Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/13 E. 2026/38 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/13
Karar No
2026/38
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

70. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/13

KARAR NO: 2026/38

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 29/09/2022

NUMARASI: 2019/328 Esas, 2022/548 Karar

DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ : 11/06/2019

DAVA DEĞERİ: 5.024.696,40 TL

KARAR TARİHİ : 30/09/2026

Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Vekil eden ile davalıların kurduğu adi ortaklık arasında münakit bulunan 28.08.2017 tarihli sözleşme ile... işleri, yer altı ve... projesi kapsamında ... işinin yüklenildiğini, 28.08.2017 tarihinde imzalanan mezkur sözleşmeye göre; sözleşmenin ilgili 5. "İş’in Süresi" başlıklı maddesinde fabrika kurulumunun yüklenici tarafından 3 ay içinde bitirilmesi ve işin 15 ay içinde tamamlanması gerektiği düzenlendiğini, buna göre, sözleşmede yükümlenilen edimleri yerine getirmek üzere vekil eden tarafından "... Sok. No:...-İstanbul adresinde 1400m2'si açık 5795 m2 si kapalı olmak üzere toplam 7570 m2 kare bir alana sahip Depo ve Şantiye Sahası aylık 41.635-TL bedelle kiralandığı ve 3 ay içerisinde fabrika kurulumu yapılarak ifaya hazır hale getirildiğini, akabinde sözleşme gereğince müvekkili tarafından ifaya hazır hale gelinmesine ve işin teslimi için kararlaştırılan 15 aylık süre geçmiş olmasına rağmen işin akıbeti konusunda davalılar ile irtibat kurulamamış, davalılar tarafından sözleşmeye açıkça aykırı davranıldığını, mezkur sözleşme gereğince yükümlülüğün ifası cihetinde hazır hale getirilen tesis ve eklentilerinin inşaat maliyeti ile birlikte sarf olunan diğer giderlerin tespiti amacıyla taraflarından Bakırköy 6.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2018/237 D.İş dosyası ile delil tespiti yaptırıldığını, Anılan delil tespiti ile Makine Mühendisi, İnşaat Mühendisi ve SPK Değerleme Uzmanı Harita Mühendisinden oluşan bilirkişi heyeti tarafından sunulan rapor doğrultusunda ayrı ayrı olarak; Kapalı Alan İnşaatı, 4 Adet Tavan Vinci, Elektrik Tesisatı, Buhar Hatları Tesisatı, 2 Adet Takla Aparatı, 2 Adet Vakum Aparatı, 2 Adet Hava Kompresörü, 1 Adet Buhar Kazanı, Temel Betonu, İnşaat Demiri, Temel Beton İşçilik Maliyeti, Personel ve diğer maliyetler ve Kira Maliyeti kalemleri için toplam 5.024.696,40-TL maliyet belirlendiğini, Bakırköy 6.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2018/237 D.İş sayılı dosyası ile alınan keşif ve bilirkişi raporuna istinaden taraflarından Üsküdar 17.Noterliği'nin ... yevmiye, ....Noterliği'nin ... yevmiye numaralı ihtarnameler ile sözleşmenin feshi ve tespit edilen toplam maliyetin taraflarına ödenmesi ihtar edilmiş, davalılar tarafından cevap verilmediğini, devamında davalılar aleyhine ... Arabuluculuk Bürosu'nun 2019/... ve 2019/......arabuluculuk numarası ile arabuluculuk müracaatı yapılmış ve fakat davalılar ile anlaşma sağlanamadığını, buna göre, müvekkili tarafından sözleşmeye güvenilerek belirlenmiş sürede yükümlülüklerini yerine getirmek üzere gerçekleştirilen harcama ve giderler ile bir kısım zararları bilirkişi raporu ile tevsik edildiğini, bu nedenle, Sözleşmenin imzalanmasının üzerinden yaklaşık 16 ay geçmiş olmasına rağmen işin başlatılmamış olması nedeniyle devam eden maliyetin tahammülü güçleşmiş ve keşif ve tespit yapılan tesis yıkılarak kiralanan tahliye edildiğini, bunun yanında davalıların davaya konu sözleşmeye açıkça aykırılıkları nedeniyle sözleşmenin ifa edileceğine güvenerek yapılan masraflarla birlikte aynı sözleşme tarihinden bugüne kadar geçen sürede yeni taahhütlerin de alınmaması nedeniyle uğranılan zararında da ayrıca hesaplamaya konu edilmesi gerektiğini, ayrıca menfi zarar kapsamında olmak üzere Mahkemenin tensibi ile inşaat, makine ve gayrimenkul değerleme uzmanı bilirkişilerden tespitini talep ettikleri; Sözleşmenin geçerliliğine güvenerek yapılan harcama ve tüm giderler, Sözleşmeye aykırılık nedeniyle delil tespiti davası ve ihtarname masrafları ve Sözleşmeye güvenilerek gerçekleşen iş kaybından kaynaklı zararlar olduğunu, yukarıda izah edilen nedenlerle, sözleşme gereği vekil eden tarafından yükümlenen edimlerin ifası yolunda gerekli tüm inşaat ve hazırlık işleri yapılmış olmasına rağmen davalılar tarafından sözleşmeye aykırılık teşkil edecek şekilde vaki olan belirsizlik nedeniyle tahammülü güç bir hal alan sözleşmenin feshi ve mahkemenin tensibi ile tespit edilecek zararın tazminini talep etmek üzere işbu davanın ikamesi zorunluluğu hasıl olduğundan bahisle 28.08.2017 tarihli ... sözleşmesinin feshine, Sözleşmeye istinaden kurulumu gerçekleştirilen tesiste Bakırköy 6.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2018/237 D.İş sayılı dosyasında yapılan keşif ve tespit raporu doğrultusunda menfi zararın bilirkişi tarafından hesaplanacak toplam bedele artırılmak üzere şimdilik 100.000-TL'nin ticari temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müştereken tahsiline, tüm yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davaya konu sözleşmeden kaynaklı fazlaya ilişkin tüm dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili ıslah dilekçesinde özetle; Huzurda davalılar aleyhine ikame edilen alacak davasında Mahkeme tarafından dosyaya alınan bilirkişi raporu doğrultusunda mezkur ara kararda dava değerinin arttırılması ve harcın ikmaline karar verilmiştir. Buna göre belirsiz alacak davası olarak ikame edilen davada alınan bilirkişi raporu cihetinde davanın aşağıdaki miktarlarda; ayrıca işbu alacak kalemlerine uygulanacak ticari temerrüt faizi talepleriyle birlikte fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı tutulmak üzere ıslah ettiklerini,

DAVA DİLEKÇESİ

ISLAH EDİLEN MİKTAR

TOPLAM TALEP

DAVA MİKTARI

100.000,00

4.924.696,4 TL

5.024.696,4 TL

Süresinde ve usulüne uygun olarak; mezkur bilirkişi raporu cihetinde yaptıkları ıslah taleplerinin hesaplanacak ticari temerrüt faizi ile birlikte kabulüne, işbu alacaklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, tüm yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı ...Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili Şirketin Ortağı Olduğu Adi Ortaklık İle Davacı Arasındaki Sözleşme Halihazırda Devam Etmektedir. Müvekkili şirket ...A.Ş., .... A.Ş., .... A.Ş. ve ... .... A.Ş.'nin ortakları olduğu ... - ... - ...- ... Adi Ortaklığı (bundan sonra ''Adi Ortaklık'' olarak anılacaktır.) ile davacı .... Şirketi arasında, Adi Ortaklık tarafından yapımı üstlenilen ''... ...Merkezi (...) ve... Projesi'' (bundan sonra ‘’Proje’’ olarak anılacaktır.) kapsamındaki bir kısım işlerin yürütülmesi için 28.08.2017 tarihli ''... Sözleşmesi'' akdedildiğini, işbu sözleşmenin halihazırda devam ettiğini, işbu uyuşmazlığa konu sözleşme kapsamında yürütülen asıl iş müvekkili şirketin ortağı olduğu Adi Ortaklık tarafından ... Belediyesi (bundan sonra ‘’...’’ olarak anılacaktır.) ile akdedilen sözleşme ile yüklenilmiş olup, burada müvekkili şirket idarenin işin yürütümü ile ilgili talimatları ile bağlı konumdadır. İşbu sözleşme kapsamında davacı şirket Aralık 2017 itibari ile ... üretimi yapmaya başlamıştır. Akabinde sözleşmede belirtilen yükümlülükler yerine getirilmeye başlanmışken ... tarafından işlerin askıya alındığı Adi Ortaklığa bildirilmiştir.

Bu sebeple sözleşmenin durdurulduğuna ilişkin davacı tarafa 06.12.2017 tarihli yazı ile bilgi verildiğini, devam eden süreçte ... tarafından 29.12.2017 tarihinde Adi Ortaklığa gönderilen yazı ile bir kısmı davacıya devredilen Projenin iptal edildiğinin bildirildiği, işbu durum karşısında, takdir edileceği üzere; Adi Ortaklık da güç duruma düşmüştür. ... ile Adi Ortaklık arasında devam eden görüşmeler sonucunda, ... Proje’nin iptal edilmesinden vazgeçilmiş ve işlerin devam edeceği hususunda anlaşılmıştır. Proje’nin devam edeceği Adi Ortaklığa gönderilen dilekçe ekinde sunulan 13.03.2018 tarihli yazı ile bildirilmiştir. Bu görüşmeler devam ederken, davacı taraf da ilgili hususta bilgilendirmiş ve Proje’nin akıbetinin belirsiz olduğunu bilmesine rağmen Adi Ortaklık ile akdedilen sözleşme uyarınca üretim işlerine devam etmiştir.

Öyle ki; davacı tarafından müvekkili şirkete 28.02.2018 tarihinde fiyat farkı talep yazısı gönderilmiştir. İşbu yazı dilekçe ekinde sunulmaktadır. Daha sonra davacı tarafın talebine istinaden 29.03.2018 tarihinde, işlere başlanması halinde kullanılmak üzere 2018 yılı fiyatları için zeyilname imzalanmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere ...’nin Projeyi tekrar başlatması üzerine davacı ile yapılan sözleşme iptal edilmemiş, davacının bilgisi dahilinde ...’den gelecek bilgi ve talimatlar doğrultusunda Sözleşmeye devam edilecektir. İmalatlar durdurulmuş olmasına rağmen işler tekrar başladığında kullanılmak üzere fiyat belirlemesini içeren zeyilname akdedilmiş olması hususu mevcut durumun davacının bilgisi ve kabulü dahilinde olduğunu ve işbu dava ile uğradığını iddia ettiği zararın tazmini talep etmesinin kötüniyetli ve hakkaniyete aykırı olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki; Proje kapsamında işler Adi Ortaklık tarafından tekrar başlatılmasına rağmen, Adi Ortaklık imalatlar karşılığında hiçbir hakediş ödemesi alamamış olduğundan işler yavaşlamıştır. ... tarafından Adi Ortaklığa hakediş ödemeleri yapılması halinde davacı taraf ile ilgili sözleşme kapsamında işlerin yürütülmesine devam edilecek ve ödemeler yapılacaktır. Burada özellikle vurgulamak gerekir ki; davacı taraf dava dilekçesinde üretim yapmak için kiraladığı şantiye ve depo sahasının kullanımı ve fabrika kurulumu için ödemiş olduğu bedelleri de talep etmiş olmakla bu hususun kabulü mümkün değildir. Adi Ortaklık ile davacı arasında yapılan sözleşmenin kapsamında yalnızca ... üretimi ve teslimi yer almakla, Adi Ortaklığın imal edilen segmentlerin bedelini ödeme sorumluluğu bulunmamaktadır.

Davacı tarafın, sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmek için sözleşme dışı masrafları Adi Ortaklıktan talep etmesi mümkün olmamakla, Mahkemenin de takdirinde olacağı üzere aksinin kabulü sözleşmeler hukukuna aykırı olacaktır. Davacı taraf Proje kapsamında hakkediş ödemeleri alındığında kendisi ile işlerin yürütümüne devam edileceğini bilmesine ve bu zamana dek Adi Ortaklığa herhangi bir ... teslimi yapmamış olmasına rağmen haksız ve kötü niyetli olarak işbu dava ile talepte bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle sözleşme halihazırda devam etmekte ve ilgili idare ile Projenin yürütümüne ve hakedişlere ilişkin sorunlar çözüldüğünde ödemeler yapılacak olup, karşı tarafın halihazırda herhangi bir teslim yapmadığı hususu da göz önünde bulundurularak huzurdaki haksız ve hukuka aykırı davanın reddi gerekmektedir.

Davacı Tarafça Dava Öncesi Talep Edilen Delil Tespiti Dosyasında Alınan Raporun İşbu Davada Delil Olarak Kullanılması Hukuken Mümkün Olmamakla, Mahkeme Nezdinde Yeniden Rapor Alınması Gerekmektedir. Davacı tarafça dava dilekçesinde, Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 2018/237 D.İş sayılı dosyası ile talep konusu ile ilgili delil tespiti talep edildiği ve bu dosya tahtında bilirkişi raporu alındığı belirtilmiştir. Ancak ilgili Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 2018/237 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu müvekkili şirkete veya ortağı olduğu Adi Ortaklığa ya da ortaklığı oluşturan şirketlerden herhangi birine halihazırda tebliğ edilmemiştir. İşbu tespit dosyasının varlığından Mahkeme nezdinde ikame edilen huzurdaki dava ile haberdar olunmuştur. Mahkemenin de takdirinde olacağı üzere, delil tespiti yapılırken taraflar hazır olmalı ya da tespitin taraflar hazır olmadan yapılmasına karar verilmesi halinde; tespit sonrası hazırlanan raporun karşı tarafa tebliği ile haberdar edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde bu şekilde taraflar hazır olmadan yapılmış bir delil tespiti raporunun icrası ve daha sonra açılacak bir davada delil olarak kullanılması hukuken mümkün değildir.

Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/13-699 E., 2018/1867 K., 06.12.2018 T. Sayılı ilamında; ‘’Kural olarak, delil tespiti karşı taraf da hazır olmak üzere (her iki tarafın huzurunda) yapılır. Fakat, karşı taraf, usulüne uygun biçimde davet edildiği hâlde, gelmezse delil tespiti gıyabında yapılır. Mahkeme, delil tespitinin karşı tarafın yokluğunda yapılmasına da karar verebilir. Delil tespitinin karşı tarafın yokluğunda yapılmış olması hâlinde, mahkeme, dilekçeyi ve delil tespiti tutanağı ile varsa bilirkişi raporunun bir suretini derhal karşı tarafa tebliğ etmek zorundadır (HUMK m. 372/I-II). Aksi hâlde, karşı tarafa tebliğ edilmemiş olan delil tespiti tutanağı, davada delil olarak kullanılamaz.’’ Denilerek karşı tarafa tebliğ edilmeyen delil tespiti sonucu alınmış bilirkişi raporunun daha sonra açılan davada delil olarak kullanılamayacağı hususu hüküm altına alınmıştır.

Her ne kadar davacı ilgili delil tespiti dosyasına delil olarak göstermişse de, yukarıda belirtilen karar karşısında işbu dosya delil olarak kullanılamayacağı gibi, davacı tarafın sunmuş olduğu bu delile muvafakatı bulunmamaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki; ilgili delil tespiti dosyasından alınmış bilirkişi raporu müvekkili şirket, Adi Ortaklığa ya da diğer ortak şirketlere tebliğ edilmemiş olduğundan, raporda yer alan aleyhe hususlara itiraz ettiklerini ve ilgili rapora karşı ayrıntılı beyan ve itiraz sunma hakkını saklı tuttuklarını Mahkemeye bildirdiklerini, öte yandan Mahkemenin aksi kanaatte olması ve ilgili dosyanın delil olarak kabul edilmesi halinde dahi; işbu dava özelinde Mahkeme nezdinde; işbu cevap dilekçesindeki savunmaları ve belirtilen bilirkişi raporunu inceleyip sunacakları ayrıntılı beyan ve itirazları da dikkate alınarak yeniden rapor alınması gerekmektedir.

Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise yine itirazları doğrultusunda ek rapor alınması gerekmektedir. Yukarıda anılan Yargıtay Genel Kurul Kararının devamında ise; ‘’ Yukarıda açıklandığı üzere Bakırköy Tüketici Mahkemesi'nin 2010/19 D. iş sayılı dosyasında alınan tespit raporu, ...Üniversitesi Otomotiv Ana bilim Dalı öğretim üyelerinden oluşan konusunda uzman bilirkişi heyetince düzenlenmiş, tespit raporuna davalılar vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine mahkemece yargılama aşamasında itirazları karşılayacak şekilde aynı bilirkişi heyetinden teknik değerlendirmeler yapılarak ek rapor alınmış, itirazlar karşılanmak suretiyle düzenlenen ek rapor uyarınca karar verilmiştir. Tespit dosyasında tespit raporunu ve yargılama aşamasında ek raporu düzenleyen bilirkişiler aracı bizzat gören, konusunda uzman bilirkişiler olup bu durumda kazanın meydana geldiği tarihten bu yana aradan geçen süre dikkate alındığında mahkemece yeniden keşif yapılarak farklı heyetten bilirkişi raporu alınmasında yarar bulunmamaktadır.

