Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/1606 E. 2026/465 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1606
Karar No
2026/465
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/733 E., 2024/1737 K. DAVA TARİHİ : 20.04.2021 İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 15. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/131 E., 2022/50 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 03.02.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ...'nın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkili ile davalının uzun yıllardan beri arkadaş olduklarını, davalının Amerika Birleşik Devletleri'nde ikamet ettiğini, burada ev satın alıp içerisinde çeşitli tadilatlar yaptıktan sonra satarak kâr elde ettiğini, müvekkiline de bu işe para koymasını, beraber para kazanmayı önerdiğini, bunun üzerine müvekkilinin de davalıya 200.000 USD gönderdiğini, davalının bu parayla taşınmaz satın alıp tadilat yaptıktan sonra satıp kâr elde etmeyi taahhüt ettiğini, ancak daha sonra davalının anılan taşınmazı istediği fiyata satamayacağını söylediğini, kâr elde edemeyeceklerini belirttiğini, bunun üzerine müvekkilinin ödediği paranın iadesini talep ettiğini, taraflar arasında protokol imzalandığını, protokol içeriğinde borcun 150.000 USD'lik kısmı için davalının adına kayıtlı bulunan taşınmazını müvekkiline devretmeyi taahhüt ettiğini, bakiye borç için ise senet düzenlendiğini, senedin vadesinin geçmiş olmasına rağmen davalının ödeme yapmadığını, İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/99 Değişik İş sayılı dosyasında ihtiyati haciz kararı alındığını, alacağın tahsili için davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, takibin davalının itirazı ile durduğunu ileri sürerek; itirazının iptaline, takibin devamına ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; taraflar arasındaki iş ticari iş niteliğinde olduğundan davaya bakma görevinin Asliye Ticaret Mahkemesine ait olduğunu, takip konusu alacağın muaccel olmadığını, davacının iddiası adi ortaklık olduğuna göre ortaklığın feshi bildirimi yapılmadan tasfiye alacaklarının diğer ortaktan talep edilmesinin mümkün bulunmadığını, protokol ve dava dilekçesinde açıkça belirtildiği gibi davacı ortağın avans olarak müvekkili ortağa 200.000 USD ödediğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 643. maddesine göre ortaklığın borçları, giderleri ve avansları ödendikten sonra kalan varlık ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmez ise zararın ortaklar arasında paylaştırılacağının öngörüldüğünü, ortaklık zarar etmiş olduğundan katılım payı ve ortakların avansını geri ödeyecek kadar dahi mal varlığı olmadığını, ortaklığın zararının davacı ortağın hissesi oranında avansından tenzil edilmesi gerektiğini, davacı ile davalının, ... şehrinde ... numaralı ... isimli taşınmazın alımı, renovasyonu ve satımı hususunda ortaklık yapmak üzere anlaştıklarını, bu iş nedeni ile 292.800 USD zarar edildiğini, kişibaşı zararın 150.000 USD civarı olduğunu, davacı ve müvekkilinin adi ortak olduğunu, davacının ortaklıktan çıkma iradesini ortaya koymadığını, davacının fesih iradesini ortaya koyup, tasfiye istemesi ve ortaklar arasındaki tasfiye maddesi gereği tasfiye talep etmesi gerektiğini, ancak dava dilekçesinde böyle bir talebin olmadığını, icra takibi ile tasfiyenin yapılmasının mümkün olmadığını, adi ortaklığın zarar ettiğini, bu nedenle zararın ortaklar arasında paylaştırılmasının gerektiğini, davacının adi ortaklığa koymuş olduğu avanstan hissesine düşen zararın tenzili ile varsa gerçek alacağının tespit edilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında adi ortaklık bulunduğu, davacının bu ortaklık nedeniyle ödeme yaptığı, bu kapsamda ABD'de kâr elde etmek için ev satın alındığı, bu evin satılmadığı, protokol kapsamında bonoların düzenlendiği, tarafların tacir olmadığı, temel ilişkinin adi ortaklık olduğu, Mahkemenin görevli olduğu, adi ortaklar bir araya gelerek tasfiye protokolünü düzenleyerek adi