Yargıtay · 12. Hukuk Dairesi
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/5463 E. 2026/1757 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 12. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5463
- Karar No
- 2026/1757
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı İlk Derece Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalılar tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı vekili; Bünyan Vergi Dairesi Müdürlüğünün 2...6 vergi kimlik numarasında kayıtlı mükellefi davalı ... Çanta San. Tic. Ltd. Şti.'nin 20.09.2013 tarihi itibariyle toplam 458.548,02 TL vergi borcu bulunduğunu, mükellef kurum hakkında yapılan araştırmalar neticesinde borcunu ödemeye yetecek mal varlığına rastlanılmaması üzerine 6183 sayılı ...T.U.H. Kanunun mükerrer 35. maddesi kapsamında kanuni temsilcisi ve ortaklarının takibine başlanıldığını ve şirketin %50 nispetinde ortağı olan ... hakkında yapılan mal varlığı araştırmasında,... İli...lçesi Kılıçarslan Mh. 22 39... Parseldeki hissesini 17.08.2010 tarih ve ... yevmiye ile toplam 36.400,00 TL bedelle ...'a sattığının tespit edildiğini, devir işlemlerinin alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı şekilde yapıldığını ileri sürerek, İİK 277 ve devamı uyarınca tasarrufun iptali ile haciz ve satış yetkisi tanınmasına karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın usulden reddine karar verilerek kararın davacı vekilince temyiz edildiği, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 14.03.2018 tarih ve 2015/148 32... /2328 karar sayılı ilamı ile; kararın hatalı olduğundan bahisle bozma yapılarak dosyanın esastan incelenmesi için mahkemesine gönderildiği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği, kararın davalı vekilince temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 19.09.2022 tarih ve 2022/60 63... /10541 karar sayılı ilamı ile '' Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur. Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimi yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hüküm bulunması gerektiği açıktır. Hükmüne uyulan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 14.03.2018 tarih, 2015/14832 Esas ve 2018/2328 Karar sayılı bozma ilamında; “6183 sayılı AATUHK'nun 27, 28, 29, 30... maddeler gereğince tasarrufun iptale tabi olup olmadığı irdelenerek sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinilmiş olmasına rağmen; mahkemece; 6183 sayılı Kanun'un 27, 28, 29, 30... maddeleri irdelenmeden dava ön koşullarının somut olayda gerçekleştiği şeklinde davanın hangi gerekçe ile kabul edildiği tartışılmadan karar verilmesi doğru olmadığı gibi, karar denetime elverişli de değildir. Bu husus yukarıda açıklanan ilkelere aykırılık oluşturduğundan, hükmün bozulması gerekmiştir. 2-Kabule göre de; 6183 sayılı Kanun'un 24 ve devamı maddeleri gereğince açılmış olan tasarrufun iptali davalarında dava kabul edildiği takdirde tasarruf tarihine kadar olan vergi borcu ferileriyle hesaplanarak bu miktar üzerinden tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekir. Bozma ilamında; dava konusu 17/08/2010 tarihli tasarrufun yapılış tarihine kadar doğmuş vergi alacağının bilirkişi marifetiyle belirlenmesi gerektiği belirtilmiş olup buna istinaden alınan bilirkişi raporunda tasarruf tarihinden önceki vergi dönemlerini kapsayan vergi borcunun 69.749,21 TL olduğu tespit edildiğinden bu miktarla sınırlı olmak üzere tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekirken mahkemece bilirkişi raporunda vergi borcu yönünden yapılan hesaplamanın dosya kapsamına uygun olmadığından bahisle davacının toplam vergi alacağı üzerinden tasarrufun iptaline karar verilmesi de doğru görülmemiştir. '' hükmü vurgulanarak mahkeme kararının bozulmasına karar verildiği, mahkemece bozma kararı sonrasında yapılan yargılama sonucu davanın kabulüne karar verilmiştir. Uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Mahkemece, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bozma ilamında belirtildiği üzere ''...dava konusu 17/08/2010 tarihli tasarrufun yapılış tarihine kadar doğmuş vergi alacağının bilirkişi marifetiyle belirlenmesi gerektiği belirtilmiş olup buna istinaden alınan bilirkişi raporunda tasarruf tarihinden önceki vergi dönemlerini kapsayan vergi borcunun 69.749,21 TL olduğu tespit edildiğinden bu miktarla sınırlı olmak üzere tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekirken...'' şeklinde hüküm kurulması gerekirken tekrar tüm borcun hükümde geçirilerek hüküm kurulması doğru olmamıştır. Ne var ki, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı HMK’nın 370/2. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle,... 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.02.2025 tarih ve 2024/9 E. 2025/43 K. sayılı ilamının hüküm kısmında 1 nolu bentte yer alan; ''1-Davanın KABULÜ ile;... İli...lçesi ...Mahallesi 22 39... Parsel sayılı taşınmazda 2. Kat 8 Nolu Bağımsız Bölümün davalı ... borçlusu ...
Çanta San. Tic. Ltd. Şti. ortağı ... tarafından diğer davalı ...'a satışına, davalı ... tarafından diğer davalı ...'a satışına ilişkin tasarrufun davacının 20.09.2013 tarihli 458.548,02-TL 'lik vergi borcuna ilişkin alacak ve ferileriyle ve en fazla 69.749,21 TL alacak ile sınırlı olmak kaydıyla tasarruf işleminin İPTALİNE ve davacıya cebr-i icra yetkisinin TANINMASINA,'' kısmının çıkartılarak; yerine; ''1-Davanın KABULÜ ile; Kayseri İli...lçesi ...Mahallesi 22 39... Parsel sayılı taşınmazda 2. Kat 8 nolu Bağımsız Bölümün davalı ... borçlusu ...Çanta San. Tic. Ltd. Şti. ortağı ... tarafından diğer davalı ...'a satışına, davalı ... tarafından diğer davalı ...'a satışına ilişkin tasarrufun davacının devir tarihinde mevcut vergi borcu olan 69.749,21 TL alacak, faiz ve eklentileriyle sınırlı olmak kaydıyla tasarruf işleminin İPTALİNE ve davacıya cebr-i icra ve satış yetkisinin TANINMASINA,'' ibaresinin yazılarak kararın 6100 sayılı HMK'nın 370/2. maddesi uyarınca bu şekli ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, karar düzeltilerek onandığından harç alınmasına yer olmadığına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, ilamın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.