O hâlde mahkemece tespit raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinden, yargılama aşamasında davalıların itirazlarını da karşılayacak şekilde ek rapor alınarak karar verilmesinin yerinde olduğu Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir.’’ denilerek uyuşmazlığın hakkaniyetli olarak çözümlenebilmesi için en azından ek rapor alınması gerektiği hususu hüküm altına alınmıştır. Açıklanan nedenlerle, belirtilen delil tespiti dosyasına delil olarak kullanılmasına muvafakatleri olmadığını ve ayrıntılı beyan ve itiraz sunma hakkını saklı tuttuklarını bildirir; Mahkeme nezdinde yeniden rapor alınmasına aksi kanaatte olunması halinde ek rapor alınmasına karar verilmesi talep edilmektedir. Yukarıda açıklanan ve Mahkemece resen gözetilecek nedenlere huzurdaki haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmek zarureti hasıl olduğundan bahisle huzurdaki haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, yargılama giderleri ve ücret-i vekaletin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı... Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; Hiçbir Şekilde Davanın Kabulü Anlamına Gelmemek Kaydı İle, Davacının Talebi Dava Tarihi İtibari İle Zamanaşımına Uğramıştır. Davacı şirketin alacağının dayanağı olarak gösterdiği ve taraflar arasında akdedilen 05/03/2012 tarihli sözleşme, Türk Borçlar Kanunu'nun 470. Maddesi ve devamında düzenleme altına alınan "Eser Sözleşmesi" niteliğindedir. Yine Türk Borçlar Kanunu'nun "Beş yıllık zamanaşımı" başlıklı 147. Maddesi, yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olduğunu düzenleme altına almıştır. Dolayısı ile hiçbir şekilde davanın kabulü anlamına gelmemek kaydı ile Mahkemede açılan davaya karşı zamanaşımı itirazında bulunuyor ve davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi talep edilmektedir. Davacı Şirket İle Müvekkil Şirketin De Ortağı Olduğu ... Adi Ortaklığı Arasında Akdedilen Sözleşme Halihazırda Yürürlüktedir. Müvekkili ... AŞ, ...A.Ş., .... A.Ş. ve ... .... A.Ş.'den oluşan "... Adi Ortaklığı" ile davacı şirket arasında, ''... ...Merkezi (...) ve... Projesi'' kapsamındaki bir kısım işlerin yürütülmesi üzerine 28/08/2017 tarihli ''... Sözleşmesi'' akdedilmiştir. Ancak ... Adi Ortaklığı ile davacı şirket arasında akdedilen sözleşme kapsamında yürütülen asıl iş, müvekkili şirketin de ortağı bulunduğu ... Adi Ortaklığı ile ... Belediyesi arasında akdedilen sözleşme ile yüklenilmiştir. Dolayısı ile işin yapımı noktasında ... Adi Ortaklığı idarenin talimatları ile bağlıdır. Şöyle ki, taraflar arasında akdedilen "... SÖZLEŞMESİ" kapsamında davacı şirket Aralık 2017 tarihi itibari ile ... üretimi yapmaya başlamıştır. İlgili sözleşmede belirtilen yükümlülükler müvekkili şirket tarafından yerine getirilmeye başlanmışken idare tarafından işlerin askıya alındığı ... Adi Ortaklığına bildirilmiştir. Bunun üzerine müvekkili şirketin de ortağı bulunduğu ... Adi Ortaklığı tarafından sözleşmenin durdurulduğuna ilişkin yazı davacı şirkete 06/12/2017 tarihinde bildirilmiştir. Devam eden süreçte idare tarafından 29/12/2017 tarihinde Adi Ortaklığa gönderilen yazı ile bir kısmı davacıya devredilen projenin iptal edildiği bildirilmiştir. İşbu durum karşısında, takdir edileceği üzere; müvekkil şirketin de içinde bulunduğu ... Adi Ortaklığı güç duruma düşmüştür. Bunun üzerine ... Belediyesi ile ... Adi Ortaklığı arasındayapılan görüşmeler sonucunda, ..., projenin iptal edilmesinden vazgeçmiş ve taraflar işlerin devam edeceği hususunda anlaşmaya varmışlardır. Proje’nin devam edeceği ... Belediyesi tarafından, ... Adi Ortaklığına gönderilen dilekçe ekinde sunulan 13.03.2018 tarihli yazı ile bildirilmiştir. Bu görüşmeler devam ederken, davacı taraf da ilgili hususta bilgilendirilmiş ve projenin akıbetinin belirsiz olduğunu bilmesine rağmen Adi Ortaklık ile akdedilen sözleşme uyarınca üretim işlerine devam etmiştir. Öyle ki; davacı tarafından müvekkili şirkete 28/02/2018 tarihinde fiyat farkı talep yazısı gönderilmiştir. İşbu yazı dilekçe ekinde sunulmaktadır. Daha sonra davacı tarafın talebine istinaden 29.03.2018 tarihinde, işlere başlanması halinde kullanılmak üzere 2018 yılı fiyatları için zeyilname imzalanmıştır. ...’nin projeyi tekrar başlatması üzerine davacı ile yapılan sözleşme iptal edilmemiştir. İmalatlar durdurulmuş olmasına rağmen işler tekrar başladığında kullanılmak üzere fiyat belirlemesini içeren zeyilname akdedilmiş olması hususu mevcut durumun davacının bilgisi ve kabulü dahilinde olduğunun açık göstergesidir. Bu durumda davacının Mahkemede açılan dava ile uğradığını iddia ettiği zararın tazmini talep etmesi dürüstlük kuralına aykırı olup; iyiniyetten uzak bir yaklaşımdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki; Proje kapsamında işler Adi Ortaklık tarafından tekrar başlatılmasına rağmen, Adi Ortaklık imalatlar karşılığında hiçbir hakediş ödemesi alamamış olduğundan işler yavaşlamıştır. ... tarafından Adi Ortaklığa hakediş ödemeleri yapılması halinde davacı taraf ile ilgili sözleşme kapsamında işlerin yürütülmesine devam edilecek ve ödemeler yapılacaktır. Yine davacı taraf dava dilekçesinde üretim yapmak için kiraladığı şantiye ve depo sahasının kullanımı ve fabrika kurulumu için ödemiş olduğu bedelleri de talep etmiş olup; Adi Ortaklık ile davacı arasında yapılan sözleşmenin yalnızca ... üretimi ve teslimini kapsaması nedeni ile davacının bu yöndeki taleplerinin de reddi gerekmektedir. Zira ... Adi Ortaklığın imal edilen segmentlerin bedelini ödeme sorumluluğu bulunmadığı sözleşme gereğidir. Davacı tarafın, sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmek için sözleşme dışı masrafları Adi Ortaklıktan talep etmesi mümkün değildir. Davacı taraf proje kapsamında hakediş ödemeleri alındığında kendisi ile işlerin yürütümüne devam edileceğini bilmektedir. Kaldı ki ... Adi Ortaklığına hiçbir şekilde ... teslimi yapmayan davacının sözleşme dışında iş yaptığı iddiası da gerçeği yansıtmamaktadır. Davacı Tarafça Yaptırılan Delil Tespiti Dosyasından Alınan Raporun Huzudaki Davaya Esas Teşkil Etmesi Mümkün Olmayıp; Mahkeme Tarafından Yeniden Rapor Alınması Gerekmektedir. Davacı taraf dava dilekçesinde, Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 2018/237 Değişik İş sayılı dosyası ile Mahkeme dosyasına konu uyuşmazlığa ilişkin olarak delil tespiti dosyası ile rapor düzenlendiğini belirtmiştir. Ancak ilgili Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 2018/237 E. sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu müvekkili şirkete tebliğ edilmediği gibi müvekkili şirketin ortağı olduğu ... Adi Ortaklığına veya ortaklığı oluşturan şirketlerden herhangi birine de tebliğ edilmemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/13-699 Esas, 2018/1867 Karar ve 06.12.2018 tarihli ilamı; "Kural olarak, delil tespiti karşı taraf da hazır olmak üzere (her iki tarafın huzurunda) yapılır. Fakat, karşı taraf, usulüne uygun biçimde davet edildiği hâlde, gelmezse delil tespiti gıyabında yapılır. Mahkeme, delil tespitinin karşı tarafın yokluğunda yapılmasına da karar verebilir. Delil tespitinin karşı tarafın yokluğunda yapılmış olması hâlinde, mahkeme, dilekçeyi ve delil tespiti tutanağı ile varsa bilirkişi raporunun bir suretini derhal karşı tarafa tebliğ etmek zorundadır (HUMK m. 372/I-II). Aksi hâlde, karşı tarafa tebliğ edilmemiş olan delil tespiti tutanağı, davada delil olarak kullanılamaz." şeklindedir. Bu durumda delil tespiti yapılırken taraflar hazır olmalı ya da tespitin taraflar hazır olmadan yapılmasına karar verilmesi halinde; tespit sonrası hazırlanan raporun karşı tarafa tebliğ edilerek karşı tarafın durumdan haberdar edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde taraflar hazır olmadan yapılmış bir delil tespiti raporunun daha sonra açılacak bir davada delil olarak kullanılmasının hukuken mümkün olmadığı Hukuk Genel Kurul kararı ile de sabit hale gelmiştir. Yukarıda açıklanan ve Mahkemece resen gözetilecek nedenlere huzurdaki haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmek zarureti hasıl olduğundan bahisle mahkemede 2019/328 Esas numarası ile açılan davanın müvekkili şirket açısından reddini, masraf, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... İnş.ve Ticaret Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili Şirketin Ortağı Olduğu Adi Ortaklık İle Davacı Arasındaki Sözleşme Halihazırda Devam Etmektedir. Müvekkili şirketin ortağı bulunduğu ... - ... - ... - ... Adi Ortaklığı (Bundan sonra ''Adi Ortaklık'' olarak anılacaktır.) ile davacı arasında, Adi Ortaklık tarafından yapımı üstlenilen ''... ...Merkezi (...) ve... Projesi'' (bundan sonra ‘’Proje’’ olarak anılacaktır.) kapsamındaki bir kısım işlerin yürütülmesi için 28.08.2017 tarihli ''... Sözleşmesi'' akdedilmiştir. İşbu sözleşme halihazırda devam etmektedir. İşbu uyuşmazlığa konu sözleşme kapsamında yürütülen asıl iş Müvekkili Şirketin ortağı bulunduğu Adi Ortaklık tarafından ... Belediyesi (bundan sonra ‘’...’’ olarak anılacaktır.) ile akdedilen sözleşme ile yüklenilmiş olup, burada Müvekkili Şirket idarenin işin yürütümü ile ilgili talimatları ile bağlı konumdadır. İşbu sözleşme kapsamında davacı şirket Aralık 2017 itibari ile ... üretimi yapmaya başlamıştır. Akabinde sözleşmede belirtilen yükümlülükler yerine getirilmeye başlanmışken ... tarafından işlerin askıya alındığı Adi Ortaklığa bildirilmiştir. Bu sebeple sözleşmenin durdurulduğuna ilişkin davacı tarafa 06.12.2017 tarihli yazı ile bilgi verilmiştir. Devam eden süreçte ... tarafından 29.12.2017 tarihinde Adi Ortaklığa gönderilen yazı ile bir kısmı davacıya devredilen Projenin iptal edildiği bildirilmiştir. İşbu durum karşısında, takdir edileceği üzere; Adi Ortaklık da güç duruma düşmüştür. ... ile Adi Ortaklık arasında devam eden görüşmeler sonucunda, ... Proje’nin iptal edilmesinden vazgeçilmiş ve işlerin devam edeceği hususunda anlaşılmıştır. Proje’nin devam edeceği Adi Ortaklığa gönderilen 13.03.2018 tarihli yazı ile bildirilmiştir. Bu görüşmeler devam ederken, davacı taraf da ilgili hususta bilgilendirmiş ve Proje’nin akıbetinin belirsiz olduğunu bilmesine rağmen Adi Ortaklık ile akdedilen sözleşme uyarınca üretim işlerine devam etmiştir. Daha sonra davacı tarafın talebine istinaden 29.03.2018 tarihinde, işlere başlanması halinde kullanılmak üzere 2018 yılı fiyatları için zeyilname imzalanmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere ...’nin Projeyi tekrar başlatması üzerine davacı ile yapılan sözleşme iptal edilmemiş, davacının bilgisi dahilinde ...’den gelecek bilgi ve talimatlar doğrultusunda sözleşmeye devam edilecektir. İmalatlar durdurulmuş olmasına rağmen işler tekrar başladığında kullanılmak üzere fiyat belirlemesini içeren zeyilname akdedilmiş olması hususu mevcut durumun davacının bilgisi ve kabulü dahilinde olduğunu ve işbu dava ile uğradığını iddia ettiği zararın tazmini talep etmesinin kötüniyetli ve hakkaniyete aykırı olduğunu kanıtlar niteliktedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki; Proje kapsamında işler Adi Ortaklık tarafından tekrar başlatılmasına rağmen, Adi Ortaklık imalatlar karşılığında hiçbir hakediş ödemesi alamamış olduğundan işler yavaşlamıştır. ... tarafından Adi Ortaklığa hakediş ödemeleri yapılması halinde davacı taraf ile ilgili sözleşme kapsamında işlerin yürütülmesine devam edilecek ve ödemeler yapılacaktır. Burada özellikle vurgulamak gerekir ki; davacı taraf dava dilekçesinde üretim yapmak için kiraladığı şantiye ve depo sahasının kullanımı ve fabrika kurulumu için ödemiş olduğu bedelleri de talep etmiş olmakla bu hususun kabulü mümkün değildir. Adi Ortaklık ile davacı arasında yapılan sözleşmenin kapsamında yalnızca ... üretimi ve teslimi yer almakla, Adi Ortaklığın imal edilen segmentlerin bedelini ödeme sorumluluğu bulunmamaktadır. Davacı tarafın, sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmek için sözleşme dışı masrafları Adi Ortaklıktan talep etmesi mümkün olmamakla, Mahkemenin de takdirinde olacağı üzere aksinin kabulü sözleşmeler hukukuna aykırı olacaktır. Davacı taraf Proje kapsamında hakkediş ödemeleri alındığında kendisi ile işlerin yürütümüne devam edileceğini bilmesine ve bu zamana dek Adi Ortaklığa herhangi bir ... teslimi yapmamış olmasına rağmen haksız ve kötü niyetli olarak işbu dava ile talepte bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle sözleşme halihazırda devam etmekte ve ilgili idare ile Projenin yürütümüne ve hakedişlere ilişkin sorunlar çözüldüğünde ödemeler yapılacak olup, karşı tarafın halihazırda herhangi bir teslim yapmadığı hususu da göz önünde bulundurularak huzurdaki haksız ve hukuka aykırı davanın reddi gerekmektedir. Davacı Tarafça Dava Öncesi Talep Edilen Delil Tespiti Dosyasında Alınan Raporun İşbu Davada Delil Olarak Kullanılması Hukuken Mümkün Olmamakla, Mahkeme Nezdinde Yeniden Rapor Alınması Gerekmektedir. Davacı tarafça dava dilekçesinde, Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 2018/237 D.İş sayılı dosyası ile talep konusu ile ilgili delil tespiti talep edildiği ve bu dosya tahtında bilirkişi raporu alındığı belirtilmiştir. Ancak ilgili Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 2018/237 E. sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu müvekkil şirkete veya ortağı olduğu Adi Ortaklığa ya da ortaklığı oluşturan şirketlerden herhangi birine halihazırda tebliğ edilmemiştir. İşbu tespit dosyasının varlığından Mahkeme nezdinde ikame edilen huzurdaki dava ile haberdar olunmuştur. Mahkemenin de takdirinde olacağı üzere, delil tespiti yapılırken taraflar hazır olmalı ya da tespitin taraflar hazır olmadan yapılmasına karar verilmesi halinde; tespit sonrası hazırlanan raporun karşı tarafa tebliği ile haberdar edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde bu şekilde taraflar hazır olmadan yapılmış bir delil tespiti raporunun icrası ve daha sonra açılacak bir davada delil olarak kullanılması hukuken mümkün değildir. Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/13-699 E., 2018/1867 K., 06.12.2018 T. Sayılı ilamında; ’Kural olarak, delil tespiti karşı taraf da hazır olmak üzere (her iki tarafın huzurunda) yapılır. Fakat, karşı taraf, usulüne uygun biçimde davet edildiği hâlde, gelmezse delil tespiti gıyabında yapılır. Mahkeme, delil tespitinin karşı tarafın yokluğunda yapılmasına da karar verebilir. Delil tespitinin karşı tarafın yokluğunda yapılmış olması hâlinde, mahkeme, dilekçeyi ve delil tespiti tutanağı ile varsa bilirkişi raporunun bir suretini derhal karşı tarafa tebliğ etmek zorundadır (HUMK m. 372/I-II). Aksi hâlde, karşı tarafa tebliğ edilmemiş olan delil tespiti tutanağı, davada delil olarak kullanılamaz.’’ denilerek karşı tarafa tebliğ edilmeyen delil tespiti sonucu alınmış bilirkişi raporunun daha sonra açılan davada delil olarak kullanılamayacağı hususu hüküm altına alınmıştır. Her ne kadar davacı ilgili delil tespiti dosyasına delil olarak göstermişse de, yukarıda belirtilen karar karşısında işbu dosya delil olarak kullanılamayacağı gibi, davacı tarafın sunmuş olduğu bu delile muvafakatımız bulunmamaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki; ilgili delil tespiti dosyasından alınmış bilirkişi raporu Müvekkili Şirket, Adi Ortaklığa ya da diğer ortak şirketlere tebliğ edilmemiş olduğundan, raporda yer alan aleyhe hususlara itiraz ettikleri ve ilgili rapora karşı ayrıntılı beyan ve itiraz sunma hakkını saklı tuttukları Mahkemeye bildirilmektedir. Öte yandan Mahkemenin aksi kanaatte olması ve ilgili dosyanın delil olarak kabul edilmesi halinde dahi; işbu dava özelinde Mahkeme nezdinde; işbu cevap dilekçesindeki savunmaları ve belirtilen bilirkişi raporunu inceleyip sunacakları ayrıntılı beyan ve itirazları da dikkate alınarak yeniden rapor alınması gerekmektedir. Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise yine itirazları doğrultusunda ek rapor alınması gerekmektedir. Yukarıda anılan Yargıtay Genel Kurul Kararının devamında ise; ‘’ Yukarıda açıklandığı üzere Bakırköy Tüketici Mahkemesi'nin 2010/19 D. iş sayılı dosyasında alınan tespit raporu, ...Üniversitesi Otomotiv Ana bilim Dalı öğretim üyelerinden oluşan konusunda uzman bilirkişi heyetince düzenlenmiş, tespit raporuna davalılar vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine mahkemece yargılama aşamasında itirazları karşılayacak şekilde aynı bilirkişi heyetinden teknik değerlendirmeler yapılarak ek rapor alınmış, itirazlar karşılanmak suretiyle düzenlenen ek rapor uyarınca karar verilmiştir.