ortaklığı sona erdirdikleri, artık protokol hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği, davalının taşınmaz devir edimi kendisine ait olmasına rağmen yerine getirmediği, bakiye alacak için düzenlenen senetlerden birinin de vadesinin geldiği, teminat teşkil eden taşınmazın halen davalı adına kayıtlı olduğu, o halde takip tarihi itibariyle davacının adi ortaklıktan kaynaklı tasfiye payı olan 200.000 USD'nin ödenmediği, yabancı para üzerinden takibe konulan alacağın likit bulunduğu gerekçesiyle; davanın kabulüne, davalının takibe yaptığı itirazın iptaline, icra takibinin 200.000 USD üzerinden devamına, bu alacağın takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4-a maddesi uyarınca işleyecek temerrüt faiziyle birlikte tahsiline, asıl alacağın %20'sine tekabül eden 316.720,00 TL inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemenin davaya bakmaya görevli olduğu, taraflar arasında ABD -... şehrinde bulunan ... numaraları taşınmazın alımı, renovasyonu ve satımı konusunda adi ortaklık ilişkisi kurulduğu, taraflar arasında imzalanan 08.12.2019 tarihli protokolden önce, söz konusu taşınmazın satın alındığı, renovasyonunun yapıldığı ve üçüncü kişilere satıldığı, böylelikle adi ortaklığının amacının gerçekleştiği, dolayısıyla TBK'nın 639/1 maddesi uyarınca ortaklığın sona erdiği, bu aşamadan sonra davacının ortaklığa koyduğu katılma payının davalı tarafından davacıya geri ödenmesine ilişkin koşulları içeren 08.12.2019 tarihli protokolün imzalandığı, ortaklar arasında imzalanan bu protokolün adi ortaklığın tasfiyesi niteliğinde olduğu, tasfiye hususunda taraflarca anlaşıldığından tasfiyenin TBK hükümlerine göre yapılmasının gerekmediği, protokol uyarınca davalının 01.10.2020 vade tarihli 25.000 USD bedelli senedi ödemediği ve davalı tarafından Muğla ili .... ilçesi .... mahallesi...Mevki 3164 sayılı taşınmazı davacıya devretmediği gibi bu yönlere ilişkin bir savunmasının da olmadığı, bu durumda davacı tarafından tasfiye protokolü ile hüküm altına alınan 200.000 USD katılma payı alacağının davalıdan tahsili talep edebileceği, bu alacak için İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/99 Esas, 2021/99 Karar sayılı ihtiyati haciz kararı alındığı, bu karara davalı vekilinin itiraz ettiği, Mahkemece itirazın reddine karar verildiği, kararın davalı vekili tarafından istinaf edildiği, UYAP sisteminden yapılan incelemede Dairenin 2021/1194 esas, 2021/10 06... .10.2021 tarihli ilamı ile davalı vekilinin istinaf isteğinin esastan reddedildiği, İİK'nın 257/3 fıkrası uyarınca dava konusu alacağın davalı yönünden muaccel olduğu, adi ortaklığa konu taşınmazın, davalı tarafından protokol tarihinden çok önce 29.04.20 19... .05.2019 tarihinde üçüncü kişilere satıldığı halde davalının protokol tanzim ederken bu bilgiyi davacıdan gizleyerek sanki taşınmaz satışı yapılmamış gibi protokol kapsamının belirlendiği, keza zarar var ise protokol tarihinde davalının zararı bilmesine rağmen tasfiye protokolüne bu konuda bir hüküm ekletmediği, davalının sonradan adi ortaklığın zarar ettiği ve ortak olan davacının bu zarara katlanması gerektiği yönündeki savunmasının dürüstlük ve iyiniyet kuralları ile bağdaşmayacağı, dolayısıyla tasfiyenin tamamen protokol kapsamına göre yapılması gerektiği, dava konusu alacağın yabancı para cinsinden olduğu, davacı tarafça TBK'nın 99/3 fıkrasındaki seçimlik hak kullanılarak takip talebinde açıkça asıl alacağın fiili ödeme tarihindeki TL karşılığını istenildiği, her ne kadar davacı tarafça dava konusu alacağa takip talebinde avans faizi talep edilmiş ise de Mahkemece yabancı para cinsinden alacağa ancak 3095 sayılı Kanun'un 4/a madesine göre faiz işletilebileceği gerekçesiyle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; taraflar arasındaki uyuşmazlığın mutlak ticari dava olması nedeniyle Mahkemenin görevli olmadığını, davacının dayandığı protokol ve dayanılan bonolarda ödeme zamanının belirtildiğini, davacının ödeme zamanını beklemeden takip ve dava yoluna başvurduğunu, dayanak