi dava olarak açıldığı, 24.10.2014 tarihli ıslah dilekçesinin 2.kez ıslah mahiyetinde olduğundan bu dilekçeye itibare edilmediği gerekçesiyle; davacı ... ve ... yönünden her biri için 81.326,90 TL maddi tazminat ile davacı ... yönünden 50.000,00 TL davacı ... yönünden 50.000,00 TL manevi tazminat ve davacı ... yönünden 35.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 03.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak adı geçen davacılara verilmesine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı vekili tarafından aktüerya hesap uzmanı bilirkişi tarafından hazırlanan bilirkişi raporu doğrultusunda ikinci defa ıslah dilekçesi sunulduğu, Mahkemece ilk ıslah dilekçesi değerlendirilerek hüküm kurulduğu, kanun gereğince ikinci defa verilen ıslah dilekçesinin geçerli olmadığı, bir davada ancak bir kez ıslah yoluna başvurulabileceği, hükme elverişli denetime açık raporlar doğrultusunda kurulan hükümde usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle; taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili; Mahkemece 15.10.2024 tarihli duruşmada son alınan aktüerya raporu doğrultusunda talep artırımı için süre istedikleri halde Mahkemece talebin ıslah talebi olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, Mahkemenin ilk verdiği kararın Bölge Adliye Mahkemesince tahkikat eksikliği nedeniyle ortadan kaldırıldığını, bunun üzerine yeniden kusur ve aktüerya raporu alındığını, 24.12.2024 tarihli celsede kısa kararda davanın ilk ıslah talebi doğrultusunda kabulüne karar verildiğini, ancak bu kararın hatalı olduğunu, Mahkemece gerekçeli kararda da belirttiği gibi 2 haftalık kesin süre vermesi gerekirken 1 haftalık kesin süre verilmesinin yerinde olmadığını, dava dilekçesinde de fazlaya ilişkin haklarının saklı olduğunun belirtildiğini, HMK'nın 177. maddesinde 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca yapılan değişilikle bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra İlk Derece Mahkemesince tahkikata ilişkin bir işlem yapılması halinde tahkikat sona erinceye kadar ıslah yapılabileceğinin düzenlendiğini, Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra yapılan tahkikat sonucunda alınan raporlara göre talep artırmaya ilişkin dilekçe verdiklerini, ancak Mahkemece ıslah için süre verildiğini, süresinde ıslah yapıldığı halde Mahkemenin birinci ıslah dilekçesinin dikkate alınarak karar verdiğini, ıslaha ilişkin kanunda yapılan değişiklik ile Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma veya bozma kararı sonrası ikinci kez ıslahın mümkün olduğunu, söz konusu ikinci ıslahın kendi talepleri üzerine Mahkemenin verdiği ara karar üzerine yapıldığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, nitekim dava dilekçesinde fazlaya ilişkin dava ve talep haklarını saklı tuttuklarını, Mahkemenin kararı ile aradan geçen 10 yıllık süreye rağmen davacıların uğradıkları zararın karşılanamadığını, olayda vefat eden mirasbırakana tali kusur verilmesinin yerinde olmadığını, AVM'nin sahibi olan diğer davalının tam kusurlu olduğunu, bu nedenle davalı ...'e verilen kusur oranına da itiraz ettiklerini, hükmedilen manevi tazminat miktarının aradan geçen sürede düşük kaldığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalılar vekili; gerek ceza yargılaması gerekse hukuk yargılamasında kusura ilişkin olarak yedi adet bilirkişi raporu alındığını, bu raporların üç tanesinde müvekkili şirketin asli kusurlu, bir tanesinde tali kusurlu, geri kalan üç raporun iki tanesinde de davalı müvekkillerinin sorumlu dahi tutulmadığını, Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar doğrultusunda alınan raporlarda yine kusur oranları birbiriyle çelişmekteyken Mahkemece çelişkiler giderilmeden son bilirkişi raporunun dikkate alınarak hüküm kurulduğunu, daha önceki raporlarda kusurlu bulunan fenni mesul ile yapı sahiplerine sorumluluk verilmemesinin ve bu şekilde çelişkinin giderilmemesinin hatalı olduğunu, müvekkillerinin iş yerindeki güvenliği sağlamaya yönelik her türlü tedbiri aldığını, buna rağmen önlemeyen ve objektif kaçınılmazlık durumunun söz konusu olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı ...'ın neden kusurlu tutulduğuna dair açıklamaya yer verilmediğini, kanunen zorunlu olmamasına rağmen müvekkilinin üzerine düşenden fazlasını yaparak şirket bünyesinde iş güvenliği uzmanı görevlendirdiğini, söz konusu iş güvenliği uzmanı tarafından yapılan değerlendirmede pencere yüksekliği konusunda bir eksiklik olduğunun tespit edilmediğini, olay yerinde klimalar aktif olarak çalıştığı için herhangi bir pencerenin de açılmasına gerek duyulmadığını, bilirkişi heyetince dosyada yer alan kamera görüntülerinin dahi izlenmediğini, müteveffanın mağaza içerinde üç dakika durduğunu, bu süre zarfında mağazadaki havalandırma koşullarının yetersiz olması nedeniyle müteveffanın nefessiz kaldığının tespitine raporda nasıl ulaşıldığının anlaşılmadığını, bilirkişiler tarafından tanık beyanlarının dikkate alınmadığını, 16.03.2020 tarihli aktüerya raporunda davalılar yönünden %100 kusur oranı dikkate alınarak davacı anne ve baba için ayrı ayrı 81.326,90 TL destekten yoksun kalma tazminatı belirlendiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı sonrasında yeniden yapılan yargılamada alınan 10.04.2024 tarihli rapora göre davalı şirketin %90 kusurlu olduğu bu kusurun %5'lik kısmının diğer Mehmet ait olduğu belirtildiği halde öncesinde %100 kusur oranı dikkate alınarak karar verildiğini, müteveffanın anne ve babasının aynı gün aynı ay aynı yılda doğmuş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacılar yönünden tazminatın doğru tespit edilebilmesi için davacı anne ve babanın gerçek yaşlarının tespit edilmesi gerektiğini, hükmedilen manevi tazminatın yüksek olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, alışveriş merkezinde meydana gelen ölüm nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında; hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa ilgili kanun maddelerinin doğru şekilde uygulanmasına, davanın kısmi dava olarak açılmasına, bir davada iki kez ıslah yapılmasının mümkün olmamasına, kusur konusunda alınan son bilirkişi raporunun çelişkiyi giderir nitelikte ve hüküm kurmaya elverişli olmasına, tazminat hesabına ilişkin alınan raporun ve hükmedilen manevi tazminat miktarının dosya kapsamına uygun olduğunun anlaşılmasına göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine, 40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin karşılıklı olarak birbirlerinden alınarak birbirlerine verilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/3722, K. 2026/468, T. 03.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-3722-e-2026-468-k-13b42671f197