Tespit dosyasında tespit raporunu ve yargılama aşamasında ek raporu düzenleyen bilirkişiler aracı bizzat gören, konusunda uzman bilirkişiler olup bu durumda kazanın meydana geldiği tarihten bu yana aradan geçen süre dikkate alındığında mahkemece yeniden keşif yapılarak farklı heyetten bilirkişi raporu alınmasında yarar bulunmamaktadır. O hâlde mahkemece tespit raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinden, yargılama aşamasında davalıların itirazlarını da karşılayacak şekilde ek rapor alınarak karar verilmesinin yerinde olduğu Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir.’’ denilerek uyuşmazlığın hakkaniyetli olarak çözümlenebilmesi için en azından ek rapor alınması gerektiği hususu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, belirtilen delil tespiti dosyasına delil olarak kullanılmasına muvafakatleri olmadığını ve ayrıntılı beyan ve itiraz sunma hakkını saklı tuttukları bildirir; Mahkeme nezdine yeniden rapor alınmasına aksi kanaatte olunması halinde ek rapor alınmasına karar verilmesi talep edilmektedir. Yukarıda açıklanan ve Mahkeme resen gözetilecek nedenlere huzurdaki haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmek zarureti hasıl olduğundan bahisle huzurdaki haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece yapılan yargılamada; Davacı yüklenici, davalılar iş sahibidir. Eser sözleşmesinde işin sözleşmeye uygun ifa edilerek teslim edildiğini ispat yükü yüklenicide, işin bedelinin ödendiğinin ispat yükü ise iş sahibindedir. Taraflar arasında eser sözleşmesi bulunduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, taraflar arasında münakit ... üretim sözleşmesi gereğince dava dışı ...'nın alt iş vereni olan davalılar adi ortakların davacı tarafın edimin ifasına başlatılmasında temerrüde düşüp düşmedikleri, bu kapsamda sözleşmenin haklı nedenle fesh edilip edilmediği, davacının menfi zarar kalemlerinden hangilerinin ne tutarda davalılardan istenebileceği noktasında toplanmaktadır. Davacı yüklenici, sözleşmede belirtildiği şekilde 3 ay içerisinde fabrika kurulumunu tamamlamış ve Aralık 2017 içerisinde ... üretimine hazır hale gelmiştir.

06.12.2017 tarihinde ... tarafından asıl iş askıya alınmış, 29.12.2017 tarihinde ... tarafından proje iptal edilmiş, sonrasında davalılar ile ... arasında yapılan görüşmeler sonucu sözleşmenin devamı konusunda anlaşılarak davacı yükleniciye 13.03.2018 tarihinde bilgi verilmiştir. Davacı yüklenici ile davalı arasında 29.03.2018 tarihinde zeyilname akdedilmiş, 11.02.2019 tarihinde davacı tarafından gönderilen ihtarname ile 11 ay sonra sözleşme feshedilmiş, fesih sonucu sözleşmenin sona ermesi üzerine yüklenicinin uğradığı zararların tazmini yönünden iş bu dava açılmıştır.

Yaklaşık 11 aylık süre içinde davacı yüklenici edimini ifaya hazır olduğu halde üretim faaliyetine geçilememiş, bu durum her ne kadar doğrudan ...'den kaynaklanmış ise de bu belirsizlik yüklenicinin edimini yerine getirememesine ve zararının artmasına sebep olmuştur. Taraflar arasında münakit ... üretim sözleşmesi gereğince dava dışı ...'nın alt iş vereni olan davalılar adi ortakların davacı tarafın edimin ifasına başlatılmasında alacaklı temerrüdüne düşüp düşmediğinin öncelikle karara bağlanması gerekmektedir. Bunun için de ...'nin karar ve eylemlerinin, ...'nin alt işvereni olan davalıların, "borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçın..."mada, -davacıya karşı- davalılar lehine "haklı bir sebep" teşkil edip etmeyeceği tartışılmalıdır.

Davalılar, ...'nin alt işvereni olup, bu nedenle bu soruya verilecek cevap olumsuzdur. 06.12.2017 tarihinde ... tarafından asıl iş askıya alınması, 29.12.2017 tarihinde ... tarafından projenin iptal edilmiş olması, sonrasında davalılar ile ... arasında yapılan görüşmeler sonucu sözleşmenin devamı konusunda anlaşılarak davacı yükleniciye 13.03.2018 tarihinde bilgi verilmiş olmasına rağmen yaklaşık 11 aylık süre içinde davacı yüklenici edimini ifaya hazır olduğu halde üretim faaliyetine geçilememiş olmasında davalı alt işverenlerin "borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçın..."mada, -davacıya karşı- davalılar lehine "haklı bir sebep"leri bulunmamaktadır. 29.03.2018 tarihinde, 2018 yılı fiyatları için zeyilname düzenlenilmiş olması, bu zeyilnameden sonra feshe kadar 11 aylık uzunca bir süre geçmiş ve davacı yüklenici edimini ifaya hazır olduğu halde üretim faaliyetine geçilememiş olması nedeniyle zeyilnamenin davalılar için haklı bir neden teşkil etmeyeceği, davalılar için yaratılmış bir güven oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Tüm bunlara göre davalının feshinin haklı olduğu sonucuna varılmıştır.

Yapıt sözleşmeleri bakımından yüklenici, eseri oluşturmaya başlamışsa; TBK 485, maddeye kıyasen uygulanarak yükleniciye, -dönme yerine- ileriye etkili olarak sözleşmeyi sona erdirmeye yarayan fesih hakkı verilmesi gerektiği anlaşılmış ve davacının feshinin, ileri yönelik fesih olduğu sonucuna varılmıştır. Davalı taraf sözleşme kapsamında olmayan taleplerden sorumlu olmadıkları yönünde savunmada bulunmuş ise de; kıyasen uygulanması gereken TBK 485. Madde gereğince o ana kadar yaptığı işin değeri yanında bu değere girmeyen alacaklının temerrüdü süresince yapmak zorunda olduğu veya dürüstlük kuralı gereğince yapması gereken ve yaptığı giderleri de davacı talep edebilir.

Bunun için alacak temerrüdüne düşen davalının kusurlu olmasına da gerek bulunmamaktadır. Kusur (ve rücu) tartışması ... ile davalılar arasındaki ihtilafı ilgilendirmektedir. Bu nedenlerle davacının masraf kalemleri kapsamında kök raporda teknik ayrıntısı açıklandığı üzere inşaat, makine, tesisat, ekipman, personel ve kira maliyetleri için hesaplanan kalemler açısından 5.024.696,40 TL'yi isteme hakkı bulunmaktadır. Mahkememizce alınan bilirkişi raporları ile de davacı yüklenicinin inşaat, makine, tesisat, ekipman, personel ve kira maliyetleri için 5.024.696,40-TL zararının bulunduğu tespit edilmiş olup, denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu nazara alınarak 5.024.696,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 S.K.nun 2/f-2. maddesi hükmüne göre ise yukarıda belirtilen değişiklik tarihinden itibaren ticari işlerde Merkez Bankası'nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı avans faizi oranında temerrüt faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, sözleşmenin feshi talebi hakkında ise; dava konusu sözleşmenin feshinin geçerliliği mahkeme kararına bağlı olmayıp, fesih dava tarihinden önce bozucu yenilik doğuran hak kapsamında davacı tarafından ihbarname ile feshedildiği, somut olayımızda feshin haklınını tartışılmasının gerektiği anlaşılmış ve sözleşmenin feshine karar verilmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

Davalılar tarafından TBK 485. Maddedeki beklenmedik olay ve imkansızlaşma savunmalarında dayanak yapılmış ise de TBK 485. Madde, hangi masraflardan temerrüde düşen alacaklının sorumlu olduğuna ilişkin olarak olayımızda "kıyasen" uygulanmış olup, beklenmedik olay ve imkansızlaşmanın olayımızdaki ihtilaf ile alakası bulunmamaktadır. Davalılar tarafından D.İş dosyasında yapılan tespitteki hesaplamalara itiraz edilmiş ise de; piyasa rayiçlerine göre bu tutarların ... olmakla bu itirazları yerinde görülmemiştir.

HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi ve ayrıntısı açıklanan nedenlerle; 1-Sözleşmenin feshi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 2-5.024.696,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 S.K.nun 2/f-2. maddesi hükmüne göre ise yukarıda belirtilen değişiklik tarihinden itibaren ticari işlerde Merkez Bankası'nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı avans faizi oranında temerrüt faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, ilişkin karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı... Anonim Şirketi vekili istinafında; 1.İfanın İmkansızlaşmadığı Açıkça Ortada İken İlk Derece Mahkemesince TBK. Madde 485 Hükmü Uyarınca Davanın Kabulüne Karar Verilmiş Olup, Usule Ve Yasaya Aykırı Olarak Kurulan Hükmün Kaldırılması Gerekmektedir. 1.1. İlk derece yargılaması boyunca defaatle dile getirmiş oldukları üzere; taraflar arasında akdedilen sözleşme "... Üretimi" sözleşmesidir. Malum olunduğu üzere ...inşa eden kurum ... Belediyesi'dir. ... Belediyesi ile müvekkili şirketin ortağı bulunduğu adi ortaklık arasında 14.04.2017 tarihli sözleşmenin akdedilmesi akabinde 28.08.2017 tarihinde davacı ile adi ortaklık arasında sözleşme akdedilmiş; sözleşmenin akdedilmesinden 3 ay gibi kısa bir süre sonra 06.12.2017 tarihinde işin sahibi ... Belediyesi işler askıya alındığından işbu husus davacıya bildirilmiş, hemen akabinde 29.12.2017 tarihinde de yine iş sahibi ... Belediyesi tarafından sözleşmenin iptal etmek istediğine ilişkin bildirim yapılmış işbu husus da davacıya derhal bildirilmiş, devamında da iş sahibi ... Belediyesi de sözleşmenin iptal edilmesine ilişkin görüşünden vazgeçerek işlere devam edilmesine ilişkin yazıyı adi ortaklığa 13.03.2018 tarihinde bildirmiş, davacı ile adi ortaklık arasında artan maliyetler nedeniyle 28.02.2018 tarihinde zeyilname akdedilmiştir.

Özetle sözleşmenin kurulması da, durdurulması da, akibeti de doğrudan dava dışı ... Belediyesi'nin talimatları kapsamında gerçekleştirilmiştir. Nitekim hem zeyilname hem de davacıya bildirilen hususlar göz önünde bulundurulduğunda Sözleşmenin hali hazırda yürürlükte olduğu hususu dosya kapsamı ile sabitken, dosya kapsamına alınan bilirkişi raporlarında TBK. madde 485 hükmünün kıyasen uygulanması gerektiği hususundaki kanaati doğrultusunda ilk derece mahkemesince kurulan hükmün kaldırılması gerekmektedir. 1.2. Zira TBK. madde 485 hükmü, iş sahibi yüzünden ifanın imkansızlaşmasını düzenlemiş olup, dava konusu olayda, müvekkili şirketin ortağı bulunduğu adi ortaklıktan kaynaklanan nedenlerle ifanın imkansızlığı gibi bir durumun söz konusu olmadığı dosya kapsamı ile açıkça ortadadır. Kaldı ki, defaatle dile getirmiş olduğumuz üzere davacı ile müvekkil şirketin ortağı bulunduğu ... Adi Ortaklığı arasında akdedilen sözleşmenin halihazırda yürürlükte olduğu, sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiği .... Noterliğinin ... yevmiye numaralı 23.05.2019 tarihli ihtarnameden çok kısa bir süre önce zeyilname imzalandığı, salt bu nedenle dahi sözleşmenin hala yürürlükte olduğunun kabulü gerektiği aşikar iken, ilk derece mahkemesince taraflar arasında akdedilen zeyilnameye hiç değinilmeyerek doğrudan TBK. m. 485'e atıf yaparak kıyasen uygulanması gerektiği yönündeki hüküm hatalı olup, hükmün kaldırılması gerekmektedir. 1.3. Sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiği ihtarnameden kısa bir süre önce taraflar arasında maliyetlerin artması nedeniyle zeyilname imzalanmış olması, adi ortaklık tarafından davacıya hem yazılı hem de şifahi olarak söz konusu projenin devam etmekte olduğunun bildirilmiş olması, davacının fiyat farkı talebinde bulunmuş olması dahi TBK. m. 485 hükmünün kıyasen uygulanamaya-cağını, iş sahibi yüzünden ifa imkansızlığının olmadığını, davacının sözleşme hali hazırda devam ederken, sözleşmenin akdedildiği tarihten 2 yıl sonra kötü niyetli olarak işbu davayı ikame ettiğini açıkça kanıtlar niteliktedir. 1.4. Bahse konu sözleşme devam ederken sözleşmenin akdedildiği tarihten 2 yıl sonra işbu davanın ikame edilmiş olması dürüstlük kuralına aykırı olup hakkın açıkça kötüye kullanılması niteliğindedir.

Davacı fesih hakkını kötüye kullandığı halde, bilirkişi heyeti, raporunda bu hususa hiç değinmemiştir. TMK. madde 2 hükmü kapsamında, "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmü uyarınca davacının kötü niyetli işbu davasının reddi gerekmekte iken kabulü hatalı olup, hükmün kaldırılması gerekmektedir. 2. Kaldı Ki Müvekkili Şirketin Ortağı Bulunduğu Adi Ortaklığın Temerrüde Düştüğü Kanaati Haksız Ve Mesnetsiz Olup, Hükmün Bu Yönüyle De Kaldırılması Gerekmektedir. 2.1. İlk derece mahkemesince kurulan hükmün gerekçesinde yaklaşık on bir aylık süre içerisinde yüklenicinin edimini ifaya hazır olduğu halde üretim faaliyetine bir türlü geçemediği, bu belirsizliğin yüklenicinin edimini yerine getirememesine ve zararın artmasına sebep olduğu, alacaklının temerrüdünün meydana geldiğini bildirerek işbu hükmü kurmuşsa da, defaatle dile getirmiş oldukları üzere bahse konu adi ortaklıktan kaynaklanan nedenlerle ifanın imkansızlığı gibi bir durumun söz konusu olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. 2.2. Zira dosya kapsamına sunmuş oldukları tüm beyanlarında defaatle dile getirmiş oldukları üzere dava dışı ...’nin Projeyi tekrar başlatması üzerine davacı ile yapılan sözleşme iptal edilmemiş, davacının bilgisi dahilinde ...’den gelecek bilgi ve talimatlar doğrultusunda sözleşmeye devam edileceği hususunda teyitleşilmiştir. İmalatlar durdurulmuş olmasına rağmen işler tekrar başladığında kullanılmak üzere fiyat belirlemesini içeren zeyilname akdedilmiş olması hususu mevcut durumun davacının bilgisi ve kabulü dahilinde olduğunu ve işbu dava ile uğradığını iddia ettiği zararın tazmini talep etmesinin kötüniyetli ve hakkaniyete aykırı olduğunu kanıtlar niteliktedir. 2.3. Ayrıca belirtmek gerekir ki; Proje kapsamında işler Adi Ortaklık tarafından tekrar başlatılmasına rağmen,

Adi Ortaklık imalatlar karşılığında hiçbir hakediş ödemesi alamamış olduğundan işler yavaşlamıştır. ... tarafından Adi Ortaklığa hakediş ödemeleri yapılması halinde davacı taraf ile ilgili sözleşme kapsamında işlerin yürütülmesine devam edilecek ve ödemeler yapılacağı hususunda da teyitleşilmiş; ancak davacı yine de bahse konu davayı ikame etmiştir. Davacının halihazırda herhangi bir teslim yapmadığı hususu da göz önünde bulundurularak huzurdaki haksız ve hukuka aykırı davanın reddi gerekmekte iken kabulü hatalı olup, kaldırılması gerekmektedir. 3. Kaldı Ki Ve Asla Kabul Anlamına Gelmemek Kaydıyla, Delil Tespitinde Belirlenen Bedelin Hiç İrdelenmemiş Olduğu Da Göz Önünde Bulundurulduğunda İlk Derece Mahkemesince Üstünkörü Hazırlanan Hüküm Kurmaya Ve Denetime Elverişli Olmayan Eksik Ve Hatalı Değerlendirme Sonucunda Hüküm Kurulduğu Kuşkusuzdur. 3.1. Davacı, Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 2018/237 D. İş sayılı dosyası ile talep konusu ile ilgili delil tespiti talep ederek bilirkişi raporu almıştır. Ancak ilgili Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 2018/237 E. sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu, müvekkil şirkete veya ortağı olduğu Adi Ortaklığa ya da ortaklığı oluşturan şirketlerden herhangi birine tebliğ edilmemiştir. İşbu tespit dosyasında yer alan bilirkişi raporundan ilk derece mahkemesi nezdinde ikame edilen huzurdaki dava ile haberdar olunmuştur.