ihtiyati haciz kararının kanunun emredici hükümlerine aykırı ve kanuna karşı hile ile alınmış olması nedeni ile yok hükmünde sayılıp, alacağın muaccel olmaması nedeni ile ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmesini, muacceliyet iddiasına dayanak olan ihtiyati haciz kararı hileli yolla elde edildiğinden muaccel alacağa dayanak olamayacağından davanın bu nedenle reddinin gerekeceğini, davacının yabancı para takibinin yasal olmayıp takibin kanuna aykırı taleplerin iptali gerektiğini, davacının takip talebinde ve dava dilekçesinde sonuç ve istem bölümünde açıkça alacağın takip giderleri vekalet ücreti ve tahsil tarihindeki kur karşılığı Türk lirasına takip tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi talep ettiğini, kanunun yabancı para borcunun ne şekilde takibe konulacağını belirttiğini, bono yabancı para borcu içeriyorsa vade tarihinde borçlu ya kur karşılığı TL olarak ödeyeceğini veya yabancı parayı aynen ödeyeceğini, seçim hakkının borçluya tanındığını, borçlu vade tarihinde borcu ödemez ise bu sefer seçim hakkının alacaklıya geçtiğini, alacağını ya vade tarihindeki kur karşılığı TL üzerinden ticari avans faizi ile talep edecek ya da tahsil tarihindeki TL karşılığını dövize uygulanacak bir yıl vadeli mevduat faizi ile talep edebileceğini, TBK'nın 621. madde doğrultusunda Amerika'daki bir taşınmazın alınması, restore edilip satılması konulu adi ortaklık gereği davacı alacaklının müvekkili davalıya katılım payı gönderdiğini, protokoldeki bedelin bu bedel olduğu konusunda taraflar arasında ihtilafın olmadığını, zarar payı takas mahsup talepleri ve ortaklığın tasfiyesi gerektiği savunmaları karşısında davacı alacaklının bu defa protokolün tasfiye protokolü olduğu dolayısı ile alacağın tasfiye payı alacağı olduğunu beyan ettiğini, davacının davasını genişletmesine muvafakatlarının olmadığını, yine sözleşmede ortakların kâr payından vazgeçtiklerine dair bir ibare olmadığı gibi birbirlerinden zarar payı talep etmeyeceklerine dair bir ibarenin de olmadığını, davacı koymuş olduğu sermayeyi talep ettiğine göre tasfiye hükümlerinin uygulanmasının gerektiğini, taraflar arasındaki protokolde müvekkilinin zarar payını talep edemeyeceğine yönelik bir hüküm içermediğini, satın alınan 2 adet taşınmazın ... Tapu ve Yediemin Şirketi adına kayıtlı olduğunu, bu taşınmazların hiçbir şekilde şahıs adına geçmediğini, ilgili kuruluşun süresinde satış talep edilmemesi halinde otomatik olarak taşınmazları sattığını, bu satışların müvekkili iradesi ile olmadığını, ilgili kuruluşun satış masraflarını bu satış bedelinden tahsil ettiğini, bakiye borcun da müvekkilinden talep edildiğini, müvekkillinin bu zararları karşıladığı tarihin protokol tarihinden sonra olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, adi ortaklığın tasfiyesi kapsamında düzenlenen protokol uyarınca alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında; hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa ilgili kanun maddelerinin doğru şekilde uygulandığı adi ortaklığın tasfiyesinde irade özerkliği ilkesinin hakim olmasına, buna bağlı olarak ortakların adi ortaklığın tasfiyesinin nasıl ve kimler tarafından yapılacağını, ortaklık sözleşmesiyle kararlaştırabilecekleri gibi, ortaklığın sona ermesinden sonra yapacakları bir anlaşmayla düzenleyebilecek olmalarına, taraflar arasında düzenlenen protokolün adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin olup artık kanuni tasfiye usulüne başvurulmadan, tasfiyenin protokol hükümlerine göre yapılmasının yerinde bulunmasına, dava konusu alacağın yabancı para cinsinden olmasına, takip talebinde açıkça asıl alacağın fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının istenildiğinin anlaşılmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar verilmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, 40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/1606, K. 2026/465, T. 03.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-1606-e-2026-465-k-d76ba31d5446