Bilindiği üzere delil tespiti yapılırken taraflar hazır olmalı ya da tespitin taraflar hazır olmadan yapılmasına karar verilmesi halinde; tespit sonrası hazırlanan raporun karşı tarafa tebliği ile haberdar edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde bu şekilde taraflar hazır olmadan yapılmış bir delil tespiti raporunun icrası ve daha sonra açılacak bir davada delil olarak kullanılması hukuken mümkün değildir. Kaldı ki, Yargıtay'ın emsal kararları da bu doğrultudadır. 3.2. Bu kapsamda huzurdaki davada hükme esas teşkil eden bilirkişi raporunda, raporu hazırlayan heyette İnşaat Mühendisi, Makine Mühendisi, SMMM ve Hukukçu olmasına rağmen, heyet, davacının işbu davaya konu ettiği inşaat, makine, tesisat, ekipman, personel ve kira maliyetleri için delil tespiti dosyasında hesap edilen 5.024.696,40-TL'nin piyasa rayiçlerine göre ... olduğunu bildirmişler, en ufak bir detaya, yahut inceleme ve irdelemeye ilişkin hiçbir beyanda bulunmamışlardır. Raporun bu yönüyle de tarafımızca kabulü mümkün değilken yapmış olduğumuz tüm itirazlarımıza rağmen hüküm kurmaya ve denetime elverişli rapor alınmaksızın üstünkörü hazırlanan ve delil tespiti dosyası kapsamında alınan bilirkişi raporunun tekrarı mahiyetindeki rapor ile hüküm kurulmuş olup, işbu kararın salt bu yönüyle dahi kaldırılması gerekmektedir. 3.3. Zira, davacının delil tespiti davasında alınan rapor taraflarına yahut adi ortaklığa tebliğ edilmediğinden ve bu nedenle huzurdaki davada belirtilen delil tespiti dosyasına delil olarak kullanılmasına muvafakati olmadığı da açıkça belirtildiğinden bilirkişi heyetinin davacının taleplerini irdelemeden, değerlendirmeden yalnızca "..." olduğunun bildirilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bilirkişilik müessesesi ile de bağdaşmayacağından üstelik huzurdaki davada da denetime elverişli olmayan rapor sonucunda elde edilmiş meblağın hükme esas teşkil etmesi de hukuken mümkün olmadığından dosyanın ek rapor alınmak üzere bilirkişi heyetine tevdi talepleri reddedilmiş, doğrudan hüküm kurulmuştur. Salt bu yönüyle dahi eksik ve hatalı değerlendirme sonucunda hüküm kurulduğu açıkça ortada olan işbu kararın kaldırılması gerekmektedir. 3.4. Kaldı ki, davacı, dava dilekçesinde üretim yapmak için kiraladığı şantiye ve depo sahasının kullanımı ve fabrika kurulumu için ödemiş olduğu bedelleri de talep etmiş ilk derece mahkemesince de hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu hususlar da değerlendirilmiş ve bu doğrultuda hüküm kurulmuştur. Müvekkili şirketin ortağı bulunduğu adi ortaklık ile davacı arasında yapılan sözleşmenin kapsamında yalnızca ... üretimi ve teslimi yer almakla, Adi Ortaklığın imal edilen segmentlerin bedelini ödeme sorumluluğu bulunmamaktadır.

Davacı tarafın, sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmek için sözleşme dışı masrafları Adi Ortaklıktan talep etmesi mümkün olmamakla, aksinin kabulünün sözleşmeler hukukuna aykırı olacağı sabitken ilk derece mahkemesince tüm itirazlarımıza rağmen bu doğrultuda hüküm kurulmuş olup, hatalı değerlendirme sonucunda kurulan hükmün kaldırılması gerekmektedir. 3.5. Davacı taraf Proje kapsamında hakkediş ödemeleri alındığında kendisi ile işlerin yürütümüne devam edileceğini bilmesine ve bu zamana dek Adi Ortaklığa herhangi bir ... teslimi yapmamış olmasına rağmen haksız ve kötü niyetli olarak işbu davayı ikame eden davacının tüm taleplerinin reddi gerekmekte iken kabulü hatalı olup, hükmün kaldırılması gerekmektedir. 4. İlk Derece Mahkemesi, Gerekçeli Kararı Usule, Yasaya Ve Anayasaya Aykırı Olarak Hazırlamış Olup, Salt Bu Nedenle Dahi İşbu Kararın Kaldırılması Gerekmektedir. 4.1. Bilindiği üzere Anayasanın 141. maddesi uyarınca, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir.

Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde de hüküm altına alınmıştır. Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler gereğince yargıcın, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda göstermesi zorunludur. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.

Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrasının birbirine aykırı olmaması gerekir. 4.2. İlk derece mahkemesi, bahse konu gerekçeli kararını gerekçesiyle yazmamış eksik ve hatalı değerlendirme sonucunda hüküm kurmuş, hükmünü gerekçeleriyle belirtmemiştir. Bu kapsamda, ilk derece mahkemesince hazırlanan gerekçeli karar usule, yasaya ve Anayasa'ya aykırı olup kararın salt bu yönüyle dahi kaldırılması gerekmektedir. 4.3. Nitekim Yargıtay 9. HD., E. 2012/30043 K. 2013/476 T. 15.1.2013 kararı da bu doğrultudadır: "Mahkemece, tarafların iddia ve savunmaları net bir şekilde ortaya konulup, hangisinin hangi sebeple, hangi deliller nedeniyle üstün tutulduğunun karar gerekçesinde açıklanarak sonuca gidilmesi gerekirken gerekçesiz bir şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir."

Hal böyle iken; usul ve yasaya aykırı İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 29.09.2022 tarihli 2019/328 E. 2022/548 K. sayılı ilamının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesi talep edildiğinden bahisle öncelikle TEHİR-İ İCRA taleplerinin ve istinaf taleplerinin kabulü ile usul ve yasaya aykırı İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 29.09.2022 tarihli 2019/328 E. 2022/548 K. sayılı ilamının kaldırılarak davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ...Anonim Şirketi vekili istinafında; Yerel mahkeme kararında, eser sözleşmesinde işin sözleşmeye uygun ifa edilerek teslim edildiğini ispat yükünün yüklenicide, işin bedelinin ödendiğinin ispat yükünün ise iş sahibinde olduğunu, taraflar arasında eser sözleşmesi bulunduğu hususunda uyuşmazlık bulunmadığını, uyuşmazlığın taraflar arasında münakit ... üretim sözleşmesi gereğince davalıların davacı tarafın edimin ifasına başlatılmasında temerrüde düşüp düşmedikleri, bu kapsamda sözleşmenin haklı nedenle feshedilip edilmediği, davacının menfi zarar kalemlerinden hangilerinin ne tutarda davalılardan istenebileceği noktasında toplandığını belirtmiş ve kararın devamında durumun doğrudan ...'den kaynaklandığı belirtilmiş ve davacı tarafın edimin ifasına başlatılmasında alacaklı temerrüdüne düşüp düşmediğinin öncelikle karara bağlanması gerektiğini, bunun için de ...'nin karar ve eylemlerinin, ...'nin alt işvereni olan davalıların, "borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınmada davacıya karşı- davalılar lehine "haklı bir sebep" teşkil edip etmeyeceğinin tartışmalı olduğunu belirtmiş ancak davalıların ...'nin alt işvereni olduğunu bu nedenle konu her ne kadar tartışmalı da olsa müvekkili şirketin ortağı olduğu adi ortaklığın zararın tamamından sorumlu olduğunu belirterek tartışılması gerektiğini belirttiği hususlarda herhangi bir tartışma yapmadan, bir değerlendirmede bulunmadan ve yeterli inceleme yapmadan hukuka aykırı şekilde karar kurmuştur. Yine yerel mahkeme haksız ve hukuka aykırı değerlendirmelerle davalının feshinin haklı olduğu sonucuna varıldığını, yapıt sözleşmeleri bakımından yüklenici, eseri oluşturmaya başlamışsa; TBK 485, maddeye kıyasen uygulanarak yükleniciye, -dönme yerine- ileriye etkili olarak sözleşmeyi sona erdirmeye yarayan fesih hakkı verilmesi gerektiği anlaşılmış ve davacının feshinin, ileri yönelik fesih olduğu sonucuna varıldığından bahisle kıyasen uygulanması gereken TBK 485. Madde gereğince o ana kadar yaptığı işin değeri yanında bu değere girmeyen alacaklının temerrüdü süresince yapmak zorunda olduğu veya dürüstlük kuralı gereğince yapması gereken ve yaptığı giderleri de davacı talep edebileceğini, bunun için alacak temerrüdüne düşen davalının kusurlu olmasına da gerek bulunmamadığını, kusur (ve rücu) tartışması ... ile davalılar arasındaki ihtilafı ilgilendirdiğini bu nedenlerle davacının masraf kalemleri kapsamında kök raporda teknik ayrıntısı açıklandığı üzere inşaat, makine, tesisat, ekipman, personel ve kira maliyetleri için hesaplanan kalemler açısından 5.024.696,40 TL'yi isteme hakkı bulunduğunu, sözleşmenin feshi talebi hakkında ise; dava konusu sözleşmenin feshinin geçerliliği mahkeme kararına bağlı olmayıp, fesih dava tarihinden önce bozucu yenilik doğuran hak kapsamında davacı tarafından ihbarname ile feshedildiği, somut olayımızda feshin haklınını tartışılmasının gerektiği anlaşılmış ve sözleşmenin feshine karar verilmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerektiğini belirterek hükmün kıyasen uygulanmasına ilişkin de hatalı değerlendirmeler ile karar kurmuştur. Yerel mahkemece TBK 485. Maddesindeki beklenmedik olay ve imkansızlaşma savunmalarının davaya konu ihtilaf ile alakası bulunmadığına yönelik tespiti de yerinde değildir.

Ancak söz konusu kararda dayanak yapılan hususlar ile olay arasında çelişki bulunduğu gibi her ne kadar yerel mahkeme kararında TBK 485'in kıyasen uygulanacağı belirtilmişse de davaya konu olayda TBK 485'in kıyasen uygulanması mümkün değildir. Ancak yerel mahkemece bu hususta da hatalı değerlendirme yapılmış, sözleşme ve olay yeterince incelenmediğinden istinaf kanun yoluna başvurma zarureti doğmuştur. 1- Adi Ortaklığın Temerrüde Düşmüş Olduğunun Kabulü Mümkün Değildir.

Zira Yargıtay Kararları Da Bu Yöndeyken Hatalı Şekilde Değerlendirme Yapılmış Olması Ve Müvekkilinin Ve Ortağı Olduğu Adi Ortaklığın Temerrüde Düştüğüne Yönelik Tespitler Hukuka Aykırıdır. Daha önce cevap dilekçesinde ayrıntılı olarak açıklandıkları üzere, işbu uyuşmazlığa konu sözleşme kapsamında yürütülen asıl iş müvekkili şirketin ortağı olduğu Adi Ortaklık tarafından ... Belediyesi (bundan sonra ‘’...’’ olarak anılacaktır.) ile akdedilen sözleşme ile yüklenilmiş olup, burada müvekkili şirket idarenin işin yürütümü ile ilgili talimatları ile bağlı konumdadır. İşbu sözleşme kapsamında davacı şirket Aralık 2017 itibari ile ... üretimi yapmaya başlamıştır.

Akabinde sözleşmede belirtilen yükümlülükler yerine getirilmeye başlanmışken ... tarafından işlerin askıya alındığı Adi Ortaklığa bildirilmiştir. Bu sebeple sözleşmenin durdurulduğuna ilişkin davacı tarafa 06.12.2017 tarihli yazı ile bilgi verilmiştir. Devam eden süreçte ... tarafından 29.12.2017 tarihinde Adi Ortaklığa gönderilen yazı ile bir kısmı davacıya devredilen Projenin iptal edildiği bildirilmiştir. İşbu durum karşısında, takdir edileceği üzere; Adi Ortaklık da güç duruma düşmüştür. ... ile Adi Ortaklık arasında devam eden görüşmeler sonucunda, ... Proje’nin iptal edilmesinden vazgeçilmiş ve işlerin devam edeceği hususunda anlaşılmıştır. Yani mahkemenin de takdirinde olacağı üzere proje devam etmekte ve bir ifa imkansızlığı söz konusu değildir.

Proje’nin devam edeceği Adi Ortaklığa gönderilen dilekçe ekinde sunulan 13.03.2018 tarihli yazı ile bildirilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere ...’nin Projeyi tekrara başlatması üzerine davacı ile yapılan sözleşme iptal edilmemiş, davacının bilgisi dahilinde ...’den gelecek bilgi ve talimatlar doğrultusunda Sözleşmeye devam edilecektir. İmalatlar durdurulmuş olmasına rağmen işler tekrar başladığında kullanılmak üzere fiyat belirlemesini içeren zeyilname akdedilmiş olması hususu mevcut durumun davacının bilgisi ve kabulü dahilinde olduğunu ve işbu dava ile uğradığını iddia ettiği zararın tazmini talep etmesinin kötüniyetli ve hakkaniyete aykırı olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Zira tüm bu gelişmeler ışığında tekrar belirtmek gerekir ki ifa imkansızlığı durumu söz konusu değildir. Yukarıda da belirtildiği üzere gecikme resmi merciilerin tutumundan, diğer bir ifade ile müvekkilin elinde olmayan nedenlerle ortaya çıktığından davanın reddi gerekmekteyken yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırıdır. Zira mevcut durumda imkansızlık değil gecikme söz konusudur. 2- Yerel Mahkeme Kararında Temerrüd Sebebinin ... İle Müvekkili Şirket Ve Diğer Davalılar Arasında Bir İhtilaf Konusu Olduğunu Belirtmiş Ve İşbu Konuyu İnceleme Dışı Bırakmıştır.

Ancak Yerel Mahkemece Temerrüdün İş Sahibinin Faaliyet Alanından Kaynaklanıp Kaynaklanmadığı Değerlendirmesi Gerekirken Değerlendirilmemiştir. Dairenin De Takdirinde Olacaktır Ki İş Sahibinin Faaliyet Alanından Kaynaklanmayan Temerrüdün İş Sahibine Yüklenmesi Usul Ve Yasaya Aykırıdır.

Ancak İşbu Husus İnceleme Dışı Bırakılmıştır. Öncelikle TBK 485 gereği hükmün uygulanabilmesi için ifanın imkansızlaşması gerektiğini tekrar belirtmekle birlikte hükümde söz edilen “iş sahibi nezdinde meydana gelen kaza”dan kasıt iş sahibinin şahsında veya onun faaliyet alanında meydana gelen beklenmeyen olaylardır. Ancak davacı dava dilekçesinde ifa imkansızlığına bu şekilde dayanmadığı gibi , halihazırda mevcut durumda TBK 485 hükmünün uygulama alanı bulması da söz konusu değildir.

Zira meydana geldiği iddia edilen imkansızlık iş sahibinin faaliyet alanında gerçekleşmemiştir. "Yarg. 15. HD., 19.2.1992 T., 1992/607 -712: “Yanlar arasındaki sözleşmenin 7. maddesinde, işin süresi kararlaştırırken, temel ruhsatından itibaren 3 yıllık süre öngörülmüştür. Mahkeme ise, sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında geçen 3 yıllık sürede, taşınmazın halen ekili olarak bulunmasını, inşaata başlanmamış olmasını dikkate alarak fesih kararı vermiştir. (…) Gecikme resmî mercilerin tutumundan, diğer ifade ile davalının elinde olmayan nedenlerle ortaya çıkmışsa, davanın reddi gerekir.” Temerrüde ilişkin sebebin iş sahibinin faaliyet alanı dışında gerçekleşen dışsal bir olay olması diğer bir ifade ile “dışsallık” unsuru değerlendirilmemiştir. Örneğin borçlunun işletmesinde çalışan işçilerin yaptıkları grev içsel nitelikli olduğu halde, bir gönderme borcu borçlusunun edim konusu malı, taşıma firmalarının ülke çapında yaptıkları grev nedeniyle gönderememesi halinde dışsal nitelikli bir engel söz konusu olur.

Davaya konu olay kapsamında müvekkil şirketin ve ortağı olduğu adi ortaklığın içsel bir fiilinden kaynaklı gerçekleşmiş bir temerrüt mevcut değildir.

Kaldı ki tüm beyanlarını tekrarla bir an için temerrüdün olduğu kabul edilse dahi dairenin de takdirinde olacaktır ki temerrüdün sebebi, etkileri ve hangi oranla katlanılması gerektiği de irdelenmelidir. Mahkemece temerrüd gerçekleştiyse dahi bu temerrüdün sonuçlarına kimin hangi oranda katlanması gerektiğine ilişkin yerel mahkemece bir değerlendirme yapılması gerektiği, sebebin meydana getirdiği olumsuz sonuçların taraflar arasında eşit şekilde paylaştırılmasında her iki tarafın da eşit ölçüde menfaati bulunduğu da değerlendirilerek oranlama yapılmak suretiyle zarara kimin katlanılacağı tespiti yapılmalıdır.

Ancak yerel mahkemece işin iş sahibinin faaliyet alanında gerçekleşip gerçekleşmediğine, zararın etkisinin ne şekilde olduğuna ve hangi tarafın ne oranda katlanması gerektiğine ilişkin tartışma tam olarak dava konusu iken incelenmemiş inceleme dışı bırakılmıştır. 3- Yerel Mahkemece TBK 485'in Kıyasen Uygulanacağına Kanaat Getirilmişse De Davaya Konu Olayda Tbk 485'in Kıyasen Uygulanması Mümkün Değildir. İfanın İmkansızlığı Ve Geçici İfa İmkansızlığı Arasındaki Fark Değerlendirilmemiştir. Dosya kapsamındaki tüm beyan ve itirazlarından da görüleceği üzere söz konusu alacaktan müvekkilinin sorumlu tutulduğuna kanaat getirilmişse de ifanın imkansızlaştığı kanaati ile TBK'nın 485. maddesinin uygulanmasına ilişkin tespiti somut olaya ve kanuna aykırıdır.

Zira mahkemenin de takdirinde olacaktır ki TBK 485 hükmü çok açıktır. "İş sahibi yüzünden ifanın imkânsızlaşması: eserin tamamlanması, işsahibi ile ilgili beklenmedik olay dolayısıyla imkânsızlaşırsa yüklenici, yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerini isteyebilir. ifa imkânsızlığının ortaya çıkmasında işsahibi kusurluysa, yüklenicinin ayrıca tazminat isteme hakkı vardır." kanun hükmü çok açık olup TBK 485'in uygulanabilmesi için ifanın imkansızlaşması gerekmektedir.

Bilirkişilerce raporun "Sonuç" kısmında TBK. m. 485'e atıf yapılarak bu hükmün kıyasen uygulanması gerektiği ve davacıya ileriye etkili olarak sözleşmeyi sona erdirmeye yarayan fesih hakkı verilmesi gerektiği kanaati bildirilmiştir. Ve yerel mahkeme de aynı doğrultuda karar vermiştir. Ancak TBK. m. 485 hükmü, iş sahibi nedeni ile ifanın imkansızlaşmasını düzenlemiş olup, dava konusu olayda, Adi Ortaklığın yol açtığı bir ifa imkansızlığının söz konusu olmadığı yukarıda açıklandığı gibi sözleşmenin halen devam ettiği açıktır. Mahkemenin de takdirinde olacaktır ki, TBK 485'in uygulanabilmesi için İFANIN İMKANSIZ olması ve bu ifanın imkansızlığının objektif olması ve bu objektif imkânsızlığın da sürekli nitelikte olması gerekir. Geçici ifa imkansızlığı sadece ifanın gecikmesine sebep olur, imkansızlık hükümlerinin uygulanmasına sebep olmaz.

Örneğin inşaat planındaki veya inşaat iznindeki bir hata nedeniyle ya da imar planındaki değişiklik nedeniyle inşaat geçici olarak idare tarafından durdurulmuşsa bu halde sözleşme ilişkisi sona ermez. Bu noktada ifanın kesin imkansızlığından söz edilmesi mümkün değildir. Yüklenicinin TBK 485 hükümleri gereği sözleşmenin feshini istemesi de mümkün değildir.

Dolayısıyla geçici ifa imkansızlığı söz konusu ise imkansızlık hükümleri uygulanmaz. Davacı dava dilekçesi ile "vaki olan belirsizlik nedeniyle tahammülü güç bir hal alan sözleşmenin feshini ve uğradığı zararın tazminini" talep ve dava etmiştir. Öncelikle TBK 485 gereği hükmün uygulanabilmesi için ifanın imkansızlaşması gerektiğini tekrar belirtmekle birlikte hükümde söz edilen “iş sahibi nezdinde meydana gelen kaza”dan kasıt, iş sahibinin şahsında veya onun faaliyet alanında meydana gelen beklenmeyen olaylardır. Ancak davacı dava dilekçesinde ifa imkansızlığına bu şekilde dayanmadığı gibi , halihazırda mevcut durumda TBK 485 hükmünün uygulama alanı bulması da söz konusu değildir. Davacı dava dilekçesinde "belirsizlik nedeniyle tahammülü güç bir hal alan sözleşmenin feshini" talep etmektedir.

Yine bu noktada bilirkişi raporunda belirtildiği gibi TBK 485 hükmünün uygulanması mümkün olmayacaktır. Zira Borçlar Kanunumuz borçlunun finansal güçlük içinde bulunmasını imkânsızlık olarak değerlendirmemekte; aksine, her borçlunun mutlak olarak ifa için yeterli finansal koşullara sahip olduğu varsayımından hareket etmektedir. Bu itibarla ekonomik yetersizlik, Borçlar Kanunu bakımından teknik anlamda bir imkânsızlık hali teşkil etmemektedir. "Eren, Borçlar Genel, s. 997; Erzurumluoğlu, s. 60; Erman, İnşaat, s. 61." Aşırı ifa güçlüğü objektif ifa imkânsızlığı olarak değerlendirilemeyeceğinden, örneğin sözleşme kurulduktan sonra eserin meydana getirilmesinin veya tesliminin aşırı maliyetli hale gelmesi durumunda, teknik anlamda bir imkânsızlık söz konusu değildir. Bu nedenle davacının talep ettiği gibi sözleşmenin feshine karar verilmesi ve tazminat istenmesi de mümkün değildir. Zira ifanın imkansızlığı söz konusu değildir.

Yukarıda belirtildiği gibi davacının iddia ettiği şekilde ifa imkansızlığına dayanılması mümkün değildir. Bu nedenle hukuka aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep ederiz. 4- Yerel Mahkeme Kararında Müvekkilinin Temerrüde Düştüğü, Davacının Sözleşmenin Feshinde Haklı Nedeni Olduğu Ve Zeyilname Üzerinden 11 Ay Geçmesinin Üzerine Sözleşmenin Feshini Talep Ettiği Belirtilmişse De İşbu Husus Gerçeği Yansıtmamaktadır. Son İmzalanan Zeyilname İle Fesih İhtarnamesi Arasında Sadece 2 Aylık Bir Süre Bulunmaktadır. Müvekkili şirket ...A.Ş., .... A.Ş., .... A.Ş. Ve ... .... A.Ş.'nin ortakları olduğu ... - ... - ...- ... Adi Ortaklığı ( bundan sonra ''Adi Ortaklık'' olarak anılacaktır.) ile davacı .... Şirketi arasında, Adi Ortaklık tarafından yapımı üstlenilen ''... ...Merkezi (...) ve... Projesi'' (bundan sonra ‘’Proje’’ olarak anılacaktır.) kapsamındaki bir kısım işlerin yürütülmesi için 28.08.2017 tarihli ''... Sözleşmesi'' akdedilmiştir. İşbu sözleşme kapsamında davacı şirket Aralık 2017 itibari ile ... üretimi yapmaya başlamıştır. Akabinde sözleşmede belirtilen yükümlülükler yerine getirilmeye başlanmışken ... tarafından işlerin askıya alındığı Adi Ortaklığa bildirilmiştir.

Bu sebeple sözleşmenin geçici süre ile askıya alındığına ilişkin davacı tarafa 06.12.2017 tarihli yazı ile bilgi verilmiştir. Bu noktada önemle belirtmek gerekir ki, sözleşme 28/08/2017 tarihinde imzalanmış olup davacı şirket Aralık 2017 itibariyle ... üretimine başlamış ve hemen akabinde müvekkil şirketin elinde olmayan sebeplerle GEÇİCİ olarak projenin durduğu bilgisi 06/12/2017 tarihinde bildirilmiştir. Devam eden süreçte ... tarafından 29.12.2017 tarihinde Adi Ortaklığa gönderilen yazı ile bir kısmı davacıya devredilen Projenin iptal edildiği bildirilmiştir. ... ile Adi Ortaklık arasında devam eden görüşmeler sonucunda, ... Proje’nin iptal edilmesinden vazgeçilmiş ve işlerin devam edeceği hususunda anlaşılmıştır. Proje’nin devam edeceği Adi Ortaklığa gönderilen dilekçemiz ekinde sunulan 13.03.2018 tarihli yazı ile bildirilmiştir. Bu görüşmeler devam ederken, davacı taraf da ilgili hususta bilgilendirmiş ve Proje’nin akıbetinin belirsiz olduğunu bilmesine rağmen Adi Ortaklık ile akdedilen sözleşme uyarınca üretim işlerine devam etmiştir.

Öyle ki; davacı tarafından müvekkil şirkete 28.02.2018 tarihinde fiyat farkı talep yazısı gönderilmiştir. İşbu yazı dosyada bulunmaktadır. Daha sonra davacı tarafın talebine istinaden 29.03.2018 tarihinde, 2018 yılı fiyatları için zeyilname imzalanmıştır. Burada önemle belirtmek gerekir ki, davacıya projenin geçici olarak askıya alındığı bilgisi hemen verilmiş 6 gün içerisinde davacının iddia ettiği şekilde masrafların oluşması mümkün olmadığı gibi, davacı tarafından açılan davanın da açıkça kötü niyetli olduğunun kabulü gerekir.

Zira söz konusu sözleşmeye ilişkin değişen fiyatlarla zeyilname imzalanmıştır. Haklı olarak ifade edildiği üzere, bu tür durumlarda, bir taraf sözleşmenin kurulduğu anda kabul edilen koşullarla, yani işin kararlaştırıldığı kapsamda ve aynı ücretle devam etmesini kabul ettiği takdirde, diğer tarafın edimin ifasının başlangıçta imkânsız olduğunu ileri sürerek sözleşmenin batıl olduğunu iddia etmesi hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmektedir. Bunun olayımıza uygulanması gerekmekte ve zeyilname imzalamış davacının feshine ilişkin davasının kötü niyetli değerlendirilerek reddi gerekmektedir. Zira davacı beklemeyi, süre uzatımı, değişen tutarlarda sözleşmeye devam etmeyi kabullenerek sözleşmeyi imzalamıştır. Ancak tüm bu hususların ardından ifanıın güçleştiğini belirterek sözleşmenin feshinin talep edilmesi mümkün olmayıp hukuka uygun değildir. "Eser sözleşmesinden olan inşaat sözleşmesinde arsanın iş sahibinin mülkiyetinde olması zorunluluğu yoktur.

Kooperatif, idari işlemleri ikmal etmeden ruhsat almış, aynı yüklenici bu ruhsata dayanarak su basmanı seviyesine değin işi yapmıştır. Bu kez ortaya çıkan geçici imkânsızlık için icabında beklemeyi, süre uzatımını kabullenerek sözleşmeyi imzalamıştır. Sonuçta da geçici olan imkânsızlık iş sahibi kooperatifçe giderilmiştir. O halde mutlak imkânsızlıktan söz edilmesi mümkün değildir." Yarg. 15. HD., 1.4.1993 T., 1993/283 E., 1993/1515 K. Yukarıda açıklanan hususların yanı sıra, sözleşme devam ederken işbu davanın ikame edilmiş olması dürüstlük kuralına aykırı olup hakkın açıkça kötüye kullanılması niteliği taşımasına rağmen, davacı fesih hakkını kötüye kullandığı halde, bilirkişi heyeti, raporunda bu hususa hiç değinmemiştir.

Açıklanan nedenlerle TMK. m. 2 hükmü kapsamında, "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmü uyarınca davacının kötü niyetli işbu davasının reddi gerekmektedir. 5- Davayı Asla Kabul Anlamına Gelmemek Kaydıyla Adi Ortaklık İle Davacı Arasında Akdedilen Sözleşme Yalnızca ... Üretimi Ve Teslimine İlişkin Olup Bunun Haricinde Bir Bedel Ödeme Zorunluluğu Bulunmamaktadır. Asla kabul anlamına gelmemek üzere; davacı taraf dava dilekçesinde üretim yapmak için kiraladığı şantiye ve depo sahasının kullanımı ve fabrika kurulumu için ödemiş olduğu bedelleri de talep etmiş olmakla Bilirkişilerce bu yönde de delil tespiti raporu esas alınarak hesap yapılmıştır. İşbu hesap raporu esas alınarak kurulmuş yerel mahkeme kararının kabulü mümkün değildir.

Dosyada mübrez sözleşme incelendiğinde açıkça görülecektir ki; Adi Ortaklık ile davacı arasında yapılan sözleşmenin kapsamında yalnızca ... üretimi ve teslimi yer almakla, Adi Ortaklığın imal edilen segmentlerin bedelini ödeme sorumluluğu bulunmamaktadır. Davacı tarafın, sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmek için sözleşme dışı masrafları Adi Ortaklıktan talep etmesi mümkün olmamakla, dairenin de takdirinde olacağı üzere aksinin kabulü sözleşmeler hukukuna aykırı olacaktır. Davacı taraf Proje kapsamında hakkediş ödemeleri alındığında kendisi ile işlerin yürütümüne devam edileceğini bilmesine ve bu zamana dek Adi Ortaklığa herhangi bir ... teslimi yapmamış olmasına rağmen haksız ve kötü niyetli olarak işbu dava ile talepte bulunmaktadır. Kaldı ki yukarıdaki itirazlarında da belirttikleri üzere yerel mahkemece kimin zarara hangi oranda katlanacağı da yerel mahkemece tespit edilmelidir. Ancak yerel mahkemece böyle bir tespit de yapılmamıştır.

Açıklanan nedenlerle, eksik değerlendirme ve hatalı tespitler içeren yerel mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurma zarureti doğduğundan bahisle İstanbul 14.Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/328 E. 2022/548 K. 29/09/2022 tarihli kararının Dairece istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması, yeniden yargılama yapılarak davanın reddine, yargılama giderleri ve ücret-i vekaletin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı .....Anonim Şirketi vekili istinafında; 1- Müvekkili Şirketin Ortağı Bulunduğu Adi Ortaklığın Temerrüde Düşmüş Olduğunun Kabulü Mümkün Değildir. Yargıtay Kararlarına Aykırı Şekilde Hatalı Değerlendirme İle Müvekkili Şirketin Ortağı Bulunduğu Adi Ortaklığın Temerrüde Düştüğüne Karar Verilmesi Hukuka Aykırıdır. Daha önce cevap dilekçesinde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, işbu uyuşmazlığa konu sözleşme kapsamında yürütülen asıl iş müvekkili şirketin ortağı olduğu Adi Ortaklık tarafından ... Belediyesi (bundan sonra ‘’...’’ olarak anılacaktır.) ile akdedilen sözleşme ile yüklenilmiş olup, burada müvekkili şirket idarenin işin yürütümü ile ilgili talimatları ile bağlı konumdadır. İşbu sözleşme kapsamında davacı şirket Aralık 2017 itibari ile ... üretimi yapmaya başlamıştır. Akabinde sözleşmede belirtilen yükümlülükler yerine getirilmeye başlanmışken ... tarafından işlerin askıya alındığı Adi Ortaklığa bildirilmiştir. Bu sebeple sözleşmenin durdurulduğuna ilişkin davacı tarafa 06.12.2017 tarihli yazı ile bilgi verilmiştir.

Devam eden süreçte ... tarafından 29.12.2017 tarihinde Adi Ortaklığa gönderilen yazı ile bir kısmı davacıya devredilen Projenin iptal edildiği bildirilmiştir. İşbu durum karşısında, takdir edileceği üzere; Adi Ortaklık da güç duruma düşmüştür. ... ile Adi Ortaklık arasında devam eden görüşmeler sonucunda, ... Proje’nin iptal edilmesinden vazgeçilmiş ve işlerin devam edeceği hususunda anlaşılmıştır. Yani mahkemenin de takdirinde olacağı üzere proje devam etmekte ve bir ifa imkansızlığı söz konusu değildir. Bu görüşmeler devam ederken davacı taraf da ilgili hususta bilgilendirilmiştir. Adi Ortaklık ile akdedilen sözleşme uyarınca davacı üretim işlerine devam ettiği gibi davacının talebine istinaden 29.03.2018'de 2018 yılı için Zeyilname imzalanmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere ...’nin Projeyi tekrara başlatması üzerine davacı ile yapılan sözleşme iptal edilmemiş, davacının bilgisi dahilinde ...’den gelecek bilgi ve talimatlar doğrultusunda Sözleşmeye devam edilecektir. İmalatlar durdurulmuş olmasına rağmen işler tekrar başladığında kullanılmak üzere fiyat belirlemesini içeren zeyilname akdedilmiş olması hususu mevcut durumun davacının bilgisi ve kabulü dahilinde olduğunu ve işbu dava ile uğradığını iddia ettiği zararın tazmini talep etmesinin kötüniyetli ve hakkaniyete aykırı olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Zira tüm bu gelişmeler ışığında tekrar belirtmek gerekir ki ifa imkansızlığı durumu söz konusu değildir. Yukarıda da belirtildiği üzere gecikme resmi merciilerin tutumundan, diğer bir ifade ile müvekkilin elinde olmayan nedenlerle ortaya çıktığından davanın reddi gerekmekteyken yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırıdır. Zira mevcut durumda imkansızlık değil gecikme söz konusudur. 2- Yerel Mahkeme Kararında Temerrüd Sebebinin ... İle Müvekkili Şirket Ve Diğer Davalılar Arasında Bir İhtilaf Konusu Olduğunu Belirtmiş Ve İşbu Konuyu İnceleme Dışı Bırakmıştır. Ancak Yerel Mahkemece Temerrüdün İş Sahibinin Faaliyet Alanından Kaynaklanıp Kaynaklanmadığı Değerlendirmesi Gerekirken Değerlendirilmemiştir. Dairenin De Takdirinde Olacaktır Ki İş Sahibinin Faaliyet Alanından Kaynaklanmayan Temerrüdün İş Sahibine Yüklenmesi Usul Ve Yasaya Aykırıdır. Ancak İşbu Husus İnceleme Dışı Bırakılmıştır. Öncelikle TBK 485 gereği hükmün uygulanabilmesi için ifanın imkansızlaşması gerektiğini tekrar belirtmekle birlikte hükümde söz edilen “iş sahibi nezdinde meydana gelen kaza”dan kasıt iş sahibinin şahsında veya onun faaliyet alanında meydana gelen beklenmeyen olaylardır. Ancak davacı dava dilekçesinde ifa imkansızlığına bu şekilde dayanmadığı gibi, halihazırda mevcut durumda TBK 485 hükmünün uygulama alanı bulması da söz konusu değildir.

Zira meydana geldiği iddia edilen imkansızlık iş sahibinin faaliyet alanında gerçekleşmemiştir. "Yarg. 15. HD., 19.2.1992 T., 1992/607 -712: “Yanlar arasındaki sözleşmenin 7. maddesinde, işin süresi kararlaştırırken, temel ruhsatından itibaren 3 yıllık süre öngörülmüştür. Mahkeme ise, sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında geçen 3 yıllık sürede, taşınmazın halen ekili olarak bulunmasını, inşaata başlanmamış olmasını dikkate alarak fesih kararı vermiştir. (…) Gecikme resmî mercilerin tutumundan, diğer ifade ile davalının elinde olmayan nedenlerle ortaya çıkmışsa, davanın reddi gerekir.” Temerrüde ilişkin sebebin iş sahibinin faaliyet alanı dışında gerçekleşen bir olay olması unsuru değerlendirilmemiştir. Kaldı ki asla kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için aksi varsayılabilecek olsa dahi dairenin de takdirinde olacaktır ki temerrüdün sebebi, etkileri ve hangi oranla katlanılması gerektiği de irdelenmelidir.

Mahkemece temerrüd gerçekleştiyse dahi bu temerrüdün sonuçlarına kimin hangi oranda katlanması gerektiğine ilişkin yerel mahkemece bir değerlendirme yapılması gerektiği, sebebin meydana getirdiği olumsuz sonuçların taraflar arasında eşit şekilde paylaştırılmasında her iki tarafın da eşit ölçüde menfaati bulunduğu da değerlendirilerek oranlama yapılmak suretiyle zarara kimin katlanılacağı tespiti yapılmalıdır.

Ancak yerel mahkemece işin iş sahibinin faaliyet alanında gerçekleşip gerçekleşmediğine, zararın etkisinin ne şekilde olduğuna ve hangi tarafın ne oranda katlanması gerektiğine ilişkin tartışma tam olarak dava konusu iken incelenmemiş inceleme dışı bırakılmıştır. 3- Yerel Mahkeme Kararında Müvekkilinin Ortağı Bulunduğu Adi Ortaklığın Temerrüde Düştüğü, Davacının Sözleşmenin Feshinde Haklı Nedeni Olduğu Ve Zeyilname Üzerinden 11 Ay Geçmesinin Üzerine Sözleşmenin Feshini Talep Ettiği Belirtilmişse De İşbu Husus Gerçeği Yansıtmamaktadır. Son İmzalanan Zeyilname İle Fesih İhtarnamesi Arasında Sadece 2 Aylık Bir Süre Bulunmaktadır. Müvekkili şirket ...A.Ş., .... A.Ş., .... A.Ş. Ve ... .... A.Ş.'nin ortakları olduğu ... - ... - ...- ... Adi Ortaklığı ile davacı .... Şirketi arasında, Adi Ortaklık tarafından yapımı üstlenilen ''... ...Merkezi (...) ve... Projesi'' (bundan sonra ‘’Proje’’ olarak anılacaktır.) kapsamındaki bir kısım işlerin yürütülmesi için 28.08.2017 tarihli ''... Sözleşmesi'' akdedilmiştir. İşbu sözleşme kapsamında davacı şirket Aralık 2017 itibari ile ... üretimi yapmaya başlamıştır. Akabinde sözleşmede belirtilen yükümlülükler yerine getirilmeye başlanmışken ... tarafından işlerin askıya alındığı Adi Ortaklığa bildirilmiştir. Bu sebeple sözleşmenin geçici süre ile askıya alındığına ilişkin davacı tarafa 06.12.2017 tarihli yazı ile bilgi verilmiştir. Bu noktada önemle belirtmek gerekir ki, sözleşme 28/08/2017 tarihinde imzalanmış olup davacı şirket Aralık 2017 itibariyle ... üretimine başlamış ve hemen akabinde müvekkil şirketin ortağı bulunduğu Adi Ortaklığın elinde olmayan sebeplerle GEÇİCİ olarak projenin durduğu bilgisi 06/12/2017 tarihinde bildirilmiştir. Devam eden süreçte ... tarafından 29.12.2017 tarihinde Adi Ortaklığa gönderilen yazı ile bir kısmı davacıya devredilen Projenin iptal edildiği bildirilmiştir. ... ile Adi Ortaklık arasında devam eden görüşmeler sonucunda, ... Proje’nin iptal edilmesinden vazgeçilmiş ve işlerin devam edeceği hususunda anlaşılmıştır. Proje’nin devam edeceği Adi Ortaklığa gönderilen dilekçemiz ekinde sunulan 13.03.2018 tarihli yazı ile bildirilmiştir. Bu görüşmeler devam ederken, davacı taraf da ilgili hususta bilgilendirmiş ve Proje’nin akıbetinin belirsiz olduğunu bilmesine rağmen Adi Ortaklık ile akdedilen sözleşme uyarınca üretim işlerine devam etmiştir. Öyle ki; davacı tarafından müvekkil şirkete 28.02.2018 tarihinde fiyat farkı talep yazısı gönderilmiştir. İşbu yazı dosyada bulunmaktadır.

Daha sonra davacı tarafın talebine istinaden 29.03.2018 tarihinde, 2018 yılı fiyatları için zeyilname imzalanmıştır. Burada önemle belirtmek gerekir ki, davacıya projenin geçici olarak askıya alındığı bilgisi hemen verilmiş 6 gün içerisinde davacının iddia ettiği şekilde masrafların oluşması mümkün olmadığı gibi, davacı tarafından açılan davanın da açıkça kötü niyetli olduğunun kabulü gerekir. Zira söz konusu sözleşmeye ilişkin değişen fiyatlarla zeyilname imzalanmıştır. Haklı olarak ifade edildiği üzere, bu tür durumlarda, bir taraf sözleşmenin kurulduğu anda kabul edilen koşullarla, yani işin kararlaştırıldığı kapsamda ve aynı ücretle devam etmesini kabul ettiği takdirde, diğer tarafın edimin ifasının başlangıçta imkânsız olduğunu ileri sürerek sözleşmenin batıl olduğunu iddia etmesi hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmektedir.

Bunun olayımıza uygulanması gerekmekte ve zeyilname imzalamış davacının feshine ilişkin davasının kötü niyetli değerlendirilerek reddi gerekmektedir. Zira davacı beklemeyi, süre uzatımı, değişen tutarlarda sözleşmeye devam etmeyi kabullenerek sözleşmeyi imzalamıştır. Ancak tüm bu hususların ardından ifanıın güçleştiğini belirterek sözleşmenin feshinin talep edilmesi mümkün olmayıp hukuka uygun değildir. "Eser sözleşmesinden olan inşaat sözleşmesinde arsanın iş sahibinin mülkiyetinde olması zorunluluğu yoktur. Kooperatif, idari işlemleri ikmal etmeden ruhsat almış, aynı yüklenici bu ruhsata dayanarak su basmanı seviyesine değin işi yapmıştır. Bu kez ortaya çıkan geçici imkânsızlık için icabında beklemeyi, süre uzatımını kabullenerek sözleşmeyi imzalamıştır. Sonuçta da geçici olan imkânsızlık iş sahibi kooperatifçe giderilmiştir.

O halde mutlak imkânsızlıktan söz edilmesi mümkün değildir." Yarg. 15. HD., 1.4.1993 T., 1993/283 E., 1993/1515 K. Yukarıda açıklanan hususların yanı sıra, sözleşme devam ederken işbu davanın ikame edilmiş olması dürüstlük kuralına aykırı olup hakkın açıkça kötüye kullanılması niteliği taşımasına rağmen, davacı fesih hakkını kötüye kullandığı halde, Yerel Mahkeme tarafından bu hususa hiç değinilmemiştir. Açıklanan nedenlerle TMK. m. 2 hükmü kapsamında, "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmü uyarınca davacının kötü niyetli işbu davasının reddi gerekmektedir. 4- Davayı Asla Kabul Anlamına Gelmemek Kaydıyla Adi Ortaklık İle Davacı Arasında Akdedilen Sözleşme Yalnızca ... Üretimi Ve Teslimine İlişkin Olup Bunun Haricinde Bir Bedel Ödeme Zorunluluğu Bulunmamaktadır. Asla kabul anlamına gelmemek üzere; davacı taraf dava dilekçesinde üretim yapmak için kiraladığı şantiye ve depo sahasının kullanımı ve fabrika kurulumu için ödemiş olduğu bedelleri de talep etmiş olmakla Yerel Mahkemece alınan bilirkişi raporunda Bilirkişilerce bu yönde de delil tespiti raporu esas alınarak hesap yapılmıştır. İşbu hesap raporu esas alınarak kurulmuş yerel mahkeme kararının kabulü mümkün değildir.

Dosyada mübrez sözleşme incelendiğinde açıkça görülecektir ki; Adi Ortaklık ile davacı arasında yapılan sözleşmenin kapsamında yalnızca ... üretimi ve teslimi yer almakla, Adi Ortaklığın imal edilen segmentlerin bedelini ödeme sorumluluğu bulunmamaktadır. Davacı tarafın, sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmek için sözleşme dışı masrafları Adi Ortaklıktan talep etmesi mümkün olmamakla, dairenin de takdirinde olacağı üzere aksinin kabulü sözleşmeler hukukuna aykırı olacaktır. Davacı taraf Proje kapsamında hakkediş ödemeleri alındığında kendisi ile işlerin yürütümüne devam edileceğini bilmesine ve bu zamana dek Adi Ortaklığa herhangi bir ... teslimi yapmamış olmasına rağmen haksız ve kötü niyetli olarak işbu dava ile talepte bulunmaktadır. Kaldı ki yukarıdaki itirazlarında da belirttikleri üzere yerel mahkemece kimin zarara hangi oranda katlanacağı da yerel mahkemece tespit edilmelidir. Ancak yerel mahkemece böyle bir tespit de yapılmamıştır.

Açıklanan nedenlerle, eksik değerlendirme ve hatalı tespitler içeren yerel mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurma zaruretimiz doğduğundan bahisle istinaf taleplerinin kabulü ile İstanbul 14.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/328 E. 2022/548 K. sayılı kararının kaldırılmasına, yeniden yapılacak yargılama neticesinde haksız ve dayanaksız davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... İnşaat Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi vekili istinafında; 1-Öncelikle, dosyada mübrez dilekçelerini aynen tekrar eder; hükme dayanak yapılan 27/04/2022 tarihli Bilirkişi Ek Raporunu tanzim ederek BİLİRKİŞİLER İTİRAZLARINI DEĞERLENDİRMEDİĞİ GİBİ, MAHKEMECE EK RAPORA TEVDİ AMACINI DAHİ YERİNE GETİRMEMİŞ OLUP, YETKİSİNİ DE AŞARAK, KENDİSİNİ MAHKEMENİN YERİNE KOYMAK SURETİYLE "HUKUKİ" HUSUSLARDA GÖRÜŞÜNÜ BELİRTMİŞ OLMAKLA BİRLİKTE, OBJEKTİFLİKTEN UZAK VE YANLI, YASA VE MEZUATA AYKIRI TESPİT VE DEĞERLENDİRMELERDE BULUNULMUŞ OLUP, mezkür Rapor bu haliyle HÜKME DAYANAK YAPILABİLECEK MAHİYET VE NİTELİKTE BULUNMADIĞI cihetle; İSTİNAF BAŞVURUSUNUN KABULÜ İLE HÜKMÜN ORTADAN KALDIRILMASINA karar verilmesi talep edilmektedir. 2-Belirtmektedir ki, Bilirkişi Ek Raporunda, KÖK RAPORA İTİRAZ DİLEKÇESİNDE YER VERMİŞ OLDUKLARI İTİRAZLARI HİÇBİR ŞEKİLDE DEĞERLENDİRİLMEDİĞİ GİBİ, daha da önemlisi, Mahkemenin 29.12.2021 tarihli Ara Kararı ile; "Davalı vekilinin zarar kalemlerine ilişkin olarak sunduğu itirazlar kapsamında özellikle zarar kalemlerine ilişkin kadr-i marufluk yönünden itirazların karşılanması, tespit raporundaki kalemlerin açarak somutlaştırarak denetlenebilir şekilde değerlendirilmesi, ayrıca dava dışı ...’den gelen avans ve hak ediş ödeme belgelerinin taraflar arasındaki sözleşme ile bağlantısı ortaya konularak itirazların karşılanması için önceki heyetten ek rapor alınmasına," şeklinde karar verilmiş olmasına rağmen, Ek Raporda tespit raporuna hiç değinilmeyip, zarar kalemlerinin somutlaştırılması, detaylandırılması, kaynak ve dayanak bildirimi vs. yapılmadığı gibi, ...'den gelen avans ve hak ediş belgelerinin ve taraflar arasındaki sözleşme bağlantısı hususunda da menfi-müspet hiçbir değerlendirme yapılmamış olması itibariyle, Kök Raporun tekrarı mahiyetindeki işbu Ek Rapor MAHKEMENİZCE EK RAPORA TEVDİ AMACINI DAHİ YERİNE GETİRMEMİŞ olması itibariyle Ek Rapora AYRICA VE AÇIKÇA İTİRAZ EDER, Kök Rapor olduğu gibi, itirazların karşılanmadığı Ek Rapor da DENETİME ELVERİŞLİ OLMADIĞI cihetle; İTİRAZLARIMIZ DOĞRULTUSUNDA dosyanın "YENİ VE EHİL BİR HEYETE TEVDİİ İLE RAPOR TANZİM EDİLMESİNE" karar verilmesi talep edilmişse de, Yerel Mahkemece bu itirazları GÖZ ARDI EDİLMİŞTİR. 3-Ancak, belirtmektedir ki, Bilirkişiler, gerek Kök ve gerekse de Ek Raporu tanzim ederken YETKİ VE GÖREVİNİ AŞARAK; HATALI TESPİT ve DEĞERLENDİRMELERLE, KENDİLERİNİ MAHKEMENİN YERİNE KOYMAK SURETİYLE "HUKUKİ" HUSUSLARDA GÖRÜŞ BELİRTEREK, İŞBU RAPORU TANZİM ETMİŞLERDİR. Bilindiği üzere, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ve Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan Bilirkişilik Yönetmeliği'nde "Bilirkişinin Özellikleri ile Görevlerini" ifa sırasındaki "Ödev ve Haklarına" ilişkin temel ve etik ilkeler belirlenmiştir. Uygulamaya bakıldığında da; Yargıtay tarafından Yerel Mahkeme Kararları üzerinde en sık denetimi yapılan ve Bozma kararlarına esas teşkil eden iki ilke Bilirkişilerin ‘YETKİNLİĞİ’ ve ‘TARAFSIZLIĞI’dır. 6754 sayılı Bilirkişilik Kanununda ve Bilirkişilik Yönetmeliğinde belirlenen temel ilkeler ile uygulama dikkate alındığında, rapor düzenlemesi sırasında Bilirkişiye yüklenen ödevleri ve görev sınırlarına ilişkin olarak; Bilirkişinin, hukuksal konularda bilgi verme ve hukuksal değerlendirme yapma yetkisi yoktur.

Hatta, kendisinden hukuksal konuda görüş istendiğinde, Bilirkişilik görevini geri çevirmelidir. Dolayısıyla, Bilirkişinin yetkisi, kural olarak kendisine verilen görevle sınırlıdır. Hukuk davalarında HMK’nın 25-26 ve 273. maddelerindeki ilkeler Bilirkişiyi de bağlar ve inceleme yapılacak konunun kapsam ve sınırları dışına çıkamaz. Bu nedenle, Bilirkişinin Raporları Bilime, kendi meslek disiplini ile dosya kapsamına uygun olmalıdır ve Yargıtay da bu hususu denetlemektedir. İşbu açıklamaları ışığı altında; somut olayda BİLİRKİŞİLER, MEZKÜR RAPORDA MAHKEMENİN YERİNE GEÇEREK OLAYIN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİNİ DE YAPMIŞ OLUP, OLAYLARI VE DELİLLERİ KENDİ YORUMU İLE YANLI, OBJEKTİFLİKTEN UZAK ŞEKİLDE DEĞERLENDİRMİŞ, KALDI Kİ HATALI TESPİTLER YAPARAK, MAHKEMEYİ YANILTICI BİR RAPOR ORTAYA ÇIKARMIŞTIR. Bilindiği üzere, "Bir davada olguları belirlemek, hukuksal açıdan nitelemek ve de uygulanacak Yasa hükümlerini bulmak Hakimin doğrudan görevi gereğidir." (HUMK:76.md.si / HMK:33.md.si) Kaldı ki, Bilirkişilerin hukuki niteleme ve değerlendirmelerde bulunma hak ve yetkileri bulunmadığı 03.08.2017 tarihli ve 30143 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “BİLİRKİŞİLİK YÖNETMELİĞİ”nin İkinci Bölümünde “Temel İlkeler” başlıklı 5.md.sinde aynen; “MADDE 5 – (1) Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir. (2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.” hükmü sabittir. Aynı Yönetmeliğin “Bilirkişi görevlendirilmesini gerektiren haller” başlıklı 49.md.sinde bulunan; “MADDE 49–(1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin görüşüne başvurulabilir. (2) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bil- giyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna ilişkin Yargıtay'ın yerleşik görüşü de bu yönde olmakla, "emsal" bir kararında; ♣ Yargıtay 15. Hukuk Dairesi Esas no:1991/1695 Karar no:1991/5031 Tarih: 24.10.1991 kararında da aynen; "Mahkeme, çözümü özel ya da teknik bilgiyi gerektiren hallerde Bilirkişi görüşüne başvurur. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümü mümkün konularda bilirkişi dinlenemez. Bilirkişi maddi vakalar hakkında görüşünü bildirir. HUKUKİ SORUNLAR HAKKINDA GÖRÜŞ BİLDİREMEZ VE DELİLLERİ TAKDİR YETKİSİ DE YOKTUR.

Bilirkişi raporunun hükme esas alınması belirtilen bu kurallara uygun olmasıyla mümkündür. Aksine tutum, Türk Milleti adına hüküm vermeye tek yetkili "Hakim'in" yerine "Bilirkişi"nin konulması sonucunu doğurur. Sözleşmenin yorumu, yanlarca ileri sürülen hususların sabit kabul edilmesi Bilirkişiye terkedilemez. Bu hususlar gözetilmediği için dosyadaki rapor yetersizdir. Yetersiz rapora dayanılarak hüküm verilemez." şeklinde belirtmiştir. 4-Bu hususta belirtmektedir ki, her ne kadar, Ek Rapor ile değişikliğe gidilmeyen Kök Raporda Yetki aşılmak suretiyle, hukuki değerlendirmeyle, TBK:485.md.sinin kıyasen uygulanarak, davacıya ileri yönelik fesih hakkı verilmesi gerektiği belirtilmişse de, mezkür madde aynen; "Eserin tamamlanması, işsahibi ile ilgili beklenmedik olay dolayısıyla imkânsızlaşırsa yüklenici, yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerini isteyebilir." şeklinde olmakla, ancak önemle ve özellikle belirtmektedir ki, madde metninin aksine SOMUT OLAYDA İFA İMKANSIZLIĞI KESİNLİKLE SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. Kaldı ki, bu husus davacının da bilgisi ve kabulündedir.

Zira, davacının dava konusu işe dair Sözleşmenin feshine ilişkin 23.05.2019 tarihli İhtarnameden iki ay önce 29.03.2019 tarihinde davacı ile "ZEYİLNAME" imzalanmış olup, dolayısıyla, taraflar arasındaki Sözleşmenin yürürlükte olduğu / devam ettiği ve tarafların yükümlülüklerini yerine getirmeyi kabul etmiş oldukları bu denli ORTADA iken, ortada ifa imkansızlığı bulunmadığı izahtan vareste olmakla, bu nedenle davacının feshi ne denli haksız ise, Bilirkişilerin bu husus hiç değerlendirilmeksizin TBK:485.md.nin kıyasen uygulanacağından bahisle değerlendirmede bulunması o denli HAKSIZ VE HUKUKUA AYKIRIDIR. Kaldı ki, davacı fesihten iki ay önce imzalamış olduğu Zeyilnameye hiçbir ihtiraz-i kayıt da koymamış ve dolayısıyla Sözleşmenin devamını kabul etmiş olmakla, bu yönde / sözleşme gereği ifanın devam edeceği hususunda dava dışı Ortaklığa da güvence vermiş durumunda olup, artık iki ay sonraki fesih de işbu dava da HAKSIZ VE KÖTÜNİYETLİ olup, DİNLENME KAABİLİYETİ BULUNMAMAKTADIR. 5-Ayrıca, ortada ifa imkansızlığı bulunmadığı gibi, maddede yer alan diğer bir koşul olarak, İŞ SAHİNDEN KAYNAKLI BEKLENMEDİK BİR DURUMDA KESİNLİKLE SÖZ KONUSU DEĞİLDİR.

Zira, müvekkili şirketin de dahil olduğu ... - ... - ... - ... Adi Ortaklığı (...A.Ş., .... A.Ş., .... A.Ş. ve ... .... A.Ş.) ile İdare / ... Belediyesi Raylı Sistem Daire Başkanlığı Avrupa Yakası Raylı Sistem Müdürlüğü arasında akdedilen Sözleşme gereğince ''... ...Merkezi (...) ve... Projesi'' Adi Ortaklık tarafından üstlenilmiştir. Davacı ile müvekkilimizin de dahil olduğu Adi Ortaklık arasında 28/08/2017 tarihinde akdedilen "... Sözleşmesi'' gereğince, davacı bir kısım işlerin yürütülmesini üstlenmiştir. Bu itibarla, dava dışı Ortaklık da, İdare ile akdedilen Ana Sözleşmeye bağlı olup, İdarenin talimatları doğrultusunda işin ifasına devam etmekte ve işin devam edip etmemesi hususunda herhangi bir karar yetkisi bulunmayıp, doğrudan İdareye bağlı olarak faaliyette bulunmaktadır. Kaldı ki, davacı ile akdedilen Sözleşmede de "İşbu Sözleşmenin konusu İdare ile İşveren arasında akdedilmiş olan Ana Sözleşme kapsamında işveren taahhüdünde bulunan ve Yükleniciye yaptırılmasın karar verilen Proje kapsamında yapılacak olan "... İnşaatı, ... Üretim İşleri"nin Ana Sözleşmeye… uygun olarak yerine getirilmedir." şeklinde de kararlaştırılmış olup, TAMAMEN İDARENİN YÖNETİM VE TALİMATLARIYLA uygulanmaktadır.

Diğer bir deyişle, müvekkili ve dahil olduğu Ortaklık, proje kapsamında işlerin durdurulması, projenin iptal edilmesi veya devam etmesinde herhangi bir kararı söz konusu olmayıp, tamamen İdarenin talimatlarıyla bağlı olduğundan, BU HUSUSTA HİÇBİR KARAR VERME YETKİSİ VE DAHİLİYETİ BULUNMADIĞINDAN, KUSURUNUN VARLIĞINDAN DA SÖZ EDİLEMEZ. 6-Bu kapsamda belirtmek isteriz ki, İdare / ... tarafından verilen talimatlar doğrultusunda işler yürütülmekteyken, yine, İdare / ... tarafından işlerin askıya alındığı Adi Ortaklığa bildirilmiştir. Bu sebeple, davacıya 06/12/2017 tarihli Yazı ile "İşverenin proje hakkındaki kararı sebebiyle 06/12/2017 tarihi itibariyle durdurulduğu" taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak bildirilerek, tebliğ edilmiştir. Akabinde, bu kez İdare / ... tarafından 29.12.2017 tarihli yazısı ile "Söz konusu ihale ile ilgi Başkanlık yazısı iptal edilmiş olup sözleşmenin karşılıklı feshi için (7) gün içinde Yüklenicinizi temsil ve ilzama yetkili temsilcinizin idaremize gönderilmesi ve sözleşmenin belirtilen şekilde feshi işleminin gerçekleştirilmesi…" şeklinde projenin iptal edildiği hususunu Adi Ortaklığa bildirmiştir

Dolayısıyla, tüm bu açıklamaları ışığı altında, somut olayda, Bilirkişi Raporunda varılan sonucun dayanağı olan TBK:485.md.si hükmünde "aranan iş sahibinden kaynaklı beklenmedik olay" şartı da kesinlikle bulunmadığı cihetle, mezkür maddenin işbu uyuşmazlığa uygulanması kesinlikle mümkün değildir. Bu itibarla, hukuki değerlendirme olması itibarıyla Bilirkişinin bu hususta yetkisi bulunmadığı gibi, gerek somut olayın özelliklerine ve gerekse de AÇIKÇA YASA VE USULE DE AYKIRIDIR. 7-Belirtilmektedir ki, sürecin devamında, İdare / ... ile Adi Ortaklık arasında gerçekleştirilen görüşmeler neticesinde, İdare tarafından 13/03/2018 tarihinde işlerin yapımına devam edilmesine karar verilmiş ve bu hususu Adi Ortaklığa bildirilmiştir.

Bunun üzerine, davacı ile tekrar görüşülmüş ve süreç devam ettirilmiştir. Tüm bu görüşmeler yapılırken, Adi Ortaklığa yapılan bildirimler, aynı şekilde davacıya da iletilmiş olup, davacı da süreçten haberdardır. Ayrıca, davacının 28.02.2018 tarihinde fiyat farkı talep yazısı göndermesi, işlere başlanması halinde kullanılmak üzere 2018 yılı fiyatları için zeyilname imzalanması dahi, sürecin devam ettiğini ve davacının da her aşamadan haberdar olduğunu açıkça ispatlamaktadır. Yapılan işlemler tamamen İdare / İBBnin insiyatif ve direktifiyle gerçekleştirilmiş olup, müvekkilinin ve dahil olduğu Ortaklığın işin uzaması veya durmasında hiçbir dahli veya kusuru bulunmamaktadır. Dolayısıyla, dava dilekçesinde yer verilen, "işin teslimi için kararlaştırılan 15 aylık süre geçmiş olmasına rağmen işin akıbeti konusunda davalılar ile irtibat kurulamamış" gibi bir durum kesinlikle söz konusu olmayıp, aksine, davacının tüm süreçten haberi olmakla, ayrıca buna ilişkin bir itirazı da olmamış, yaşanan tüm süreç davacının kabulünde ve Sözleşme yürürlüğünü devam ettirmiştir ki, taraflar arasında fiyat farkı talep yazısı, Zeyilname imzalanması vs. gerek yazılı gerekse sözlü görüşme ve işlemler devam etmiştir. Ancak, ne yazık ki, davacı yazılı belgelerin varlığına rağmen, MAHKEMEYİ YANILTMAK AMACIYLA, GERÇEĞE AYKIRI BEYANLARDA BULUNMUŞ olup, açıktır ki davacı işbu davada HAKSIZ VE KÖTÜNİYETLİDİR. 8-Kaldı ki, tüm bu süreç yaşanırken, müvekkilimize veya dahil olduğu Ortaklığa da proje kapsamında hiçbir hakkediş ödemesi de yapılmamış olup, gerek müvekkilinin ve gerekse de Adi Ortaklığın da zarara uğramasına sebebiyet verilmiştir. Dolayısıyla, Ortaklık hakediş almadığı gibi, bir de, DAVACININ TARAFLAR ARASINDAKİ SÖZLEŞME KONUSUNA İLİŞKİN HİÇBİR EDİM VE TESLİMİ, DİĞER BİR DEYİŞLE, PROJENİN YAPIMINA HİÇBİR KATKISI SÖZ KONUSU OLMAMIŞKEN, tamamen Sözleşme dışı hususlara ilişkin bedel talep etmesi sonucu Ortaklığı oluşturan Şirketler aleyhine tazminata hükmedilmesi AÇIKÇA HAKKANİYET İLKESİNE DE AYKIRIDIR. 9-Bu itibarla, davacı her ne kadar, proje kapsamında üretim yapmak için kiraladığı şantiye ve depo sahasının kullanımı ve fabrika kurulumu için ödediği bedelleri de talep etmişse de, ve Kök ve Ek Raporda bu hususlarda da ve de personel ve genel gider maliyeti için hesaplama yapılmışsa da, Adi Ortaklık ile davacı arasında akdolunan Sözleşmenin incelenmesi neticesinde; sözleşme konusunun yalnızca ... üretimi ve teslimi olduğu açıkça görülmektedir. DAVACININ, SÖZLEŞME KAPSAMINDA ... ÜRETİMİNİ SAĞLAMAK İÇİN, KİRA BEDELİ GİBİ SÖZLEŞME HARİCİNDE OLAN VE MÜVEKKİLİMİZİN SORUMLULUĞU ALTINDA BULUNMAYAN MASRAFLARI DAHİ ADİ ORTAKLIKTAN TALEP ETMESİ HUKUKEN MÜMKÜN DEĞİLDİR. Zira, BUGÜNE DEK MÜVEKKİLİNE VEYA DAHİL OLDUĞU ORTAKLIĞA HERHANGİ BİR ... TESLİMİ DE YAPILMAMIŞTIR. DOLAYISIYLA, İMAL EDİLEREK MÜVEKKİLİNE TESLİM EDİLEN HERHANGİ BİR MALZEME / İMALAT DA BULUNMADIĞINDAN, MÜVEKKİLİNDEN HERHANGİ BİR BEDEL ÖDEMESİ DE TALEP EDİLEMEZ.

Bu sebeple, DAVACININ HAKSIZ VE KÖTÜNİYETLİ İŞBU TALEBİNİN REDDİ GEREKMEKTEDİR. Ancak buna rağmen, mezkür Raporda bu husus da hiçbir şekilde değerlendirilmemiş olup, HATALI HUKUKİ DEĞERLENDİRME ile, salt davacının talebi doğrultusunda bir bedel belirtilmiş olmakla bu hususa AYRICA VE AÇIKÇA İTİRAZ EDİLMEKTEDİR. Kaldı ki, kesinlikle kabul anlamına gelmemek kayıt ve koşulu ile, BİLİRKİŞİLER BU HUSUSTA DA HİÇBİR İNCELEME VE ARAŞTIRMA YAPMAKSIZIN, doğrudan, işbu davanın arz ve ikamesinden önce davacı tarafından tek taraflı olarak müvekkilimizin GIYABINDA yapılan TESPİT icrası sonucu Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2018/237 D.İŞ sayılı dosyası kapsamında istihsal olunan ve davalı Şirketlere tebliğ dahi edilmeyen Bilirkişi Raporundaki hesaplamanın piyasa rayiçlerine uygun olduğunu belirtmekle, aynen tekrar etmiş olması itibarıyla da, mezkür Rapor HÜKME DAYANAK YAPILACAK MAHİYET VE NİTELİKTE DEĞİLDİR. Zira, yukarıda da yer vermiş oldukları üzere, mezkür Rapor tamamen teyit ve tekrardan ibaret olduğu gibi, uygun olduğu belirtilen rayiçlere dahi yer verilmemiştir. Kaldı ki, Yerleşik Yargıtay Kararlarının da ışığı altında, işbu davanın arz ve ikamesinden önce GIYAPLARINDA tanzim olunan Bilirkişi Tespit Raporunun işbu davada hükme esas alınması mümkün olmadığından, Bilirkişilerin doğrudan tespit raporunu tekrar etmiş olmaları KESİNLİKLE KABUL EDİLEBİLİR DEĞİLDİR. Bu hususlara Kök Rapora itirazlarında da yer vermiş olmalarına ve Mahkemece de itirazları doğrultunda Rapor alınmasına karar verilmiş olmasına rağmen, Ek Rapor Kök Raporun tekrarı mahiyetinde olup, yine hiçbir hesaplamaya ilişkin, yapılan hesaplamanın dayanağına, hangi bilimsel veri ve tekniğe dayanıldığında, emsallere, rayiçlere vs. yer verilmemiş doğrudan bir bedel yazılmış olmakla, Yargıtay İçtihatlarına da AYKIRI olan Ek Rapor da ne yazık ki HÜKME VE DENETİME ELVERİŞLİ DEĞİLDİR. 10-Öte yandan, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacı ile Adi Ortaklık arasında mevcut Sözleşmenin 7.51. md.sinde açıkça; "İşverenin İşin ve/veya Projenin herhangi bir safhasında işbu Sözleşme konusunu teşkil eden İşi takdir edeceği bir süre durdurabileceğini, İşverenin sahip olduğu bu hakka hiçbir itirazının olmadığını, bu itibarla işveren tarafından gönderilecek yazılı tebligata derhal itibar edeceğini ve imalatı durduracağını,bu döneme ilişkin hiçbir surette masraf, tazminat veya her nam altında olursa olsun bir alacak talebinde bulunmayacağını ve İşveren tarafından İşe tekrar başlanmasına karar verilmesi halinde İşverenin belirttiği süreye uyarak İşe başlayacağını, kendi ya da alt yüklenicinin kusuru nedeniyle İşlerin (veya bir kısmının) durması halinde İşverenin uğrayacağı her türlü zararı karşılayacağını ve durma süresinin İşin süresine ilave edilmeyeceğini" kabul, beyan ve taahhüt etmiştir. Her ne kadar, İdare / ... tarafından alınan kararlar gereğince işin durdurulmasında müvekkilinin kusuru bulunmamakla birlikte, yine taraflar arasında kararlaştırılan işbu mezkür hüküm çerçevesinde de, davacının müvekkilinden talep ve dava edebileceği herhangi bir alacak da kesinlikle bulunmayacaktır. 11-En önemlisi ise; KESİNLİKLE KABUL ANLAMINA GELMEMEK KAYIT VE KOŞULUYLA, BİR AN İÇİN AKSİNİ VARSAYSAK DAHİ; SOMUT OLAYDA HER HALÜKARDA "Z A M A N A Ş I M I"nın gerçekleştiği ÇEKİŞMESİZ VE SABİTTİR. Bu nedenle, DAVANIN ESASINA GİRİLMEDEN ÖNCELİKLE BU YÖNDEN "REDDİNE" karar verilmesi talep edilmişse de, Yerel Mahkemece bu itirazları GÖZ ARDI EDİLMİŞTİR. 12-Bilindiği üzere, Medeni Kanunun 2.md.si, Hukuk sistemimiz bakımından çok önemli iki prensibi açıklar. Bunlardan birincisi, her somut olayda hakların kullanılmasının kapsam ve içeriğini sınırlayan "Objektif İyi Niyet", ikincisi ise, hakların kötü kullanılmasının sonucunu gösteren ve bunun hukuk tarafından korunamayacağını bildiren "Hakkın Kötüye Kullanım" YASAĞIDIR. "Doğruluk ve Güven Kuralları" olarak ifade edilen ve "Objektif İyi Niyet" adı ile de anılan "Dürüstlük" Türk Medeni Kanunu'nun 2.md.sinde açıkça düzenlenmiştir. "Dürüst Davranma" başlığını taşıyan madde metnine göre; "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır." ifadesinden de anlaşılacağı üzere Medeni Kanun 2.md.si "Emredici Nitelikte" bir hukuk kuralıdır. Diğer bir deyişle, TARAFLARCA AKSI KARARLAŞTIRILAMAZ, YOK SAYILAMAZ. TMK:2/1. hükmü, herkesin haklarını toplumda geçerli doğruluk, dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği "karşılıklı güven" anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Burada önemli olan, başkasına zarar verme kastı değil, fakat hakkın objektif iyiniyet kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır. Zira, haklar, şahıslara belli yasal menfaatlerin gerçekleşmesini sağlamak amacıyla tanınmaktadır. Bir kimsenin, hukuken korunan bir menfaati olmaksızın hakkını kullanması ve bu kullanım sonucunda bir diğerinin yasal menfaatlerini çiğnemesi / zedelemesi HUKUKEN KORUNAMAZ / HİMAYE EDİLEMEZ.

Aynı gerekçe iledir ki; bir hakkın AMACINA AYKIRI OLARAK KULLANILMASI DA, ONUN KÖTÜYE KULLANIMI MAHİYETİNDEDİR. Bu itibarla, somut olayda da olduğu gibi, hal ve şartlardan BİR HAKKIN DOĞRULUK, DÜRÜSTLÜK, AHLAK VE KARŞILIK GÜVEN KURALLARINA AYKIRI OLARAK KULLANILMIŞ OLDUĞUNU VEYA AMACINDAN SAPTIRILMIŞ BULUNDUĞUNU, TARAFLARCA BU YOLDA BİR İDDİADA BULUNULMAMIŞ OLSA DAHİ, BU DURUM Mahkemece RESEN DİKKATE ALINMALIDIR. (Y.H.G.K. 17.01.1951 tarih ve 1951/1-274-151 sayılı ilamı Y.H.G.K.2004/6-50 E., 2004/38 K. sayılı ve 28.01.2004 T. ilamı ) 13-Yukarıda izahına yer vermiş olduğumuz Yasal ve İçtihadi, Gerektirici tüm açıklamalarımızın ışığı altında; Öncelikle, her ne kadar, Raporda Yetki aşılmak suretiyle, hukuki değerlendirmeyle, TBK:485.md.sinin kıyasen uygulanarak, davacıya ileri yönelik fesih hakkı verilmesi gerektiği belirtilmişse de; Davacının dava konusu işe dair Sözleşmenin feshine ilişkin 23.05.2019 tarihli İhtarnameden iki ay önce / 29.03.2019 tarihinde davacı ile "ZEYİLNAME" imzalanmış olup, dolayısıyla, taraflar arasındaki Sözleşmenin yürürlükte olduğu / devam ettiği ve tarafların yükümlülüklerini yerine getirmeyi kabul etmiş oldukları bu denli ORTADA iken, ortada ifa imkansızlığı bulunmadığı izahtan vareste olmakla, bu nedenle davacının feshi ne denli haksız ise, Bilirkişilerin bu husus hiç değerlendirilmeksizin TBK:485.md.nin kıyasen uygulanacağından bahisle değerlendirmede bulunması o denli HAKSIZ VE HUKUKUA AYKIRI olmakla, Kaldı ki, davacı fesihten iki ay önce imzalamış olduğu Zeyilnameye hiçbir ihtiraz-i kayıt da koymamış ve dolayısıyla Sözleşmenin devamını kabul etmiş olmakla, bu yönde / sözleşme gereği ifanın devam edeceği hususunda dava dışı Ortaklığa da güvence vermiş durumunda olup, artık iki ay sonraki fesih de işbu dava da HAKSIZ VE KÖTÜNİYETLİ olup, DİNLENME KAABİLİYETİ BULUNMAMAKTA olup, Ayrıca, madde metninde aranan diğer şarta ilişkin olarak, yukarıdaki açıklamalarımızın ışığı altında, somut olayda, Bilirkişi Raporunda varılan sonucun dayanağı olan TBK:485.md.si hükmünde aranan iş sahibinden kaynaklı beklenmedik olay" şartı da kesinlikle bulunmadığı cihetle, mezkür maddenin işbu uyuşmazlığa uygulanması kesinlikle mümkün olmayıp, Kaldı ki, dava dilekçesinde belirtilenin aksine, davacının tüm süreçten haberi olmakla, ayrıca buna ilişkin bir itirazı da olmamış, yaşanan tüm süreç davacının kabulünde ve Sözleşme yürürlüğünü devam ettirmiştir ki, taraflar arasında fiyat farkı talep yazısı, Zeyilname imzalanması vs. gerek yazılı gerekse sözlü görüşme ve işlemler devam etmekle, ne yazık ki, davacı yazılı belgelerin varlığına rağmen, MAHKEMEYİ YANILTMAK AMACIYLA, GERÇEĞE AYKIRI BEYANLARDA BULUNMUŞ olup, açıktır davacı işbu davada HAKSIZ VE KÖTÜNİYETLİ olmakla, Kaldı ki, tüm bu süreç yaşanırken, müvekkiline veya dahil olduğu Ortaklığa da proje kapsamında hiçbir hakkediş ödemesi de yapılmadığı gibi, bir de, davacının taraflar arasındaki Sözleşme konusuna ilişkin hiçbir edim ve teslimi, diğer bir deyişle, projenin yapımına hiçbir katkısı söz konusu olmamışken, tamamen Sözleşme dışı hususlara ilişkin bedel talep etmesi sonucu Ortaklığı oluşturan Şirketler aleyhine tazminata hükmedilmesi AÇIKÇA HAKKANİYET İLKESİNE DE AYKIRI olup,

Daha da önemlisi, BUGÜNE DEK MÜVEKKİLİN VEYA DAHİL OLDUĞU ORTAKLIĞA SÖZLEŞME KONUSU HERHANGİ BİR ... TESLİMİ DE YAPILMAMIŞ, DOLAYISIYLA, DAVACININ SÖZLEŞMESEL EDİMİ NİTELİĞİNDE İMAL EDİLEREK MÜVEKKİLİN TESLİM EDİLEN HERHANGİ BİR MALZEME / İMALAT DA BULUNMADIĞINDAN, davacının TALEP VE DAVA KONUSU EDEBİLECEĞİ HİÇBİR HAK VE ALACAĞI BULUNMAMASINA RAĞMEN, BİLİRKİŞİLER RAPORDA HİÇBİR İNCELEME VE ARAŞTIRMA YAPMAKSIZIN, doğrudan, işbu davanın arz ve ikamesinden önce davacı tarafından tek taraflı olarak müvekkilinin GIYABINDA yapılan TESPİT icrası sonucu Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2018/237 D.İŞ sayılı dosyası kapsamında istihsal olunan ve davalı Şirketlere tebliğ dahi edilmeyen Bilirkişi Raporundaki hesaplamanın piyasa rayiçlerine uygun olduğunu belirtmekle, aynen tekrar etmiş olması itibarıyla da, mezkür Rapor HÜKME DAYANAK YAPILACAK MAHİYET VE NİTELİKTE OLMAYIP, Yapılan hesaplamanın kaynağına, emsallere, rayiçlere dahi yer verilmeksizin doğrudan, tespit dosyasındaki bedel belirtilmiş olması itibarıyla, mezkür Rapor DENETİME DE ELVERİŞLİ OLMADIĞI cihetle; Tüm bu itirazlarına Kök Rapora itiraz dilekçesinde de yer vermiş olmalarına rağmen, BİLİRKİŞİLER İTİRAZLARINI DEĞERLENDİRMEDİĞİ GİBİ, YEREL MAHKEMECE EK RAPORA TEVDİ AMACINI DAHİ YERİNE GETİRMEMİŞ OLUP, BİLİRKİŞİLER YETKİSİNİ DE AŞARAK, KENDİSİNİ MAHKEMENİN YERİNE KOYMAK SURETİYLE "HUKUKİ" HUSUSLARDA GÖRÜŞÜNÜ BELİRTMİŞ OLMAKLA BİRLİKTE, OBJEKTİFLİKTEN UZAK VE YANLI, YASA VE MEZUATA AYKIRI TESPİT VE DEĞERLENDİRMELERDE BULUNULMUŞ OLUP, mezkür Rapor bu haliyle HÜKME DAYANAK YAPILABİLECEK MAHİYET VE NİTELİKTE BULUNMADIĞINDAN, dosya içeriği ve mevcut delil durumuna aykırı, "MADDİ VE HUKUKİ" olgu ve dayanaklardan yoksun mezkür Karara karşı İSTİNAF YOLUNA BAŞVURMAKLA, Yüksek Dairenizce yapılacak olan "İSTİNAF" incelemesi sonucunda hükmün ORTADAN KALDIRILARAK, davanın "REDDİNE" karar verilmesini talep ettiklerinden bahisle öncelikle, HMK:341.ve devamı maddeleri şartlarına uygun İSTİNAF İNCELEMESİNİN YAPILMASINA; Tehir-i İcra Kararı verilmesi taleplerinin KABULÜ ile HUKUKA AYKIRI Yerel Mahkeme Kararının Bölge Adliye Mahkemesi incelemesi sonuçlanıncaya kadar İcrasının Ertelenmesi için "TEHİR-İ İCRA KARARI" tanzimine, Yapılacak istinaf incelemesi neticesinde HMK:341 ve devamı maddelerinde sayılan istinaf sebeplerine açıkça aykırı Kararın ORTADAN KALDIRILARAK, "DAVANIN MÜVEKKİLİ AÇISINDAN REDDİNE" karar verilmesini talep etmiştir.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalılar iş sahibidir. Taraflar arasında 28.08.2017 tarihli ... sözleşmesi imzalanmıştır. Buna göre ... inşaatı için ... üretimi yapılacağı, fabrika kurulumu ve ilk üretimin 3 ay içinde, işlerin tamamının da 15 ay içinde tamamlanacağının kararlaştırıldığı, yüklenicinin edimini yerine getirdiği halde iş sahiplerinin ... üretim talimatı vermediği, yüklenicinin 15 aylık süre sonunda fesih bildiriminde bulunduğu, iş sahiplerinin belediyenin projeyi önce durdurduğu, sonra iptal ettiği en sonunda ise yeniden yapımına geçmesi ve yükleniciyle 29.03.2018 tarihli zeyilname yapılması sebebiyle sözleşmenin ayakta olduğunu savundukları, mahkemece dava konusu sözleşmenin feshinin geçerliliği mahkeme kararına bağlı olmayıp, fesih dava tarihinden önce bozucu yenilik doğuran hak kapsamında davacı tarafından ihbarname ile feshedildiğinden sözleşmenin feshine karar verilmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, yüklenicinin inşaat, makine, tesisat, ekipman, personel ve kira maliyetleri için 5.024.696,40-TL zararının davalılardan tahsiline karar verilmiştir.

Menfi zarar, uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar, borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşme hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Tandoğan, Haluk, Türk Mesuliyet Hukuku 1961, s. 427). Bu husus Borçlar Kanunu'nun 108. (6098 sayılı TBK'nın 125/son) maddesindeki düzenlemeden kaynaklanmıştır. Burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Menfi zarar kavramına, sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılık edanın kabulü için yapılan masraflar, sözleşmenin yerine getirilmesi dolayısıyla (gönderilen şeyin kaybolması gibi) uğranılan zarar, sözleşmenin geçerliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar, başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar ve dava masrafları, noter masrafı, karar pulu, ... payı, gerçekleştirilen imalat bedeli, personel gideri vb kalemler örnek olarak verilebilir.

Karşılıklı edimleri içeren sözleşmelerde bir tarafın borcu diğer tarafın alacağını oluşturduğundan, edim borçlusunun ifayı önermesine rağmen alacaklının ifayı haklı neden olmadan kabulden kaçınması durumunda, alacaklı temerrüdü gerçekleşmiş olur.

Alacaklı temerrüdünün şartları, yüklenicinin üstlendiği edimini alacaklıya sunmuş olması, iş sahibinin ifayı kabulden kaçınmış olması ve ifayı kabulden kaçınmanın haklı nedene dayanmamış olması olduğu, kabulden kaçınmanın haklı olup olmadığının objektif kriterlere göre değerlendirilmesi gerekir.

Somut olay değerlendirildiğinde, davacı yüklenicinin sözleşme kapsamında edimini yerine getirdiği ancak davalı iş sahiplerinin ... üretim talebinde bulunmadıkları, davalıların bu suretle alacaklının temerrüdüne düştükleri, davalıların talepte bulunmama gerekçesi olarak belediyenin projeyi durdurması ve sonrasında iptal etmesine bağladıkları, belediyenin daha sonra projeyi tekrar başlattığı, bunun üzerine tarafların 29.03.2018 tarihli zeyilname imzaladıkları ancak buna rağmen davalı iş sahiplerinin ... üretim talebinde yine bulunmadıkları, davacı yüklenici için makul bekleme süresinin geçtiği, davacı yüklenicinin 11.02.2019 ve 23.05.2019 tarihli ihtarlarla sözleşmeyi feshettiği, davalı iş sahipleri alacaklının temerrüdüne düştükleri için ve objektif kriterlere göre 11 ay gibi bir süre ... üretim talebinde bulunmadıklarından haklı olmadıklarından davacı yüklenicinin sözleşmeyi feshetmekte haklı olduğu anlaşılmıştır.

Belediye, ... inşaatını tekrar başlatmasına rağmen 11 ay gibi bir süre davalı iş sahiplerinin üretim talebinde bulunmadıkları ve yüklenici için makul bekleme süresi aşıldığı anlaşıldığından davalı vekillerinin sözleşmenin devam ettiğine yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.

Tespit dosyası ve mahkemece alınan bilirkişi rapor ve ek raporunda davacı yüklenicinin menfi zararı hesaplanırken sözleşme konusu özel üretim için kurulan şantiye sahasından sökülüp kaldırılan unsurların ikinci el değerinin olup olmadığı varsa bu değerin tespit edilerek yüklenicinin net zararının belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bu yönüyle davalı vekillerinin istinaf sebepleri yerindedir. Mahkemece ek rapor veya yeniden oluşturulacak teknik bilirkişi heyetinden rapor alınması gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, davalılar vekillerinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,

2-İSTANBUL .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin .../09/2022 tarih, 2019/... Esas, 2022/... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4-Davalılar vekilleri tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendilerine İADESİNE,

5-Davalılar vekilleri tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,

6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 30/09/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/13, K. 2026/38, T. 30.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-13-e-2026-38-k-ad3e5efbeb50